Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Neşeli ve abartılı yaşamayı seven kadınların burcu (AKREP)

Hiç yorum yok:

Merhaba efendim.
Bendeniz çok pis fal bakarım. Yani falcı değilim ama bunu sırf pislik olsun diye yaparım. Hani falcıya gidip de bin pişman olasınız, hem fala inanmayıp, hem falsız kalmayasınız diye.

Baktım bu günlerde bloglarda burcunuz, bankalarda borcunuz postları boy göstermekte, ben de karar verdim burçları yazmaya...

Haliyle İbram yazarsa alengirli yazar, oyun olsun, torba dolsun, yazıyorsak bir farkımız olsun diyerek aldık, kalemi elimize. Burçları Alfabetik olarak yazmaya karar verdim ki, arayan kolay bulsun. Bir de tek kalemde yazamam, arkası yarın olsun dedim. 

Buyrun, alfabetik sıraya göre dizilmiş burçlarınız (önce bayanlar, sonra bayılanlar)


1- AKREP BURCU KADINI: (23 ekim-22 kasım)


Akrep burcu kadınları şen, şakrak neşeli tiplerdir genelde. Ancak arada cinslikleri tutar bunalıma girerler. Kendi haline bırakırsanız 7 günde, üstüne düşerseniz 7 ayda iyileşirler. Grip gibi gariptirler anlayacağınız. Bu burcun kadının gönlünü almasını bildikten sonra, yapmıca iş yok gibi gözükse, de özünde akrepler tembel yaratıklardır.

Ancak akıllıdırlar, işi bilir, işe gitmezler. Baklava açmak ve adamın ağzına zçmak için oklava kulllanan tiplerden değildirler . Mercimeği fırına vermeyi bilse de, özenle hazır(lanmış) yemeklerden hoşlanır.

Adlarının aksine akreplikleri pek görülmemiştir. Kuyruklarına basılsa bile, eğer o kuyruk sevdiklerinin kuyruğu değilse töleranslı davranabilirler. Akrep kadını arkadaşınız, kankinizse sırrınızı saklar, sevgilinizse sizi mutlu eder. Sever, sevilir, sevişir sorun çıkarmaz.

Sorumluluk sahibidir ama boşvermeyi de sever. Panik atak değildir, kolay kolay ortamı germez. Hemen kızıp, öfkelenmez, kavga etmez ama aheste çekip kürekleri, size soğuk intikam yemekleri de servis edebilir. Lay, lay lom, çiçek böcek bir tabiatı vardır. Hediye almayı sever, kokmayan ya da iyi kokan erkeklerden hoşlanır.

Akrep kadınları abartılı yaşamayı severler. Ne kadar aksini istiyor görünseler de duygularının ortası yoktur.  Azıcık sakardırlar. Su grubudur, diğer su gruplarıyla iyi anlaşır.  Severlerse kolay değil, kolaylaştırıcıdırlar.


AKREP BURCU ERKEĞİ: (23 ekim-22 kasım)


Pek iyi bişey değillerdir. Hiç tavsiye etmem .  Ben size onun yerine YENGEÇ BURCU İBRAM'ını tavsiye ederim.

Yengeç burcu İbram'ları ilk bakışta uyuz ve pısırık görünseler de, sonraları neşeli şen şakrak oldukları anlaşılan İbram'lardır. Evcimendirler. Evilebilir ve sevilebilirler. Candırlar, iyidirler, İbram'dırlar.
                                       gelecek sayıda Aslan Burcu'yla sürecek.....


Merhaba efendim.
Bendeniz çok pis fal bakarım. Yani falcı değilim ama bunu sırf pislik olsun diye yaparım. Hani falcıya gidip de bin pişman olasınız, hem fala inanmayıp, hem falsız kalmayasınız diye.

Baktım bu günlerde bloglarda burcunuz, bankalarda borcunuz postları boy göstermekte, ben de karar verdim burçları yazmaya...

Haliyle İbram yazarsa alengirli yazar, oyun olsun, torba dolsun, yazıyorsak bir farkımız olsun diyerek aldık, kalemi elimize. Burçları Alfabetik olarak yazmaya karar verdim ki, arayan kolay bulsun. Bir de tek kalemde yazamam, arkası yarın olsun dedim. 

Buyrun, alfabetik sıraya göre dizilmiş burçlarınız (önce bayanlar, sonra bayılanlar)


1- AKREP BURCU KADINI: (23 ekim-22 kasım)


Akrep burcu kadınları şen, şakrak neşeli tiplerdir genelde. Ancak arada cinslikleri tutar bunalıma girerler. Kendi haline bırakırsanız 7 günde, üstüne düşerseniz 7 ayda iyileşirler. Grip gibi gariptirler anlayacağınız. Bu burcun kadının gönlünü almasını bildikten sonra, yapmıca iş yok gibi gözükse, de özünde akrepler tembel yaratıklardır.

Ancak akıllıdırlar, işi bilir, işe gitmezler. Baklava açmak ve adamın ağzına zçmak için oklava kulllanan tiplerden değildirler . Mercimeği fırına vermeyi bilse de, özenle hazır(lanmış) yemeklerden hoşlanır.

Adlarının aksine akreplikleri pek görülmemiştir. Kuyruklarına basılsa bile, eğer o kuyruk sevdiklerinin kuyruğu değilse töleranslı davranabilirler. Akrep kadını arkadaşınız, kankinizse sırrınızı saklar, sevgilinizse sizi mutlu eder. Sever, sevilir, sevişir sorun çıkarmaz.

Sorumluluk sahibidir ama boşvermeyi de sever. Panik atak değildir, kolay kolay ortamı germez. Hemen kızıp, öfkelenmez, kavga etmez ama aheste çekip kürekleri, size soğuk intikam yemekleri de servis edebilir. Lay, lay lom, çiçek böcek bir tabiatı vardır. Hediye almayı sever, kokmayan ya da iyi kokan erkeklerden hoşlanır.

Akrep kadınları abartılı yaşamayı severler. Ne kadar aksini istiyor görünseler de duygularının ortası yoktur.  Azıcık sakardırlar. Su grubudur, diğer su gruplarıyla iyi anlaşır.  Severlerse kolay değil, kolaylaştırıcıdırlar.


AKREP BURCU ERKEĞİ: (23 ekim-22 kasım)


Pek iyi bişey değillerdir. Hiç tavsiye etmem .  Ben size onun yerine YENGEÇ BURCU İBRAM'ını tavsiye ederim.

Yengeç burcu İbram'ları ilk bakışta uyuz ve pısırık görünseler de, sonraları neşeli şen şakrak oldukları anlaşılan İbram'lardır. Evcimendirler. Evilebilir ve sevilebilirler. Candırlar, iyidirler, İbram'dırlar.
                                       gelecek sayıda Aslan Burcu'yla sürecek.....

bir zamanlar seX böyle birşeydi

Hiç yorum yok:
Kedilerin mart, kadınların nisan, erkeklerin mayıs aktivite günleri geldi geçiyor. bugünlerde her türlü blog yazısına hazırlıklı olmanız lazım en azından. hani daha beteri hayatta olup duruyor zaten de, bloglarda da kıl, tüy, selülit ardından da ilk gecem şöyleydi, asaletim şöyle gitti, kemeri böyle çözdük türünden yazılar görülmeye başlar yakında.

Eee o zaman ne duruyoruz biz de yazalım. efendim haliyle biz de ergen olduk bir zamanlar. bizim de ilk sex ve cinsel deneyimlerimiz oldu. abazan geldik abazan gitmiyoruz ya bu dünyadan. Bizim de var bir takım tecrübelerimiz.

Efendim, aşkın sevdanın ve daha ötesinin (sevmek, sevilmek, sevişmek) sadece 3S ile ifade edildiği ve 4ncü S nin argo sayıldığı günlerde tanıştık seX kelimesi ile. yani eskiden seX yoktu daha ayıp bişi vardı onun yerine söylenen ve biz de  s
öyliyemiyorduk...

işte bu yeni icad seX kelimesi hem argo değildi, hem de ergen ruhlarımızdaki bir boşluğu dolduruyordu. biz de üç kafadar arkadaş o günlerde "telsiz bir radyo kurmak, bilimsel buluş yapmak, uzaya gitmek"ten ibaret olan hayal gücümüzü kamçılayacak yeni bir nesne bulmanın sevinci ile seX yapma fikrimizi gerçekleştirmek üzere arkadaşın evinin yolunu tuttuk.

3 kafadar birlikte seX yapacaktık özetle, seX ama sizin bugün anlam verdiğiniz manada bir şey değildi bizim için. romantizmin bir adım ötesini ifade eden bir kelimeye  ait algılarımızı yükseltecektik.

Neyse arkadaşın evine vardık akşam vakti. Gitmeden önce kararlaştırdığımız üzere malzemelerimizi de önceden yanımıza almıştık. seX yapmak için gerekli malzeme listesi şöyleydi:


1 adet boş calcium sandoz kutusu
1 adet orta boy pil
1 adet cikletten çıkma büyüteç
1 küçük parça asetatlı kağıt
1 adet keçeli kırmızı kalem
1 adet gece lambası ampulü


Görev bölümü yaparak başladık seX işine. birimiz pilin ucuna bir parça kablo ile lambayı lehimledi ve calcium sandoz şişesine koydu özenle. bir diğerimiz plastik kapakta keserek küçük bir pencere oluşturdu. (8mm film karesi gibi-hoş siz şimdi 8 mm film ne dersiniz ama ekşi sözlüğe bir bakın) eli kalem tutanımız ise bir grafiti ustası gibi kırmızı kalemle asetatın üzerine afilli bir seX yazdı...

ev sahibi arkadaş ışıkları söndürdü. diğeri pil ile lambanın devresini tamamladı aliminyum kutunun içinde, ben de büyüteçi tuttum (arkasından ışık vuran seX yazılı) asetat kağıdın önüne ve duvara kafam kadar kocaman bir seX yazısı vurdurmayı başardık.

Sinema perdesi gibi dev ekrandaki seX yazısını dakikalarca seyrettik. hem küçük çaplı bir projeksiyon ve sinema makinası yapmayı becermiş, hem de birlikte seX yapmıştık.  (bu olayda bi ibnelik yoktur, gülmeden dosdoğru okuyun döverim)

vay be dedik kendi kendimize. biz bunu yaptıksa  ileride daha neler yapabiliriz. Nitekim zaman geçti; bir tanemiz (asetata seX yazan) kendi çapında ünlü bir fotoğrafçı oldu. bir tanemiz elektronik mühendisi, ben de bilgi teknolojileri üzerine iş güç sahibi oldum. Bir de burda başınızın belası İbram abiniz...

Tabi buralara gelene kadar  o yıllara göre maharet sayılabilecek (tüm devrelerini kendimizin monte ettiği amatör radyolar, su ile çalışan otomobil prototipleri, uydu alıcıları vb şeyler yaptık amatörce)

Geçmişe mazi deniyordu değil mi? Ama  size çok fazla nostaljik  gelse de seX eskiden böyle bir şeydi bizler için. En azından kamışa su yürüyene kadar. Sonrası Köroğlu'nun dediği gibi, delikli demir icad oldu mertlik bozuldu :)
Kedilerin mart, kadınların nisan, erkeklerin mayıs aktivite günleri geldi geçiyor. bugünlerde her türlü blog yazısına hazırlıklı olmanız lazım en azından. hani daha beteri hayatta olup duruyor zaten de, bloglarda da kıl, tüy, selülit ardından da ilk gecem şöyleydi, asaletim şöyle gitti, kemeri böyle çözdük türünden yazılar görülmeye başlar yakında.

Eee o zaman ne duruyoruz biz de yazalım. efendim haliyle biz de ergen olduk bir zamanlar. bizim de ilk sex ve cinsel deneyimlerimiz oldu. abazan geldik abazan gitmiyoruz ya bu dünyadan. Bizim de var bir takım tecrübelerimiz.

Efendim, aşkın sevdanın ve daha ötesinin (sevmek, sevilmek, sevişmek) sadece 3S ile ifade edildiği ve 4ncü S nin argo sayıldığı günlerde tanıştık seX kelimesi ile. yani eskiden seX yoktu daha ayıp bişi vardı onun yerine söylenen ve biz de  s
öyliyemiyorduk...

işte bu yeni icad seX kelimesi hem argo değildi, hem de ergen ruhlarımızdaki bir boşluğu dolduruyordu. biz de üç kafadar arkadaş o günlerde "telsiz bir radyo kurmak, bilimsel buluş yapmak, uzaya gitmek"ten ibaret olan hayal gücümüzü kamçılayacak yeni bir nesne bulmanın sevinci ile seX yapma fikrimizi gerçekleştirmek üzere arkadaşın evinin yolunu tuttuk.

3 kafadar birlikte seX yapacaktık özetle, seX ama sizin bugün anlam verdiğiniz manada bir şey değildi bizim için. romantizmin bir adım ötesini ifade eden bir kelimeye  ait algılarımızı yükseltecektik.

Neyse arkadaşın evine vardık akşam vakti. Gitmeden önce kararlaştırdığımız üzere malzemelerimizi de önceden yanımıza almıştık. seX yapmak için gerekli malzeme listesi şöyleydi:


1 adet boş calcium sandoz kutusu
1 adet orta boy pil
1 adet cikletten çıkma büyüteç
1 küçük parça asetatlı kağıt
1 adet keçeli kırmızı kalem
1 adet gece lambası ampulü


Görev bölümü yaparak başladık seX işine. birimiz pilin ucuna bir parça kablo ile lambayı lehimledi ve calcium sandoz şişesine koydu özenle. bir diğerimiz plastik kapakta keserek küçük bir pencere oluşturdu. (8mm film karesi gibi-hoş siz şimdi 8 mm film ne dersiniz ama ekşi sözlüğe bir bakın) eli kalem tutanımız ise bir grafiti ustası gibi kırmızı kalemle asetatın üzerine afilli bir seX yazdı...

ev sahibi arkadaş ışıkları söndürdü. diğeri pil ile lambanın devresini tamamladı aliminyum kutunun içinde, ben de büyüteçi tuttum (arkasından ışık vuran seX yazılı) asetat kağıdın önüne ve duvara kafam kadar kocaman bir seX yazısı vurdurmayı başardık.

Sinema perdesi gibi dev ekrandaki seX yazısını dakikalarca seyrettik. hem küçük çaplı bir projeksiyon ve sinema makinası yapmayı becermiş, hem de birlikte seX yapmıştık.  (bu olayda bi ibnelik yoktur, gülmeden dosdoğru okuyun döverim)

vay be dedik kendi kendimize. biz bunu yaptıksa  ileride daha neler yapabiliriz. Nitekim zaman geçti; bir tanemiz (asetata seX yazan) kendi çapında ünlü bir fotoğrafçı oldu. bir tanemiz elektronik mühendisi, ben de bilgi teknolojileri üzerine iş güç sahibi oldum. Bir de burda başınızın belası İbram abiniz...

Tabi buralara gelene kadar  o yıllara göre maharet sayılabilecek (tüm devrelerini kendimizin monte ettiği amatör radyolar, su ile çalışan otomobil prototipleri, uydu alıcıları vb şeyler yaptık amatörce)

Geçmişe mazi deniyordu değil mi? Ama  size çok fazla nostaljik  gelse de seX eskiden böyle bir şeydi bizler için. En azından kamışa su yürüyene kadar. Sonrası Köroğlu'nun dediği gibi, delikli demir icad oldu mertlik bozuldu :)

Söyle bana senin İbrahim'in hangisi?

Hiç yorum yok:

Merhaba. Saygıdeğer okuyucularım.
Herkes gibi ben de 23 Nisan'da blogumu birilerine bırakmaya karar verdim. Ama pek öyle çoluk çocuğa bırakasım yok. Yeni yetmeler cin gibi maşallah. Verip de geri alamamak var güzelim blogu.  O yüzden blogumu bir postluk, ismini cismini vermek istemeyip, bana güzel bir yorum gönderen okuyucuma ve onun bir önerisine bırakıyorum.

Kendisi bir İbrahim'imi önermiş. Her ne kadar benim bloglarımdan alıntılar yapsa da herkes kendi İbrahim'ini anlatsın demiş. Eee doğru da demiş. Sizin de hayatınızda bir İbram yok mu. Kâh komik, kâh kro, kâh romantik, kah eş, dost, sevgili. Kâh abi, abla, teyze hala. Siz de yazın bakalım kendi İbrahim'inizi..

