* Günün Yazısı :

Foto fal: Anlamaya çalışmayı reddediyorum

6 yorum:

Mazereti ne olursa olsun. Hiç kimse bana şu masum çocukların çektiği acıların sebebini izah edemez.

Anlamıyorum, anlamak istemiyorum, Anlamaya çalışmayı reddediyorum.





Mazereti ne olursa olsun. Hiç kimse bana şu masum çocukların çektiği acıların sebebini izah edemez.

Anlamıyorum, anlamak istemiyorum, Anlamaya çalışmayı reddediyorum.




Foto fal: Tut şunun ucunu döşeyelim abi

Hiç yorum yok:


İşte okuldan kaçarsan Allah adamı taş yapar temalı bir sanat eseri.
Belki de
duvarcı ustalarının duvarla bütünleşerek işlerini yaptıklarını anlatmak istemiş sanatçı.
Ya da hiç öyle bir kaygısı yok güzel gözüksün demiş işte, güzel de olmuş hani.
Yine de merak ediyor insan o çocuk düşmeden günlerce nasıl duruyor duvarın tepesinde diye
.

Resmin Orjinali: http://uzar.files.wordpress.com/2009/03/another_brick_in_the_wall.jpg


İşte okuldan kaçarsan Allah adamı taş yapar temalı bir sanat eseri.
Belki de
duvarcı ustalarının duvarla bütünleşerek işlerini yaptıklarını anlatmak istemiş sanatçı.
Ya da hiç öyle bir kaygısı yok güzel gözüksün demiş işte, güzel de olmuş hani.
Yine de merak ediyor insan o çocuk düşmeden günlerce nasıl duruyor duvarın tepesinde diye
.

Resmin Orjinali: http://uzar.files.wordpress.com/2009/03/another_brick_in_the_wall.jpg

Bırakın tesbihi, takkeyi kardeşim

11 yorum:


Y
a amcalar, teyzeler siz laftan anlamaz mısınız?

Bırakın Çin'in "çan Çin çon" oyuncaklarına para kaptırmayı. Elalemin elektronik çöplerini, pil canavarı oyuncaklarını kapıp kapıp memlekete getirmekten vazgeçin. Selam götürdüğünüz gibi, sadece selam getirin.

E bir de zemzemle, hurma bir zahmet...

Bir meyve bu kadar mı çok sevilir, seviyorum işte na'pim? Size çok banal gelebilir ama koy önüme 1 kilo hurmayı, çikolatayı ararsam ne olim. İnsanı uzun süre tok tutabilen tek gıda sanki hurma.

Kan şekerimi, sindirim sistemimi dengeliyor. Sağlığım için bulunmaz nimet.
Valla dini içerikli propaganda yapmıyorum. Sadece canım hurma çekiyor:))

Hacıların dönüş mevsimi ya. Damardan girmeye çalışıyorum:)
Şimdi hepsi canım memleketimden gitme ya da Çin işi tespih, takke, yüzükleri koyacaklar önümüze. Utanmadan yiyebilirsen bir iki "acve", bir yudum zemzem hepsi o kadar.

Eee kim doyacak 2 hurma ile kardeşim?
Size diyorum Hacı amcalar, hacı teyzeler.Ya da akrabası, amcası dayısı hac'dan dönen blogger kardeşlerim. Yobaz mısınız, nesiniz? Bırakın Çin, çon işi tespihi, takkeleri, yüzükleri.

Hurma yok mu hurma?
 




Y
a amcalar, teyzeler siz laftan anlamaz mısınız?

Bırakın Çin'in "çan Çin çon" oyuncaklarına para kaptırmayı. Elalemin elektronik çöplerini, pil canavarı oyuncaklarını kapıp kapıp memlekete getirmekten vazgeçin. Selam götürdüğünüz gibi, sadece selam getirin.

E bir de zemzemle, hurma bir zahmet...

Bir meyve bu kadar mı çok sevilir, seviyorum işte na'pim? Size çok banal gelebilir ama koy önüme 1 kilo hurmayı, çikolatayı ararsam ne olim. İnsanı uzun süre tok tutabilen tek gıda sanki hurma.

Kan şekerimi, sindirim sistemimi dengeliyor. Sağlığım için bulunmaz nimet.
Valla dini içerikli propaganda yapmıyorum. Sadece canım hurma çekiyor:))

Hacıların dönüş mevsimi ya. Damardan girmeye çalışıyorum:)
Şimdi hepsi canım memleketimden gitme ya da Çin işi tespih, takke, yüzükleri koyacaklar önümüze. Utanmadan yiyebilirsen bir iki "acve", bir yudum zemzem hepsi o kadar.

Eee kim doyacak 2 hurma ile kardeşim?
Size diyorum Hacı amcalar, hacı teyzeler.Ya da akrabası, amcası dayısı hac'dan dönen blogger kardeşlerim. Yobaz mısınız, nesiniz? Bırakın Çin, çon işi tespihi, takkeleri, yüzükleri.

Hurma yok mu hurma?
 


Foto fal: Bu kadar dövdürmeyin efendiler

Hiç yorum yok:


Oldum olası şu dövme işinden hazzetmem. İnsan vücudu öyle güzel ki. Kıl, tüy, hatta ergenlik sivilceleri bile gözüme dövmeden daha hoş gelir. Düşünsenize yediği içtiği herşeyin naturel ve organik olmasını isteyen insanoğlu niye saçına şampuan, boya, yüzüne allık, pudra, tırnağına oje, dudağına ruj boca eder ki. 
Dövdürmeyin elaleme bu kadar kendinizi. Naturel olalım please. Bir incir yaprağı nenize yetmiyor ey Adem oğulları...



Oldum olası şu dövme işinden hazzetmem. İnsan vücudu öyle güzel ki. Kıl, tüy, hatta ergenlik sivilceleri bile gözüme dövmeden daha hoş gelir. Düşünsenize yediği içtiği herşeyin naturel ve organik olmasını isteyen insanoğlu niye saçına şampuan, boya, yüzüne allık, pudra, tırnağına oje, dudağına ruj boca eder ki. 
Dövdürmeyin elaleme bu kadar kendinizi. Naturel olalım please. Bir incir yaprağı nenize yetmiyor ey Adem oğulları...

Foto fal: Ablalar beni mi çağırıyor?

Hiç yorum yok:


Cin gibi adamımdır vesselam. O yüzden, bu ablalar beni çağırıyor olabilir mi? diye düşünmeden edemiyorum.
Fotoğrafa iki esmer bir sarışın alınması gelecek olan cin'in tercihleri ile mi ilgili. Sanki mesaj kaygısı olan bir fotoğraf gibi geldi bana. Siz ne dersiniz?

Resmin Orjinali: http://www.lostateminor.com/wp-content/uploads/2008/11/lover_the_label.jpg


Cin gibi adamımdır vesselam. O yüzden, bu ablalar beni çağırıyor olabilir mi? diye düşünmeden edemiyorum.
Fotoğrafa iki esmer bir sarışın alınması gelecek olan cin'in tercihleri ile mi ilgili. Sanki mesaj kaygısı olan bir fotoğraf gibi geldi bana. Siz ne dersiniz?

Resmin Orjinali: http://www.lostateminor.com/wp-content/uploads/2008/11/lover_the_label.jpg

Eti-ket

4 yorum:
memlekette bir sürü it pust erkek vardır cok azı bunu aleni yazar ama akıllı uslu kadın bloggerlerin yazılarında iki de bir içlerindeki fahişeye vurgu yapmalarının hikmeti nedir hiç anlamam,
memlekette bir sürü it pust erkek vardır cok azı bunu aleni yazar ama akıllı uslu kadın bloggerlerin yazılarında iki de bir içlerindeki fahişeye vurgu yapmalarının hikmeti nedir hiç anlamam,

En çok ben izleniyorum, gerisi yalan

26 yorum:

E
vet. Resmen trip yapıyorum.
Bana ne yaaa. Herkesin blogunda izleyicisi benden çok. Mayıstan beri şuradayım hala şöyle bir 4 haneli izleyici kitlem olamadı. Olacağı da yok bu gidişle.

Madem öyle. Ben de izleyicilerimi altalta toplarım arkadaş.Ne yapayım yani. Boyutu değil ,işlevi önemli diyemiyecek kadar egoya sahibim. Yanarım yanarım hesabını tutamadığım, silip attığım eski sitelerimdeki izleyicilerime yanarım. Acaba ne yapıyorlar şimdi. Benim yazılarım yerine kimleri okuyorlar. Onları yüzüstü bırakıp gittiğim için bana kırgın, dargın mıdırlar acaba? Ah ah... Ben sizleri silecek adam mıydım. Hep ................ yüzünden.

Ama olsun demokrasilerde çare tükenmez. Buluruz sayısalda tutturmanın bir kolayını.

Onca blogum var. İzleyicilerimi toplarım. Atbaşı öne geçerim. Egomu okşarım. Hep ben mi çatlayacağım hasetimden. Biraz da Siminya çatlasın :p

Aha! İşte buyrun topladım.

CANIMDAN SEVGİLİ, PEK
KIYMETLİ İZLEYİCİLERİM:
----------------------------------

Kuyruk acısı 271
Gossip İbram 125
Sensiz kelimeler 50
Ramazan pidesi 29
Laf söyledi bal kabağı 19
Mahalle baskısı 18
Foto fal 17
*******

İsmi lazım değil 208
Adı bende saklı 39
Bu da benim 12
Bilmeseniz de olur 7
Dünyada söylemem 4
Bunu kimse okumasın 1
Bir tanesinedir (Mmb) 1
-----------------------------------
Blogger izleyicilerim  801

Blogger dışı site-I      905
Blogger dışı site -II   484
Blogger dışı site -III    21
Blogger dışı site -IV    14
Gazete okuyucuları       ?
Rss ile takılanlar ......     ?
----------------------------------
Diğer izleyicilerim    1424

Oh! ya:))) Relax oğlum ibram. Niye üzülüyon kıl, tüy, yün, kuku, sin, kaf farkı ile  herkese geçildim ve ezildim diye. Baaaak totalde: 2225 den fazla kişi seni izliyor. Heyoo! yaşasın.  Sanal alemin bi krolı da sensin. En uzağa sen de şeediyorsun artık.

Aa.. Asıl 2 sadık izleyicim daha var. Onları hep unuturum ama onlar beni izlemeyi hiç unutmaz. Gece gündüz 7/24 gözleri üzerimdedir.

"Kiramen Kâtibin"
İşte asıl şimdi ..oku yedin İbram!...

E
vet. Resmen trip yapıyorum.
Bana ne yaaa. Herkesin blogunda izleyicisi benden çok. Mayıstan beri şuradayım hala şöyle bir 4 haneli izleyici kitlem olamadı. Olacağı da yok bu gidişle.

Madem öyle. Ben de izleyicilerimi altalta toplarım arkadaş.Ne yapayım yani. Boyutu değil ,işlevi önemli diyemiyecek kadar egoya sahibim. Yanarım yanarım hesabını tutamadığım, silip attığım eski sitelerimdeki izleyicilerime yanarım. Acaba ne yapıyorlar şimdi. Benim yazılarım yerine kimleri okuyorlar. Onları yüzüstü bırakıp gittiğim için bana kırgın, dargın mıdırlar acaba? Ah ah... Ben sizleri silecek adam mıydım. Hep ................ yüzünden.

Ama olsun demokrasilerde çare tükenmez. Buluruz sayısalda tutturmanın bir kolayını.

Onca blogum var. İzleyicilerimi toplarım. Atbaşı öne geçerim. Egomu okşarım. Hep ben mi çatlayacağım hasetimden. Biraz da Siminya çatlasın :p

Aha! İşte buyrun topladım.

CANIMDAN SEVGİLİ, PEK
KIYMETLİ İZLEYİCİLERİM:
----------------------------------

Kuyruk acısı 271
Gossip İbram 125
Sensiz kelimeler 50
Ramazan pidesi 29
Laf söyledi bal kabağı 19
Mahalle baskısı 18
Foto fal 17
*******

İsmi lazım değil 208
Adı bende saklı 39
Bu da benim 12
Bilmeseniz de olur 7
Dünyada söylemem 4
Bunu kimse okumasın 1
Bir tanesinedir (Mmb) 1
-----------------------------------
Blogger izleyicilerim  801

Blogger dışı site-I      905
Blogger dışı site -II   484
Blogger dışı site -III    21
Blogger dışı site -IV    14
Gazete okuyucuları       ?
Rss ile takılanlar ......     ?
----------------------------------
Diğer izleyicilerim    1424

Oh! ya:))) Relax oğlum ibram. Niye üzülüyon kıl, tüy, yün, kuku, sin, kaf farkı ile  herkese geçildim ve ezildim diye. Baaaak totalde: 2225 den fazla kişi seni izliyor. Heyoo! yaşasın.  Sanal alemin bi krolı da sensin. En uzağa sen de şeediyorsun artık.

Aa.. Asıl 2 sadık izleyicim daha var. Onları hep unuturum ama onlar beni izlemeyi hiç unutmaz. Gece gündüz 7/24 gözleri üzerimdedir.

"Kiramen Kâtibin"
İşte asıl şimdi ..oku yedin İbram!...

Foto fal: Heykeltraş kesin kadındır

Hiç yorum yok:


Biz erkeklere koca kafalı demenin en sanatsal yolu bu olsa gerek.
Amcamı yatırmışlar yere, ablalar gelip bakıyor. Arada bir kulağına da sırlarını anlatıyorlardır kimbilir. Ya da bir kulağından söyledikleri öbür kulağından çıkan sevgililerine inat, bu abinin kulağını canları istediğince iğfal edip, kafasını şişiriyorlardır. Ne dersiniz adamın kafası yeterince şişmemiş mi sizce de?

Resmin Orjinali: http://3.bp.blogspot.com/_iKcZ3qcCmyo/R5JH6jP8YHI/AAAAAAAAEjA/imnuZXrMwTk/s400/image001.jpg



Biz erkeklere koca kafalı demenin en sanatsal yolu bu olsa gerek.
Amcamı yatırmışlar yere, ablalar gelip bakıyor. Arada bir kulağına da sırlarını anlatıyorlardır kimbilir. Ya da bir kulağından söyledikleri öbür kulağından çıkan sevgililerine inat, bu abinin kulağını canları istediğince iğfal edip, kafasını şişiriyorlardır. Ne dersiniz adamın kafası yeterince şişmemiş mi sizce de?