İster MİM sayıp sitenizde yazın, ister bu yazıya yorum olarak bırakın. Biz de okuyup, öğrenelim. Sizin İbrahim'iniz nasıl biri, aşağıdakilerden hangisi???

İBRAHİM’İMİ TAKDİM EDİYORUM:
 
İbrahim: Hayallerinizin erkeği. Yalan mı? Hayalinizde bir adam oldu o yazdıkça. Benim de hayallerimdeki erkekti. Hayalimdeki yüze profil fotoğrafını yapıştırdım. Boyunu posunu kendim kafama göre yazdım. 

Teyzemdi dizine yattım, halamdı derdimi paylaştım, ablamdı kavga ettim, dayı kızımdı sataştım, babaannemdi hikayesini dinledim… E  o dedi; bazen halanız bazen teyzenizim … diye. Ben de onun dediğini yaptım işte.


 
Herşeyden biraz var İbrahim’de. Hoş her şeyden her insanda var ama ondaki tat bir başka.Bazen bir parmak BAL çalıyor,  bir de bakmışsınız biber oluyor dilinize, bazen de basıyor bam telinize.
  
Bazen mutfağınızda yemek yaparken aklınıza düşüyor sarımsak soyarken, İbrahim bir gün demişti kurcalama kokusu çıkar diye doğruymuş diyorsunuz. Azıcık gönlünüz akacak oluyor; tersoluğu geliyor aklınıza, çünkü  bana bakma, benim yarim var diyor bas bas.

Şehirlerarası bir otobüse biniyorsunuz, ayaklarınız şişiyor çıkarsam ya şu ayakkabıları offf derken aklınıza yurdum insanı oldum diye otobüs yolculuğunu anlatan İbraaam geliyor. Hay Allah sadece halam teyzem değil yol arkadaşımmış bu adam diyebiliyorsunuz.
Nerde ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmuyor İbram'ın işte. Öyle ki sevgilinizi öperken gözlerinizi açınca bile aklınıza İbraaam gelebiliyor doğru demiş adam, gözü kapalı öpülmüyormuş diyebiliyorsunuz.

 
Bir arkadaşınız apartmandan çıkıp, hızla önünüzden yürürken arkadaki sizi “kediye basma”  diye uyarınca, noluyo nan İbrahim’in ruhu mu bu acaba burada durmuş, köşede. diyebiliyorsunuz.

Şahsen ben düşündüm çok defa hem de. Aslında ben düşünmedim de İbrahim'in söyledikleri bilerek-bilmeyerek kulağıma küpe olmuş. Farkettim ki hepimizin hayatında bir İbrahim var. Kâh komik, kâh kro, kâh romantik, kah eş, dost, sevgili. Kâh abi, abla, teyze hala. Öyleyse siz de yazın bakalım kendi İbrahim'inizi. Okuyalım.

Ben kim miyim, İbrahim’in okuyucularından biri. Yeterince sertleşemediği için, seviyorum en çok onu…

--------------------------------------------------------------------
* Hamiş: bold yazılar İbrahim'in yazılarından seçkiler olup, elimiz deyince linklenecektir.


Merhaba. Saygıdeğer okuyucularım.
Herkes gibi ben de 23 Nisan'da blogumu birilerine bırakmaya karar verdim. Ama pek öyle çoluk çocuğa bırakasım yok. Yeni yetmeler cin gibi maşallah. Verip de geri alamamak var güzelim blogu.  O yüzden blogumu bir postluk, ismini cismini vermek istemeyip, bana güzel bir yorum gönderen okuyucuma ve onun bir önerisine bırakıyorum.

Kendisi bir İbrahim'imi önermiş. Her ne kadar benim bloglarımdan alıntılar yapsa da herkes kendi İbrahim'ini anlatsın demiş. Eee doğru da demiş. Sizin de hayatınızda bir İbram yok mu. Kâh komik, kâh kro, kâh romantik, kah eş, dost, sevgili. Kâh abi, abla, teyze hala. Siz de yazın bakalım kendi İbrahim'inizi..

İster MİM sayıp sitenizde yazın, ister bu yazıya yorum olarak bırakın. Biz de okuyup, öğrenelim. Sizin İbrahim'iniz nasıl biri, aşağıdakilerden hangisi???

İBRAHİM’İMİ TAKDİM EDİYORUM:
 
İbrahim: Hayallerinizin erkeği. Yalan mı? Hayalinizde bir adam oldu o yazdıkça. Benim de hayallerimdeki erkekti. Hayalimdeki yüze profil fotoğrafını yapıştırdım. Boyunu posunu kendim kafama göre yazdım. 

Teyzemdi dizine yattım, halamdı derdimi paylaştım, ablamdı kavga ettim, dayı kızımdı sataştım, babaannemdi hikayesini dinledim… E  o dedi; bazen halanız bazen teyzenizim … diye. Ben de onun dediğini yaptım işte.


 
Herşeyden biraz var İbrahim’de. Hoş her şeyden her insanda var ama ondaki tat bir başka.Bazen bir parmak BAL çalıyor,  bir de bakmışsınız biber oluyor dilinize, bazen de basıyor bam telinize.
  
Bazen mutfağınızda yemek yaparken aklınıza düşüyor sarımsak soyarken, İbrahim bir gün demişti kurcalama kokusu çıkar diye doğruymuş diyorsunuz. Azıcık gönlünüz akacak oluyor; tersoluğu geliyor aklınıza, çünkü  bana bakma, benim yarim var diyor bas bas.

Şehirlerarası bir otobüse biniyorsunuz, ayaklarınız şişiyor çıkarsam ya şu ayakkabıları offf derken aklınıza yurdum insanı oldum diye otobüs yolculuğunu anlatan İbraaam geliyor. Hay Allah sadece halam teyzem değil yol arkadaşımmış bu adam diyebiliyorsunuz.
Nerde ne zaman karşınıza çıkacağı belli olmuyor İbram'ın işte. Öyle ki sevgilinizi öperken gözlerinizi açınca bile aklınıza İbraaam gelebiliyor doğru demiş adam, gözü kapalı öpülmüyormuş diyebiliyorsunuz.

 
Bir arkadaşınız apartmandan çıkıp, hızla önünüzden yürürken arkadaki sizi “kediye basma”  diye uyarınca, noluyo nan İbrahim’in ruhu mu bu acaba burada durmuş, köşede. diyebiliyorsunuz.

Şahsen ben düşündüm çok defa hem de. Aslında ben düşünmedim de İbrahim'in söyledikleri bilerek-bilmeyerek kulağıma küpe olmuş. Farkettim ki hepimizin hayatında bir İbrahim var. Kâh komik, kâh kro, kâh romantik, kah eş, dost, sevgili. Kâh abi, abla, teyze hala. Öyleyse siz de yazın bakalım kendi İbrahim'inizi. Okuyalım.

Ben kim miyim, İbrahim’in okuyucularından biri. Yeterince sertleşemediği için, seviyorum en çok onu…

--------------------------------------------------------------------
* Hamiş: bold yazılar İbrahim'in yazılarından seçkiler olup, elimiz deyince linklenecektir.

Sevgilin var mı İbram? Vaar, sana ne?

Hiç yorum yok:


Profil resminden karı kız beğenen bir tek benim gibi abazanlar , yobazanlar var zannediyordum. Oysa bu tip kişilerin dişileri de varmış. Oh! İbram profil resmine içim geçti, sevgilin var mı? Birlikte bloggerdan facebooka çıkabilir miyiz türünde mailler alıyorum bu aralar. Yapmayın iki gözüm, kendinize yazık, İbrama kazık etmeyin.

Efendim, öncelikle o profil resmi çakmadır haberiniz olsun. Daha önce de açıklamıştım. Resme bakıp oh, ah diyecek olan varsa orjinali internette "goodmorning yastıkları" bahsinde google araması ile kolayca bulunabilir. Zaten uyuyan bir adam resminin, "hatunun mart haftasına" denk gelmediyse bir dişi kişinin neresini uyandırdığını da anlamış değilim.

Gelelim şu ünlü soruya. "Sevgilin var mı İbram?" Vaaaar efendim, aslanlar gibi var. Koçlar gibi var. Ruh ikizim de ruh öküzüm de var efendim. Allah eksikliğini göstermesin. Bursa'ya gittiğimde küçük küçük havlular alacağım sevgili annem, sevgili babam, sevgili kızım, sevgili halacığım, sevgili dayıcığım, sevgili arkadaşım ve sevgili sevgilim var efendim.

İlgi alakanızdan memnun olup, bi yerlerim kalkıp, azıcık şımarmış olmama rağmen şunu söylemek isterim ki; blogum açık olsa da bizim dükkan kapalı efendim. Yaşımız müsait olmakla birlikte, mevsim sonu indirimli satışlarda da değiliz.

Acep neden böyle şeylere takılıp kalırsınız ki? Bahar geldi diye böyle oluyor sanırım bu işler. Libidosu insanın düşmanıdır efendim. Kedilerde işe yaradığı kadar işe yaramıyor insanoğlunda. Sezen Cumhur'vari bir dille söyleyecek olursak; güzel bahar günlerinde kalbinizde cik cik uçmayı bekleyen yavru bir kuş besleseniz bile, bacaklarınızın arasında öten kuşa mukayyet olun efendim. 

Zaten her ne kadar İbrahim iyi yazar, iyi de çizer diye düşünseniz bile; İbrahim iyi yazardır ama, kötü yazılır benim bildiğim. Beceriksizdir, ters adamdır, gıcıktır, kahrı çekilmez. Uzak durulması gereken bir canlı türüdür. Öcüdür, markuttur, bööööö'dür. Hem kaleminin ucu eskisi kadar da keskin değildir. Doğru düzgün yazamaz, yazılamaz.

Biliyorsunuz insan bünyesinde üç çeşit kemiksel sorun vardır . Bunu bilimsel bir dille kırık, çıkık ve bıkık diye özetleyebiliriz. Bıkıklar en zor iyileşen dertlendendir, iflah olmazlar.

Hem napıcanız ununu eleyip, eleğini duvara asmış, feleğin 45ine basmış adamları. Biliyorum hep "Neco" libidosu yüzünden oldu bu işler ama, İbram Neco gibi şarkı söylemeyi de bilmez. Halis toprak gibi elinde tutuğundan başka, bırakacak malı, mülkü de yoktur.

Ayrıca hepimiz az çok biliriz ki; tok adamı ağırlaması zordur. Zahmetli iştir. Çorba'nın sıcaklığına, kılına tüyüne, takar durur. Oysa ne gerek var buna. Bakın dışarda kuşlar, böcekler, çiçekler ötüyor. Açılın kırlara, baharın kokusunu fokuslayın duykukularınızı.

Miss gibi temiz havayı çekin içinize. Bir sürü genç, yakışıklı, eli kalem tutan, ağzı laf yapan boğagiller dolaşıyor ortalıklarda. Sizin ihtiyar öküzün tekiyle işiniz ne? Taze boğalar, yemyeşil çimenlerin üzerinde aranıp, otlanıyorken...


Profil resminden karı kız beğenen bir tek benim gibi abazanlar , yobazanlar var zannediyordum. Oysa bu tip kişilerin dişileri de varmış. Oh! İbram profil resmine içim geçti, sevgilin var mı? Birlikte bloggerdan facebooka çıkabilir miyiz türünde mailler alıyorum bu aralar. Yapmayın iki gözüm, kendinize yazık, İbrama kazık etmeyin.

Efendim, öncelikle o profil resmi çakmadır haberiniz olsun. Daha önce de açıklamıştım. Resme bakıp oh, ah diyecek olan varsa orjinali internette "goodmorning yastıkları" bahsinde google araması ile kolayca bulunabilir. Zaten uyuyan bir adam resminin, "hatunun mart haftasına" denk gelmediyse bir dişi kişinin neresini uyandırdığını da anlamış değilim.

Gelelim şu ünlü soruya. "Sevgilin var mı İbram?" Vaaaar efendim, aslanlar gibi var. Koçlar gibi var. Ruh ikizim de ruh öküzüm de var efendim. Allah eksikliğini göstermesin. Bursa'ya gittiğimde küçük küçük havlular alacağım sevgili annem, sevgili babam, sevgili kızım, sevgili halacığım, sevgili dayıcığım, sevgili arkadaşım ve sevgili sevgilim var efendim.

İlgi alakanızdan memnun olup, bi yerlerim kalkıp, azıcık şımarmış olmama rağmen şunu söylemek isterim ki; blogum açık olsa da bizim dükkan kapalı efendim. Yaşımız müsait olmakla birlikte, mevsim sonu indirimli satışlarda da değiliz.

Acep neden böyle şeylere takılıp kalırsınız ki? Bahar geldi diye böyle oluyor sanırım bu işler. Libidosu insanın düşmanıdır efendim. Kedilerde işe yaradığı kadar işe yaramıyor insanoğlunda. Sezen Cumhur'vari bir dille söyleyecek olursak; güzel bahar günlerinde kalbinizde cik cik uçmayı bekleyen yavru bir kuş besleseniz bile, bacaklarınızın arasında öten kuşa mukayyet olun efendim. 

Zaten her ne kadar İbrahim iyi yazar, iyi de çizer diye düşünseniz bile; İbrahim iyi yazardır ama, kötü yazılır benim bildiğim. Beceriksizdir, ters adamdır, gıcıktır, kahrı çekilmez. Uzak durulması gereken bir canlı türüdür. Öcüdür, markuttur, bööööö'dür. Hem kaleminin ucu eskisi kadar da keskin değildir. Doğru düzgün yazamaz, yazılamaz.

Biliyorsunuz insan bünyesinde üç çeşit kemiksel sorun vardır . Bunu bilimsel bir dille kırık, çıkık ve bıkık diye özetleyebiliriz. Bıkıklar en zor iyileşen dertlendendir, iflah olmazlar.

Hem napıcanız ununu eleyip, eleğini duvara asmış, feleğin 45ine basmış adamları. Biliyorum hep "Neco" libidosu yüzünden oldu bu işler ama, İbram Neco gibi şarkı söylemeyi de bilmez. Halis toprak gibi elinde tutuğundan başka, bırakacak malı, mülkü de yoktur.

Ayrıca hepimiz az çok biliriz ki; tok adamı ağırlaması zordur. Zahmetli iştir. Çorba'nın sıcaklığına, kılına tüyüne, takar durur. Oysa ne gerek var buna. Bakın dışarda kuşlar, böcekler, çiçekler ötüyor. Açılın kırlara, baharın kokusunu fokuslayın duykukularınızı.

Miss gibi temiz havayı çekin içinize. Bir sürü genç, yakışıklı, eli kalem tutan, ağzı laf yapan boğagiller dolaşıyor ortalıklarda. Sizin ihtiyar öküzün tekiyle işiniz ne? Taze boğalar, yemyeşil çimenlerin üzerinde aranıp, otlanıyorken...

Yamyamlar daha mı mutludur acaba? Hani bu dünyada kimse kimseyi pek yemiyor da...

Hiç yorum yok:

İbram'ın papatya falı

Hiç yorum yok:


seviyo, sevmiyo
sevcek, az kaldı,
birazdan sever belki
sora ben de onu severim.

vercek vermicek
vercek de ne zaman vercek?
acaba vermez mi?
yok canım bana vermicek de
başka kime selam vercek.

gülcek gülmücek.
güler mi, gülmez mi?
gülse nasıl güler,
güler kazmacı gibi mi?
saba tümer gibi mi?

dövcek, dövmücek
döver mi, döver
bazen sözüyle, lafıyla
bazen süpürgenin sapıyla.
kadın milleti bu güvenmicen...

Şşt alooo! akıllı ol,
adamı ayar etme
falı, malı dinlemem.
senin aklını alırım kadın...



seviyo, sevmiyo
sevcek, az kaldı,
birazdan sever belki
sora ben de onu severim.

vercek vermicek
vercek de ne zaman vercek?
acaba vermez mi?
yok canım bana vermicek de
başka kime selam vercek.

gülcek gülmücek.
güler mi, gülmez mi?
gülse nasıl güler,
güler kazmacı gibi mi?
saba tümer gibi mi?

dövcek, dövmücek
döver mi, döver
bazen sözüyle, lafıyla
bazen süpürgenin sapıyla.
kadın milleti bu güvenmicen...

Şşt alooo! akıllı ol,
adamı ayar etme
falı, malı dinlemem.
senin aklını alırım kadın...