Resmin Orjinali: http://3.bp.blogspot.com/_iKcZ3qcCmyo/R5JH6jP8YHI/AAAAAAAAEjA/imnuZXrMwTk/s400/image001.jpg

Foto fal: Kalbin temizlik ve saflığı

Hiç yorum yok:


Resmin Orjinali: http://files.myopera.com/Bdezine/blog/825410-2-human-heart.jpg

Foto fal: Romantik bir yatak örtüsü

Hiç yorum yok:


Body Art adına gördüğüm en güzel örneklerden biri
Abartılmamış, yakın plan çekilmemiş. Sanki kadından çok yatak ve çiçek desenine vurgu yapılmış.
Her Bir karesinde lirik bir romantizm hakim
Öyle güzel bir yatak örtüsü ki; "insanın üstüne çekip, ört ki ölem" diyesi geliyor.



Body Art adına gördüğüm en güzel örneklerden biri
Abartılmamış, yakın plan çekilmemiş. Sanki kadından çok yatak ve çiçek desenine vurgu yapılmış.
Her Bir karesinde lirik bir romantizm hakim
Öyle güzel bir yatak örtüsü ki; "insanın üstüne çekip, ört ki ölem" diyesi geliyor.

Kötü haber: Bir blog daha açtım

8 yorum:


Tamam haklısınız.
Yine siz kazandınız.
Bahse girmek yok bundan sonra sizinle kendim üstüne bile.
Yine bir blog açtım itiraf ediyorum.

Ama bir bakın siz yine de isterseniz.
Adı Foto FAL
Abi ne iş bu log?
diyecek olursanız, ben de derim ki;

İnternette hoşuma giden fotoğraflara baktığım ilk anda "ulan amma da güzel" dedikten sonra, çizmeyi aşmadan o fotoğraf hakkında yürüttüğüm "zihinsel geyikleri" sizlerle paylaşıyorum.

Buna bir çeşit fotoğraf falı da diyebilirsiniz.
Varsa ilginç bir fotoğrafınız, gönderip siz de boyunuzu ölçtürebilirsiniz
.





Tamam haklısınız.
Yine siz kazandınız.
Bahse girmek yok bundan sonra sizinle kendim üstüne bile.
Yine bir blog açtım itiraf ediyorum.

Ama bir bakın siz yine de isterseniz.
Adı Foto FAL
Abi ne iş bu log?
diyecek olursanız, ben de derim ki;

İnternette hoşuma giden fotoğraflara baktığım ilk anda "ulan amma da güzel" dedikten sonra, çizmeyi aşmadan o fotoğraf hakkında yürüttüğüm "zihinsel geyikleri" sizlerle paylaşıyorum.

Buna bir çeşit fotoğraf falı da diyebilirsiniz.
Varsa ilginç bir fotoğrafınız, gönderip siz de boyunuzu ölçtürebilirsiniz
.



Foto fal: İmkânsız bir ütopya mıdır huzur?

9 yorum:


Askerin dudağındaki mesajı okuyabiliyor musunuz?
"Başınız sağolsun. Biz savaştık, çocuklarınız yetim, siz dul kaldınız."

Hiç düşündünüz mü? Ateş düşen haneleri, evlatsız kalan anneleri. Gencecik insanlar yıllar boyu dünyada savaşlara kurban gittiler.
Çok mu zor barışı inşa edebilmek yeryüzünde. İmkânsız bir ütopya mıdır bu dünyada huzur?



Askerin dudağındaki mesajı okuyabiliyor musunuz?
"Başınız sağolsun. Biz savaştık, çocuklarınız yetim, siz dul kaldınız."

Hiç düşündünüz mü? Ateş düşen haneleri, evlatsız kalan anneleri. Gencecik insanlar yıllar boyu dünyada savaşlara kurban gittiler.
Çok mu zor barışı inşa edebilmek yeryüzünde. İmkânsız bir ütopya mıdır bu dünyada huzur?

Foto fal : Herkesin düşmanı kendi içinde

Hiç yorum yok:


Hepimiz bir Gulliver'iz ve herkesin düşmanı kendi içinde diye özetlenebilecek bir resim
Gerçekten elimizi kolumuzu kesen, içimizdeki o herşeye karışan cüceler değil mi.
Peki resim bunu mu anlatıyor? Bilmem bir kere de doğru dürüst yorum yapayım dedim
Belki hakikatten öyledir.
Resmin Orjinali: http://www.designyourway.net/artists/helpless.jpg


Hepimiz bir Gulliver'iz ve herkesin düşmanı kendi içinde diye özetlenebilecek bir resim
Gerçekten elimizi kolumuzu kesen, içimizdeki o herşeye karışan cüceler değil mi.
Peki resim bunu mu anlatıyor? Bilmem bir kere de doğru dürüst yorum yapayım dedim
Belki hakikatten öyledir.
Resmin Orjinali: http://www.designyourway.net/artists/helpless.jpg

Eti-ket2

Hiç yorum yok:


Adı Hıdır elinden gelen budur olan sevdalın Hızır olunca bir kuş misali gelip yanıbaşına konunca samanlık seyran olur., 


Adı Hıdır elinden gelen budur olan sevdalın Hızır olunca bir kuş misali gelip yanıbaşına konunca samanlık seyran olur., 

Yürek burkan bir UMUT

3 yorum:


Beni bilenler bilir, aslında sinemayı çok severim, ama kendimi yetkin görmediğimden pek o konuda yazmam. Sinema filmini sinemada seyretmeyi ise haliyle herkes gibi daha çok severim. Ama bu her zaman mümkün olmuyor. Bazen "DVD keyfi" diye kendimi kandırıyorum. Nadiren de olsa PC başında film izlediğim oluyor.

İşte bunlardan biri de "UMUT" 2009 yapımı bir film bildiğim kadarıyla. 7- 8 ay kadar olmuş vizyona gireli. Ben ise ne yazık ki, yeni izleyebildim. Diyebilirim ki "Babam ve Oğlum"dan sonra ADAM gibi ağladığım ikinci film oldu "UMUT"

Ben filmi izlediğimde azıcık oyuncuların yüzünde bir soğukluk hissetmiştim. Filmde öyle sahneler var ki. "Eee tamam işte klasik bir sahne ve mutlu son" Sıradan bir öykü diyesiniz geliyor. Oyuncularda bir "bitse de gitsek" havası seziyorsunuz. Oysa onlar daha fazla canımızı yakmaktan kaçınmışlar sanki.

Filmin can alıcı noktası bir tek cümlede gizli "Sevdiğiniz için neleri feda edebilirsiniz?" Hele o sevdiğiniz "evladınızsa". Hepiniz kolayca "herşeyimi" diyebilirsiniz. Bence bunu demeden önce,  filmi izlemeyi deneyin...


Not:
Filme emek veren, oyuncusundan, senaristinden yönetmenine herkesi kutluyorum. Ayrıca "
kalbim" olduğu için son sahnede küçük "UMUT" u Babam ve oğlum'da  Çetin TEKİNDOR'un "Sadıkkkkk" dediği gibi yürek parçalar bir şekilde ağlatmadıkları için teşekkür ederim.

Ayrıntılı bilgi ve fragman için tıklayın : http://www.umutfilm.com/


Beni bilenler bilir, aslında sinemayı çok severim, ama kendimi yetkin görmediğimden pek o konuda yazmam. Sinema filmini sinemada seyretmeyi ise haliyle herkes gibi daha çok severim. Ama bu her zaman mümkün olmuyor. Bazen "DVD keyfi" diye kendimi kandırıyorum. Nadiren de olsa PC başında film izlediğim oluyor.

İşte bunlardan biri de "UMUT" 2009 yapımı bir film bildiğim kadarıyla. 7- 8 ay kadar olmuş vizyona gireli. Ben ise ne yazık ki, yeni izleyebildim. Diyebilirim ki "Babam ve Oğlum"dan sonra ADAM gibi ağladığım ikinci film oldu "UMUT"

Ben filmi izlediğimde azıcık oyuncuların yüzünde bir soğukluk hissetmiştim. Filmde öyle sahneler var ki. "Eee tamam işte klasik bir sahne ve mutlu son" Sıradan bir öykü diyesiniz geliyor. Oyuncularda bir "bitse de gitsek" havası seziyorsunuz. Oysa onlar daha fazla canımızı yakmaktan kaçınmışlar sanki.

Filmin can alıcı noktası bir tek cümlede gizli "Sevdiğiniz için neleri feda edebilirsiniz?" Hele o sevdiğiniz "evladınızsa". Hepiniz kolayca "herşeyimi" diyebilirsiniz. Bence bunu demeden önce,  filmi izlemeyi deneyin...


Not:
Filme emek veren, oyuncusundan, senaristinden yönetmenine herkesi kutluyorum. Ayrıca "
kalbim" olduğu için son sahnede küçük "UMUT" u Babam ve oğlum'da  Çetin TEKİNDOR'un "Sadıkkkkk" dediği gibi yürek parçalar bir şekilde ağlatmadıkları için teşekkür ederim.

Ayrıntılı bilgi ve fragman için tıklayın : http://www.umutfilm.com/

Foto fal : Özlenen maviliklerde

Hiç yorum yok:


Azıcık da gizemli ve erotik takılalım. Orası, burası açık bir hatun resmi bulup, blogumuza koyalım ve altına da güzel bir cümle düşürelim. Özlenen maviliklerde kıp kızıl
bir ateş üçgeni

Şimdi oltamızı atıp blogger denizinde beklemeye başlayalım. Kimler Oww! müthiş cümle, hayallerimi çağrıştırdı kabilinden yorumlar yazacak.


Açlar ve toklar belli olsun değil mi?
Sen de mi İbramtüs demeyin. Cıkk.. Bu çarşıdaki tüm dükkanlar tutulmuş, benden söylemesi. Siz başka bir yöntem deneyin.

Resmin orjinali: http://2.bp.blogspot.com/_zqFoq3qej2c/RqK1jwlOf1I/AAAAAAAADQc/4ti8oDOIK1M/s400/Lucy+Swimming+marc+pearson.jpg



Azıcık da gizemli ve erotik takılalım. Orası, burası açık bir hatun resmi bulup, blogumuza koyalım ve altına da güzel bir cümle düşürelim. Özlenen maviliklerde kıp kızıl
bir ateş üçgeni

Şimdi oltamızı atıp blogger denizinde beklemeye başlayalım. Kimler Oww! müthiş cümle, hayallerimi çağrıştırdı kabilinden yorumlar yazacak.


Açlar ve toklar belli olsun değil mi?
Sen de mi İbramtüs demeyin. Cıkk.. Bu çarşıdaki tüm dükkanlar tutulmuş, benden söylemesi. Siz başka bir yöntem deneyin.

Resmin orjinali: http://2.bp.blogspot.com/_zqFoq3qej2c/RqK1jwlOf1I/AAAAAAAADQc/4ti8oDOIK1M/s400/Lucy+Swimming+marc+pearson.jpg

Foto fal : Sen ne anlarsın sanattan

Hiç yorum yok:

İşte Oğlum
İbram sen ne anlarsın sanattan dedirtecek bir çalışma
Uzaklardaki çam ağaçlarını görünce bu elmalar nerden düşmüş
taş gibi hem de diyor insan. Üstelik elmanın birinin ele avuca sığar cinsten olması ilginç
bir de yerçekimsiz ortam var sanki. Ele giden kapıdan nasıl girileceği ise muamma.
Resime bakan adam ben değilim. Biri orda unutmuş.


İşte Oğlum
İbram sen ne anlarsın sanattan dedirtecek bir çalışma
Uzaklardaki çam ağaçlarını görünce bu elmalar nerden düşmüş
taş gibi hem de diyor insan. Üstelik elmanın birinin ele avuca sığar cinsten olması ilginç
bir de yerçekimsiz ortam var sanki. Ele giden kapıdan nasıl girileceği ise muamma.
Resime bakan adam ben değilim. Biri orda unutmuş.

Foto fal: Yeni bir ibadet şekli

Hiç yorum yok:


Yine çakma bir dinin yeni bir ibadet şekli değilse
fotoğraftaki abla çok sanatsal bişiler yapıyor. İhtimal bir dans türü bu.
E ben pek anlamam zaten öyle şeylerden.


Ancak görüntü iyi, sanatsal olarak yani :)




Yine çakma bir dinin yeni bir ibadet şekli değilse
fotoğraftaki abla çok sanatsal bişiler yapıyor. İhtimal bir dans türü bu.
E ben pek anlamam zaten öyle şeylerden.


Ancak görüntü iyi, sanatsal olarak yani :)


Foto fal : Bence uçmuş bunlar

Hiç yorum yok:

Tuhaf bir resim. 
Şahsen ilk anda bakınca ruhlar aleminde faşing görüntüsü veriyor.
Sanatçı burda ne demek istemiş diyerek başlamak isterdim söze
ancak gerisini getiremem.
Bakın işte, resim diye koyduk...

Resmin Orjinali: http://www.digicult.it/images/2009/set/transart.jpg

Tuhaf bir resim. 
Şahsen ilk anda bakınca ruhlar aleminde faşing görüntüsü veriyor.
Sanatçı burda ne demek istemiş diyerek başlamak isterdim söze
ancak gerisini getiremem.
Bakın işte, resim diye koyduk...

Resmin Orjinali: http://www.digicult.it/images/2009/set/transart.jpg

Eşşek saatleri...

12 yorum:
İnsanların keyiflerinin denk düştüğü zaman dilimleri vardır. O zaman, herkesle her şey iyidir güzeldir. Ortalık güllük gülistanlıktır. Tencere kapak yuvarlanır gidersiniz.

Hani, gak dersin karşındaki güler, guk der, senin gülesin gelir. İyi, güzel, hoş zamanlardır. Patrona zam istersin verir. Adamı kankan sanırsın. Hızlı gidersin trafik durdurur. Polisin bir öpüp sevmediği kalır. Öğrencisindir. Olmadık serserilik yaparsın derste, öğretmenin birine âşıktır, cep teline gelen mesajlara bakar bakar, sana gülümser durur.


Senin eşekliğin devam eder ama, genelde insanlar sabırlı olur. Hoş görür. Görmezden gelir.

Mesela; banka kuyruğunda çaktırmadan öne geçersin. Otobüs beklerken itişir, kakışırsın. Vapura binerken herkesi iter, kakar önce sen atlarsın iskeleye. Herkes, acelesi var herhalde diye anlayış gösterir. Tartışma programlarına katılmış gibi konuştuğun insanlara laf sokarsın, giydirirsin. Sence herkesin üstünde şık durur. Bişeycik demezler, keyfin gıcır olur.

Sinirlisindir, evde herkese posta koyarsın. İşyerinde patronun kızı dâhil herkesi fırçalarsın. Onu yapamam, bunu edemem dersin. Maçta hır çıkarır, hakeme küfredersin. Olmadı miting düzenlemeye gidersin. Bağırır çağırır, kapı pencere, cam çerçeve indirir, jop bile yemeden eve dönersin.


Bazen de, insanlarla eşşek saatiniz denk gelir. Eline taşı sopayı alır, sağı solu taşlarsınız. Yetmez. Demokratik tepki diye otobüse Molotof kokteyli atarsınız. Esnafın camını çercevesini, kapısını penceresini indirirsiniz. İnsanların sabrı ve hoşgörüsü taşma noktasına gelir.


Sonra ne mi olur?
Bir gün, eşek saatiniz denk gelir başka insanlarla. Onlardan birisi de çeker seni vurur.
Akıllı olmak lazım kardeşim.
Eşşek saatlerimiz değil, eşref saatlerimiz denk gelsin kardeşim.

Yine de gönül istiyor ki; cam kırılsın, can kırılmasın...

İnsanların keyiflerinin denk düştüğü zaman dilimleri vardır. O zaman, herkesle her şey iyidir güzeldir. Ortalık güllük gülistanlıktır. Tencere kapak yuvarlanır gidersiniz.

Hani, gak dersin karşındaki güler, guk der, senin gülesin gelir. İyi, güzel, hoş zamanlardır. Patrona zam istersin verir. Adamı kankan sanırsın. Hızlı gidersin trafik durdurur. Polisin bir öpüp sevmediği kalır. Öğrencisindir. Olmadık serserilik yaparsın derste, öğretmenin birine âşıktır, cep teline gelen mesajlara bakar bakar, sana gülümser durur.


Senin eşekliğin devam eder ama, genelde insanlar sabırlı olur. Hoş görür. Görmezden gelir.

Mesela; banka kuyruğunda çaktırmadan öne geçersin. Otobüs beklerken itişir, kakışırsın. Vapura binerken herkesi iter, kakar önce sen atlarsın iskeleye. Herkes, acelesi var herhalde diye anlayış gösterir. Tartışma programlarına katılmış gibi konuştuğun insanlara laf sokarsın, giydirirsin. Sence herkesin üstünde şık durur. Bişeycik demezler, keyfin gıcır olur.

Sinirlisindir, evde herkese posta koyarsın. İşyerinde patronun kızı dâhil herkesi fırçalarsın. Onu yapamam, bunu edemem dersin. Maçta hır çıkarır, hakeme küfredersin. Olmadı miting düzenlemeye gidersin. Bağırır çağırır, kapı pencere, cam çerçeve indirir, jop bile yemeden eve dönersin.


Bazen de, insanlarla eşşek saatiniz denk gelir. Eline taşı sopayı alır, sağı solu taşlarsınız. Yetmez. Demokratik tepki diye otobüse Molotof kokteyli atarsınız. Esnafın camını çercevesini, kapısını penceresini indirirsiniz. İnsanların sabrı ve hoşgörüsü taşma noktasına gelir.


Sonra ne mi olur?
Bir gün, eşek saatiniz denk gelir başka insanlarla. Onlardan birisi de çeker seni vurur.
Akıllı olmak lazım kardeşim.
Eşşek saatlerimiz değil, eşref saatlerimiz denk gelsin kardeşim.

Yine de gönül istiyor ki; cam kırılsın, can kırılmasın...

Acaba, halâ aramızda yaşıyorlar mı?

14 yorum:


E
skiden beri normal hayatta, acıklı öykülerde, Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz iyi kötü insan guruplarını merak ettim. Acaba internette, facebook'ta, blog dünyasında da varlar mı? Yani hala aramızda yaşıyorlar mı?

Bir bir sıralayayım aklıma gelenleri dedim. Sonra her sıraladığım guruptan insanları gözümün önüne getirmeye çalıştım. Bana birçoğu hala aramızda da, internette de yaşıyor gibi geldi. Hatta bazıları kendi yaşam biçimlerine uymasa da, sırf gıcıklık için bile olsa "nick" olarak bu vasıfları kullanıyor.

Bakın bakalım çevrenize, var mı böyleleri? Veya siz bu listedeki hangi gruba giriyorsunuz?
Bakalım mı, ne dersiniz?

İŞTE LİSTEMİZ:

-boynu bükükler (küçük emrahlar)
-burnu büyükler (assolist kompleksliler)
-g.tü kalkıklar (blog aleminin paris hiltonları)
-kız kuruları (kariyer yaparım, çocuk yapmam diyenler)
-fırsat düşkünleri (şip şakçılar, tak fişi bitir işiciler)
-kart horozlar (ibik düşse de, göz çöplükte olanlar)

-eli şeyindeciler (maksat mastürbasyon olsuncular)
-mihrap yerinde olanlar (eskiden beri 90 60 90 olanlar)

-sesi büzüşeciler (adsız sapık yorum yazanlar)
-şşt ben bi dost'lar (ispiyon mailleri atanlar)
-insan evlatları (ah nerede, vah nerede)
-o.. çocukları ( ilaçlı mücadele gerektiren haşereler)
-adam gibi adamlar ( kalıbının insanları, güzel herifler)
-fıstık gibi kadınlar ( internette ne işi var dediklerimiz)

-her dem piliçler (bodur tavuklar ya da profil resmi liseden kalmalar)
-itoğlu itler ( zararlı haşerat cinsinden başka bir grup)
-serserinin tekiler (eh bunlardan çookk var)
-kuyu kazıcılar ( bazen arkadaş kisvesinde dolaşırlar)
-ölü yiyiciler ( başına bir iş gelse diye yanında görünüp, bekleyenler)
-it ve kopuklar ( başka mahalleden gezmeye gelen çocuklar)

-her cins kaşarlar (çeşitli boy, ve huyda çok relax ve flexy internet ürünleri)

-madde bağımlıları (msnciler, feedciler, tweetterciler, farmvilciler, facebookçular)

-itilmişler, kakılmışlar (hayatta fırça yedikleri yetmezmiş gibi, nette de birilerine köle olanlar)

-yavşaklar (bit yavruları, bulaşıklar, yapışkanlar, bi öte gidesiceler)

-dalkavuklar (ünlü bloggerlerin gaz vericileri, kraldan çok kralcılar)
-eşek herifler (pis şaka yapanlar, kendilerinden başkasının gülmediğini göremeyenler)
-deyyusun tekiler (spam mailciler, ayşe fatma online, dul bayanlar seni bekliyo yazan mamut'lar)
-pul kolleksiyoncuları (gel sana göstereyimciler, sevgili, aşık biriktiriciler)
-yılan dilliler (laf sokmayı marifet bilenler, sinir ediciler)
-tatmin olamayanlar (durmadan blog kapatıp, blog açanlar, dokuz canlılar)
-gizli kibritler (saman altından su yürütenler, çaktırmadan iş bitirenler)

-uzun elliler (copy pasteciler, intihalciler, el postuyla gerdeğe girenler)
-erik kuruları (ufak tefekler, ürkekler, ezikler, sığıntılar)
-uçkur düşkünleri (kısaca erkek cinsinden mahluklar :p )

-az, çok sapıklar ( hayalleri sınır aşıp, sinir edenler, baş belaları, akla muhtaçlar)
-avareler (uykusuzlar, blog blog gezenler, amaçsızlar)
-üfürükten teyyareler (lüzumsuz adamlar, gereksiz şahsiyetler, olmasa da olurlar)

-hoppa'lar (hadi şurda buluşalım, mc donaldsa gidelimciler)

-iletişim manyakları (her bloggeri listime eklemem lazımcılar, telefon neydi'ciler)
-züppeler (ay şunu aldım, şunlar çok moda, bunu mu alsam sayın okurlarım'cılar)
-kıl kuyruklar (her yazıya ve yazara şüphe ile bakanlar, komplo teoricileri)
-şşşt len artizler (hit alan blogculara dayılananlar, havasını indiresi gelenler)

-laf yetiştirenler (çen çen çeneler, her lafa maydanozlar, içinde kalamayanlar)

-arkadan konuşanlar (dedikoducular, yüze gülenler, msn listi sürekli kabaranlar)

-ispiyoncular (anında Rtükçüler, ip no'su bendeciler, statüko koruyucuları)
-bayan kaprisler (her şeye trip yapanlar, bahane bulanlar, nazlı kızlar)
-sulu gözler (ağlamak için bahane arayanlar, hüznü cebinde olanlar)
-amaan sende'ciler (takma birader, boşver abi, sana koca mı yok kız'cılar)
-terkedilmişler (sürekli terkedildim diye yazanlar, sevgilisiz modda alık tutanlar)
-teşhirciler (amma da öpüştük, fevkalede yiyiştik diyenler, göstermeden duramayanlar)

-her şeye maydanozlar (çok şey bilenler, her lafa girenler, rahat duramayanlar)
-her b.ku bilenler (zekeri beyazlar, çok bilmişler, halt etmişler, ayaklı google'lar)
-üstün şahsiyetler (etiketi büyükler, kendini beyenmişler, mühim insanlar)
-ünlü taklitçileri (ünlü birinin nickini almayı matah sayanlar, feedciler, tweetçiler)

-kazanovalar ( ayaklı döviz büroları, herkese kur yapanlar, çapkınlar)

-eskort kızlar ( hangi kafeye gidiyoduk, nerde parti vardı, toplantı neredeydi'ciler)
-iyilik melekleri (kampanyacılar, hayvan hakları, insan hakları için savaşanlar)
-mutsuzu oynayanlar (oturduğu ve osurduğu yerden b-alık tutanlar)

-bir teselli verenler (güzin ablanın erkek versiyonları, saf abiler)
-teknik servisler (ay laptopuma birüs kaçtı dediğinizde, msn alıp koşanlar)

-gösterip de vermeyenler (uzaktan mutlu olanlar, kısıtlı kullanım alanındakiler)

-laf aramızda'cılar (söylemezse çatlayanlar, midasın berberleri, sırdaş sandıklarınız)
-güzin ablalar ( üzülme canım, aşk güzel bişi, bu erkekler böyle zaten'ciler, akıl vericiler)

-feministler (var biraz.. hala kalmış, saçı kısa, aklı uzunlar, ekseriyetle çirkinler)
-komünistler (onlardan da bulunuyor halâ. bazıları karizma olsun diye Che'ci takılanlar)

-dr. Haydar dümenler ( darbeli sex günlükleri yazarları, bal kabakları)
… var mı başka aklınıza gelenler?


E
skiden beri normal hayatta, acıklı öykülerde, Yeşilçam filmlerinde gördüğümüz iyi kötü insan guruplarını merak ettim. Acaba internette, facebook'ta, blog dünyasında da varlar mı? Yani hala aramızda yaşıyorlar mı?

Bir bir sıralayayım aklıma gelenleri dedim. Sonra her sıraladığım guruptan insanları gözümün önüne getirmeye çalıştım. Bana birçoğu hala aramızda da, internette de yaşıyor gibi geldi. Hatta bazıları kendi yaşam biçimlerine uymasa da, sırf gıcıklık için bile olsa "nick" olarak bu vasıfları kullanıyor.

Bakın bakalım çevrenize, var mı böyleleri? Veya siz bu listedeki hangi gruba giriyorsunuz?
Bakalım mı, ne dersiniz?

İŞTE LİSTEMİZ:

-boynu bükükler (küçük emrahlar)
-burnu büyükler (assolist kompleksliler)
-g.tü kalkıklar (blog aleminin paris hiltonları)
-kız kuruları (kariyer yaparım, çocuk yapmam diyenler)
-fırsat düşkünleri (şip şakçılar, tak fişi bitir işiciler)
-kart horozlar (ibik düşse de, göz çöplükte olanlar)

-eli şeyindeciler (maksat mastürbasyon olsuncular)
-mihrap yerinde olanlar (eskiden beri 90 60 90 olanlar)

-sesi büzüşeciler (adsız sapık yorum yazanlar)
-şşt ben bi dost'lar (ispiyon mailleri atanlar)
-insan evlatları (ah nerede, vah nerede)
-o.. çocukları ( ilaçlı mücadele gerektiren haşereler)
-adam gibi adamlar ( kalıbının insanları, güzel herifler)
-fıstık gibi kadınlar ( internette ne işi var dediklerimiz)

-her dem piliçler (bodur tavuklar ya da profil resmi liseden kalmalar)
-itoğlu itler ( zararlı haşerat cinsinden başka bir grup)
-serserinin tekiler (eh bunlardan çookk var)
-kuyu kazıcılar ( bazen arkadaş kisvesinde dolaşırlar)
-ölü yiyiciler ( başına bir iş gelse diye yanında görünüp, bekleyenler)
-it ve kopuklar ( başka mahalleden gezmeye gelen çocuklar)

-her cins kaşarlar (çeşitli boy, ve huyda çok relax ve flexy internet ürünleri)

-madde bağımlıları (msnciler, feedciler, tweetterciler, farmvilciler, facebookçular)

-itilmişler, kakılmışlar (hayatta fırça yedikleri yetmezmiş gibi, nette de birilerine köle olanlar)

-yavşaklar (bit yavruları, bulaşıklar, yapışkanlar, bi öte gidesiceler)