Eğer ben bir kadın olsaydım

Hiç yorum yok:


Eğer ben bir kadın olsaydım,
hiç diyet yapmaz, gece gündüz yer içerdim manasına gelebilecek erkek argosu dışında her cinsin karşı cins hakkında empati kurmasının gerekli olduğunu düşünürüm.

Ben de cinsin biri olduğumdan, kendi penceremden bakarak bir kadın olarak neye benzerdim diye düşünüp, kendimi değerlendirdim.

Buyrun, eğer ben bir kadın olsaydım:
 
* İlk gece korkusu yüzünden kafayı yer, hasbelkader evlenmişsem bir çocuktan daha fazla doğurmazdım. Onu da (maçam yemicenden) sezeryansız doğuramazdım.

* Ayna karşısından daha fazla bilgisayar karşısında vakit geçirirdim, çok gerekirse saçımı taramak için web cam açardım.

* Az kirli sakalı sevdiğim gibi, epilasyondan da pek hoşlanmazdım, o yüzden pek erkek arkadaşım olmazdı (iggk düşüncesi bile kötü)

* Ben bir kadın olsaydım çok iyi elbise, gömlek, pantalon ve kafa ütülerdim.

* Ben bir kadın olsaydım pek yemek yapmasını beceremez, konserveler ve hazır ev yemekleri ile idare ederdim.

* Ben bir kadın olsaydım, kesin şu halimden daha fazla kilolu olurdum ve kendimi kandırmak için donsuz tartılırdım.

* Ben bir kadın olsaydım gayet severek dedikodu yapardım, çen çen onu bunu çekiştirirdim.

* Ben bir kadın olsaydım bulaşık maknesi ile çamaşır makinesini hayatımın merkezine koyardım, kocamdan daha çok önemserdim.

* Ben bir kadın olsaydım  EZEL izlemezdim, ama yaprak dökümünü kaçırmazdım. Kurtlar vadisinden gıcık kapardım.

* Ben bir kadın olsaydım, sabah akşam duştan çıkmaz, iç çamaşırlarımı koliyle alırdım.

* Ben bir kadın olsaydım, asla sigara içmez, sigara içen erkekleri 2 metreden daha yakınıma sokmazdım.

* Ben bir kadın olsaydım etek giyer, pantalon ve ceketten hiç hoşlanmazdım.

* Ben bir kadın olsaydım, şu günkü halimden  çok daha fazla kitap okurdum.

* Ben bir kadın olsaydım örgü, dantel, oya öremezdim. Parmağıma oje, dudağıma ruj süremezdim.

* Ben bir kadın olsaydım, anladım ki bi halt olmazdım. Hikmetinden sual olunmaz rabbim bilip, bilip yaratıyor.

* Ben bir kadın olsaydım şu an bunları yazıyor olmazdım.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hamiş: Ya siz, hiç empati kurmayı denediniz mi?


 


Eğer ben bir kadın olsaydım,
hiç diyet yapmaz, gece gündüz yer içerdim manasına gelebilecek erkek argosu dışında her cinsin karşı cins hakkında empati kurmasının gerekli olduğunu düşünürüm.

Ben de cinsin biri olduğumdan, kendi penceremden bakarak bir kadın olarak neye benzerdim diye düşünüp, kendimi değerlendirdim.

Buyrun, eğer ben bir kadın olsaydım:
 
* İlk gece korkusu yüzünden kafayı yer, hasbelkader evlenmişsem bir çocuktan daha fazla doğurmazdım. Onu da (maçam yemicenden) sezeryansız doğuramazdım.

* Ayna karşısından daha fazla bilgisayar karşısında vakit geçirirdim, çok gerekirse saçımı taramak için web cam açardım.

* Az kirli sakalı sevdiğim gibi, epilasyondan da pek hoşlanmazdım, o yüzden pek erkek arkadaşım olmazdı (iggk düşüncesi bile kötü)

* Ben bir kadın olsaydım çok iyi elbise, gömlek, pantalon ve kafa ütülerdim.

* Ben bir kadın olsaydım pek yemek yapmasını beceremez, konserveler ve hazır ev yemekleri ile idare ederdim.

* Ben bir kadın olsaydım, kesin şu halimden daha fazla kilolu olurdum ve kendimi kandırmak için donsuz tartılırdım.

* Ben bir kadın olsaydım gayet severek dedikodu yapardım, çen çen onu bunu çekiştirirdim.

* Ben bir kadın olsaydım bulaşık maknesi ile çamaşır makinesini hayatımın merkezine koyardım, kocamdan daha çok önemserdim.

* Ben bir kadın olsaydım  EZEL izlemezdim, ama yaprak dökümünü kaçırmazdım. Kurtlar vadisinden gıcık kapardım.

* Ben bir kadın olsaydım, sabah akşam duştan çıkmaz, iç çamaşırlarımı koliyle alırdım.

* Ben bir kadın olsaydım, asla sigara içmez, sigara içen erkekleri 2 metreden daha yakınıma sokmazdım.

* Ben bir kadın olsaydım etek giyer, pantalon ve ceketten hiç hoşlanmazdım.

* Ben bir kadın olsaydım, şu günkü halimden  çok daha fazla kitap okurdum.

* Ben bir kadın olsaydım örgü, dantel, oya öremezdim. Parmağıma oje, dudağıma ruj süremezdim.

* Ben bir kadın olsaydım, anladım ki bi halt olmazdım. Hikmetinden sual olunmaz rabbim bilip, bilip yaratıyor.

* Ben bir kadın olsaydım şu an bunları yazıyor olmazdım.

------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hamiş: Ya siz, hiç empati kurmayı denediniz mi?


 

Bu aralar...

Hiç yorum yok:

* Bu aralar, bu havalar yüzünden kolik olan herşeyden nefret etmeye başladım. İster alkolik olsun, ister melankolik. Komik şeyleri ise giderek daha çok seviyorum.

* Bu aralar bir kaç kilo verdim galiba, bedenimde bazı bölgeler küçülmeye başladı. (göbek ve yukarısı :P)

* Bu aralar ekmeği azaltıp, tuzu kestikten sonra, süte şeker katmayı da kestim, çayda tek şekere düştüm. Doktor tavsiyesi üzerine 3 beyazla bozuştum, kendimi zenci gibi hissediyorum.

* Bu aralar 3 büyükler ve dolar ile de aramız iyi değil. Borsa ve Ligde Bursa coşmuş durumda, hadi hayırlısı.

* Bu aralar taze zçılmış boq gibiyim. Sinekler konup duruyor üzerime. Bu durumdan da pek şikayetçi değilim.

* Bu aralar yaşına takmış kız kurularına döndüm. Dün 30'lu yaşlarda olduğumu düşünen birine veresiye mal verdim, taktı gitti bence.

* Bu aralar herhangi bir dizide Behlül ya da Polat Alemdar olasım var ama neden bilmem hep zamanyolundan aksakallı dede teklifi gelecek gibi bir his var içimde.

* Bu aralar kelim biraz daha açıldı. Saçlarımı özenle ortaya ortaya taramaya başladım. Bioxin işe yarıyor mu?

* Bu aralar dişlerimi yaptırıyorum. Dişimi platin, kuşumu altın kaplatasım var.

* Bu aralar ratingim düştü. Bunu Murat BOZ evliymiş sendromuna bağlıyorum. Mütemadiyen ağlıyorum :p

* Bu aralar taze hıyar canım çekiyor. Hıyarcıların pazar arabalarını otoparklara çıkarma mevsimi gelmeden yemicem.

* Bu aralar AVM'lere dadandım. Lüzumlu lüzümsuz ne bulursam alıyorum. Alışveriş müptelası yengelere döndüm. Biri beni durdursun.

* Bu aralar takip ettiğim blogları bile okuyamıyorum. Resimlerine bakıp geçiyorum. Eskiden TAN gazetesi'ni de öyle yapardım. Bloglarınıza güzel resimler, içaçıcı haberler koyun.

* Bu aralar blogumu takip eden sözde 316 kişiden kaç tanesi hayatta, kaç tanesi blog aleminden göçetmiş anket yapasım var. İzleyenler parmak kaldırsın.

* Bu aralar pozisyon meraklılarına takmış durumdayım. Zorlasan  topu topu 38 pozisyon çıkar, şu alemde yapabileceğin. Kafanıza göre takılın işte. Gereksiz detaylarda boğulmayın. "Merak edenler için denklemin sağlaması:  (69-31=38)"

* Bu aralar seni düşünüyorum. Hep ondan böyle oluyor bu aralar.

* Bu aralar bu adamı dinliyorum. Kendisi keşfedilmemiş bir yetenek tavsiye ederim.





HAMİŞ: Bu aralar siz ne hallerdesiniz, yazın şuraya da öğrenelim.

* Bu aralar, bu havalar yüzünden kolik olan herşeyden nefret etmeye başladım. İster alkolik olsun, ister melankolik. Komik şeyleri ise giderek daha çok seviyorum.

* Bu aralar bir kaç kilo verdim galiba, bedenimde bazı bölgeler küçülmeye başladı. (göbek ve yukarısı :P)

* Bu aralar ekmeği azaltıp, tuzu kestikten sonra, süte şeker katmayı da kestim, çayda tek şekere düştüm. Doktor tavsiyesi üzerine 3 beyazla bozuştum, kendimi zenci gibi hissediyorum.

* Bu aralar 3 büyükler ve dolar ile de aramız iyi değil. Borsa ve Ligde Bursa coşmuş durumda, hadi hayırlısı.

* Bu aralar taze zçılmış boq gibiyim. Sinekler konup duruyor üzerime. Bu durumdan da pek şikayetçi değilim.

* Bu aralar yaşına takmış kız kurularına döndüm. Dün 30'lu yaşlarda olduğumu düşünen birine veresiye mal verdim, taktı gitti bence.

* Bu aralar herhangi bir dizide Behlül ya da Polat Alemdar olasım var ama neden bilmem hep zamanyolundan aksakallı dede teklifi gelecek gibi bir his var içimde.

* Bu aralar kelim biraz daha açıldı. Saçlarımı özenle ortaya ortaya taramaya başladım. Bioxin işe yarıyor mu?

* Bu aralar dişlerimi yaptırıyorum. Dişimi platin, kuşumu altın kaplatasım var.

* Bu aralar ratingim düştü. Bunu Murat BOZ evliymiş sendromuna bağlıyorum. Mütemadiyen ağlıyorum :p

* Bu aralar taze hıyar canım çekiyor. Hıyarcıların pazar arabalarını otoparklara çıkarma mevsimi gelmeden yemicem.

* Bu aralar AVM'lere dadandım. Lüzumlu lüzümsuz ne bulursam alıyorum. Alışveriş müptelası yengelere döndüm. Biri beni durdursun.

* Bu aralar takip ettiğim blogları bile okuyamıyorum. Resimlerine bakıp geçiyorum. Eskiden TAN gazetesi'ni de öyle yapardım. Bloglarınıza güzel resimler, içaçıcı haberler koyun.

* Bu aralar blogumu takip eden sözde 316 kişiden kaç tanesi hayatta, kaç tanesi blog aleminden göçetmiş anket yapasım var. İzleyenler parmak kaldırsın.

* Bu aralar pozisyon meraklılarına takmış durumdayım. Zorlasan  topu topu 38 pozisyon çıkar, şu alemde yapabileceğin. Kafanıza göre takılın işte. Gereksiz detaylarda boğulmayın. "Merak edenler için denklemin sağlaması:  (69-31=38)"

* Bu aralar seni düşünüyorum. Hep ondan böyle oluyor bu aralar.

* Bu aralar bu adamı dinliyorum. Kendisi keşfedilmemiş bir yetenek tavsiye ederim.





HAMİŞ: Bu aralar siz ne hallerdesiniz, yazın şuraya da öğrenelim.

Yanağımdaki ruj izini silmekle başladı herşey. Şimdi birer birer tenimden kayboluyor izlerin...

Hiç yorum yok:

Hata yapmaktan kötüsü, hatalarından yanlış dersler çıkarmak ve bunların hayatı zindana çevirmesidir

Hiç yorum yok:

bu muydu her genç kızın rüyası?

Hiç yorum yok:

evet evet varmış böyle bir reklam.
her genç kızın rüyası zetina dikiş makinası. bu muydu yani rüyanız kızlar? yıllar boyu bunun için mi erkeklerin emdiği sütü burnundan getirdiniz.

bana hiç inandırıcı gelmiyor bu durum be. eskiden rüyasını söyleyemeyen kızlar vardı. şimdi rüyasını gerçekleştiren kızlar aldı başını gidiyor. artık minareyi çalma niyetiyle kılıf aramaya gerek kalmadı yahu.

lütfen rüyalarınızı yenileyin. adam gibi birşeyler dileyin. buzdolabı çamaşır makinasından vazgeçin, marka bağımsız dikiş makinasına odaklanın. dikiş makinası dediysek anladınız siz onu...

evet evet varmış böyle bir reklam.
her genç kızın rüyası zetina dikiş makinası. bu muydu yani rüyanız kızlar? yıllar boyu bunun için mi erkeklerin emdiği sütü burnundan getirdiniz.

bana hiç inandırıcı gelmiyor bu durum be. eskiden rüyasını söyleyemeyen kızlar vardı. şimdi rüyasını gerçekleştiren kızlar aldı başını gidiyor. artık minareyi çalma niyetiyle kılıf aramaya gerek kalmadı yahu.

lütfen rüyalarınızı yenileyin. adam gibi birşeyler dileyin. buzdolabı çamaşır makinasından vazgeçin, marka bağımsız dikiş makinasına odaklanın. dikiş makinası dediysek anladınız siz onu...

Her ne ararsan kendinde ara

Hiç yorum yok:


İnsanoğlu garip bir canlı. Hele nete girince iki kere garipleşiyor. Ruhunun çıplaklığı kadar ucubeliği de ortaya çıkıyor. Bazen size ne manyaklar varmış denilen olaylarla karşılaşıyorsunuz.

Kimi hackerlığa meraklanıp insanların pcleri kurcalama derdine düşerken, sokakta görsen dönüp bakmayacağın kadınlar buralarda güzellik kraliçesi adamların her biri brad pitt olup çıkıyor. Herkeste bir kapris, herkeste ayrı tripler. Bunalımlı ruh halleri, kontrol manyaklıkları, fırlamalıklar, apışarası manyakları, bir gözlerini göreydim diye ben gibi göz doktoru sanabileceğiniz tipler. Var hepsinden Allah'a şükür net aleminde. Sallasan değer kabilinden. Aklı, fikri ve zikri düzgün insan bulmaksa samanlıkta iğne aramak gibi.

Günlerden bir gün, nette bu tip abuklukları olan bir arkadaş kız nicki ile dolaşmayı öyle abarttı ki, en son işyerindeki elemanla chatleşmeye başladı. Oğlanı bir güzel kendine aşık etmiş. Delikanlının gözleri ışıl ışıl, aşık olmuş resmen.

Babası "netten tanışılan kızla evlenir mi oğlum?" dese de ikna edemedi delikanlıyı. Hazırlıklaryapıldı, dünür gitmeye karar verdiler komşu oğluna isticekler kızı. İş ciddiye binince bizimki de açıkladı gülerek durumu. Baktım bizim eleman nette fazlaca dolanıyordu. zibaralem.com'larda geziyordu. Ben de kendisine bir ders vereyim, azıcık da gülelim istedik diye.

Garibim komşu oğlu aşk acısına mı yansın. Sanal sex diye eli böğründe kuyruğuna takıldığı kızın, patronu çıktığına mı yansın. Teselli de ettik ama çocuğun üzüntüsü kolay kolay geçmedi:) Zibaralem'e tövbe dedi.

Zaten herkes neşeli neşeli gülerken, babası sürekli delikanlıyı azarlıyordu. Bende delikanlının üstüne fazla gitmesinler diye şöyle bi espri patlattım ama ortalık buz kesildi birden. Gülenler susuverdi. Anladım ki bu işi yapanlar pek de az değilmiş.

-"Ya amca ne kızıyorsun çocuğa, vereni cami avlusunda düzerler diye bir laf duymadın mı?Adam ibneyse, xkenin suçu ne?"

İşte öyle...


İnsanoğlu garip bir canlı. Hele nete girince iki kere garipleşiyor. Ruhunun çıplaklığı kadar ucubeliği de ortaya çıkıyor. Bazen size ne manyaklar varmış denilen olaylarla karşılaşıyorsunuz.