-dalkavuklar (ünlü bloggerlerin gaz vericileri, kraldan çok kralcılar)
-eşek herifler (pis şaka yapanlar, kendilerinden başkasının gülmediğini göremeyenler)
-deyyusun tekiler (spam mailciler, ayşe fatma online, dul bayanlar seni bekliyo yazan mamut'lar)
-pul kolleksiyoncuları (gel sana göstereyimciler, sevgili, aşık biriktiriciler)
-yılan dilliler (laf sokmayı marifet bilenler, sinir ediciler)
-tatmin olamayanlar (durmadan blog kapatıp, blog açanlar, dokuz canlılar)
-gizli kibritler (saman altından su yürütenler, çaktırmadan iş bitirenler)

-uzun elliler (copy pasteciler, intihalciler, el postuyla gerdeğe girenler)
-erik kuruları (ufak tefekler, ürkekler, ezikler, sığıntılar)
-uçkur düşkünleri (kısaca erkek cinsinden mahluklar :p )

-az, çok sapıklar ( hayalleri sınır aşıp, sinir edenler, baş belaları, akla muhtaçlar)
-avareler (uykusuzlar, blog blog gezenler, amaçsızlar)
-üfürükten teyyareler (lüzumsuz adamlar, gereksiz şahsiyetler, olmasa da olurlar)

-hoppa'lar (hadi şurda buluşalım, mc donaldsa gidelimciler)

-iletişim manyakları (her bloggeri listime eklemem lazımcılar, telefon neydi'ciler)
-züppeler (ay şunu aldım, şunlar çok moda, bunu mu alsam sayın okurlarım'cılar)
-kıl kuyruklar (her yazıya ve yazara şüphe ile bakanlar, komplo teoricileri)
-şşşt len artizler (hit alan blogculara dayılananlar, havasını indiresi gelenler)

-laf yetiştirenler (çen çen çeneler, her lafa maydanozlar, içinde kalamayanlar)

-arkadan konuşanlar (dedikoducular, yüze gülenler, msn listi sürekli kabaranlar)

-ispiyoncular (anında Rtükçüler, ip no'su bendeciler, statüko koruyucuları)
-bayan kaprisler (her şeye trip yapanlar, bahane bulanlar, nazlı kızlar)
-sulu gözler (ağlamak için bahane arayanlar, hüznü cebinde olanlar)
-amaan sende'ciler (takma birader, boşver abi, sana koca mı yok kız'cılar)
-terkedilmişler (sürekli terkedildim diye yazanlar, sevgilisiz modda alık tutanlar)
-teşhirciler (amma da öpüştük, fevkalede yiyiştik diyenler, göstermeden duramayanlar)

-her şeye maydanozlar (çok şey bilenler, her lafa girenler, rahat duramayanlar)
-her b.ku bilenler (zekeri beyazlar, çok bilmişler, halt etmişler, ayaklı google'lar)
-üstün şahsiyetler (etiketi büyükler, kendini beyenmişler, mühim insanlar)
-ünlü taklitçileri (ünlü birinin nickini almayı matah sayanlar, feedciler, tweetçiler)

-kazanovalar ( ayaklı döviz büroları, herkese kur yapanlar, çapkınlar)

-eskort kızlar ( hangi kafeye gidiyoduk, nerde parti vardı, toplantı neredeydi'ciler)
-iyilik melekleri (kampanyacılar, hayvan hakları, insan hakları için savaşanlar)
-mutsuzu oynayanlar (oturduğu ve osurduğu yerden b-alık tutanlar)

-bir teselli verenler (güzin ablanın erkek versiyonları, saf abiler)
-teknik servisler (ay laptopuma birüs kaçtı dediğinizde, msn alıp koşanlar)

-gösterip de vermeyenler (uzaktan mutlu olanlar, kısıtlı kullanım alanındakiler)

-laf aramızda'cılar (söylemezse çatlayanlar, midasın berberleri, sırdaş sandıklarınız)
-güzin ablalar ( üzülme canım, aşk güzel bişi, bu erkekler böyle zaten'ciler, akıl vericiler)

-feministler (var biraz.. hala kalmış, saçı kısa, aklı uzunlar, ekseriyetle çirkinler)
-komünistler (onlardan da bulunuyor halâ. bazıları karizma olsun diye Che'ci takılanlar)

-dr. Haydar dümenler ( darbeli sex günlükleri yazarları, bal kabakları)
… var mı başka aklınıza gelenler?

Her yer DALLAS, herkes Behlül

16 yorum:

Eskiler iyi bilir ama yeniler pek anımsamaz, ya da hiç görmemiştir. TRT Televizyonlarında gösterilen en "kimin eli, kimin cebinde” dizisiydi “Dallas” Dizilerin kralıydı. Her türlü entrika, kadın erkek ilişkilerinde karmaşa ve sıra dışılık ilk o dizi ile “merhaba” dedi beyaz camdan bizlere. Acımasızlığı, hainliği, vurdumduymazlığı, çıkarcılığı, yalan, dolanın kralını o dizi ile görüp, sindirdik iliklerimize dek. Hem de kötü karakter “Jr Yuing”e aleni söve söve, içimizden de “Ah ulan ben bi “JR” olsam diye diye…

Eş zamanlı mıydı bilmem ama bu günlerde ortalığı sallayan "Aşk-ı Memnu"yu da. "Salih Güney ve Müjde Ar" ile tanıdı insanlar. O zamanlar bizim yerli DALLAS’IMIZ da oydu sanırım. Üstelik o günlerin Behlül'ü Salih Güney hakkında "Of ulan, beni de kütürdetse" denmiyor Behlül karakteri "itin teki" olarak algılanıyordu...

Eee. Devir değişti. Köprülerin altından çok sular aktı. Dün Müjde Ar'ın canlandırdığı "Bihter" karakterinde "Ohş" diyen erkeklerin yerini bugün "Beran Saat”e iç geçirenler aldı ama asıl büyük değişim "Salih Güney"e (Tûuu rezil herif) diye bakan ablaların yerini "Kıvanç Tatlıtuğ”a "Yiğidim, Behlül'üm, beni de kütürdetse" diyen hatunların alması ile oldu. Yani kadın, erkek hakları açısından, dandik bir mevzuda bile olsa azıcık eşitliği sağladık.

Bugün şöyle bir etrafımıza bakınca sanki her yer Dallas gibi, her yerde bir Aşk-ı Memnu bulmak mümkün. Kilometrekaraye düşen "Bihter ve Behlül" sayısı bir hayli fazla. Tek fark, birlikte yaşayıp, gördüğümüz filmin adı “Yaprak dökümü

Eskiler iyi bilir ama yeniler pek anımsamaz, ya da hiç görmemiştir. TRT Televizyonlarında gösterilen en "kimin eli, kimin cebinde” dizisiydi “Dallas” Dizilerin kralıydı. Her türlü entrika, kadın erkek ilişkilerinde karmaşa ve sıra dışılık ilk o dizi ile “merhaba” dedi beyaz camdan bizlere. Acımasızlığı, hainliği, vurdumduymazlığı, çıkarcılığı, yalan, dolanın kralını o dizi ile görüp, sindirdik iliklerimize dek. Hem de kötü karakter “Jr Yuing”e aleni söve söve, içimizden de “Ah ulan ben bi “JR” olsam diye diye…

Eş zamanlı mıydı bilmem ama bu günlerde ortalığı sallayan "Aşk-ı Memnu"yu da. "Salih Güney ve Müjde Ar" ile tanıdı insanlar. O zamanlar bizim yerli DALLAS’IMIZ da oydu sanırım. Üstelik o günlerin Behlül'ü Salih Güney hakkında "Of ulan, beni de kütürdetse" denmiyor Behlül karakteri "itin teki" olarak algılanıyordu...

Eee. Devir değişti. Köprülerin altından çok sular aktı. Dün Müjde Ar'ın canlandırdığı "Bihter" karakterinde "Ohş" diyen erkeklerin yerini bugün "Beran Saat”e iç geçirenler aldı ama asıl büyük değişim "Salih Güney"e (Tûuu rezil herif) diye bakan ablaların yerini "Kıvanç Tatlıtuğ”a "Yiğidim, Behlül'üm, beni de kütürdetse" diyen hatunların alması ile oldu. Yani kadın, erkek hakları açısından, dandik bir mevzuda bile olsa azıcık eşitliği sağladık.

Bugün şöyle bir etrafımıza bakınca sanki her yer Dallas gibi, her yerde bir Aşk-ı Memnu bulmak mümkün. Kilometrekaraye düşen "Bihter ve Behlül" sayısı bir hayli fazla. Tek fark, birlikte yaşayıp, gördüğümüz filmin adı “Yaprak dökümü

Eti-ket4

2 yorum:

Geçmiş olsun dicem de hangi birine. Çoluk çocuk çombalak usta çırak konu komşu eş dost arkadaş herkes kırılıp geçmekte. Lan grip dokunma sevdiklerime,

Geçmiş olsun dicem de hangi birine. Çoluk çocuk çombalak usta çırak konu komşu eş dost arkadaş herkes kırılıp geçmekte. Lan grip dokunma sevdiklerime,

Kaporta herşeydir, zekâ az bişeydir...

4 yorum:


Elin oğlu öyle şeylerden para kazanıyor ki kafayı yersiniz. Eften püften sorunlar icat edip, sonra da bunların çözümleri için dünya kadar para harcattırılıyor insanlara. Tabi bu tip sektörlerin hedefinde kadınlar 1nci sırada. Olmazsa olmaz müşterilerin başında zaten kadınlar var. Hani bi asparagas vardır "kanserin çaresi bulundu ama ilaç firmaları engel oluyo" diye. Sanki "özenti"nin çaresi bulundu da "kanser"inki eksik kaldı... İşte o hesap, ver gazı, ver gazı.

Diyet reçeteleri, selüloit kremleri, makyaj malzemeleri, estetik ameliyatlar, liposection vs vs.
Resmen bir sanayi kolu olmuş durumda kadına hitap eden her şey. Eskiden hazır giyim sektöründe de çalıştığım için biliyorum. Bizim garson boy çocuk giysisi dediğimiz şeyler bir şekilde moda diye, malzemeden çalınıp kadınlara satılıyor artık. Biraz daha etinizi budunuzu göstereceksiniz. İpten, kumaştan çal, yarı fiyatına mal et, iki misline sat. İşin kârına bir bak...

Kadınlar ise buna dünden razı. Ayakkabının topuklusu makbul. Oysa tüm tıp doktorları topuklu ayakkabıların bir işkence aracı ve ayak, parmak deformasyonuna yol açtığını söylüyor. Peki, kimin umurunda? "Hiç kimsenin." Çünkü Albert Einstein’ın de dediği gibi "imaj bilgiden önemlidir". Aksini iddia etsek de işin pratiği bu minvaldedir.

Biz erkeklerin bağıra çağıra ağlaya sızlaya yaşadığımız bir "sünnet"i saymazsak; bir çok kadının güzelleşmek uğruna göze aldığı işkencelere katlanabilmemiz mümkün değil. Mesela kafama silah dayasanız bana ağda yaptıramazsınız. Daha ne diyeyim. Oysa kadınların sanılanın aksine "acı ve ağrı" eşikleri erkeklerden çok yüksek. Belki tüm bunların altında beğenilme dürtüsü yatıyor ama olsun. İşin gerçeği bu. Roma ve gladyatör filmlerini saymazsak, "bacak kılı" biz erkeklerin vazgeçilmez aksesuarı...

Hemcinslerimiz dünya üzerinde hâkimiyetlerini kurarken, bir şekilde sistemi iyi oturmuşlar. Kadınlar da ikinci sınıf vatandaşlık işini gönüllü kabul etmiş. Bazı alanlardan bilerek ve isteyerek çıkmışlar. İşte yönetim de bunlardan birisi. Çünkü yönetim "salt kaporta" ile olmuyor. Boya ve cila ile geçiştirilemiyor. O zaman ya erkeklerin dünyasında mücadele ederken erkekleşeceksiniz ya da kolay yoldan "kaporta"yla işi götüreceksiniz.

Hoş, canım dünyamızda erkekler de bi şekilde afyonlanınca, yöneticiler zahmetsizce iktidarı elinde tutuyor ama bir kadının yönetim kademelerinde yükselebilmesi için sadece bilgili olması yetmiyor. Erkeğin becerisi dışında sadece saçını tarayıp, temiz gömlek giymesiyle doldurabileceği bir koltuğu, kadının doldurabilmesi için, zekâsının yanında, alımlı olması da, bakımlı olması şart...

Bu düşünce genel kabul görünce de haliyle, sektör kendiliğinden oluşuyor. Beğenilmek ve daha güzel olmak adına kadınlar olmadık zahmetlere girip, olmadık masraflar ediyor. Bir zamanlar hatunun biri bana "Kızlar kendi aralarında bana dünya güzeli der" demişti. Bendeniz ise Anadolu'nun bağrından kopup gelen kromatik:)bir adam olduğumdan pat diye "Hadi bee..." diyerek çam devirmiştim.

Ancak diğer kızların resimlerini de görünce, o arkadaşa hak verdim ve sözümü geri aldım. Hani "Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" diye bir laf vardır, o hesap. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazım. İnsan "hissettiği" abukluktadır bence.

İşte kadının kadınla çekiştiği, kapıştığı ve inanılmaz gizli bir savaşı yaşadığı şu ortamda ne yazık ki tecelli "kaportası düzgün olandan" yana. Hem zeki, hem alımlı olamıyorsanız birini seçmek durumunda kalırsınız. Erkek beğenisi de, ne yazık ki "Zekâ" ya değil "Kaportaya" yönelik olduğundan kazanan "aptal ama güzel görünen" olabiliyor. Hatta, bazı uyanıklar bilerek ve isteyerek aptalı oynayabiliyor.

Eee. denge de kaportanın lehine bozulunca, haliyle bu tür insanlara hitap eden sektörler de kolayca deve yüküyle para kazanabiliyor. Ne diyelim; Aklınız, fikriniz nerede olursa olsun, kaportanız yerinde ve güzel olsun...


Elin oğlu öyle şeylerden para kazanıyor ki kafayı yersiniz. Eften püften sorunlar icat edip, sonra da bunların çözümleri için dünya kadar para harcattırılıyor insanlara. Tabi bu tip sektörlerin hedefinde kadınlar 1nci sırada. Olmazsa olmaz müşterilerin başında zaten kadınlar var. Hani bi asparagas vardır "kanserin çaresi bulundu ama ilaç firmaları engel oluyo" diye. Sanki "özenti"nin çaresi bulundu da "kanser"inki eksik kaldı... İşte o hesap, ver gazı, ver gazı.