Kimi hackerlığa meraklanıp insanların pcleri kurcalama derdine düşerken, sokakta görsen dönüp bakmayacağın kadınlar buralarda güzellik kraliçesi adamların her biri brad pitt olup çıkıyor. Herkeste bir kapris, herkeste ayrı tripler. Bunalımlı ruh halleri, kontrol manyaklıkları, fırlamalıklar, apışarası manyakları, bir gözlerini göreydim diye ben gibi göz doktoru sanabileceğiniz tipler. Var hepsinden Allah'a şükür net aleminde. Sallasan değer kabilinden. Aklı, fikri ve zikri düzgün insan bulmaksa samanlıkta iğne aramak gibi.

Günlerden bir gün, nette bu tip abuklukları olan bir arkadaş kız nicki ile dolaşmayı öyle abarttı ki, en son işyerindeki elemanla chatleşmeye başladı. Oğlanı bir güzel kendine aşık etmiş. Delikanlının gözleri ışıl ışıl, aşık olmuş resmen.

Babası "netten tanışılan kızla evlenir mi oğlum?" dese de ikna edemedi delikanlıyı. Hazırlıklaryapıldı, dünür gitmeye karar verdiler komşu oğluna isticekler kızı. İş ciddiye binince bizimki de açıkladı gülerek durumu. Baktım bizim eleman nette fazlaca dolanıyordu. zibaralem.com'larda geziyordu. Ben de kendisine bir ders vereyim, azıcık da gülelim istedik diye.

Garibim komşu oğlu aşk acısına mı yansın. Sanal sex diye eli böğründe kuyruğuna takıldığı kızın, patronu çıktığına mı yansın. Teselli de ettik ama çocuğun üzüntüsü kolay kolay geçmedi:) Zibaralem'e tövbe dedi.

Zaten herkes neşeli neşeli gülerken, babası sürekli delikanlıyı azarlıyordu. Bende delikanlının üstüne fazla gitmesinler diye şöyle bi espri patlattım ama ortalık buz kesildi birden. Gülenler susuverdi. Anladım ki bu işi yapanlar pek de az değilmiş.

-"Ya amca ne kızıyorsun çocuğa, vereni cami avlusunda düzerler diye bir laf duymadın mı?Adam ibneyse, xkenin suçu ne?"

İşte öyle...

Ve elektrikler kesildi, artık ay yüzünde nefes alabilmek daha zor olacak

Hiç yorum yok:

Aşure'den aşure'ye sınıfsal fark mı var?

Hiç yorum yok:
aşure mevsimiymiş. ablam da pişirmiş ama, o ne ki öyle. içinde bir ben eksiğim. dedim ki; ne iş burda benden başka herkes var. cahil çocuk dedi aşura'nın manası o zaten. anlattıklarına aklım yatmasına yattı, güzel de bir tatlı olmuş ama sormadan da duramadım. elde ne varsa demişler, bana göre hava hoş da siz maşallah işi kuruyemişçide ne varsa ya döndürmüşsünüz.
aşure mevsimiymiş. ablam da pişirmiş ama, o ne ki öyle. içinde bir ben eksiğim. dedim ki; ne iş burda benden başka herkes var. cahil çocuk dedi aşura'nın manası o zaten. anlattıklarına aklım yatmasına yattı, güzel de bir tatlı olmuş ama sormadan da duramadım. elde ne varsa demişler, bana göre hava hoş da siz maşallah işi kuruyemişçide ne varsa ya döndürmüşsünüz.

Patron haklı, ekonomik kriz var memlekette

Hiç yorum yok:
anlıyorum patron. kriz var, işlerin tadı tuzu yok, alacaklılar ödeme yapmıyor. sgk primlerimi bile zor yatırıyorsun ama istediğim 3 kuruş zam. bayramdan bayrama sinemaya götürüyorum diye sevgilim de ekti beni. kahveye bile gidip, iki okey atamaz olduk. oysa sen arabayı yeniledin yine. senin işler düzelsin diye beklemekten benim düzelmedik yanım kalmadı. ben istifa ediyorum...
anlıyorum patron. kriz var, işlerin tadı tuzu yok, alacaklılar ödeme yapmıyor. sgk primlerimi bile zor yatırıyorsun ama istediğim 3 kuruş zam. bayramdan bayrama sinemaya götürüyorum diye sevgilim de ekti beni. kahveye bile gidip, iki okey atamaz olduk. oysa sen arabayı yeniledin yine. senin işler düzelsin diye beklemekten benim düzelmedik yanım kalmadı. ben istifa ediyorum...

Baktım herkes döktürüyor, ben de döktürdüm

Hiç yorum yok:
net aleMineıklama daldığımda ilk öğrendiğim şeydi. güzel yazabilmek için aşık olmak, sanal bir sevgili yapmak lazımmış. işte o zaman yazmıştım böyle bi şiyir ben de : /sevgilim necefli maşrapa gibisin/tutmaya gelmiyor hiç bir yerinden/oysa aşkım çok derinden/allah korusun beterinden/anlamadım erkek misin kız mısın/ yoksa gönül çalan bir hırsız mısın/çok tatlısın ama az tuzsuz musun/ben deliyim hadi/sen benden de akılsız mısın?
net aleMineıklama daldığımda ilk öğrendiğim şeydi. güzel yazabilmek için aşık olmak, sanal bir sevgili yapmak lazımmış. işte o zaman yazmıştım böyle bi şiyir ben de : /sevgilim necefli maşrapa gibisin/tutmaya gelmiyor hiç bir yerinden/oysa aşkım çok derinden/allah korusun beterinden/anlamadım erkek misin kız mısın/ yoksa gönül çalan bir hırsız mısın/çok tatlısın ama az tuzsuz musun/ben deliyim hadi/sen benden de akılsız mısın?

Klibine yandım, onu özgün sandım zühtü

Hiç yorum yok:
kim kimi düdüklüyor bilmiyorum. acaba şarkıcı ablalar, abiler yabancı kliplere bakıp, aynısının içine edip bana da mı çekelim diyorlar. yoksa yönetmen abiler özgün diye sanatçılara kopya klip mi iteliyorlar. müziğini ben besteliyorum diyenlerin, bi kaç bukle araklamalarına alıştık da kliplerini de kendileri çekmiyorlar ya. bence biraz özgünlük beklemek onların da hakkı...
kim kimi düdüklüyor bilmiyorum. acaba şarkıcı ablalar, abiler yabancı kliplere bakıp, aynısının içine edip bana da mı çekelim diyorlar. yoksa yönetmen abiler özgün diye sanatçılara kopya klip mi iteliyorlar. müziğini ben besteliyorum diyenlerin, bi kaç bukle araklamalarına alıştık da kliplerini de kendileri çekmiyorlar ya. bence biraz özgünlük beklemek onların da hakkı...

Hüzün bu günlerde davet edilecek en kötü misafirdir. O davetsiz de gelebilir.

Hiç yorum yok:

Annem bana bilmediğin çocuklarla oynama demişti. İyiki demiş, çok iyi etmişti

Hiç yorum yok:

Sokaklarına bahar gelmiş memleketimin

Hiç yorum yok:

Kuş sesleri ovalara yayılır
İnsan buna hayran olur, bayılır...


Olmamak mümkün mü saygıdeğer blogger kardeşlerim. Ne güzeldir bahar, ardından gelen yaz mevsimi. İnsanın içi ruhu kıpırdanır, hayat dolar, neşe dolar, meşe kestane gürgen palamut baltalar elimizde biz gideriz belgrat ormanlarına olur. Çok güzel olur.

Nitekim bu kış çok soğuk geçmedi, bol bol yağmurlar yağdı. Bu sene mantar da bol olur aman dikkat edelim. Öte yandan önce cemreler düştü, ben gördüm düşerken cemileyi. Güzel düştü ne güzel düştü. Her bir yeri açıldı çiçeklerin, böcekler yapraklarından aldılar, spor yaptılar tozlarıyla. Aganigi işte... Doğanın yengesi hesabı.

Ne güzel oldu. Artık memleketimin çeşmelerinden sular pek daha bol akıyor. Oh! ne güzel. Çimenler, otlar bitti. Islak ıslak her yer. Böyle yürürken ayakkabılarımıza otlar boya fırça çekicek çimenlere basarken. Kuşlar börtü böcek herkes cır cır, vak vak ördekler olaya gircekler. Kediler zaten marttan başladı. İleri görüşlü hayvanlar. Çoluk çombalak yazın gezip, tozup büyüsün diye düşünüyorlar.

Böyle nergis, papatya, gül, sümbül, lale, mor menekşe, sordum sarı çiçeğe kokuları geliyor insanın burnuna. Mis gibi kırlara yayılıp, koyun kuzu meee meee leşesi geliyor insanın. Ne güzel, Ağaçlar çiçek açmış, dallarına da bahar gelmiş memleketimin.

Böyle rengarenk çiçekler, pastel pastel renkleri doğanın, miss gibi kokuları.... Ohhhh! derin derin çekesim geliyor içime...

-Şşşt Aloo... İbram abi uçmuşun yine. Döktürmüşün de sen oturduğun yerden nası görüyon bunca çiçekler, bahar, lale, sümbül, menekşe felam. Kokuları da cabası, nası geliyor koskoca caddede, asfaltın üstünde çiçek kokuları burnuna abi. Bol keseden atıyo olmayasın.

-Yavrum, sen körsen ben ne yapayım.
Baksana kapının önünden geçiyolar. Çek şöyle içine, kokla havayı, her biri başka bir çiçek kokusu. Baksana yaprak, yaprak nasılda açılmışlar. Azmış bunlar azmış. Misss miss. Yaz gelsin inelim sahilere, daha karpuz keseceğiz.


Hamiş: Resim gelecek sezondaki beklentilerimize (yaz) aittir.

Kuş sesleri ovalara yayılır
İnsan buna hayran olur, bayılır...


Olmamak mümkün mü saygıdeğer blogger kardeşlerim. Ne güzeldir bahar, ardından gelen yaz mevsimi. İnsanın içi ruhu kıpırdanır, hayat dolar, neşe dolar, meşe kestane gürgen palamut baltalar elimizde biz gideriz belgrat ormanlarına olur. Çok güzel olur.

Nitekim bu kış çok soğuk geçmedi, bol bol yağmurlar yağdı. Bu sene mantar da bol olur aman dikkat edelim. Öte yandan önce cemreler düştü, ben gördüm düşerken cemileyi. Güzel düştü ne güzel düştü. Her bir yeri açıldı çiçeklerin, böcekler yapraklarından aldılar, spor yaptılar tozlarıyla. Aganigi işte... Doğanın yengesi hesabı.

Ne güzel oldu. Artık memleketimin çeşmelerinden sular pek daha bol akıyor. Oh! ne güzel. Çimenler, otlar bitti. Islak ıslak her yer. Böyle yürürken ayakkabılarımıza otlar boya fırça çekicek çimenlere basarken. Kuşlar börtü böcek herkes cır cır, vak vak ördekler olaya gircekler. Kediler zaten marttan başladı. İleri görüşlü hayvanlar. Çoluk çombalak yazın gezip, tozup büyüsün diye düşünüyorlar.

Böyle nergis, papatya, gül, sümbül, lale, mor menekşe, sordum sarı çiçeğe kokuları geliyor insanın burnuna. Mis gibi kırlara yayılıp, koyun kuzu meee meee leşesi geliyor insanın. Ne güzel, Ağaçlar çiçek açmış, dallarına da bahar gelmiş memleketimin.

Böyle rengarenk çiçekler, pastel pastel renkleri doğanın, miss gibi kokuları.... Ohhhh! derin derin çekesim geliyor içime...

-Şşşt Aloo... İbram abi uçmuşun yine. Döktürmüşün de sen oturduğun yerden nası görüyon bunca çiçekler, bahar, lale, sümbül, menekşe felam. Kokuları da cabası, nası geliyor koskoca caddede, asfaltın üstünde çiçek kokuları burnuna abi. Bol keseden atıyo olmayasın.

-Yavrum, sen körsen ben ne yapayım.
Baksana kapının önünden geçiyolar. Çek şöyle içine, kokla havayı, her biri başka bir çiçek kokusu. Baksana yaprak, yaprak nasılda açılmışlar. Azmış bunlar azmış. Misss miss. Yaz gelsin inelim sahilere, daha karpuz keseceğiz.


Hamiş: Resim gelecek sezondaki beklentilerimize (yaz) aittir.

blogum, güzelim üzme beni, sana 1 nisana şakası yaparım, bir gün kapatırım bak gözlerimi

Hiç yorum yok:

Çocugun ağzında bir sakız, gökyüzünde bir zeplin, ıssız adada sevişen bir çift,CERN'de asrın deneyi, hepsinde ortak bir korku var. Nedir?

Hiç yorum yok:

Bana aşkı yaz diyorlar, defter kalem parası vermiyorlar, tesis yok onu bilmiyorlar.

Hiç yorum yok:

Niye bahar ayları gelince, damarda durduğu gibi durmuyor kan?

Hiç yorum yok:

daha dün mahallenin kızlarına yan bakıyolar diye posta koyan abiyi bugün sübyancılıktan almışlar

Hiç yorum yok:

her saatler geri yada ileri alındığında söylenen mızmız insanlar olur hani, onlardan biri de benim

Hiç yorum yok:

Umumi helâda ah, oh sesleri

Hiç yorum yok:


Efendim yazar dediğin iyi bir gözlemcidir, öyle olmalıdır. Her bulunduğun ortamı gözleyebileceksin. kaşla göz arasında kim nerede ne yapıyor bileceksin. görülemeyeni görüp, herkesin baktığında anlam veremediği şeylerden sen başka anlamlar çıkaracaksın.

İşte, siz öyle adına "hela" deyip geçmeyin. Neler okuyup, anlayabilirsiniz orada hayata ve insanlara dair şaşarsınız. Bu yüzden nasıl edebiyatçı, mizahçı olmak için özel arabanla değil arada belediye otobüsüyle de seyahat etmen gerekiyorsa, mümkün mertebe ben gibi  "hijyen takıntın da olsa" umumi helalarda defi hacet edeceksiniz efendim.

Biliyorsunuz bendeniz geçenlerde bir "hela" maceramı yazmıştım. Hani kapıyı tıklatınca içerden baltalı bir sarhoşun çıkıp, benim onun pisliğini temizlemek zorunda kaldığım gece. Gerçi artık geceleri daha temkinliyim ancak gündüzleri yine gözlemlerimiz sürüyor.

Azıcık mahallenizdeki umumi wc i gözlemlediğinizde, tinercilerinizi, altına kaçıranları, bugün kim ishal, kim kabız olmuş öğrenmeniz mümkün. Aynı şekilde "helâ yazılarından" kimin kız arkadaşından ayrılıp, kızın telini helayâ yazacak kadar şerefsiz olabildiğini de görebilirsiniz. Mahallenizdeki herkes maço takılsa da ne hikmetse "helâ yazılarında" erkeklerin kendi çalıp kendi oynayan xXx içeriklerde neden "yok mu beni öpecek?" türü şeyler yazdıklarını anlamaya çalışırsınız.

Yine siz helâ deyip geçmeyin, askerde beyaz saray derler ona. Abd başkanlarının mekanı sayarlar. Pırıl pırıl tutmaya çalışırlar. Şahsen benim beyaz saray anılarım da çoktur. Helâ askerde denetime en sık uğrayan yerlerden biridir ve tertemiz olması beklenir. Helâ bekçisi de bol bol fırça yer bu yüzden. O da çareyi helayı temiz tutmak için, belirli zamanlarda açıp, genelde  kapalı tutmakta bulur.

Ancak benim gibi bahtsız bedevi iseniz, kapanış saatine denk gelir ve çareyi yemekhane duvarına işemekte bulur, üstüne de disipline verilirsiniz. Artık canınıza tak ettiği için isyan edersiniz. En doğal ihtiyacınız bile denetleme var diye kısıtlanabiliyor, nasıl nereye yapıyorsan yap, deniyorsa, altınıza yapamazsınız ya. Bulduğunuz ilk yere işersiniz. Kralı gelse de size bişi diyemez.

Yine böyle günlerden bir gün; daha kapısından içeri girmediğim WC'nin pisliğini temizlemek bana düşmüştü. Görevli üst devre asker, sular akmadığı halde "sil ulan pisliğini elinle" demişti. Izbandut gibi biri olduğundan ve bendeniz de tırsak mizaçlı olduğum  ve sık sık sopa yediğim için tırsmıştım. Allah'tan cebimde peçete vardı da kutsal vatan görevimizin o kısmını da ifa etmiştik alnımızın (peçetemizin) akıyla. İşte o günlerden kalmış olsa gerek ben "başkalarının pisliğini temizlemeyi" hiç sevmem.

Nitekim, kendim de kolluk görevindeyken, tuvalet görevlisinin şikayeti üzerine şu veciz, fasih ve baliğ konuşmayı yapmıştım, 200 kişiye birden içtima sahasında. "değerli arkadaşlar, ulan! kıçının ayarını bilmeyip deliği tutturamayan ve sifonu çekmeyenler varmış aranızda, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp, gelsinler bilmeyenlere bedava ayar yapıvercem, sifonunuzu da çekivereyim daha ne istiyorsunuz?" Bu konuşmamdan sonra bir hayli azalma olmuştu dışına taşırma etkinliklerinde.

Ne demiştik, helâ deyip geçmiyoruz. Kendisinin "WC, ayakyolu, kenef, zıçılak, tuvalet, Zıfır,zıfır (00) " gibi adları  vardır. Hakkında yazılar yazılmış, karikatürler çizilmiştir. En meşhurlarından ve benim en güldüğüm bir tanesi "kapı tıklatılınca içeridekinin GEL diye seslendiği" karikatürdür mesela.

Erkek helalarında bolca porno içerik, kadın tuvaletlerinde de bol bol "ped" bulunduğu söylenir ama o konuda pek bilgim yok. Kadın tuvaletleri konusunda sevgili Efsa'nın bir kaç blog yazısı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.

Öte yandan helâdan gelen seslere ve kokulara takılanlar da vardır. Bazen "bu ses bu adamdan mı çıktı?" "yada bu boku bu çelimsiz adam mı zıçtı?"dediğiniz olur. Nitekim sevgilisini, yüzünden, gözünden, kukusundan değil gazının kokusundan seçenler de vardır. Bu bir tercih meselesi; herkes bekaret hastası değil, kimisi de başka şeylere takılır, normaldir. (siz siz olun aman sevgilinizle ilk buluşmanızdan önce kuru fasülye yemeyin)

Beni en mütehassıs eden (etkileyen) umumi helâlardaki iniltilerdir. Efendim, yurdum abazanlarının suya sabuna dokunmak için başka yol bulamayıp kendini helâya attığında çıkardığı mastürbasyon efektlerinden bahsetmiyorum ama ona benzer seslerle özellikle yaşlı insanların "ah, off, ohh" dedikten sonra biraz da burunlarının sümüklerini çekip, donlarını yolda toplayarak (uzun süre sonra) içeriden çıktıklarında yüzlerindeki mutluluk görülmeye değer. İşte bu sesler insana çok şeyler anlatır hayata dair.

Demek ki neymiş kıssadan hissemiz; mastürbasyon sonrası orgazmdan daha çok mutluluk veren tek şey;
"yaş ilerleyince azmış bir basurunuz varken, bir de kabız olmuşsanız, canınız yana yana bağırıp, üstüne defi haceti başarmanın mutluluğu" imiş...

Hayat ilerliyor, zaman acımasız, bu güzel günleri birgün hepimiz arayacağız . Bugün gezip, tozup eğlenerek geçirdiğimiz ve bize mutluluk veren "sevişmek, yemek, içmek" fillerinin yerini "dona düşmeyen son damla" ve "rahat rahat işeyip, zıçmak, zıçabilmek alacak"

Acı gerçek bu. O yüzden yaşadığınız zamanın kıymetini bilin. Hepinize prostatsız, sistitsiz ve kabızsız günler dilerim.

Hamiş: Söylediklerim size şaka gibi mi geliyor. Evde yaşlı birileri varsa bakın bakalım "bekunis" diye bir ilaç var mı ecza dolaplarında.
Not 2
: İbram abiniz helâ bekçisi değildir.


Efendim yazar dediğin iyi bir gözlemcidir, öyle olmalıdır. Her bulunduğun ortamı gözleyebileceksin. kaşla göz arasında kim nerede ne yapıyor bileceksin. görülemeyeni görüp, herkesin baktığında anlam veremediği şeylerden sen başka anlamlar çıkaracaksın.

İşte, siz öyle adına "hela" deyip geçmeyin. Neler okuyup, anlayabilirsiniz orada hayata ve insanlara dair şaşarsınız. Bu yüzden nasıl edebiyatçı, mizahçı olmak için özel arabanla değil arada belediye otobüsüyle de seyahat etmen gerekiyorsa, mümkün mertebe ben gibi  "hijyen takıntın da olsa" umumi helalarda defi hacet edeceksiniz efendim.

Biliyorsunuz bendeniz geçenlerde bir "hela" maceramı yazmıştım. Hani kapıyı tıklatınca içerden baltalı bir sarhoşun çıkıp, benim onun pisliğini temizlemek zorunda kaldığım gece. Gerçi artık geceleri daha temkinliyim ancak gündüzleri yine gözlemlerimiz sürüyor.

Azıcık mahallenizdeki umumi wc i gözlemlediğinizde, tinercilerinizi, altına kaçıranları, bugün kim ishal, kim kabız olmuş öğrenmeniz mümkün. Aynı şekilde "helâ yazılarından" kimin kız arkadaşından ayrılıp, kızın telini helayâ yazacak kadar şerefsiz olabildiğini de görebilirsiniz. Mahallenizdeki herkes maço takılsa da ne hikmetse "helâ yazılarında" erkeklerin kendi çalıp kendi oynayan xXx içeriklerde neden "yok mu beni öpecek?" türü şeyler yazdıklarını anlamaya çalışırsınız.

Yine siz helâ deyip geçmeyin, askerde beyaz saray derler ona. Abd başkanlarının mekanı sayarlar. Pırıl pırıl tutmaya çalışırlar. Şahsen benim beyaz saray anılarım da çoktur. Helâ askerde denetime en sık uğrayan yerlerden biridir ve tertemiz olması beklenir. Helâ bekçisi de bol bol fırça yer bu yüzden. O da çareyi helayı temiz tutmak için, belirli zamanlarda açıp, genelde  kapalı tutmakta bulur.

Ancak benim gibi bahtsız bedevi iseniz, kapanış saatine denk gelir ve çareyi yemekhane duvarına işemekte bulur, üstüne de disipline verilirsiniz. Artık canınıza tak ettiği için isyan edersiniz. En doğal ihtiyacınız bile denetleme var diye kısıtlanabiliyor, nasıl nereye yapıyorsan yap, deniyorsa, altınıza yapamazsınız ya. Bulduğunuz ilk yere işersiniz. Kralı gelse de size bişi diyemez.

Yine böyle günlerden bir gün; daha kapısından içeri girmediğim WC'nin pisliğini temizlemek bana düşmüştü. Görevli üst devre asker, sular akmadığı halde "sil ulan pisliğini elinle" demişti. Izbandut gibi biri olduğundan ve bendeniz de tırsak mizaçlı olduğum  ve sık sık sopa yediğim için tırsmıştım. Allah'tan cebimde peçete vardı da kutsal vatan görevimizin o kısmını da ifa etmiştik alnımızın (peçetemizin) akıyla. İşte o günlerden kalmış olsa gerek ben "başkalarının pisliğini temizlemeyi" hiç sevmem.

Nitekim, kendim de kolluk görevindeyken, tuvalet görevlisinin şikayeti üzerine şu veciz, fasih ve baliğ konuşmayı yapmıştım, 200 kişiye birden içtima sahasında. "değerli arkadaşlar, ulan! kıçının ayarını bilmeyip deliği tutturamayan ve sifonu çekmeyenler varmış aranızda, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp, gelsinler bilmeyenlere bedava ayar yapıvercem, sifonunuzu da çekivereyim daha ne istiyorsunuz?" Bu konuşmamdan sonra bir hayli azalma olmuştu dışına taşırma etkinliklerinde.

Ne demiştik, helâ deyip geçmiyoruz. Kendisinin "WC, ayakyolu, kenef, zıçılak, tuvalet, Zıfır,zıfır (00) " gibi adları  vardır. Hakkında yazılar yazılmış, karikatürler çizilmiştir. En meşhurlarından ve benim en güldüğüm bir tanesi "kapı tıklatılınca içeridekinin GEL diye seslendiği" karikatürdür mesela.

Erkek helalarında bolca porno içerik, kadın tuvaletlerinde de bol bol "ped" bulunduğu söylenir ama o konuda pek bilgim yok. Kadın tuvaletleri konusunda sevgili Efsa'nın bir kaç blog yazısı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.

Öte yandan helâdan gelen seslere ve kokulara takılanlar da vardır. Bazen "bu ses bu adamdan mı çıktı?" "yada bu boku bu çelimsiz adam mı zıçtı?"dediğiniz olur. Nitekim sevgilisini, yüzünden, gözünden, kukusundan değil gazının kokusundan seçenler de vardır. Bu bir tercih meselesi; herkes bekaret hastası değil, kimisi de başka şeylere takılır, normaldir. (siz siz olun aman sevgilinizle ilk buluşmanızdan önce kuru fasülye yemeyin)

Beni en mütehassıs eden (etkileyen) umumi helâlardaki iniltilerdir. Efendim, yurdum abazanlarının suya sabuna dokunmak için başka yol bulamayıp kendini helâya attığında çıkardığı mastürbasyon efektlerinden bahsetmiyorum ama ona benzer seslerle özellikle yaşlı insanların "ah, off, ohh" dedikten sonra biraz da burunlarının sümüklerini çekip, donlarını yolda toplayarak (uzun süre sonra) içeriden çıktıklarında yüzlerindeki mutluluk görülmeye değer. İşte bu sesler insana çok şeyler anlatır hayata dair.

Demek ki neymiş kıssadan hissemiz; mastürbasyon sonrası orgazmdan daha çok mutluluk veren tek şey;
"yaş ilerleyince azmış bir basurunuz varken, bir de kabız olmuşsanız, canınız yana yana bağırıp, üstüne defi haceti başarmanın mutluluğu" imiş...

Hayat ilerliyor, zaman acımasız, bu güzel günleri birgün hepimiz arayacağız . Bugün gezip, tozup eğlenerek geçirdiğimiz ve bize mutluluk veren "sevişmek, yemek, içmek" fillerinin yerini "dona düşmeyen son damla" ve "rahat rahat işeyip, zıçmak, zıçabilmek alacak"

Acı gerçek bu. O yüzden yaşadığınız zamanın kıymetini bilin. Hepinize prostatsız, sistitsiz ve kabızsız günler dilerim.

Hamiş: Söylediklerim size şaka gibi mi geliyor. Evde yaşlı birileri varsa bakın bakalım "bekunis" diye bir ilaç var mı ecza dolaplarında.
Not 2
: İbram abiniz helâ bekçisi değildir.

Ödünç veriliyor bize mutluluklar, kıymetini bilmediğimizde, Tanrı, alıp onu başkalarına veriyor

Hiç yorum yok:

sözlerle aram iyi değil, bana anlamsız cümleler kurun yada bırakın enstromantal dinleyeyim

Hiç yorum yok:

sen bir limansan, gelen de olur giden de, yüreğine demir de atsa, gözün kalmasın hiçbir teknede

Hiç yorum yok:

sıradan vatandaş olmanın en güzel tarafı seçme hakkı. oysa başbakan bile olsan seçilmek zorundasın

Hiç yorum yok:

Zeki Müren'de bize verecek mi?

Hiç yorum yok:

"Bakın göreceksiniz İbrahim bey, bunların hepsi bana verecek"
Geçmiş yıllar, sosyal demokrat avukat bir ağabeyimizle seçim çalışmaları yürütüyoruz. Daha doğrusu ayıp olmasın diye yanında takılıyoruz. Kendisi vaktiyle memlekette avukatlık yapmış, hatırını kıramadığımız bir ağabeyimiz. Artık kimin gazına gelmişse memlekete belediye başkanı olarak hizmet vermesi gerektiğine hükmetmiş.

Bir iki söyledik ama laf anlamadı. İnsanlar öyle oluyor zaten kaptırınca görmüyorlar başlarına geleceği. Abimiz de kendince belediye başkanı seçileceğinden emin. Diyor ki ben yıllarca avukatlık yaptım, köylüsü kentlisi hepsi beni tanır. Bakın İbrahim bey ben yolda yürürken hepsine selam veriyorum ve hepsi de selamımı alıp, hatırımı  soruyor. Mutlaka bunlar bize  verecek.

Hı hı demekten başka çare yoktu. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazımdı kırmadık ama seçmen öyle yapmadı. Hezimetle bitirdik seçimleri. Hak ile yeksan olduk. Aldık dersimizi oturduk. Demek ki her selam alıp veren, oy vermiyormuş. Oy vermek, selam vermeye benzemiyormuş. Ama denmiyor işte "Abi bu gidişle Zeki Müren'de bize verecek galiba" diye.

Bunları neden yazdım. Şundan efendim. Resimde gördüğünüz teyzeler bugün konuğumdu. Açık kapıdan içeri girdiler pat diye, buyur demeden oturdular. Ben yokmuşum gibi koltuklarına kurulup sohbet etmeye başladılar. Arada varlığımı hatırlayıp bana da laf attıkları oldu. Bu doğallıklarına hayran olduğum için de ilişmedim.

Bir tanesi ilaç prospektüsünü okuttu hatta. Az hastaymış, antibiyotik vermişler. Sonra kendi aralarında konuştular. Gelinlerden şikayetçiydi ikisi de. Köy minibüsü bizim cadde üzerinden geçecekmiş ve dışarıda beklemektense oturalım içeri demişler. Hani bana da söyleseydiler de haberim olsaydı ama dinleyince öğrendim.

Sohbete düşkün bir yanları var. Ben se işim gereği pek ilgilenmem konuklarla, hele davetsiz misafirlere çene partneri olma huyum yoktur. Ancak yüzüm hep yumuşaktır. (bu yüzden donumun ıslaklığı geçmez) diye de bir söz vardır o hesap. Bazen insanlar gelir böyle. Olmadık işler yaptırmak isterler, olmadık şeyler sorarlar. Kimisi bankada dolduracağı formu doldurtmak ister. Kimisi zeytin sorar, elektronik mağazasına. Ama alışığız. Hatta geçenlerde bir amcayı bakkala yönlendirdim diye kızdı bana. Ne arasın lan bakkalda diyerek:) Demek ki dükkanda temel gıda da bulundurmak lazım.

Teyzemlerin gelinleri hayırsızmış. Hela temizlemiyorlarmış. Çocuğun altını bile arada sen al diyorlarmış. İyimiyim, iyiyim diyor teyze. Ama gelinler ölmesini bekliyorlarmış. Sonra köydeki durumlar, ufak çaplı dedikodular. Pek erkek de kalmamış köyde. Sohbet edecek insan da. Birisi diyor ki alalım bir tane şunlardan "bilgisayar" sohbet ederiz işte. Diğeri ne anlarız ondan, ne var ufacık şeyin içinde diye soruyor. Oooo diyor teyzem iki tık tık yapınca neler oluyomuş neler....

Gülümsüyorum. Bi kaç kelime de ben söylüyorum davetsiz misafirlerime. Onlar durumlarından hiç şikayetçi değiller. Susadım diyor biri, su ikram ediyorum. Acıktım derlerse yemek de söyleyeceğim. İnsanların kendi işyerimde ben yokmuşum gibi davranmalarına bazen kızsam da, böyle şirin ihtiyarlar hoşuma gidiyor. Az sohbeti ilerletiyoruz.... Bundan sonrasını size yazamam gelinlere falan söylersiniz. Olmaz devlet sırrı...

Onlar gidince düşünüyorum. Bu kadar sessiz olmama rağmen insanlar hep böyle yapıyor. Sohbetimi seviyorlar. Onları dinlediğim için en azından, saygıda kusur etmediğim için. Ya da belki güzel şeyler söylüyorum, yüzüm sirke satmıyor. Hoş sohbetim tüm sessizliğime rağmen kimbilir. Bu yüzden zaman zaman "seni görüp, konuşmayı özledim" diyen ama hiç yakın dostum olmayan insanları ağırlıyorum.