Diyet reçeteleri, selüloit kremleri, makyaj malzemeleri, estetik ameliyatlar, liposection vs vs.
Resmen bir sanayi kolu olmuş durumda kadına hitap eden her şey. Eskiden hazır giyim sektöründe de çalıştığım için biliyorum. Bizim garson boy çocuk giysisi dediğimiz şeyler bir şekilde moda diye, malzemeden çalınıp kadınlara satılıyor artık. Biraz daha etinizi budunuzu göstereceksiniz. İpten, kumaştan çal, yarı fiyatına mal et, iki misline sat. İşin kârına bir bak...

Kadınlar ise buna dünden razı. Ayakkabının topuklusu makbul. Oysa tüm tıp doktorları topuklu ayakkabıların bir işkence aracı ve ayak, parmak deformasyonuna yol açtığını söylüyor. Peki, kimin umurunda? "Hiç kimsenin." Çünkü Albert Einstein’ın de dediği gibi "imaj bilgiden önemlidir". Aksini iddia etsek de işin pratiği bu minvaldedir.

Biz erkeklerin bağıra çağıra ağlaya sızlaya yaşadığımız bir "sünnet"i saymazsak; bir çok kadının güzelleşmek uğruna göze aldığı işkencelere katlanabilmemiz mümkün değil. Mesela kafama silah dayasanız bana ağda yaptıramazsınız. Daha ne diyeyim. Oysa kadınların sanılanın aksine "acı ve ağrı" eşikleri erkeklerden çok yüksek. Belki tüm bunların altında beğenilme dürtüsü yatıyor ama olsun. İşin gerçeği bu. Roma ve gladyatör filmlerini saymazsak, "bacak kılı" biz erkeklerin vazgeçilmez aksesuarı...

Hemcinslerimiz dünya üzerinde hâkimiyetlerini kurarken, bir şekilde sistemi iyi oturmuşlar. Kadınlar da ikinci sınıf vatandaşlık işini gönüllü kabul etmiş. Bazı alanlardan bilerek ve isteyerek çıkmışlar. İşte yönetim de bunlardan birisi. Çünkü yönetim "salt kaporta" ile olmuyor. Boya ve cila ile geçiştirilemiyor. O zaman ya erkeklerin dünyasında mücadele ederken erkekleşeceksiniz ya da kolay yoldan "kaporta"yla işi götüreceksiniz.

Hoş, canım dünyamızda erkekler de bi şekilde afyonlanınca, yöneticiler zahmetsizce iktidarı elinde tutuyor ama bir kadının yönetim kademelerinde yükselebilmesi için sadece bilgili olması yetmiyor. Erkeğin becerisi dışında sadece saçını tarayıp, temiz gömlek giymesiyle doldurabileceği bir koltuğu, kadının doldurabilmesi için, zekâsının yanında, alımlı olması da, bakımlı olması şart...

Bu düşünce genel kabul görünce de haliyle, sektör kendiliğinden oluşuyor. Beğenilmek ve daha güzel olmak adına kadınlar olmadık zahmetlere girip, olmadık masraflar ediyor. Bir zamanlar hatunun biri bana "Kızlar kendi aralarında bana dünya güzeli der" demişti. Bendeniz ise Anadolu'nun bağrından kopup gelen kromatik:)bir adam olduğumdan pat diye "Hadi bee..." diyerek çam devirmiştim.

Ancak diğer kızların resimlerini de görünce, o arkadaşa hak verdim ve sözümü geri aldım. Hani "Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" diye bir laf vardır, o hesap. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazım. İnsan "hissettiği" abukluktadır bence.

İşte kadının kadınla çekiştiği, kapıştığı ve inanılmaz gizli bir savaşı yaşadığı şu ortamda ne yazık ki tecelli "kaportası düzgün olandan" yana. Hem zeki, hem alımlı olamıyorsanız birini seçmek durumunda kalırsınız. Erkek beğenisi de, ne yazık ki "Zekâ" ya değil "Kaportaya" yönelik olduğundan kazanan "aptal ama güzel görünen" olabiliyor. Hatta, bazı uyanıklar bilerek ve isteyerek aptalı oynayabiliyor.

Eee. denge de kaportanın lehine bozulunca, haliyle bu tür insanlara hitap eden sektörler de kolayca deve yüküyle para kazanabiliyor. Ne diyelim; Aklınız, fikriniz nerede olursa olsun, kaportanız yerinde ve güzel olsun...

Su katılmamış iftiralar serisi - Vol:1

Hiç yorum yok:
Gossip İbram'da bir format değişikliğine gidiyoruz.
"Sağır duymaz yakıştırır, kör tuttuğunu öper ya da çamur at izi kalsın!" türü bir yazım tarzı benimsedik. Yine blog yazılarınızdan aşırma, asparagas haberlerimiz var. Haliyle habere konu olan yazınıza da bir link veriyoruz. Ancak pislik yapmaktan da çekinmiyoruz...

ilk kurbanımız Siminya!
Ahanda; Su katılmamış iftiralar serisi Vol:1


"Siminya dudakla
salık çıkarmış...
50 kâat verene dudakla
verecekmiş..."

* Bu konudaki ayrıntılı haberimizi okumak için Siminya'ya tıklayın!...
Gossip İbram'da bir format değişikliğine gidiyoruz.
"Sağır duymaz yakıştırır, kör tuttuğunu öper ya da çamur at izi kalsın!" türü bir yazım tarzı benimsedik. Yine blog yazılarınızdan aşırma, asparagas haberlerimiz var. Haliyle habere konu olan yazınıza da bir link veriyoruz. Ancak pislik yapmaktan da çekinmiyoruz...

ilk kurbanımız Siminya!
Ahanda; Su katılmamış iftiralar serisi Vol:1


"Siminya dudakla
salık çıkarmış...
50 kâat verene dudakla
verecekmiş..."

* Bu konudaki ayrıntılı haberimizi okumak için Siminya'ya tıklayın!...

Su katılmamış iftiralar serisi Vol : 1

Hiç yorum yok:
Gossip İbram'da bir format değişikliğine gidiyoruz.
"Sağır duymaz yakıştırır, kör tuttuğunu öper ya da çamur at izi kalsın!" türü bir yazım tarzı benimsedik. Yine blog yazılarınızdan aşırma, asparagas haberlerimiz var. Haliyle habere konu olan yazınıza da bir link veriyoruz. Ancak pislik yapmaktan da çekinmiyoruz...
ilk kurbanımız Siminya!
Ahanda; Su katılmamış iftiralar serisi Vol:1


"Siminya dudakla
salık çıkarmış...

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Gossip İbram'da bir format değişikliğine gidiyoruz.
"Sağır duymaz yakıştırır, kör tuttuğunu öper ya da çamur at izi kalsın!" türü bir yazım tarzı benimsedik. Yine blog yazılarınızdan aşırma, asparagas haberlerimiz var. Haliyle habere konu olan yazınıza da bir link veriyoruz. Ancak pislik yapmaktan da çekinmiyoruz...
ilk kurbanımız Siminya!
Ahanda; Su katılmamış iftiralar serisi Vol:1


"Siminya dudakla
salık çıkarmış...

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Yorumla beni İbram abi!

4 yorum:


M
erhaba değerli dostlar...
Çok üzgünüm. Ne yazık ki eskisi kadar bloglarınızı okuyup, yorum yapamıyorum.
Çünkü gerek iş yoğunluğu, gerek takip listemin kalabalığı yüzünden bir süredir koyverdim ipin ucunu. (Niye uzun uzun yazılar yazıyorsunuz ya? İki cıbıldak resim koyup, altına bir kaç satır yazı yazıp, zanatçı burada ne demek istemiş? Deseniz ya.) Beni ve başkalarını neden yoruyorsunuz?

Bu yüzden, artık sayfama bir link koydum. Gadget ekledim. Buraya yorumlamamı istediğiniz yazınızın linkini ve altına da mesajınızı yazıp bana gönderiyorsunuz. Ben de vaktim oldukça yorumlarımla yazılarınıza katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Neden mi böyle bir ihtiyaç doğdu? Eskiden, "biz su içerdik testiden". Daha doğrusu birçok bloggeri ben, birçok bloggerde beni takip listine eklemeden önce işler kolaydı. Yazdıklarınızı özenle okumaya gayret ediyor ve yorumluyordum. Ancak, gerek benim hitim arttıkça, gerek listim kalabalıklaştıkça yetişememeye başladım.

Ekstradan işimiz, gücümüz de var haliyle. Sabahtan akşama blogda okuyacak değiliz hani. Orhan Pamuk olsanız çekemem. Beni de siz çekemiyorsunuz ihtimal. Birçoğunuz okumuyorsunuzdur bile eskisi kadar. "Oysa ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla" misali severek okuduğum, eski yeni birçok blogger dostum vardı. Onları kimler aldı?

Yine eski, yeni birçok blogger arkadaş benim yorumlarımdan hoşlandığını, kendisine ilham verdiğimi, feyz aldığını falan söylüyordu. (Evet, abartıyorum:))Yazdıklarımı okuyup da "İbram abi, senin de mi d...tün kalktı?" falan demeyin sakın. Ben hepinizi istisnasız seviyorum (Bunu hissedin:)

Ancak yetişemiyorum. Ne yapayım, benim sevgili blogger dostlarım, arkadaşlarım, hayran kitlem, halkım, benim köylüm, benim işçim (Oha! Kaptırdık gidiyoruz.)

Neyse, aslolan iştir, eve ekmek götürmek lazımdır. Blog dünyası bir nefes alma yeridir. Ancak paylaşımlarımıza yorum yapılması da güzel bir şeydir. Ben de güzel yorum yaparım ne yalan söyliyeyim.

Bu yüzden, hani dileyen sitesinde yeni bir yazı yazar; "Ah ulan, İbram abi buna bir yorum yapacaktı ki"der. İşte sağ köşeden bana linkini göndersin. Okur, sonra da yorumlarım. Canlarım benim. Bülent Ablanız sizlere feda olsun. (Yok bu başka birinin repliğiydi yaw kafam karıştı. Olm bi rahat durun ya.)

Sanırım olay anlaşıldı di mi? Hadi dağılın bakalım şimdi...

--------------------------
Asparagas: 2010’da İbram'ın "yorumları paralı olacakmış, İbram yorum başına 10 dolar alcakmış. Koşun, yetişin...



M
erhaba değerli dostlar...
Çok üzgünüm. Ne yazık ki eskisi kadar bloglarınızı okuyup, yorum yapamıyorum.
Çünkü gerek iş yoğunluğu, gerek takip listemin kalabalığı yüzünden bir süredir koyverdim ipin ucunu. (Niye uzun uzun yazılar yazıyorsunuz ya? İki cıbıldak resim koyup, altına bir kaç satır yazı yazıp, zanatçı burada ne demek istemiş? Deseniz ya.) Beni ve başkalarını neden yoruyorsunuz?

Bu yüzden, artık sayfama bir link koydum. Gadget ekledim. Buraya yorumlamamı istediğiniz yazınızın linkini ve altına da mesajınızı yazıp bana gönderiyorsunuz. Ben de vaktim oldukça yorumlarımla yazılarınıza katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Neden mi böyle bir ihtiyaç doğdu? Eskiden, "biz su içerdik testiden". Daha doğrusu birçok bloggeri ben, birçok bloggerde beni takip listine eklemeden önce işler kolaydı. Yazdıklarınızı özenle okumaya gayret ediyor ve yorumluyordum. Ancak, gerek benim hitim arttıkça, gerek listim kalabalıklaştıkça yetişememeye başladım.

Ekstradan işimiz, gücümüz de var haliyle. Sabahtan akşama blogda okuyacak değiliz hani. Orhan Pamuk olsanız çekemem. Beni de siz çekemiyorsunuz ihtimal. Birçoğunuz okumuyorsunuzdur bile eskisi kadar. "Oysa ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla" misali severek okuduğum, eski yeni birçok blogger dostum vardı. Onları kimler aldı?

Yine eski, yeni birçok blogger arkadaş benim yorumlarımdan hoşlandığını, kendisine ilham verdiğimi, feyz aldığını falan söylüyordu. (Evet, abartıyorum:))Yazdıklarımı okuyup da "İbram abi, senin de mi d...tün kalktı?" falan demeyin sakın. Ben hepinizi istisnasız seviyorum (Bunu hissedin:)

Ancak yetişemiyorum. Ne yapayım, benim sevgili blogger dostlarım, arkadaşlarım, hayran kitlem, halkım, benim köylüm, benim işçim (Oha! Kaptırdık gidiyoruz.)

Neyse, aslolan iştir, eve ekmek götürmek lazımdır. Blog dünyası bir nefes alma yeridir. Ancak paylaşımlarımıza yorum yapılması da güzel bir şeydir. Ben de güzel yorum yaparım ne yalan söyliyeyim.

Bu yüzden, hani dileyen sitesinde yeni bir yazı yazar; "Ah ulan, İbram abi buna bir yorum yapacaktı ki"der. İşte sağ köşeden bana linkini göndersin. Okur, sonra da yorumlarım. Canlarım benim. Bülent Ablanız sizlere feda olsun. (Yok bu başka birinin repliğiydi yaw kafam karıştı. Olm bi rahat durun ya.)

Sanırım olay anlaşıldı di mi? Hadi dağılın bakalım şimdi...

--------------------------
Asparagas: 2010’da İbram'ın "yorumları paralı olacakmış, İbram yorum başına 10 dolar alcakmış. Koşun, yetişin...