Nette de böyle oldu bugüne kadar . Sohbetin huzur veriyor, mutlu ediyor diyen arkadaşlarla tanıştım. Varlığımdan memnun olduklarını söylediler hep. Hatır için söylemişlerdir belki ama ben onlara sormadım ki böyle birşey. Dahası agresif bir adamımdır duruma göre. Tatsız tuzsuz hallerim vardır ama genel bir memnuniyet havası seziyorum. Söyledikleriniz beni mutlu ediyor, şımartıyor. Sağolun var olun.

Ve şimdi kendi kendime soruyorum. İleride mahalli seçimler de var. Belki bloggerde falan da muhtarlık söz konusu olabilir. Ya da gerçek hayatta. Ne dersiniz, hoş sohbetinize, tatlı dilinize aldanıp avukat amcamızın da dediği gibi "Ben herkese selam veriyorum, herkes de bana selam veriyor. Demek ki bir seçim sözkonusu olsa bunların hepsi bana verecek diyebilir miyim.?

Öhöm, ehem. Saygıdeğer seçmenlerim, aziz istanbullular, blogger kardeşlerim, canlarım? Ablanız kurban olsun size (yok bu başka replikti) Garip gureba, fakir fukera, sosyetemizin değerli kişileri, erkekleri, dişileri. Muhabbetine turp sıktıklarım, sesimi beğenenler, tipime hayran olanlar, adsız yorumcularım, mercimek fırıncılarım. Ne dersiniz? İbram'a verir misiniz? Oyunuzu...

---------------------------------------------------------------------------------------------

Hamiş: resim,teyzelere olan saygı ve özenimizden özellikle deforme edilmiştir.

"Bakın göreceksiniz İbrahim bey, bunların hepsi bana verecek"
Geçmiş yıllar, sosyal demokrat avukat bir ağabeyimizle seçim çalışmaları yürütüyoruz. Daha doğrusu ayıp olmasın diye yanında takılıyoruz. Kendisi vaktiyle memlekette avukatlık yapmış, hatırını kıramadığımız bir ağabeyimiz. Artık kimin gazına gelmişse memlekete belediye başkanı olarak hizmet vermesi gerektiğine hükmetmiş.

Bir iki söyledik ama laf anlamadı. İnsanlar öyle oluyor zaten kaptırınca görmüyorlar başlarına geleceği. Abimiz de kendince belediye başkanı seçileceğinden emin. Diyor ki ben yıllarca avukatlık yaptım, köylüsü kentlisi hepsi beni tanır. Bakın İbrahim bey ben yolda yürürken hepsine selam veriyorum ve hepsi de selamımı alıp, hatırımı  soruyor. Mutlaka bunlar bize  verecek.

Hı hı demekten başka çare yoktu. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazımdı kırmadık ama seçmen öyle yapmadı. Hezimetle bitirdik seçimleri. Hak ile yeksan olduk. Aldık dersimizi oturduk. Demek ki her selam alıp veren, oy vermiyormuş. Oy vermek, selam vermeye benzemiyormuş. Ama denmiyor işte "Abi bu gidişle Zeki Müren'de bize verecek galiba" diye.

Bunları neden yazdım. Şundan efendim. Resimde gördüğünüz teyzeler bugün konuğumdu. Açık kapıdan içeri girdiler pat diye, buyur demeden oturdular. Ben yokmuşum gibi koltuklarına kurulup sohbet etmeye başladılar. Arada varlığımı hatırlayıp bana da laf attıkları oldu. Bu doğallıklarına hayran olduğum için de ilişmedim.

Bir tanesi ilaç prospektüsünü okuttu hatta. Az hastaymış, antibiyotik vermişler. Sonra kendi aralarında konuştular. Gelinlerden şikayetçiydi ikisi de. Köy minibüsü bizim cadde üzerinden geçecekmiş ve dışarıda beklemektense oturalım içeri demişler. Hani bana da söyleseydiler de haberim olsaydı ama dinleyince öğrendim.

Sohbete düşkün bir yanları var. Ben se işim gereği pek ilgilenmem konuklarla, hele davetsiz misafirlere çene partneri olma huyum yoktur. Ancak yüzüm hep yumuşaktır. (bu yüzden donumun ıslaklığı geçmez) diye de bir söz vardır o hesap. Bazen insanlar gelir böyle. Olmadık işler yaptırmak isterler, olmadık şeyler sorarlar. Kimisi bankada dolduracağı formu doldurtmak ister. Kimisi zeytin sorar, elektronik mağazasına. Ama alışığız. Hatta geçenlerde bir amcayı bakkala yönlendirdim diye kızdı bana. Ne arasın lan bakkalda diyerek:) Demek ki dükkanda temel gıda da bulundurmak lazım.

Teyzemlerin gelinleri hayırsızmış. Hela temizlemiyorlarmış. Çocuğun altını bile arada sen al diyorlarmış. İyimiyim, iyiyim diyor teyze. Ama gelinler ölmesini bekliyorlarmış. Sonra köydeki durumlar, ufak çaplı dedikodular. Pek erkek de kalmamış köyde. Sohbet edecek insan da. Birisi diyor ki alalım bir tane şunlardan "bilgisayar" sohbet ederiz işte. Diğeri ne anlarız ondan, ne var ufacık şeyin içinde diye soruyor. Oooo diyor teyzem iki tık tık yapınca neler oluyomuş neler....

Gülümsüyorum. Bi kaç kelime de ben söylüyorum davetsiz misafirlerime. Onlar durumlarından hiç şikayetçi değiller. Susadım diyor biri, su ikram ediyorum. Acıktım derlerse yemek de söyleyeceğim. İnsanların kendi işyerimde ben yokmuşum gibi davranmalarına bazen kızsam da, böyle şirin ihtiyarlar hoşuma gidiyor. Az sohbeti ilerletiyoruz.... Bundan sonrasını size yazamam gelinlere falan söylersiniz. Olmaz devlet sırrı...

Onlar gidince düşünüyorum. Bu kadar sessiz olmama rağmen insanlar hep böyle yapıyor. Sohbetimi seviyorlar. Onları dinlediğim için en azından, saygıda kusur etmediğim için. Ya da belki güzel şeyler söylüyorum, yüzüm sirke satmıyor. Hoş sohbetim tüm sessizliğime rağmen kimbilir. Bu yüzden zaman zaman "seni görüp, konuşmayı özledim" diyen ama hiç yakın dostum olmayan insanları ağırlıyorum.

Nette de böyle oldu bugüne kadar . Sohbetin huzur veriyor, mutlu ediyor diyen arkadaşlarla tanıştım. Varlığımdan memnun olduklarını söylediler hep. Hatır için söylemişlerdir belki ama ben onlara sormadım ki böyle birşey. Dahası agresif bir adamımdır duruma göre. Tatsız tuzsuz hallerim vardır ama genel bir memnuniyet havası seziyorum. Söyledikleriniz beni mutlu ediyor, şımartıyor. Sağolun var olun.

Ve şimdi kendi kendime soruyorum. İleride mahalli seçimler de var. Belki bloggerde falan da muhtarlık söz konusu olabilir. Ya da gerçek hayatta. Ne dersiniz, hoş sohbetinize, tatlı dilinize aldanıp avukat amcamızın da dediği gibi "Ben herkese selam veriyorum, herkes de bana selam veriyor. Demek ki bir seçim sözkonusu olsa bunların hepsi bana verecek diyebilir miyim.?

Öhöm, ehem. Saygıdeğer seçmenlerim, aziz istanbullular, blogger kardeşlerim, canlarım? Ablanız kurban olsun size (yok bu başka replikti) Garip gureba, fakir fukera, sosyetemizin değerli kişileri, erkekleri, dişileri. Muhabbetine turp sıktıklarım, sesimi beğenenler, tipime hayran olanlar, adsız yorumcularım, mercimek fırıncılarım. Ne dersiniz? İbram'a verir misiniz? Oyunuzu...

---------------------------------------------------------------------------------------------

Hamiş: resim,teyzelere olan saygı ve özenimizden özellikle deforme edilmiştir.

bu bahar, bu melankoli, nedir yarabbi bu ruh hali, şeytan diyo as bütün işleri

Hiç yorum yok:

Bir kazadır oldu işte hakim bey. inanın ben bahara değil bahar bana çarptı.

Hiç yorum yok:

Yüzyılın buluşu: Aşkınız ölmesin

Hiç yorum yok:

Ve nihayet...
Cep telefonu ve internetten sonraki en büyük buluş gerçekleşti. Üstelik bu seferki ruhlarımızı doyuracak, gönlümüzü hoş edecek bir buluş. İnsan vücudunda mutsuzluk hormonu olarak adlandırılan ve melankoliye de yol açan hormonu baskılayan bir ilaç üretildi.

Bilindiği gibi daha önce insan vücüdundaki genlerin ve hormonların cinsel yaşam ve aktiviteler üzerindeki etkisi bilimsel olarak ispatlanmıştı. Şimdi ise bu ilaç sayesinde aşkınızın sonsuza kadar sürmesi olası. Üretilen ilaç İngilterede ayrılmak üzere olan 132 çift üzerinde denendi. Deneklerden 86 çift ayrılmaktan vazgeçip, yeniden mutlu ilişkilerine dönerken, sadece iki çift ilişkilerini bitirdi. Geri kalanlar ise ilişkilerini yeniden gözden geçirmek istediklerini ifade ettiler.

Böylece bir zamanlar fenomen haline gelen "mutlu aşk yoktur" söylemi de tıpkı "aşkın ömrü 3-5 yıldır" söylemi gibi tarihe karışacak gibi gözüküyor. İlacın ülkemize ancak önümüzdeki aylarca gelebileceğini söyleyen yetkililer, şu an gerekli izin için bakanlığa başvurduklarını ve önümüzdeki yıldan itibaren ülkemizde de aşk acısı çekenlerin ve ilişkisi bitenlerin oranında ciddi azalmalar yaşanacağını belirttiler.

Tabi bu ilaç üretildiği için siz de çok sevindiniz değil mi? Artık ayrılıklar yok, aşk acıları yok, ihanet, terkedilmek yok. Bloglara yazacak konu bile bulamayacağız mutluluktan. Günümüzü gün edeceğiz sevdiğimizle. Yaşasın ne mutlu bize di mi?

Yok, yok, bu ilaç satmaz.
Emin olun satmaz. Kadın erkek demeden hepimiz, yana yakıla aşk acısından çektiklerimizi yazsak da, istemeyiz değil mi tükenmeyen aşkları. Azıcık hüzün olmadan, ayrılıp yeniden kavuşmadan ya da bazılarımız yeni sulara yelken açmadan duramaz değil mi?

Ne diyor du şair, ne kadar sürüyordu modern zamanlarda aşk acısı?


Ve nihayet...
Cep telefonu ve internetten sonraki en büyük buluş gerçekleşti. Üstelik bu seferki ruhlarımızı doyuracak, gönlümüzü hoş edecek bir buluş. İnsan vücudunda mutsuzluk hormonu olarak adlandırılan ve melankoliye de yol açan hormonu baskılayan bir ilaç üretildi.

Bilindiği gibi daha önce insan vücüdundaki genlerin ve hormonların cinsel yaşam ve aktiviteler üzerindeki etkisi bilimsel olarak ispatlanmıştı. Şimdi ise bu ilaç sayesinde aşkınızın sonsuza kadar sürmesi olası. Üretilen ilaç İngilterede ayrılmak üzere olan 132 çift üzerinde denendi. Deneklerden 86 çift ayrılmaktan vazgeçip, yeniden mutlu ilişkilerine dönerken, sadece iki çift ilişkilerini bitirdi. Geri kalanlar ise ilişkilerini yeniden gözden geçirmek istediklerini ifade ettiler.

Böylece bir zamanlar fenomen haline gelen "mutlu aşk yoktur" söylemi de tıpkı "aşkın ömrü 3-5 yıldır" söylemi gibi tarihe karışacak gibi gözüküyor. İlacın ülkemize ancak önümüzdeki aylarca gelebileceğini söyleyen yetkililer, şu an gerekli izin için bakanlığa başvurduklarını ve önümüzdeki yıldan itibaren ülkemizde de aşk acısı çekenlerin ve ilişkisi bitenlerin oranında ciddi azalmalar yaşanacağını belirttiler.

Tabi bu ilaç üretildiği için siz de çok sevindiniz değil mi? Artık ayrılıklar yok, aşk acıları yok, ihanet, terkedilmek yok. Bloglara yazacak konu bile bulamayacağız mutluluktan. Günümüzü gün edeceğiz sevdiğimizle. Yaşasın ne mutlu bize di mi?

Yok, yok, bu ilaç satmaz.
Emin olun satmaz. Kadın erkek demeden hepimiz, yana yakıla aşk acısından çektiklerimizi yazsak da, istemeyiz değil mi tükenmeyen aşkları. Azıcık hüzün olmadan, ayrılıp yeniden kavuşmadan ya da bazılarımız yeni sulara yelken açmadan duramaz değil mi?

Ne diyor du şair, ne kadar sürüyordu modern zamanlarda aşk acısı?

Harbi, harbi sinir harbi yaşıyorum yine. Frene basmam lazım bugünlerde.

Hiç yorum yok:

Ağlayanlar parmak kaldırsın

Hiç yorum yok:

küçüktüm. ninem öldü, ben ağladım.

çocuktum. evcil hayvanlarımızı belediye zehirledi, ben ağladım.

ilkokul çağları, hülya koçyiğitli zamanlar, türk filmlerinde ben ağladım.

gençtim. ruslar afganistanı işgal etti ben ağladım.

askerdim, eşek yüküyle sopa yedim ağlamadım, eski bir botu sen mi çaldın dediler, ben ağladım.

aşık oldum. sevdim, sevildim ama kader değişmedi yine ağladım.

hayat büktü belimi, bir çok sıkıntı çektim. anam ağladı, ben de ağladım.

sonra zaman hızlandı benim için, akrabalarım, dayım, halam, teyzem öldü, ben ağladım.

turgut özal, kemal sunal cem karaca, barış manço, ırakta, filistinde, somali de çocuklar öldü ben ağladım.

şehit cenazelerinde, komşular, tanıdıklar birer birer gittiğinde ve en son babamı kaybettiğimde ben ağladım.

hatta belki işi o kadar abarttım ki, erkekliğe sığmaz deseler de michael jackson öldü, ben yine ağladım.

bugün benden 10 yaş küçük bir komşumu kaybettim, eşi, çocukları ağlıyordu pencerede, ben de ağladım.

yarın, ya da yarından da yakın  belki siz, belki ben de öleceğiz,
Ağlayanlar parmak kaldırsın.



küçüktüm. ninem öldü, ben ağladım.

çocuktum. evcil hayvanlarımızı belediye zehirledi, ben ağladım.

ilkokul çağları, hülya koçyiğitli zamanlar, türk filmlerinde ben ağladım.

gençtim. ruslar afganistanı işgal etti ben ağladım.

askerdim, eşek yüküyle sopa yedim ağlamadım, eski bir botu sen mi çaldın dediler, ben ağladım.

aşık oldum. sevdim, sevildim ama kader değişmedi yine ağladım.

hayat büktü belimi, bir çok sıkıntı çektim. anam ağladı, ben de ağladım.

sonra zaman hızlandı benim için, akrabalarım, dayım, halam, teyzem öldü, ben ağladım.

turgut özal, kemal sunal cem karaca, barış manço, ırakta, filistinde, somali de çocuklar öldü ben ağladım.

şehit cenazelerinde, komşular, tanıdıklar birer birer gittiğinde ve en son babamı kaybettiğimde ben ağladım.

hatta belki işi o kadar abarttım ki, erkekliğe sığmaz deseler de michael jackson öldü, ben yine ağladım.

bugün benden 10 yaş küçük bir komşumu kaybettim, eşi, çocukları ağlıyordu pencerede, ben de ağladım.

yarın, ya da yarından da yakın  belki siz, belki ben de öleceğiz,
Ağlayanlar parmak kaldırsın.


Kralın anısına yorumsuz...

Hiç yorum yok:
Arkadaşları kutluyorum....



YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEYEMEYENLER OPEN DNS İLE SORUNU ÇÖZEBİLİRSİNİZ.

OLMAZSA BURDAN BUYRUN.

VEYA BURAYA TIKLAYIN YETER

İnanmazsınız, çünkü mantığınız baştan yanlıştır

Hiç yorum yok:

Delikanlının biri geldi işyerine, soruyor panik halde.

-Abi sevgilimin bana söylemediği bir msn adresi daha varmış. Şifresini kırabilir miyiz?

Bu tür teklifleri en baştan reddederim ancak delikanlı ile konuşacak vaktim de vardı az sohbet ettik.
O hala sevdiği kızın msn listine, maillerine takılıp kalmıştı. Onu o derin kuyudan çıkarmak istedim.

-Bak delikanlı dedim.
Sen kimle, neyi paylaşmış olursan ol, karşındaki insan bazen yalnız kalmak ister. Bazen sana olan sevgisini de öfkesini de dökebileceği bir mecra arar. Nasıl herşeyinizin herkesce bilimmesi yanlışsa sizin için çok özel olmuş insanlarca bilinmesi de yanlıştır. Çünkü bunu istihbarat örgütleri bile başaramamıştır. İnsanın mailinin içindekilere ulaşman mümkündür ama kalbinin içine ulaşman zordur. Beyninin kıvrımlarında dolaşanı bilemezsin. Sen onun kalbinin sahibi olmaya bak, kalıbının değil...dedim.

İnsanız hepimiz. Gün olur yalnız kalmak, birşeyler karalamak isteriz. Gün olur sessiz bir köşeye çekilip  kafamızı dinleriz. Kimi zaman da nefes almak. Şu dünyada birbirinin bütün maillerini, msn adreslerini tam olarak bilen kaç kişi var sizce. Sevgilimle biz biliyoruz mu dediniz? Emin misiniz? Bir köşede unutulmuş bile olsa blinmeyen bir mailiniz yok mu? Eski bir msn adresiniz. Noldu icqlar, diğer online iletişim platformları.

Facebook'unuz ne alemde, kaç facebook hesabınız var? 1 tane mi. Kaç gtalkınız, kaç msn'iniz, kaç yahoo'nuz? Kaç blogunuz, kaç forumda kullanıcı hesabınız?

Kimi insanlar bazen dürüstlük adına, bazen de birşeyler ispatlamak adına bak işte mailim, seninkine de ben bakayım derdine düşüyor. Oysa temelde yanlış bir durum bu. Sanal alemde bir mail açmak, kaç dakika sürüyor ki? Hala bu tip takıntıların peşinden koşmanın insanın bizzat kendi ruhunu nasıl yaraladığını bilmeyen mi kaldı bu dünyada?.

Sevginin yolu güvenden geçse de, insanın içini yiyip bitiren kontrol hastalığına kapılmaktan uzak durmak lazım. Çünkü dozu aşmış herşey gibi, kontrol hastalığı da bünyeyi tüketir.

Sizi seven birisi sizinle olmak istiyordur ki sizinledir. Yok sizden saklanıp, gizlenip başka yerlerde bulunma ihtiyacı hissetmişse bu da onun bileceği bir şey ama sizin bu problemde payınıza düşen, kendinize çeki düzen vermek ve neden buna ihtiyaç duymuş olabilir diye kafa yormaktır. Durumdan çıkarabileceğiniz tek vazife kendinize soracağınız ben nerede hata yaptım türü sorular olabilir.

Boğdum mu acaba sevdiğimi, bunalttım mı, bıktırdım mı. Olmadık şeylerin peşine mi düştüm. Nerdesin, napıyosun, telefonun niye kapalı, niye meşguldü? Msn'mi kim engellemiş, msn de kim gizli, kim çevrimiçi? Şu an ne yapıyor, sokaktan geçen birine mi göz kırptı? İçinizi bunlar gibi bir sürü sanal ve gerçek şüphe kemirir durur? Yaptığı yorumlardan, onun yazdıklarına yapılan yorumlardan, üstüne başına giydiğinden, lafın geldiği ve gittiği yerden memnun olmazsınız. Sonra da bu delikanlı gibi msn kırma derdine düşersiniz, sevdiğinizin msn adreslerinin, telefonlarının, maillerinin peşindeyken asıl merak etmeniz gerekeni, o'nu ihmal edersiniz.

Sonra peşine düştüğünüz soruların cevaplarını farkında olmazdan bizzat kendiniz verirsiniz.
Delikanlının anlamsız sinir ve merakını biraz sakinleştirerek giderdikten sonra ona 'kusura bakmazsan sana bir soru soracağım' dedim. 'Sor abi!' deyince de sordum.

-Senin var mı başka msn adresin? Kızın bilmediği.
-Var tabi abi dedi. Olmasa neden onun msn'ini merak edeyim? deyip çıktı gitti dükkandan.

Giderken kafasındaki soruların hala yerli yerinde durduğunu görmek beni üzdü. O ise dükkandan çıktıktan sonra, 50metre ötede bir başka meslekdaşımın dükkanına girdi. Oysa peşine düşüp aradığı cevap kendi cümlelerinde gizliydi.

Var tabi...



Delikanlının biri geldi işyerine, soruyor panik halde.

-Abi sevgilimin bana söylemediği bir msn adresi daha varmış. Şifresini kırabilir miyiz?

Bu tür teklifleri en baştan reddederim ancak delikanlı ile konuşacak vaktim de vardı az sohbet ettik.
O hala sevdiği kızın msn listine, maillerine takılıp kalmıştı. Onu o derin kuyudan çıkarmak istedim.

-Bak delikanlı dedim.
Sen kimle, neyi paylaşmış olursan ol, karşındaki insan bazen yalnız kalmak ister. Bazen sana olan sevgisini de öfkesini de dökebileceği bir mecra arar. Nasıl herşeyinizin herkesce bilimmesi yanlışsa sizin için çok özel olmuş insanlarca bilinmesi de yanlıştır. Çünkü bunu istihbarat örgütleri bile başaramamıştır. İnsanın mailinin içindekilere ulaşman mümkündür ama kalbinin içine ulaşman zordur. Beyninin kıvrımlarında dolaşanı bilemezsin. Sen onun kalbinin sahibi olmaya bak, kalıbının değil...dedim.

İnsanız hepimiz. Gün olur yalnız kalmak, birşeyler karalamak isteriz. Gün olur sessiz bir köşeye çekilip  kafamızı dinleriz. Kimi zaman da nefes almak. Şu dünyada birbirinin bütün maillerini, msn adreslerini tam olarak bilen kaç kişi var sizce. Sevgilimle biz biliyoruz mu dediniz? Emin misiniz? Bir köşede unutulmuş bile olsa blinmeyen bir mailiniz yok mu? Eski bir msn adresiniz. Noldu icqlar, diğer online iletişim platformları.

Facebook'unuz ne alemde, kaç facebook hesabınız var? 1 tane mi. Kaç gtalkınız, kaç msn'iniz, kaç yahoo'nuz? Kaç blogunuz, kaç forumda kullanıcı hesabınız?

Kimi insanlar bazen dürüstlük adına, bazen de birşeyler ispatlamak adına bak işte mailim, seninkine de ben bakayım derdine düşüyor. Oysa temelde yanlış bir durum bu. Sanal alemde bir mail açmak, kaç dakika sürüyor ki? Hala bu tip takıntıların peşinden koşmanın insanın bizzat kendi ruhunu nasıl yaraladığını bilmeyen mi kaldı bu dünyada?.

Sevginin yolu güvenden geçse de, insanın içini yiyip bitiren kontrol hastalığına kapılmaktan uzak durmak lazım. Çünkü dozu aşmış herşey gibi, kontrol hastalığı da bünyeyi tüketir.

Sizi seven birisi sizinle olmak istiyordur ki sizinledir. Yok sizden saklanıp, gizlenip başka yerlerde bulunma ihtiyacı hissetmişse bu da onun bileceği bir şey ama sizin bu problemde payınıza düşen, kendinize çeki düzen vermek ve neden buna ihtiyaç duymuş olabilir diye kafa yormaktır. Durumdan çıkarabileceğiniz tek vazife kendinize soracağınız ben nerede hata yaptım türü sorular olabilir.

Boğdum mu acaba sevdiğimi, bunalttım mı, bıktırdım mı. Olmadık şeylerin peşine mi düştüm. Nerdesin, napıyosun, telefonun niye kapalı, niye meşguldü? Msn'mi kim engellemiş, msn de kim gizli, kim çevrimiçi? Şu an ne yapıyor, sokaktan geçen birine mi göz kırptı? İçinizi bunlar gibi bir sürü sanal ve gerçek şüphe kemirir durur? Yaptığı yorumlardan, onun yazdıklarına yapılan yorumlardan, üstüne başına giydiğinden, lafın geldiği ve gittiği yerden memnun olmazsınız. Sonra da bu delikanlı gibi msn kırma derdine düşersiniz, sevdiğinizin msn adreslerinin, telefonlarının, maillerinin peşindeyken asıl merak etmeniz gerekeni, o'nu ihmal edersiniz.

Sonra peşine düştüğünüz soruların cevaplarını farkında olmazdan bizzat kendiniz verirsiniz.
Delikanlının anlamsız sinir ve merakını biraz sakinleştirerek giderdikten sonra ona 'kusura bakmazsan sana bir soru soracağım' dedim. 'Sor abi!' deyince de sordum.

-Senin var mı başka msn adresin? Kızın bilmediği.
-Var tabi abi dedi. Olmasa neden onun msn'ini merak edeyim? deyip çıktı gitti dükkandan.

Giderken kafasındaki soruların hala yerli yerinde durduğunu görmek beni üzdü. O ise dükkandan çıktıktan sonra, 50metre ötede bir başka meslekdaşımın dükkanına girdi. Oysa peşine düşüp aradığı cevap kendi cümlelerinde gizliydi.

Var tabi...


382 mailden 380 tanesi spam çıktı. yuh! ben bu maili kapatayım en iyisi

Hiç yorum yok:

Neden uyuz uyuz başladığımız her iş sürünürken, o iş çabuk bitiyor? bitmese ya!..

Hiç yorum yok:

Güzel ve çok daha güzel

Hiç yorum yok:

BU GERÇEKTEN GÜZEL






BENCE BU ÇOK DAHA GÜZEL

Burcum, neydi senin burcun?

Hiç yorum yok:

İnsan ilişkilerinde statü delisi insanlar vardır. Oturacakları, kalkacakları, konuşup arkadaş hatta sevgili olacakları insanları statülerine göre seçerler. Haliyle bu insanların en azından egolarının yüksek dahası kendilerini beğenmiş tipler olduğunu söylemekte bir sakınca yok.

Sözüm tabi ki insani ve ilkesel bir takım değerleri olanlar ve bu kriterleri ön kabul sayanlara değil. Ben tamamen saçma sapan, statü veya anlamsız kriterler icad edenlere diyorum diyeceğimi.

Eskiden internet ortamında (Age / Sex / Localation) takıntısı olanlar vardı. Ya da koloni kültürü üyesi insanlar. Şiir sevmeyenlerle konuşmam yada şiir sevenlerle konuşmam. Şucularla, konuşmam, bucularla oturup kalkmam türü yaklaşımlar komik geliyor bana.

Bunların gerçek hayatta da her türlüsü bulunuyor. Daha arkadaş ortamına girerken bile , üstünüze başınıza bakılıp, kenar mahalle çocuğu muamelesi görmeniz mümkün. Ancak sanal alemde en azından insanların zihinlerinin önyargılardan kurtulmuş olmasını ümid ediyorsunuz ama heyhat. Nafile..

Hele işi abartıp karşı cinste işi sakallı mısın, bıyıklımısın, gözünün üstünde kaşın varmı? karnıbahar sever misin, ayakların kokar mı ya götürenler çıktı mı gülermisin, ağlar mısın durumları oluyor. Yani ne yapıcaksın iki kelime konuşuyorsun, ya da bir ortama girdin diye "karı, koca" muhabbeti nedir yani. Selam verdin ya da selam aldın diye dünür mü geldik evinize?

Hani ruh ikizi, ruh öküzü kavramları ne kadar komikse, sizi en iyi anladığını düşündüğünüz insan bir müddet sonra öküzün önde gideni olabiliyorsa, ya da sizin gözünüzü bürümüş perde 3 gün 3 ay ya da 3 yıl içinde nihayet
açılınca "amma da safmışım, nelere inanmışım, kendimi kandırmışım" diyorsanız, tıpkı ona benzer şekilde, herhangi bir iletişimde ön kabul ve yargılar da anlamsız geliyor bana...

-İbrahim bey yazılarınızı çok beğeniyorum.
Acaba tanışabilir miyiz. Ama önce size bir sorum olacaktı?

-Tanışmamıza gerek var mı?
Profilimde yazıyor zaten ne malın gözü olduğum. Ama buyrun merak ettim ben, soruyu alayım.

-Çok şakacısınız. Şey burcunuz neydi acaba?
-Yengeç efendim. Şu evcil olan su grubu hayvanlardanım.

-Ah olmadı tüh rüh.. Anlaşamayız ki biz sizle?  Burçlarımız uymaz bir kere.
-Hayrola neyde anlaşamıyoruz bacım. Fiyatta mı?

-Ay! terbiyesizleşmeyin lütfen.
-Belki yükselenimiz uyabilir. Yükselen burcunuz neydi?

-Yükselen şu anda sadece asabım efendim.
Haydi selametle, selametle...

Karşınızdaki insan, kültür düzeyiniz, hayata bakışınız vs. konularda bu kadar seçici olsa anlarsınız tamam. Gerçi okuduğunuz kitaplarda da anlaşamanız mümkün. Bugünlerde profiline herkes "Elif Şafak'ın aşkını okudum" yazıyordur eminim. Eh! kültürlü görünmek lazım, pek kitap okumuyorum deseniz "sanki memleketin %90 ı kitap okuyormuş gibi" siz ölüzden sayarlar.. Gez dolaş alemi şimdi, herkes Şems herkes Mevlana'dır. Romeo Jüliet olmamız ise bir dahaki çok satan kitaba kaldı malesef.

Daha bismillah deyip selam veren bir insan tuttuğunuz futbol takımı, yükselen burcunuz, saçınız, başınız, giydiğiniz, çıkardığınız, yediğiniz, içtiğiniz ya da içmediğinizle bu kadar ilgili olunca haliyle şaşırıyorsunuz. Sana ne diyesiniz geliyor. Hele bir de arkasından şu cümle gelince temelli dumur oluyorsunuz:

-İbrahim sahi sen neden evlenmiyorsun?
-Bir kez yetmedi bir  daha mı evleneyim? Sen söyle kiminle evleneyim mesala burcu?
-...................

-Burcuuuuuuu!.. dur gitme. Beni terk etmeee.
Durrr Burcuuuuu. Senin burcun neydi be Burcu?


İnsan ilişkilerinde statü delisi insanlar vardır. Oturacakları, kalkacakları, konuşup arkadaş hatta sevgili olacakları insanları statülerine göre seçerler. Haliyle bu insanların en azından egolarının yüksek dahası kendilerini beğenmiş tipler olduğunu söylemekte bir sakınca yok.

Sözüm tabi ki insani ve ilkesel bir takım değerleri olanlar ve bu kriterleri ön kabul sayanlara değil. Ben tamamen saçma sapan, statü veya anlamsız kriterler icad edenlere diyorum diyeceğimi.

Eskiden internet ortamında (Age / Sex / Localation) takıntısı olanlar vardı. Ya da koloni kültürü üyesi insanlar. Şiir sevmeyenlerle konuşmam yada şiir sevenlerle konuşmam. Şucularla, konuşmam, bucularla oturup kalkmam türü yaklaşımlar komik geliyor bana.

Bunların gerçek hayatta da her türlüsü bulunuyor. Daha arkadaş ortamına girerken bile , üstünüze başınıza bakılıp, kenar mahalle çocuğu muamelesi görmeniz mümkün. Ancak sanal alemde en azından insanların zihinlerinin önyargılardan kurtulmuş olmasını ümid ediyorsunuz ama heyhat. Nafile..

Hele işi abartıp karşı cinste işi sakallı mısın, bıyıklımısın, gözünün üstünde kaşın varmı? karnıbahar sever misin, ayakların kokar mı ya götürenler çıktı mı gülermisin, ağlar mısın durumları oluyor. Yani ne yapıcaksın iki kelime konuşuyorsun, ya da bir ortama girdin diye "karı, koca" muhabbeti nedir yani. Selam verdin ya da selam aldın diye dünür mü geldik evinize?