Eti-ket3

2 yorum:

Bazen yaşım icabı çok eski kelimeler kullanıyorum herhalde insanlar İbram -Türkçe sözlük niyetine Gtalk'ımı kullanıyor. Bundan sonraki postlarıma parantez içi tdk sözlüğü eklicem, 

Bazen yaşım icabı çok eski kelimeler kullanıyorum herhalde insanlar İbram -Türkçe sözlük niyetine Gtalk'ımı kullanıyor. Bundan sonraki postlarıma parantez içi tdk sözlüğü eklicem, 

Eti-ket5

Hiç yorum yok:


Bu sabah pala bıyıklı bir abi hışımla dükkanın kapısını açmış yoldan geçen birine bağırıyordu:
Ulan bana bak tarram. Ben adamın cikletini ağzından alır çiğnerim ulan... Yarıldım:)


Bu sabah pala bıyıklı bir abi hışımla dükkanın kapısını açmış yoldan geçen birine bağırıyordu:
Ulan bana bak tarram. Ben adamın cikletini ağzından alır çiğnerim ulan... Yarıldım:)

Fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun

9 yorum:

Devir öyle bir devir ki; fırsatçılık emeğin, abukluk da kalitenin yerini almış durumda.
Sıradanlığın ne kadar güzel olduğunun farkında değiliz hiçbirimiz. Mutlaka bir aykırılık prim topluyor günümüzde. Bu ülkemizde de yurt dışında da böyle malesef.

Artık herkes sahne kostümü seçen sanatçıların kompleksi ile davranmayı yeğliyor. Olmadık yerde vücudumuzla, saç, baş şeklimizle oynuyoruz. Kızlar, oyuncak bebek niyetine kendi vücutlarını deliyor, saçlarını boyuyor, kimyasallarla yıpratıyor. Kılık kıyafetin olabildiğince en abuğunu seçmeye çalışıyor. Erkekler de kızlardan farklı ya da aşağı kalır değil.

Tabi ki maksadım kimseyi eleştirmek değil, hele kılık kıyafetine karışmak hiç değil. Ancak affetsinler yine de, diline piercing yaptıran birini anlayamıyorum ya da ölüm üçgeni denen burun, dudak arasındaki bölgeye, daha aşağılarına hiç inmiyorum zaten. Çünkü ne kadar aksi söylense de dünyada bu yüzden ölen insanlar var. Aynı şekilde kirli sakal, burma bıyıktan nefret edip, malum bölgelerin kılıyla, tüyüyle, modeliyle, deseniyle övünenlere de rastlamak mümkün. Ne diyelim zevk meselesi...

Davranışlarımız, yazıp çizdiklerimiz de öyle. Bir zamanlar dahi dediğimiz müzisyenler, müzikleriyle değil, siyasi söylemleriyle, bu memlekette yaşanmaz deyip rating almaya çalışıyor. Ya da fırçası ile konuşması gereken ressamlarımız "ilk mastürbasyonumda şeyimi peçeteye silmiştim" onu da sergiledim diyerek gündemde kalmaya çabalıyor.

Şu, bir dakikalık da olsa ünlü olma hastalığımız öyle nüksetmiş durumda ki; Ajdar'ın bile çakması olmak için yarışıyor insanlar. Oysa Ajdar neydi, bir kimyacı mı, eczacı mı? İhtiyacı mı vardı şöhrete de çıktı maymunluk yaptı? Ama yetmiyor işte, abukluk yapıp, gerektiğinde bilinçli olarak aptalı oynayıp gündemde kalmak, iki dakikalık ünlü olmak derdinde insancıklarımız. Gerçi Ajdar gerçekten abuk galiba ya:))

Aslında benim aklım da şerre güzel çalışır. Olmadık yerde, bakarsanız olmadık abukluklar aklıma gelir, ancak çoğunu yapmam. Mesela, ben ünlü olmak isteyen bir bayan yazar ya da şair olsam, günlüğümü kanımla yazardım. Kanımla dediysem, siz anladınız ne demek istediğimi. Kitabın arka kapağına da promosyon olsun diye atmayıp biriktirdiğim pedlerimi koyardım. Hadi ya böyle bir kitap satılır mı demeyin, inanın satılır canım memleketimde. Yeter ki rezillik olsun.

Gündemde kalacak bir icat yapma becerisi olan bir mucit olsam, Adsl hattına takılıp çalıştırılabilen, uzaktan kumandalı, rotorlu bir vibratör icat ederdim. "Aşkım kameranı aç," diyerek başlayan sohbetlere eşlik eden, bu cihazın mucidini zengin yapmasa da ünlü yapacağı kesin.

Hayatın acı gerçeği bu. Gülyağı, Hacı miski de satsanız, içine yalan dolan katacaksınız mutlaka. Özel bir koku icat ettiniz, adı "Roma'da aşk, Paris'te sex ya da Çöl Rüzgârı" olabilir. O da artık pazarınızın arz talep durumuna kalmış.

Azıcık dini bilginiz varsa, mesela mevsimine göre TV'lere çıkıp "don daha kutsal çünkü kıçımızı örtüyor. Kurban yerine tavuk kessen de olur. Hatta marketten hazır tavuk alıp, kurban etsen de caizdir" diyebilirsiniz. Yeter ki fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun. Yoksa biri elini sizden daha çabuk tutup, ratinginizi kapan bir abukluk yapabilir.

Bu tip şaklabanlıkları görünce, aklıma hep kasaba panayırlarına gelen minik hayvanat bahçelerinin müşteri bulamayınca yaptıkları bir numara gelir. Bir kızı çıkarırlar meydana ve röportaj tadında yarım saate yakın üst üste sorarlar. "Sen içeride boğa yılanı ile sevişicen mi kızz?" Kız da "-Hee sevişicim" der ve biletler satılır. İçeride ise "Falına bakem abeyyyy" muhabbetinden başka birşey olmaz.( Evet, itiraf ediyorum ben de girdim bir kez, ama yılanı merak etmiştim falla:)

Oysa bize zor gelen şey nedir ki? Çalışıp, çabalamak emek sarf ederek zanaatı ya da sanatı ile bir yerlere gelmek çok mu kötü bir şey? Sıradanlık aslında zaten varolduğumuz bir hal. Yani, sıradan olmak, herhangi bir insan olmak; hem gerçeğimiz, hem de memnun olmamız gereken bir durum.

Kim altı parmaklı olmaktan mutlu olur mesela. Ancak bu bize yetmiyor. Alın terini akıtarak çalışmak, emeğiyle bir yerlere gelmek "zül" geliyor. Kısa yoldan köşeyi dönmek ya da meşhur olmak istiyoruz. Oysa tüm bu sıradanlık içinde sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanlar için hep özel olduğumuzu bilmek bize yetmeli. Ama yetmiyor işte...

Açık olalım. Yetmiyor değil mi? Peki o zaman siz de yazın bakalım yaptığınız ya da "aman yapmayayım" deseniz de aklınızdan arada bir gelip, geçen abuklukları.

Örnek mi: Mesela Şeytan dürtüyor şimdi beni.
Bir FAL sitesi açsam ve şöyle bir duyuru yapsam: "Morkidini kanlı canlı, scannerden tara gönder, cinsel falına bakalım" İlişkinizde bir sorun mu var, sevgiliniz sizi aldatıyor mu? Evlenseniz çocuğunuz kız mı, olur erkek mi? Bu hafta şanslı pozisyonunuz hangisi? Koşun koşun morkid falı ile herşeyi öğrenin...

Töbe, töbe....



Devir öyle bir devir ki; fırsatçılık emeğin, abukluk da kalitenin yerini almış durumda.
Sıradanlığın ne kadar güzel olduğunun farkında değiliz hiçbirimiz. Mutlaka bir aykırılık prim topluyor günümüzde. Bu ülkemizde de yurt dışında da böyle malesef.

Artık herkes sahne kostümü seçen sanatçıların kompleksi ile davranmayı yeğliyor. Olmadık yerde vücudumuzla, saç, baş şeklimizle oynuyoruz. Kızlar, oyuncak bebek niyetine kendi vücutlarını deliyor, saçlarını boyuyor, kimyasallarla yıpratıyor. Kılık kıyafetin olabildiğince en abuğunu seçmeye çalışıyor. Erkekler de kızlardan farklı ya da aşağı kalır değil.

Tabi ki maksadım kimseyi eleştirmek değil, hele kılık kıyafetine karışmak hiç değil. Ancak affetsinler yine de, diline piercing yaptıran birini anlayamıyorum ya da ölüm üçgeni denen burun, dudak arasındaki bölgeye, daha aşağılarına hiç inmiyorum zaten. Çünkü ne kadar aksi söylense de dünyada bu yüzden ölen insanlar var. Aynı şekilde kirli sakal, burma bıyıktan nefret edip, malum bölgelerin kılıyla, tüyüyle, modeliyle, deseniyle övünenlere de rastlamak mümkün. Ne diyelim zevk meselesi...

Davranışlarımız, yazıp çizdiklerimiz de öyle. Bir zamanlar dahi dediğimiz müzisyenler, müzikleriyle değil, siyasi söylemleriyle, bu memlekette yaşanmaz deyip rating almaya çalışıyor. Ya da fırçası ile konuşması gereken ressamlarımız "ilk mastürbasyonumda şeyimi peçeteye silmiştim" onu da sergiledim diyerek gündemde kalmaya çabalıyor.

Şu, bir dakikalık da olsa ünlü olma hastalığımız öyle nüksetmiş durumda ki; Ajdar'ın bile çakması olmak için yarışıyor insanlar. Oysa Ajdar neydi, bir kimyacı mı, eczacı mı? İhtiyacı mı vardı şöhrete de çıktı maymunluk yaptı? Ama yetmiyor işte, abukluk yapıp, gerektiğinde bilinçli olarak aptalı oynayıp gündemde kalmak, iki dakikalık ünlü olmak derdinde insancıklarımız. Gerçi Ajdar gerçekten abuk galiba ya:))

Aslında benim aklım da şerre güzel çalışır. Olmadık yerde, bakarsanız olmadık abukluklar aklıma gelir, ancak çoğunu yapmam. Mesela, ben ünlü olmak isteyen bir bayan yazar ya da şair olsam, günlüğümü kanımla yazardım. Kanımla dediysem, siz anladınız ne demek istediğimi. Kitabın arka kapağına da promosyon olsun diye atmayıp biriktirdiğim pedlerimi koyardım. Hadi ya böyle bir kitap satılır mı demeyin, inanın satılır canım memleketimde. Yeter ki rezillik olsun.

Gündemde kalacak bir icat yapma becerisi olan bir mucit olsam, Adsl hattına takılıp çalıştırılabilen, uzaktan kumandalı, rotorlu bir vibratör icat ederdim. "Aşkım kameranı aç," diyerek başlayan sohbetlere eşlik eden, bu cihazın mucidini zengin yapmasa da ünlü yapacağı kesin.

Hayatın acı gerçeği bu. Gülyağı, Hacı miski de satsanız, içine yalan dolan katacaksınız mutlaka. Özel bir koku icat ettiniz, adı "Roma'da aşk, Paris'te sex ya da Çöl Rüzgârı" olabilir. O da artık pazarınızın arz talep durumuna kalmış.

Azıcık dini bilginiz varsa, mesela mevsimine göre TV'lere çıkıp "don daha kutsal çünkü kıçımızı örtüyor. Kurban yerine tavuk kessen de olur. Hatta marketten hazır tavuk alıp, kurban etsen de caizdir" diyebilirsiniz. Yeter ki fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun. Yoksa biri elini sizden daha çabuk tutup, ratinginizi kapan bir abukluk yapabilir.

Bu tip şaklabanlıkları görünce, aklıma hep kasaba panayırlarına gelen minik hayvanat bahçelerinin müşteri bulamayınca yaptıkları bir numara gelir. Bir kızı çıkarırlar meydana ve röportaj tadında yarım saate yakın üst üste sorarlar. "Sen içeride boğa yılanı ile sevişicen mi kızz?" Kız da "-Hee sevişicim" der ve biletler satılır. İçeride ise "Falına bakem abeyyyy" muhabbetinden başka birşey olmaz.( Evet, itiraf ediyorum ben de girdim bir kez, ama yılanı merak etmiştim falla:)

Oysa bize zor gelen şey nedir ki? Çalışıp, çabalamak emek sarf ederek zanaatı ya da sanatı ile bir yerlere gelmek çok mu kötü bir şey? Sıradanlık aslında zaten varolduğumuz bir hal. Yani, sıradan olmak, herhangi bir insan olmak; hem gerçeğimiz, hem de memnun olmamız gereken bir durum.

Kim altı parmaklı olmaktan mutlu olur mesela. Ancak bu bize yetmiyor. Alın terini akıtarak çalışmak, emeğiyle bir yerlere gelmek "zül" geliyor. Kısa yoldan köşeyi dönmek ya da meşhur olmak istiyoruz. Oysa tüm bu sıradanlık içinde sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanlar için hep özel olduğumuzu bilmek bize yetmeli. Ama yetmiyor işte...

Açık olalım. Yetmiyor değil mi? Peki o zaman siz de yazın bakalım yaptığınız ya da "aman yapmayayım" deseniz de aklınızdan arada bir gelip, geçen abuklukları.

Örnek mi: Mesela Şeytan dürtüyor şimdi beni.
Bir FAL sitesi açsam ve şöyle bir duyuru yapsam: "Morkidini kanlı canlı, scannerden tara gönder, cinsel falına bakalım" İlişkinizde bir sorun mu var, sevgiliniz sizi aldatıyor mu? Evlenseniz çocuğunuz kız mı, olur erkek mi? Bu hafta şanslı pozisyonunuz hangisi? Koşun koşun morkid falı ile herşeyi öğrenin...

Töbe, töbe....


İlk cinsel deneyim - 2

14 yorum:


Yeğen önce bir kaç dua okudu, kısa birşeyler. Dediğine göre "3 kulhu, bi elham" ile bile gelirlermiş. Derken soru cümleleri kurmaya başladı. Geldin mi, geliyon mu? tarzında. Sonra üstünde üçümüzün işaret parmağı olan fincan başladı hareket etmeye...


Önce n'oluyoruz falan dedik, sonrasında fincan harflere gidip gelmeye başladı. Sanırım yeğen fincanı bir şekilde ittiriyor diye geçirdim içimden. Azıcık daha yoğunlaştım parmak ucuma. Yok, karşımızda "in ya da cin" ne varsa ciddi ciddi bizimle iletişim kuruyordu.

Normal sohbet tadında olmasa da yeğen bir şeyler sordu, bizden de bir şeyler sormamızı istedi sorduk. Bizim şaşkın bakışlarımız ve azıcık tırsmış halimiz devam ederken, resmen Saadettin TEKSOY tadında muhabbet ettik "cin" arkadaşla fincan yardımıyla. Bir müddet sonra "cin" arkadaşı göndermeye karar verdik ve gönderdik. Korkunç değil ama ilginç bir deneyim olmuştu bizim için. Biz arkadaşla hayretle birbirimizin gözlerine bakarken, yeğen anlatmaya devam ediyordu.

-"Cin'lerin erkeği dişisi olurmuş (gay'leri ya da lezbiyenleri var mı soramadım)".
-"Müslüman’ı, hristiyanı, ateisti olurmuş."
-"Ciddisi, öfkelisi, sinirlisi, gıcık ya da komik olanları olurmuş"

-"İnsanların iyisi ile kötüsü ile arkadaşlık yapanı, kanka olanı olurmuş"
-"Aslında, dileyen herkes onlarla kolayca iletişim kurabilirmiş (tabi ben gibi tırsmazsa)"
-"Getirmesinden önce, göndermesini öğrenmek durumundaymışsın. Kibar ve usulünce"

Yeğen gittikten bir kaç hafta sonra bu konu geldi yine arkadaşla aklımıza. "Ulan bizi kesin işletti bu" diyerek hazırladık yine sehpayı, kâğıtları. Başladık ondan gördüğümüz kadarıyla seslenmeye. Ancak biraz daha özensizdik ve onun çağırdığı "cin"in adını unutmuştuk. Rastgele seslendik. "dur bakalım n'olcak?" diyerek.

Bizim fincan yine başladı gidip gelmeye, bu sefer "ödümüz şeyimize" biraz daha karıştı. Karanlıkta birbirimizin yüzüne baktık. Bir "cin" daha bizimle iletişime geçiyordu. Ancak bu kez sorularımıza "dandik" cevaplar alıyorduk. Resmen gelen her kimse "korktuğumuzu" anlamış olmalıydı. Abuk, subuk cevaplar, düşük kelimeler. Bu cin pek iyi Türkçe bilmiyor herhalde dedim arkadaşa, gülüştük. Ama karşıdan gelen cevapla azıcık daha "zçtık" çünkü fincan biraz daha sertçe sağa sola giderek "alay etme" yazdı. Biz içimizden "euzu besmele" çekmeye başladık.

Her neyse. Usulünce "cin" arkadaşa "bye" dedikten sonra ışıkları açtık ve kendi kendimize "bu işin .oku" çıkacak diyerek iletişim kurmaktan vazgeçmeye karar verdik. Geçmişe dönüp baktığımda "ilk cinsel deneyimden" aklımda kalanları sizlerle paylaşacak olursam.

1- Bu işlere meraklanmak, öyle pek de matah birşey değil ama meraklanan herkesin bir şekilde iletişim kurma ihtimali var. Yalnız azıcık işin ehli olmazsanız, "cinTV" çekiyor da "karlamalı çekiyor" biraz.

2- "Hadi ya! Bu devirde cinlere mi inanıyon İbram abi?" diyonuz ihtimal içinizden. Ben de diyorum ki "Mars'ta su bulunmuş" dediler, yediniz. Uzaylılar geliyooo desem,kesin aklınız yatar. Vampir filmleri kapalı gişe oynar. Heros vs.yi zaten "inandık, iman getirdik" tadında izliyoruz.
Ne diyeyim. İnsanoğlu bu burçlara, Mistik güçlere, Çakra’lara inanır da Cin’sel konular aynı zamanda Din’sel konularla uyumlu diye inanmayabilir. Bu konuya fazla kafayı takmak gereksiz, “Cin”ler yerinde sağ olsun ama illa merakınız varsa buyurun kendiniz deneyin, görün.

3- Ben ise zamanında bu işlere biraz daha merak sarıp, bunun bir bilgisayar programını yapsam "Cinchat" falan oluştursam. CinMSN'si falan icat etsem diye kafayı yordum falla. Salaklık parayla değil ya, yaptım işte. Nitekim siz de olayı abartıp "Google"a başvurup bir "CinTALK" uygulaması isteyebilirsiniz.

Uzun lafın kısası, benim ilk cinsel deneyim de böyle bir şeydi. Başkalarının ballandıra ballandıra anlattıklarına benzemese de bu da benim hikâyem işte. Umarım en azından bazılarınızın hoşuna gitmiştir.

Saygılar.....



Yeğen önce bir kaç dua okudu, kısa birşeyler. Dediğine göre "3 kulhu, bi elham" ile bile gelirlermiş. Derken soru cümleleri kurmaya başladı. Geldin mi, geliyon mu? tarzında. Sonra üstünde üçümüzün işaret parmağı olan fincan başladı hareket etmeye...


Önce n'oluyoruz falan dedik, sonrasında fincan harflere gidip gelmeye başladı. Sanırım yeğen fincanı bir şekilde ittiriyor diye geçirdim içimden. Azıcık daha yoğunlaştım parmak ucuma. Yok, karşımızda "in ya da cin" ne varsa ciddi ciddi bizimle iletişim kuruyordu.

Normal sohbet tadında olmasa da yeğen bir şeyler sordu, bizden de bir şeyler sormamızı istedi sorduk. Bizim şaşkın bakışlarımız ve azıcık tırsmış halimiz devam ederken, resmen Saadettin TEKSOY tadında muhabbet ettik "cin" arkadaşla fincan yardımıyla. Bir müddet sonra "cin" arkadaşı göndermeye karar verdik ve gönderdik. Korkunç değil ama ilginç bir deneyim olmuştu bizim için. Biz arkadaşla hayretle birbirimizin gözlerine bakarken, yeğen anlatmaya devam ediyordu.

-"Cin'lerin erkeği dişisi olurmuş (gay'leri ya da lezbiyenleri var mı soramadım)".
-"Müslüman’ı, hristiyanı, ateisti olurmuş."
-"Ciddisi, öfkelisi, sinirlisi, gıcık ya da komik olanları olurmuş"

-"İnsanların iyisi ile kötüsü ile arkadaşlık yapanı, kanka olanı olurmuş"
-"Aslında, dileyen herkes onlarla kolayca iletişim kurabilirmiş (tabi ben gibi tırsmazsa)"
-"Getirmesinden önce, göndermesini öğrenmek durumundaymışsın. Kibar ve usulünce"

Yeğen gittikten bir kaç hafta sonra bu konu geldi yine arkadaşla aklımıza. "Ulan bizi kesin işletti bu" diyerek hazırladık yine sehpayı, kâğıtları. Başladık ondan gördüğümüz kadarıyla seslenmeye. Ancak biraz daha özensizdik ve onun çağırdığı "cin"in adını unutmuştuk. Rastgele seslendik. "dur bakalım n'olcak?" diyerek.

Bizim fincan yine başladı gidip gelmeye, bu sefer "ödümüz şeyimize" biraz daha karıştı. Karanlıkta birbirimizin yüzüne baktık. Bir "cin" daha bizimle iletişime geçiyordu. Ancak bu kez sorularımıza "dandik" cevaplar alıyorduk. Resmen gelen her kimse "korktuğumuzu" anlamış olmalıydı. Abuk, subuk cevaplar, düşük kelimeler. Bu cin pek iyi Türkçe bilmiyor herhalde dedim arkadaşa, gülüştük. Ama karşıdan gelen cevapla azıcık daha "zçtık" çünkü fincan biraz daha sertçe sağa sola giderek "alay etme" yazdı. Biz içimizden "euzu besmele" çekmeye başladık.

Her neyse. Usulünce "cin" arkadaşa "bye" dedikten sonra ışıkları açtık ve kendi kendimize "bu işin .oku" çıkacak diyerek iletişim kurmaktan vazgeçmeye karar verdik. Geçmişe dönüp baktığımda "ilk cinsel deneyimden" aklımda kalanları sizlerle paylaşacak olursam.

1- Bu işlere meraklanmak, öyle pek de matah birşey değil ama meraklanan herkesin bir şekilde iletişim kurma ihtimali var. Yalnız azıcık işin ehli olmazsanız, "cinTV" çekiyor da "karlamalı çekiyor" biraz.

2- "Hadi ya! Bu devirde cinlere mi inanıyon İbram abi?" diyonuz ihtimal içinizden. Ben de diyorum ki "Mars'ta su bulunmuş" dediler, yediniz. Uzaylılar geliyooo desem,kesin aklınız yatar. Vampir filmleri kapalı gişe oynar. Heros vs.yi zaten "inandık, iman getirdik" tadında izliyoruz.
Ne diyeyim. İnsanoğlu bu burçlara, Mistik güçlere, Çakra’lara inanır da Cin’sel konular aynı zamanda Din’sel konularla uyumlu diye inanmayabilir. Bu konuya fazla kafayı takmak gereksiz, “Cin”ler yerinde sağ olsun ama illa merakınız varsa buyurun kendiniz deneyin, görün.

3- Ben ise zamanında bu işlere biraz daha merak sarıp, bunun bir bilgisayar programını yapsam "Cinchat" falan oluştursam. CinMSN'si falan icat etsem diye kafayı yordum falla. Salaklık parayla değil ya, yaptım işte. Nitekim siz de olayı abartıp "Google"a başvurup bir "CinTALK" uygulaması isteyebilirsiniz.

Uzun lafın kısası, benim ilk cinsel deneyim de böyle bir şeydi. Başkalarının ballandıra ballandıra anlattıklarına benzemese de bu da benim hikâyem işte. Umarım en azından bazılarınızın hoşuna gitmiştir.

Saygılar.....

Eti-ket6

Hiç yorum yok:


Merak ediyorum acaba oğlunu/kızını büyünce blogger olcak diye seven ya da başımıza blogger mi olcan diye döven var mıdır?,


Merak ediyorum acaba oğlunu/kızını büyünce blogger olcak diye seven ya da başımıza blogger mi olcan diye döven var mıdır?,

gündem: ANNELER HAREKETİ

Hiç yorum yok:

Biri erkekleri durdursun!

Anneler sözüm size...

nedir bu durum. töre diye yapan da var
cem gibi annesinin şımarttığı da
şımartmayın bu kadar oğullarınızı..

babası ile kızını gömen baba da...
nedir bu öküzlük..
anneler yetiştirmiyo mu bu çocukları
dirensinler....

bi kadın hareketi bitirir bu işleRi aslında
ama nerdeeeee
şehirli köylü elele verse
erkekler ne kadar direnebilcek

C.tesi anneleri var cuma anneleri var
ama neden kadın kendine yönelik bu duruma direnmiyor
şiddete hayır ama buna şiddete uğrayanlar direniyor
niçin anneler kızları gelinleri için savaşmıyor

ne anneler bilirim gelinini dövdü diye
oğlunun işyerinin camını penceresini indiren
onlara ihtiyacımız var

başbakanın eşi cumhurbaşkanının eşi bir anne dil mi.
neden böyle bir kampanya başlatmazlar
kız arkadaşını destereyle kesen cem in annesi yok muydu
neden oğlunu kollar
niye evire çevire dövmezsiniz oğullarınızı..

ne okumuşu ne cahili.. siz çekmediniz mi bu şiddetten
bıkmadınız mı?
durdurun şu oğullarınızı...

Biri erkekleri durdursun!

Anneler sözüm size...

nedir bu durum. töre diye yapan da var
cem gibi annesinin şımarttığı da
şımartmayın bu kadar oğullarınızı..

babası ile kızını gömen baba da...
nedir bu öküzlük..
anneler yetiştirmiyo mu bu çocukları
dirensinler....

bi kadın hareketi bitirir bu işleRi aslında
ama nerdeeeee
şehirli köylü elele verse
erkekler ne kadar direnebilcek

C.tesi anneleri var cuma anneleri var
ama neden kadın kendine yönelik bu duruma direnmiyor
şiddete hayır ama buna şiddete uğrayanlar direniyor
niçin anneler kızları gelinleri için savaşmıyor

ne anneler bilirim gelinini dövdü diye
oğlunun işyerinin camını penceresini indiren
onlara ihtiyacımız var

başbakanın eşi cumhurbaşkanının eşi bir anne dil mi.
neden böyle bir kampanya başlatmazlar
kız arkadaşını destereyle kesen cem in annesi yok muydu
neden oğlunu kollar
niye evire çevire dövmezsiniz oğullarınızı..

ne okumuşu ne cahili.. siz çekmediniz mi bu şiddetten
bıkmadınız mı?
durdurun şu oğullarınızı...

Cinsel bilgiler kılavuzu

3 yorum:

Kusura bakmayın sevgili keywordcularım ama siz kaşındınız?
Nedir bu ilginç sorgulamalarınız:

* siminyadan manyak
* bugünkü tecavuz olayları
* işte size prezervatif boyları
* sevişme mektupları
* erkeğin neresi büyür
* öküz sex yaparsa
* iki lez bir düz
* kızlar cenabet olur mu?
Bu kadar vahim derecede meraklıysanız yapacak bir şey yok. Zaten benim kimin oğlundan, kızından neyim eksik değil mi? Herkes orasını burasını, yediğini içtiğini yazıp çizip ratingleri toplarken, benim elim armut mu topluyor. Kıskandım valla.

Demek ki ne yapıyormuşuz. En kısa zamanda "Cinsel bilgi ve deneyimlerimi" yazayım bir sonraki postumda, böylece toptan ve perakende bütün merakınız gitsin. Hadi bakalın. Yakında, çok yakında bu blogda!...

Beklemeye devam...

--------------- 
Keywordlerin tamamını okumak için:


Kusura bakmayın sevgili keywordcularım ama siz kaşındınız?
Nedir bu ilginç sorgulamalarınız:

* siminyadan manyak
* bugünkü tecavuz olayları
* işte size prezervatif boyları
* sevişme mektupları
* erkeğin neresi büyür
* öküz sex yaparsa
* iki lez bir düz
* kızlar cenabet olur mu?
Bu kadar vahim derecede meraklıysanız yapacak bir şey yok. Zaten benim kimin oğlundan, kızından neyim eksik değil mi? Herkes orasını burasını, yediğini içtiğini yazıp çizip ratingleri toplarken, benim elim armut mu topluyor. Kıskandım valla.