Hani ruh ikizi, ruh öküzü kavramları ne kadar komikse, sizi en iyi anladığını düşündüğünüz insan bir müddet sonra öküzün önde gideni olabiliyorsa, ya da sizin gözünüzü bürümüş perde 3 gün 3 ay ya da 3 yıl içinde nihayet
açılınca "amma da safmışım, nelere inanmışım, kendimi kandırmışım" diyorsanız, tıpkı ona benzer şekilde, herhangi bir iletişimde ön kabul ve yargılar da anlamsız geliyor bana...

-İbrahim bey yazılarınızı çok beğeniyorum.
Acaba tanışabilir miyiz. Ama önce size bir sorum olacaktı?

-Tanışmamıza gerek var mı?
Profilimde yazıyor zaten ne malın gözü olduğum. Ama buyrun merak ettim ben, soruyu alayım.

-Çok şakacısınız. Şey burcunuz neydi acaba?
-Yengeç efendim. Şu evcil olan su grubu hayvanlardanım.

-Ah olmadı tüh rüh.. Anlaşamayız ki biz sizle?  Burçlarımız uymaz bir kere.
-Hayrola neyde anlaşamıyoruz bacım. Fiyatta mı?

-Ay! terbiyesizleşmeyin lütfen.
-Belki yükselenimiz uyabilir. Yükselen burcunuz neydi?

-Yükselen şu anda sadece asabım efendim.
Haydi selametle, selametle...

Karşınızdaki insan, kültür düzeyiniz, hayata bakışınız vs. konularda bu kadar seçici olsa anlarsınız tamam. Gerçi okuduğunuz kitaplarda da anlaşamanız mümkün. Bugünlerde profiline herkes "Elif Şafak'ın aşkını okudum" yazıyordur eminim. Eh! kültürlü görünmek lazım, pek kitap okumuyorum deseniz "sanki memleketin %90 ı kitap okuyormuş gibi" siz ölüzden sayarlar.. Gez dolaş alemi şimdi, herkes Şems herkes Mevlana'dır. Romeo Jüliet olmamız ise bir dahaki çok satan kitaba kaldı malesef.

Daha bismillah deyip selam veren bir insan tuttuğunuz futbol takımı, yükselen burcunuz, saçınız, başınız, giydiğiniz, çıkardığınız, yediğiniz, içtiğiniz ya da içmediğinizle bu kadar ilgili olunca haliyle şaşırıyorsunuz. Sana ne diyesiniz geliyor. Hele bir de arkasından şu cümle gelince temelli dumur oluyorsunuz:

-İbrahim sahi sen neden evlenmiyorsun?
-Bir kez yetmedi bir  daha mı evleneyim? Sen söyle kiminle evleneyim mesala burcu?
-...................

-Burcuuuuuuu!.. dur gitme. Beni terk etmeee.
Durrr Burcuuuuu. Senin burcun neydi be Burcu?

diş tedavisi uzadıkça morfine alıştık, gidip bir kaç diş daha çektiresim var. bağımlılık ne zormuş.

Hiç yorum yok:

dur bakalım, az kaldı, sabır, geçecek, Allah kerim, tükenmemeliyim.

Hiç yorum yok:

İnsanın başarısı ile başağrısı ters orantılı. bunu keşfedeceğime başım ağrımasa daha iyiydi.

Hiç yorum yok:



Hayatta en çok sevdiğim şey; arada sevecek başka şeyler de bulabilmek. İşte onlardan biri eti browni intense

Hiç yorum yok:

Sevgi pıtırcığı oldu İbram

Hiç yorum yok:


Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları durumları var. Mart kapıdan baktırdı. Cemileler düştü, insanların ruhlarına da romantizm, melankoli her bir halt düştü a.q. Saman nezlesinden, bahar alerjisinden, kan kaynamasına kadar bir çok ruh hali tavan insancıklar, geziyor ortalıkta bu aralar dikkatli olmak lazım.

İbram' abinizde mevsime uyarak Coka Cola reklamı tadında bu postu yazdı.
Okuyun bakalım:

Ağrıdığında dişimize kalkmadığında kuşumuza nereye sıkışırsa sıkışsın başımıza.
Kıçımızdaki çıbana, basurumuzdaki püsküle, bilmem neremizdeki fistüle.
BAKAN ,kadın erkek ayırmadan, güzel çirkin kayırmadan her yerimizi dinleyip,
gerektiğinde elleyip bizi iyileştirmek için çaba sarfeden tüm beyaz önlüklüler...

ateşimizi ölçen, altımızı alan, üstümüzü değiştiren tüm hastabakıcılar..
anamız gibi çorba pişiren, içine pilav düşüren, tüm ahçı ustalar, gurmemgiller.
zeytin yağı üreticileri, zeytinyağı gibi üste çıkan ömür törpüleri, sinir insanlar.

yamuk iken neşemizi yerine getiren komedyenler,paraleller, dik açılar, meridyenler
ellerine fırsat geçinde memleketi de bizi de düzelten değerli politikacı abiler, ablalar.
kurtlar, kuşlar böcekler, adi herifler, itler, puştlar, o..pular, pezevenkler.
hırsızlar arsızlar, ursuzlar memleketimin saygıdeyer veya şeyim değmez kalitelde insanları.

hamamda kese yapan tellaklar, mektup getirip götüren özel ulaklar, tele kulaklar, bitler pireler yavşaklar. topa tekme vuranlar, güzide duranlar, cem uzanlar, hayallerimizi bozanlar.
katır inatlılar, orkid kanatlılar. güzel kızlar, zarif hanımefendiler, öpülesi dudaklar, sığınılası kucaklar. Ahenkle danseden saçlar, sağa sola kıvrılan kıçlar, ortaya düşmüş andıçlar.

değerli meslek erbabları, terzi olup urbamızı dikenler, kutup ayısı olup çölde bahtsız devemizi.... nler. güzel ve mutena insanları yurdumun. değerli varlıklarımız, canımıza can, içimize heyecan katanlar. bizi cehennemle korkutup kendileri düşlerinde cennette hurilerle fink atan  sözde din bezirganları. ileri aydın geçinip yobazlığın kralını yapan ülkemin geri kalmış, nesli tükenmek üzere dinazorları.

3kağıtçılar, beş kağıtçılar, otçular b.kçular, popçular, alemin kralları, küstüm babaları, çakma ilahları. sözü zehir olanlar, dili çatal, niyeti bozuk, krom kaplama, öküz zihniyetli geri kafalı, şeyimin külahları. futbol fanatikleri, hır çıkarıcılar, gürleyenler ama yağmayanlar, sözde dürüst gözüküp fırsat bulunca hasanın böreğini yağmalayanlar.

sabahları sıcak ekmek pişiren fırın erbabı, simitçi kahveci, gazozcu, ayakkabı boyacısı dürüst insanlar. emekçi kardeşlerim, sırtımdan vuran kalleşlerim, güzel kızlar cici beyfendiler, artistler, mankenler. baylar, gaylar travestiler, kafama estiler, çok s..kmdeydiler, umarızlar ,duyarsızlar. öküzün önde gidenleri. armut piş ağzıma düşçüler. hayalperestler, yutperestler, putperestler, yüzü sirke kendi bal satanlar. her sakallıyı dedesi, her etekliyi ellenesi sananlar. doğruyu unutup her duyduğa lafa dokuz yalan katanlar.

mahallemizin şirin bakkalı ramazan amca, her sabah dükkanını özenle açan, her akşam a.q diye kapatan küçük esnaflar. işsizler güçsüzler, parasızlıktan homurdayanlar, parayı koyacak yer bulamayıp, hummerdayanlar. minokosçular, maldivciler memleketi bırakıp nolcak bu BAE'nin hali diye arabın şeyine yağ sürenler. elalemin derdi bizi mi gerdiciler, tinerciler, ballyciler, çerçiciler, çöpçüler, hüpçüler, lüpçüler, tüpçüler.

doğal gazcı olup herkese gaz verenler, dedikoducu olup arkadan laf sokanlar, yüzüme hettullah gülenler. kuyumu kazanlar, azdıkça azanlar, çenesi düşük lafazanlar, sinirimi bozanlar, recepler, şabanlar, ramazanlar. tepesi atıklar, soframa katıklar, tilki kuyruklular, yabancı uyruklular, kaçak güreşenler, adi yaratıklar. oyunbazlar, düzenbazlar, laf anlamazlar, terörden medet umanlar, huzurumuzu kaçıran hokkabazlar. sözde aydın özde geri kafalı yobazlar.

Bi postluk hepinizi bağrıma bastım. 
Bahar geliyor üleyn. Sevgi pıtırcığı oldum sevgilimin hatırına.
Sizi seviyorum üleynnn. İki dakka rahat durun. Siz de beni sevin be...

---------------------------------------

Hamiş: Çekinmeyin. siz de ekleyin aklınıza gelen birilerini....



Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları durumları var. Mart kapıdan baktırdı. Cemileler düştü, insanların ruhlarına da romantizm, melankoli her bir halt düştü a.q. Saman nezlesinden, bahar alerjisinden, kan kaynamasına kadar bir çok ruh hali tavan insancıklar, geziyor ortalıkta bu aralar dikkatli olmak lazım.

İbram' abinizde mevsime uyarak Coka Cola reklamı tadında bu postu yazdı.
Okuyun bakalım:

Ağrıdığında dişimize kalkmadığında kuşumuza nereye sıkışırsa sıkışsın başımıza.
Kıçımızdaki çıbana, basurumuzdaki püsküle, bilmem neremizdeki fistüle.
BAKAN ,kadın erkek ayırmadan, güzel çirkin kayırmadan her yerimizi dinleyip,
gerektiğinde elleyip bizi iyileştirmek için çaba sarfeden tüm beyaz önlüklüler...

ateşimizi ölçen, altımızı alan, üstümüzü değiştiren tüm hastabakıcılar..
anamız gibi çorba pişiren, içine pilav düşüren, tüm ahçı ustalar, gurmemgiller.
zeytin yağı üreticileri, zeytinyağı gibi üste çıkan ömür törpüleri, sinir insanlar.

yamuk iken neşemizi yerine getiren komedyenler,paraleller, dik açılar, meridyenler
ellerine fırsat geçinde memleketi de bizi de düzelten değerli politikacı abiler, ablalar.
kurtlar, kuşlar böcekler, adi herifler, itler, puştlar, o..pular, pezevenkler.
hırsızlar arsızlar, ursuzlar memleketimin saygıdeyer veya şeyim değmez kalitelde insanları.

hamamda kese yapan tellaklar, mektup getirip götüren özel ulaklar, tele kulaklar, bitler pireler yavşaklar. topa tekme vuranlar, güzide duranlar, cem uzanlar, hayallerimizi bozanlar.
katır inatlılar, orkid kanatlılar. güzel kızlar, zarif hanımefendiler, öpülesi dudaklar, sığınılası kucaklar. Ahenkle danseden saçlar, sağa sola kıvrılan kıçlar, ortaya düşmüş andıçlar.

değerli meslek erbabları, terzi olup urbamızı dikenler, kutup ayısı olup çölde bahtsız devemizi.... nler. güzel ve mutena insanları yurdumun. değerli varlıklarımız, canımıza can, içimize heyecan katanlar. bizi cehennemle korkutup kendileri düşlerinde cennette hurilerle fink atan  sözde din bezirganları. ileri aydın geçinip yobazlığın kralını yapan ülkemin geri kalmış, nesli tükenmek üzere dinazorları.

3kağıtçılar, beş kağıtçılar, otçular b.kçular, popçular, alemin kralları, küstüm babaları, çakma ilahları. sözü zehir olanlar, dili çatal, niyeti bozuk, krom kaplama, öküz zihniyetli geri kafalı, şeyimin külahları. futbol fanatikleri, hır çıkarıcılar, gürleyenler ama yağmayanlar, sözde dürüst gözüküp fırsat bulunca hasanın böreğini yağmalayanlar.

sabahları sıcak ekmek pişiren fırın erbabı, simitçi kahveci, gazozcu, ayakkabı boyacısı dürüst insanlar. emekçi kardeşlerim, sırtımdan vuran kalleşlerim, güzel kızlar cici beyfendiler, artistler, mankenler. baylar, gaylar travestiler, kafama estiler, çok s..kmdeydiler, umarızlar ,duyarsızlar. öküzün önde gidenleri. armut piş ağzıma düşçüler. hayalperestler, yutperestler, putperestler, yüzü sirke kendi bal satanlar. her sakallıyı dedesi, her etekliyi ellenesi sananlar. doğruyu unutup her duyduğa lafa dokuz yalan katanlar.

mahallemizin şirin bakkalı ramazan amca, her sabah dükkanını özenle açan, her akşam a.q diye kapatan küçük esnaflar. işsizler güçsüzler, parasızlıktan homurdayanlar, parayı koyacak yer bulamayıp, hummerdayanlar. minokosçular, maldivciler memleketi bırakıp nolcak bu BAE'nin hali diye arabın şeyine yağ sürenler. elalemin derdi bizi mi gerdiciler, tinerciler, ballyciler, çerçiciler, çöpçüler, hüpçüler, lüpçüler, tüpçüler.

doğal gazcı olup herkese gaz verenler, dedikoducu olup arkadan laf sokanlar, yüzüme hettullah gülenler. kuyumu kazanlar, azdıkça azanlar, çenesi düşük lafazanlar, sinirimi bozanlar, recepler, şabanlar, ramazanlar. tepesi atıklar, soframa katıklar, tilki kuyruklular, yabancı uyruklular, kaçak güreşenler, adi yaratıklar. oyunbazlar, düzenbazlar, laf anlamazlar, terörden medet umanlar, huzurumuzu kaçıran hokkabazlar. sözde aydın özde geri kafalı yobazlar.

Bi postluk hepinizi bağrıma bastım. 
Bahar geliyor üleyn. Sevgi pıtırcığı oldum sevgilimin hatırına.
Sizi seviyorum üleynnn. İki dakka rahat durun. Siz de beni sevin be...

---------------------------------------

Hamiş: Çekinmeyin. siz de ekleyin aklınıza gelen birilerini....

Yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor, bana bakıyor, iyi ki bakıyor, ne iyi yapıyor.

Hiç yorum yok:

Uzaktan yakın akraba olmak

Hiç yorum yok:


Bir başka şehirde bir kafede oturmuştum. karşı masaya bir çift gelip oturdu.
tahminen karı kocaydılar.
gayrı ihtiyarı onları izledim bir süre.
bir tatil günü beraber masadaydılar ama bir arada değildiler.
adam gazetesini açıp okumaya başladı gayet sıkıntılı, kadın cep telefonu ile oyalandı.

sonra başka birileri geldi yanlarına. birden canlandılar. konuşmaları değişti vs
akılları başka yerde bedenleri başka dedim içimden. yanyanaydılar ama birbirilerinde değillerdi.

etkileyici bir gözlemdi benim açımdan. resmen iki cansız resim gibiydiler
kalabalıklar içinde yalnız kalmak denir ya hani "birlikte ama ayrı, iki yabancı" öyle işte.
resme başkaları dokundu ve ancak o zaman sahte de olsa bir  hayat buldular..

üstelik asıl bekledikleri de değildi ihtimal o gelenler
bu da çok zor bir durum. birbirinin yanında olmak ama aklında olmamak

ne kadar üzücü ve düşündürücü bir durum insanlar için
en az öteki (aklında ama yanında olamamak) kadar, belki de daha kötü.


Bir başka şehirde bir kafede oturmuştum. karşı masaya bir çift gelip oturdu.
tahminen karı kocaydılar.
gayrı ihtiyarı onları izledim bir süre.
bir tatil günü beraber masadaydılar ama bir arada değildiler.
adam gazetesini açıp okumaya başladı gayet sıkıntılı, kadın cep telefonu ile oyalandı.

sonra başka birileri geldi yanlarına. birden canlandılar. konuşmaları değişti vs
akılları başka yerde bedenleri başka dedim içimden. yanyanaydılar ama birbirilerinde değillerdi.

etkileyici bir gözlemdi benim açımdan. resmen iki cansız resim gibiydiler
kalabalıklar içinde yalnız kalmak denir ya hani "birlikte ama ayrı, iki yabancı" öyle işte.
resme başkaları dokundu ve ancak o zaman sahte de olsa bir  hayat buldular..

üstelik asıl bekledikleri de değildi ihtimal o gelenler
bu da çok zor bir durum. birbirinin yanında olmak ama aklında olmamak

ne kadar üzücü ve düşündürücü bir durum insanlar için
en az öteki (aklında ama yanında olamamak) kadar, belki de daha kötü.