Demek ki ne yapıyormuşuz. En kısa zamanda "Cinsel bilgi ve deneyimlerimi" yazayım bir sonraki postumda, böylece toptan ve perakende bütün merakınız gitsin. Hadi bakalın. Yakında, çok yakında bu blogda!...

Beklemeye devam...

--------------- 
Keywordlerin tamamını okumak için:

Bu yazı hit alır mı sence?

17 yorum:


Bayramlık ağzımı açmamam lazım ama madem bayram geldi açayım. Nedir bizim toplumdaki gereksiz eleştiri hastalığı anlamıyorum. Üstelik eleştirisini yaptıklarımız bizatihi ya yaptıklarımız ya da baktıklarımız oluyor nedense.

-Tüüü terbiyesizler diye laf soktuğumuz insanların yaptıklarını yapabilmek için yana yakıla can atanlarımız var.

Bir kadın sokaktan az rahat bir giyimle geçiyor, mahallenin bütün kelli fellileri hatunun arkasından boynu yamulana kadar baktıktan sonra söylenir. "Edepsiz bu yahu, böylede giyinilir mi, ayıp diye bir şey var." Madem öyle bakma sen de kardeşim.

Bloglara bakıyorsunuz en çok hit alan yazılar bel altını usulünce işleyen yazılar ama yorumlarına bakıyorsun. "Ahlaksız, terbiyesiz, neler yazmışlar" E birader okuma o zaman. Sen search'e olmadık kelimeleri yazıyor da o blog sahibini maden tetkik arama gibi arayıp buluyorsan bundan dolayı neden başkasını suçluyorsun ki?

Kaç tane blog yazarı var tanıdığım, oturup adam gibi yazsalar hit almazlar ama bel altına indiler mi reytingleri tavan. Demek ki bu piyasada geçer akçe bu. Nasıl müzik piyasasında bir yerini açıp, klip çekmeden sanatçı olunamıyorsa bu piyasa da ünlü bir blogcu olmak için kelimelerin fermuarını açmak gerek belki de. O artık her yazarın kendi tercihine, tıynetine kalmış.

Bakalım deneyelim bu yazı kaç hit alacak mesela? Şimdi gerekli kelimelerimizi koyuyoruz postumuzun içine. Okuyun bakalım bir yerleriniz şişecek mi? İşte sihirli reçeteniz hazır. Hayırlı olur mu? Pek sanmam ama hayırlısı neyse o olsun...

1- On kere "erkek cinsel organı" bir kaç farklı ifade şekliyle eksiksiz zikredin.
2- Bir o kadar "kadın cinsel organı" ekleyin ama argosu  olsun mutlaka.
3- Cinsel eylem içeren küfürler koyun içine. Sin Kaf edebiyatı yapın.
4- Vermek, almak, içmek, mıçmak türü eylemlerden bahsedin.
5- Afilli bir resim hatun resmi bulun, blogun girişine güzelce ekleyin.
6- Cinsel pozisyonlardan bahsedin. Ekstrem olanlar daha çok ilgi çekebilir.
7- Kadınsanız erkek argosu iyi hit alır, bol bol cümle içinde a.q kullanın.
8- Röntgencilik,  dikiz duygularını kışkırtan ifadeler, soru cümleleri işe yarar.
9- Okuyuculardan bir kısmını yanınıza alırken, bir kısmına da hakaret edin.

Oldu mu?


Bayramlık ağzımı açmamam lazım ama madem bayram geldi açayım. Nedir bizim toplumdaki gereksiz eleştiri hastalığı anlamıyorum. Üstelik eleştirisini yaptıklarımız bizatihi ya yaptıklarımız ya da baktıklarımız oluyor nedense.

-Tüüü terbiyesizler diye laf soktuğumuz insanların yaptıklarını yapabilmek için yana yakıla can atanlarımız var.

Bir kadın sokaktan az rahat bir giyimle geçiyor, mahallenin bütün kelli fellileri hatunun arkasından boynu yamulana kadar baktıktan sonra söylenir. "Edepsiz bu yahu, böylede giyinilir mi, ayıp diye bir şey var." Madem öyle bakma sen de kardeşim.

Bloglara bakıyorsunuz en çok hit alan yazılar bel altını usulünce işleyen yazılar ama yorumlarına bakıyorsun. "Ahlaksız, terbiyesiz, neler yazmışlar" E birader okuma o zaman. Sen search'e olmadık kelimeleri yazıyor da o blog sahibini maden tetkik arama gibi arayıp buluyorsan bundan dolayı neden başkasını suçluyorsun ki?

Kaç tane blog yazarı var tanıdığım, oturup adam gibi yazsalar hit almazlar ama bel altına indiler mi reytingleri tavan. Demek ki bu piyasada geçer akçe bu. Nasıl müzik piyasasında bir yerini açıp, klip çekmeden sanatçı olunamıyorsa bu piyasa da ünlü bir blogcu olmak için kelimelerin fermuarını açmak gerek belki de. O artık her yazarın kendi tercihine, tıynetine kalmış.

Bakalım deneyelim bu yazı kaç hit alacak mesela? Şimdi gerekli kelimelerimizi koyuyoruz postumuzun içine. Okuyun bakalım bir yerleriniz şişecek mi? İşte sihirli reçeteniz hazır. Hayırlı olur mu? Pek sanmam ama hayırlısı neyse o olsun...

1- On kere "erkek cinsel organı" bir kaç farklı ifade şekliyle eksiksiz zikredin.
2- Bir o kadar "kadın cinsel organı" ekleyin ama argosu  olsun mutlaka.
3- Cinsel eylem içeren küfürler koyun içine. Sin Kaf edebiyatı yapın.
4- Vermek, almak, içmek, mıçmak türü eylemlerden bahsedin.
5- Afilli bir resim hatun resmi bulun, blogun girişine güzelce ekleyin.
6- Cinsel pozisyonlardan bahsedin. Ekstrem olanlar daha çok ilgi çekebilir.
7- Kadınsanız erkek argosu iyi hit alır, bol bol cümle içinde a.q kullanın.
8- Röntgencilik,  dikiz duygularını kışkırtan ifadeler, soru cümleleri işe yarar.
9- Okuyuculardan bir kısmını yanınıza alırken, bir kısmına da hakaret edin.

Oldu mu?

İbram abiniz size kurban olsun

10 yorum:


L
afın gelişi, mesela dedik yani...
Maksadım bayramınızı kutlamaktır.

Kurban bayramında aman trafik terörüne kurban gitmeyin.Kim vurduya giden pek kolay gelemiyor geri. Dikkat edin kendinize, sevdiklerinize.
Sinirlerinize hâkim olun, birbirinizi elde bıçak varken incitmeyin. Neşeli, mutlu hoş ve güzel bir bayram geçirin.

Fakirleri, ihtiyaç sahiplerini kollayın gözetin. Kurbanınızın derisine, gerisine, etine, kemiğine sahip çıkın. Yerine ulaştığından emin olun. Kavurma yaparsanız bana da gönderin.

Ben gidiyorum müsaadenizle, siz kalanlar sağlıcakla ve esen kalın. Bayram sonrası görüşmek üzere sevgili okuryazar hatta üstüne yorum bile yapar dostlarım.

Böyle gelmiş, şöyle gitmez bu dünya.
Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip etsin Mevla...
Kimine kuzu, kimine danası, kimine de bayram bahanesiyle Maldiv adası.

Dım dım, dırı dım dım...



L
afın gelişi, mesela dedik yani...
Maksadım bayramınızı kutlamaktır.

Kurban bayramında aman trafik terörüne kurban gitmeyin.Kim vurduya giden pek kolay gelemiyor geri. Dikkat edin kendinize, sevdiklerinize.
Sinirlerinize hâkim olun, birbirinizi elde bıçak varken incitmeyin. Neşeli, mutlu hoş ve güzel bir bayram geçirin.

Fakirleri, ihtiyaç sahiplerini kollayın gözetin. Kurbanınızın derisine, gerisine, etine, kemiğine sahip çıkın. Yerine ulaştığından emin olun. Kavurma yaparsanız bana da gönderin.

Ben gidiyorum müsaadenizle, siz kalanlar sağlıcakla ve esen kalın. Bayram sonrası görüşmek üzere sevgili okuryazar hatta üstüne yorum bile yapar dostlarım.

Böyle gelmiş, şöyle gitmez bu dünya.
Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip etsin Mevla...
Kimine kuzu, kimine danası, kimine de bayram bahanesiyle Maldiv adası.

Dım dım, dırı dım dım...

Eti-ket7

Hiç yorum yok:


Zalimin zulmü varsa  mazlum da fırsat kolluyordur. (ne yazık ki bu çoğu zaman böyledir), 


Zalimin zulmü varsa  mazlum da fırsat kolluyordur. (ne yazık ki bu çoğu zaman böyledir), 

Eti-ket8

Hiç yorum yok:


Yazılarımı araklayıp bir de kendi adını yazarak yayınlayan arkadaşlar: "El tarağı ile saç taranmaz" deyimi utanmanız için yeter sanırım. Kendi şeyiniz yok mu sizin?


Yazılarımı araklayıp bir de kendi adını yazarak yayınlayan arkadaşlar: "El tarağı ile saç taranmaz" deyimi utanmanız için yeter sanırım. Kendi şeyiniz yok mu sizin?

Buyur burdan yak...

19 yorum:



Geçenlerde bir arkadaşımızın başına geldi. Yazılarının içerik olarak kopyalanması olayını hatırlarsınız. Hiç hoş değil, çok tatsız bir olay. Bu konuda yazan çizen olduğu ve benim de görüşlerim "çırılçıplak" belli olduğu için fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Yazılarımın beğenilmesinden hoşlanıyorum, insanlarca paylaşılmasından da. Ancak tüm bunları yaparken nezaket kabilinden de olsa adımın veya nickimin referans verilmesi gerekmez mi? Gerekmiyor bazı insanlara göre. Ancak kanunlar öyle demiyor ve ciddi yaptırımları var. Biliyorsunuz, burada boşuna saymayalım .

Bugün eski yazılarımı (siz burada hiç okumadınız onları) karıştırırken bir kaç satırını google'a pasteledim. Ama ne göreyim. Yazılarım kesilip biçilmekle, değiştirilmekle kalmamış. Bir de altına imza atılmış. Üstelik imza atılmakla da kalmamış bir kaç kişi de alıntılayıp yazıların altına imza atan arkadaşa "jest" yapmışlar. Yani yazdıklarımı araklayıp imzalayan kişi, telif hakkına saygı gösteren birkaç blog sahibi tarafından adeta ödüllendirilmiş. Tabi onların suçu yok. Eser sahibi "San"dıkları kişiye hürmette kusur etmemişler.

Şimdi ne yapmam lazım?
Düşündüm. İlgili sitelere birer mail attım. Gerekli düzeltmeyi yapmaları için. Bir müddet sonra da eski yazılarımı yeniden yayınlamaya başlayacağım. Hepsi daha önce "geocities ve diğer bir kaç sitenin" kayıtlarında var. Emeğe saygı göstermeyenleri gördüm ama emeğine saygı gösterilen bir "(ç)alıntı üstadını" da yeni duyuyor, yeni görüyorum.

Kendisini bulursam en kısa sürede tebrik edip, araklayıp tahrif ettiği yazılarımı sitemde yayınlamak için izin isteyeceğim. Vay be... Erbabı yaparsa yorgan bile titremez diye boşuna dememişler. Yıllardır uyuyormuşum. Uyandıran "google" sağolsun.

Fatihin fedaisi Kara murat geliyor:) savulun bre melunlar...

HAMİŞ:
*Yakalarsam napıcamı ben biliyorum  ama yakalayamazsam da bedduam tutar, başınıza resimdeki gibi bi  olay gelebilir. Allah korusun.



Geçenlerde bir arkadaşımızın başına geldi. Yazılarının içerik olarak kopyalanması olayını hatırlarsınız. Hiç hoş değil, çok tatsız bir olay. Bu konuda yazan çizen olduğu ve benim de görüşlerim "çırılçıplak" belli olduğu için fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Yazılarımın beğenilmesinden hoşlanıyorum, insanlarca paylaşılmasından da. Ancak tüm bunları yaparken nezaket kabilinden de olsa adımın veya nickimin referans verilmesi gerekmez mi? Gerekmiyor bazı insanlara göre. Ancak kanunlar öyle demiyor ve ciddi yaptırımları var. Biliyorsunuz, burada boşuna saymayalım .

Bugün eski yazılarımı (siz burada hiç okumadınız onları) karıştırırken bir kaç satırını google'a pasteledim. Ama ne göreyim. Yazılarım kesilip biçilmekle, değiştirilmekle kalmamış. Bir de altına imza atılmış. Üstelik imza atılmakla da kalmamış bir kaç kişi de alıntılayıp yazıların altına imza atan arkadaşa "jest" yapmışlar. Yani yazdıklarımı araklayıp imzalayan kişi, telif hakkına saygı gösteren birkaç blog sahibi tarafından adeta ödüllendirilmiş. Tabi onların suçu yok. Eser sahibi "San"dıkları kişiye hürmette kusur etmemişler.

Şimdi ne yapmam lazım?
Düşündüm. İlgili sitelere birer mail attım. Gerekli düzeltmeyi yapmaları için. Bir müddet sonra da eski yazılarımı yeniden yayınlamaya başlayacağım. Hepsi daha önce "geocities ve diğer bir kaç sitenin" kayıtlarında var. Emeğe saygı göstermeyenleri gördüm ama emeğine saygı gösterilen bir "(ç)alıntı üstadını" da yeni duyuyor, yeni görüyorum.

Kendisini bulursam en kısa sürede tebrik edip, araklayıp tahrif ettiği yazılarımı sitemde yayınlamak için izin isteyeceğim. Vay be... Erbabı yaparsa yorgan bile titremez diye boşuna dememişler. Yıllardır uyuyormuşum. Uyandıran "google" sağolsun.

Fatihin fedaisi Kara murat geliyor:) savulun bre melunlar...

HAMİŞ:
*Yakalarsam napıcamı ben biliyorum  ama yakalayamazsam da bedduam tutar, başınıza resimdeki gibi bi  olay gelebilir. Allah korusun.

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım