Hizmette sınır olmalı mı? / seçtiklerim-8

7 yorum:

O
rtaokul çağlarımda, küçük kasabamdan büyük şehre gittiğimde gözüm, gönlüm açılırdı ne yalan söyleyeyim. Arkadaş ziyareti de olsa, bu hafta sonu kaçamaklarını severdim. Gerçi arkadaşın evi olmadık bir mekâna denk geldiği için taksi şoförlerine "
beni mektebe götürür müsünüz? " diyemediğimden ve o civara otobüs servisi de olmadığından yaya giderdim onca yolu.


Sonunda mahalleli, malum yer civarına cami yaparak "bizden ırak cehenneme direk olsun " diyerek, mekânı kendilerince kurtarılmış bölge haline getirip, içindeki kadınları hidayete erdirdiler. Gerçi, ben yine tarif edemedim adresi çünkü bu sefer de semt "eski kâr hane" olarak tarif ediliyordu. Yani, yürü babam bacaklara, tabana kuvvet. Oysa, insan büyüyünce öğreniyor ki bu işler için üzülüp, sıkılmaya gerek yokmuş. Gençlere akıl fikir vermek için çırpınan bir kısım yurdum insanı ,kutsal görevlerini en ufak fırsatta yerine getirmeye hazırmış.


Liseden yeni mezun olmuştuk...
Arkadaşlarla tren turuna çıkıyoruz. Yol güzergâhındaki bir kaç ilçede tanıdıklarımız falan var. Onlara uğrayacağız. Bilirsiniz ya da bilmiyorsanız öğrenmiş oluyorsunuz; güzel ülkemde trenler eskiden beri tehirlidir. (yani aranan erkek modeli gibi; geç gelir) Zaman geçmediği için de tren beklerken azıcık laflarsınız, bekleyicilerle mecburen...


Biz zaten birkaç arkadaşız, kendi aramızda laflıyoruz. Yani kimseye ihtiyacımız yok ama az ötede bize kulak kabartan amcanın derin bir yalnızlık içinde olduğu ve öldüreceği boş vakit için arkadaş aradığı kesin. Bir müddet sonra amca yaklaştı yanımıza ve damdan düşer gibi girdi sohbete.
Nereye gidiyorsunuz gençler?
—Vilayete gidiyoruz bey amca...


Amca bir kaç soru sonra da başladı bilge tavırlarıyla "ey oğul!" tarzında bizimle sohbete.

Gençler! Siz şimdi geneleve de gidersiniz değil mi?
—Yok amca, yok bizim öyle bir niyetimiz. (Yurdum camilerini gezip, tahiyyatül mescit namazı kılacaz.) demiyoruz tabi de. "Arkadaş ziyaretine gidiyoruz amca" dedik. Amca ise ısrarlı, "bir çayımı içmeden bırakmam" kıvamında konuşuyor ve bize inanmıyor.

-
Yok, yok siz gitmişken bir uğrayın..
-Olur amca, uğrarız. (Sen yeterki başımızdan git.)


Biz sohbetinden sıkılıp, amcayı ufaktan ötelemeye başladık ama amca bize bütün deneyim ve bilgi birikimini aktarmakta ısrarlı. Büyük ihtimalle, kasabanın tüm gençlerini ilk mektebe götüren kişi olmak için çırpınıyor.
Bakın gençler. Bu işler sandığınız gibi olmaz. Sakın tecrübesiz gitmeyin oraya. Başarısız olursunuz benden söylemesi.
—Eee amca! dedik. Dur bakalım ne tavsiye edecek. (İlk Mektepte de başarısızlık büyük sorun demek ki, Ulan niye mektep orası o zaman?) Amca sonunda yumurtladı lafını; "eğitim şart" tadında baklayı çıkardı ağzından:
Önce eşekte öğrenmeniz şart...
Tepemiz attı. Zaten tren gecikti diye öfkeliydik. Amcaya bir göründük. Usturuplu birkaç küfür savurduk, o da nasıl uzaklaştığını bilemedi, kaçtı gitti aramızdan. (Adam sanki eşek kiralıyor, tövbe tövbe)


Trende ise, yerimize başka bir amca çöreklenmişti. Gayet kibarca yerini verdi bize ama kalkıp başka bir yere de oturmadı. Aynı vagonda oyalandı durdu. Bir müddet sonra ,vagonun kapısına doğru geldi. Yanımda oturan ve onun yerinden kalkma sebebi de olan arkadaşa anlamsız kaş göz hareketleri yapmaya başladı. "Kalk yerimden" manasında. Yine "Lâ havle" çektik. Ancak yaşlı amca bunu bir kaç kez tekrarladı. Her tekrar öncesinde de gelip, güzel güzel bana bakınca düştü jetonumuz. Amca resmen benim yanıma oturmak istiyordu. Arkadaş gülerek "Bu yumuşak sana göz koymuş. Ben sizi baş başa bırakayım" dediyse de ben arkadaşı bırakmadım tabi ki. Bir müddet sonra da, kondüktör daha sert uyarınca, amca kayboldu gitti...


Trenden indiğimiz şehirde hava serin ve yağışlıydı. Biz üç-dört arkadaştık. Ziyaretine gittiğimiz arkadaşla ise akşamüstü buluşacaktık. "Dur" dedik "bari boş vaktimizde şehri gezelim." Dört kişi olduğumuz için taksi parası koymaz deyip, bir taksi çevirdik. Şöföre de "Yavaş git ağabey, bize şehri gezdir. Etrafı bir görelim" dedik. O da kabul etti, sağ olsun.


Bir iki tur attık şehirde, bir yandan da şoför ile sohbet ederek. Abi tam turist rehberi gibiydi. Şehir, büyük bir şehir olmadığından kısa zamanda ünlü yerleri, alışveriş mekânları, çarşısı pazarını da tarif edip bitirmişti. Sonunda, hizmette sınır tanımadığını anlamamızı sağlayan malûm cümleyi kurdu.
Gençler, dilerseniz sizi bir de "mektebimize" götüreyim. "Hah! tamam" dedik kendi kendimize. Bu abi de bizi "abazan" gördü. Ufkumuzu ve fermuarımızı açmaya karar verdi. Oysa biz gözümüz gönlümüz açılsın diye bir yolculuğa çıkmış olsak da, bu tür konularda ağzının fermuarı bile kısıtlı cümlelere izin veren, idealist gençlerdik o zamanlar. Abiyse direk pantolon fermuarımıza hizmet vermeyi hedeflemişti bir kere.
-Tamam abi! Sen dur. Biz yolun sonuna geldik. Taksi lazımdı, başka bir şey değil" diyerek taksiden yarı sinirli, yarı pişmiş kelle gibi indik.


İnsanlar, garip ve gereksiz hizmetlere kendini adamış olabiliyorlar bazen.
Geçenlerde, bir arkadaş üniversitedeyken kız arkadaşlarına, kısa kollu giymemelerini, örtünmelerini tavsiye eden, delikanlıları namaza davet eden, hatta zorlayan esnafları olan bir şehirden söz etti de; aklıma geldi bu anılar. Kimse durumdan vazife çıkarmamalı. Önce bir karşısındakine bakıp, sonra "tebliğ" görevlisi gibi davranıp, davranmaması gerektiğine karar vermeli...


Bize de, böyleleri denk geldi işte bir dönem.
Kamusal hizmet anlayışının, boyutlarını çağ atlamak derecesinde genişleten, ilginç bir insan grubu ile tanışmış olduk. Şahsen bir taksi şoförü olsaydım, ne yapardım diye düşündüm. Herhalde kimseye "sizi şuraya da götüreyim" demezdim. Ki; hepsini tenzih ederim. Birçok taksi şoförü de "çek şuraya" denmedikçe, bu hizmeti gönüllü vermez.


Hatta, aynı fikirde misiniz bilmem ama, şahsen ben; biri yolda durdurup "Pardon abi kâr haneye nerden gidilir?" diye sorsa "Yazık lan, yolda kalmış abazana yardım etmek sevaptır" diyerek yolda kalmışa yol tarif etmem...

O
rtaokul çağlarımda, küçük kasabamdan büyük şehre gittiğimde gözüm, gönlüm açılırdı ne yalan söyleyeyim. Arkadaş ziyareti de olsa, bu hafta sonu kaçamaklarını severdim. Gerçi arkadaşın evi olmadık bir mekâna denk geldiği için taksi şoförlerine "
beni mektebe götürür müsünüz? " diyemediğimden ve o civara otobüs servisi de olmadığından yaya giderdim onca yolu.


Sonunda mahalleli, malum yer civarına cami yaparak "bizden ırak cehenneme direk olsun " diyerek, mekânı kendilerince kurtarılmış bölge haline getirip, içindeki kadınları hidayete erdirdiler. Gerçi, ben yine tarif edemedim adresi çünkü bu sefer de semt "eski kâr hane" olarak tarif ediliyordu. Yani, yürü babam bacaklara, tabana kuvvet. Oysa, insan büyüyünce öğreniyor ki bu işler için üzülüp, sıkılmaya gerek yokmuş. Gençlere akıl fikir vermek için çırpınan bir kısım yurdum insanı ,kutsal görevlerini en ufak fırsatta yerine getirmeye hazırmış.


Liseden yeni mezun olmuştuk...
Arkadaşlarla tren turuna çıkıyoruz. Yol güzergâhındaki bir kaç ilçede tanıdıklarımız falan var. Onlara uğrayacağız. Bilirsiniz ya da bilmiyorsanız öğrenmiş oluyorsunuz; güzel ülkemde trenler eskiden beri tehirlidir. (yani aranan erkek modeli gibi; geç gelir) Zaman geçmediği için de tren beklerken azıcık laflarsınız, bekleyicilerle mecburen...


Biz zaten birkaç arkadaşız, kendi aramızda laflıyoruz. Yani kimseye ihtiyacımız yok ama az ötede bize kulak kabartan amcanın derin bir yalnızlık içinde olduğu ve öldüreceği boş vakit için arkadaş aradığı kesin. Bir müddet sonra amca yaklaştı yanımıza ve damdan düşer gibi girdi sohbete.
Nereye gidiyorsunuz gençler?
—Vilayete gidiyoruz bey amca...


Amca bir kaç soru sonra da başladı bilge tavırlarıyla "ey oğul!" tarzında bizimle sohbete.

Gençler! Siz şimdi geneleve de gidersiniz değil mi?
—Yok amca, yok bizim öyle bir niyetimiz. (Yurdum camilerini gezip, tahiyyatül mescit namazı kılacaz.) demiyoruz tabi de. "Arkadaş ziyaretine gidiyoruz amca" dedik. Amca ise ısrarlı, "bir çayımı içmeden bırakmam" kıvamında konuşuyor ve bize inanmıyor.

-
Yok, yok siz gitmişken bir uğrayın..
-Olur amca, uğrarız. (Sen yeterki başımızdan git.)


Biz sohbetinden sıkılıp, amcayı ufaktan ötelemeye başladık ama amca bize bütün deneyim ve bilgi birikimini aktarmakta ısrarlı. Büyük ihtimalle, kasabanın tüm gençlerini ilk mektebe götüren kişi olmak için çırpınıyor.
Bakın gençler. Bu işler sandığınız gibi olmaz. Sakın tecrübesiz gitmeyin oraya. Başarısız olursunuz benden söylemesi.
—Eee amca! dedik. Dur bakalım ne tavsiye edecek. (İlk Mektepte de başarısızlık büyük sorun demek ki, Ulan niye mektep orası o zaman?) Amca sonunda yumurtladı lafını; "eğitim şart" tadında baklayı çıkardı ağzından:
Önce eşekte öğrenmeniz şart...
Tepemiz attı. Zaten tren gecikti diye öfkeliydik. Amcaya bir göründük. Usturuplu birkaç küfür savurduk, o da nasıl uzaklaştığını bilemedi, kaçtı gitti aramızdan. (Adam sanki eşek kiralıyor, tövbe tövbe)


Trende ise, yerimize başka bir amca çöreklenmişti. Gayet kibarca yerini verdi bize ama kalkıp başka bir yere de oturmadı. Aynı vagonda oyalandı durdu. Bir müddet sonra ,vagonun kapısına doğru geldi. Yanımda oturan ve onun yerinden kalkma sebebi de olan arkadaşa anlamsız kaş göz hareketleri yapmaya başladı. "Kalk yerimden" manasında. Yine "Lâ havle" çektik. Ancak yaşlı amca bunu bir kaç kez tekrarladı. Her tekrar öncesinde de gelip, güzel güzel bana bakınca düştü jetonumuz. Amca resmen benim yanıma oturmak istiyordu. Arkadaş gülerek "Bu yumuşak sana göz koymuş. Ben sizi baş başa bırakayım" dediyse de ben arkadaşı bırakmadım tabi ki. Bir müddet sonra da, kondüktör daha sert uyarınca, amca kayboldu gitti...


Trenden indiğimiz şehirde hava serin ve yağışlıydı. Biz üç-dört arkadaştık. Ziyaretine gittiğimiz arkadaşla ise akşamüstü buluşacaktık. "Dur" dedik "bari boş vaktimizde şehri gezelim." Dört kişi olduğumuz için taksi parası koymaz deyip, bir taksi çevirdik. Şöföre de "Yavaş git ağabey, bize şehri gezdir. Etrafı bir görelim" dedik. O da kabul etti, sağ olsun.


Bir iki tur attık şehirde, bir yandan da şoför ile sohbet ederek. Abi tam turist rehberi gibiydi. Şehir, büyük bir şehir olmadığından kısa zamanda ünlü yerleri, alışveriş mekânları, çarşısı pazarını da tarif edip bitirmişti. Sonunda, hizmette sınır tanımadığını anlamamızı sağlayan malûm cümleyi kurdu.
Gençler, dilerseniz sizi bir de "mektebimize" götüreyim. "Hah! tamam" dedik kendi kendimize. Bu abi de bizi "abazan" gördü. Ufkumuzu ve fermuarımızı açmaya karar verdi. Oysa biz gözümüz gönlümüz açılsın diye bir yolculuğa çıkmış olsak da, bu tür konularda ağzının fermuarı bile kısıtlı cümlelere izin veren, idealist gençlerdik o zamanlar. Abiyse direk pantolon fermuarımıza hizmet vermeyi hedeflemişti bir kere.
-Tamam abi! Sen dur. Biz yolun sonuna geldik. Taksi lazımdı, başka bir şey değil" diyerek taksiden yarı sinirli, yarı pişmiş kelle gibi indik.


İnsanlar, garip ve gereksiz hizmetlere kendini adamış olabiliyorlar bazen.
Geçenlerde, bir arkadaş üniversitedeyken kız arkadaşlarına, kısa kollu giymemelerini, örtünmelerini tavsiye eden, delikanlıları namaza davet eden, hatta zorlayan esnafları olan bir şehirden söz etti de; aklıma geldi bu anılar. Kimse durumdan vazife çıkarmamalı. Önce bir karşısındakine bakıp, sonra "tebliğ" görevlisi gibi davranıp, davranmaması gerektiğine karar vermeli...


Bize de, böyleleri denk geldi işte bir dönem.
Kamusal hizmet anlayışının, boyutlarını çağ atlamak derecesinde genişleten, ilginç bir insan grubu ile tanışmış olduk. Şahsen bir taksi şoförü olsaydım, ne yapardım diye düşündüm. Herhalde kimseye "sizi şuraya da götüreyim" demezdim. Ki; hepsini tenzih ederim. Birçok taksi şoförü de "çek şuraya" denmedikçe, bu hizmeti gönüllü vermez.


Hatta, aynı fikirde misiniz bilmem ama, şahsen ben; biri yolda durdurup "Pardon abi kâr haneye nerden gidilir?" diye sorsa "Yazık lan, yolda kalmış abazana yardım etmek sevaptır" diyerek yolda kalmışa yol tarif etmem...

asılsız bomba ihbarı

Hiç yorum yok:
göreceksiniz bakın bu bir asılsız bomba ihbarıdır. patlıcak blogum patlıcak. bir gün ben de yeterli izleyici sayısına ulaşacağım. şu görmüş olduğunuz 5 hayırsever izleyicim dışında da izleyicilerim olacak. yazdıklarım hit olacak, blog alemini sarsacak. 

sonra benim de çüküm uzayacak, götüm kalkacak. havalanacağım. o kadar ki sağ da solda hakkımda gay olduğum dedikoduları çıkacak.

böylece hitime hit, saçıma bit  katacağım. göreceksiniz bir gün bütün blog kızları, face kızları, feed kızları, tweet kızları bana hasta olacak. gak dersem olay, guk dersem hadise çıkıcak. "stir me up" diyecek.

olmazsa erkek kılığında yazan bir bayan blogger olarak adımı duyuracağım. tersi daha iyi oluyordu gerçi ama bu metod da tutabilir.

peşimden koşanlar olacak, ağlayıp sızlayanlar, iki satır da benden söz eder mi acaba diye yanıp tutuşanlar olacak. yorumlarla laf sokacaklar. hakaret edecekler. Ben ağzımı açmadan savunucularım türeyecek. şu an 5 olan izleyicim 500 olacak. göreceksiniz bak.

havalanacağım, triplere gireceğim. sanal kahraman olacağım. olmayan saç stilim beğenilecek. bu gün bi yerim kaşındı diyeceğim günlerce feedlerde konuşulacak. öksüreceğim olay, ossuracağım kolay olacak. sonra ne mi olacak.... hiç bi bok olmayacak.

Modem disconnect olacak, internet kopacak, bu işlerin modası geçecek. Kimse beni hatırlamayacak.
göreceksiniz bakın bu bir asılsız bomba ihbarıdır. patlıcak blogum patlıcak. bir gün ben de yeterli izleyici sayısına ulaşacağım. şu görmüş olduğunuz 5 hayırsever izleyicim dışında da izleyicilerim olacak. yazdıklarım hit olacak, blog alemini sarsacak. 

sonra benim de çüküm uzayacak, götüm kalkacak. havalanacağım. o kadar ki sağ da solda hakkımda gay olduğum dedikoduları çıkacak.

böylece hitime hit, saçıma bit  katacağım. göreceksiniz bir gün bütün blog kızları, face kızları, feed kızları, tweet kızları bana hasta olacak. gak dersem olay, guk dersem hadise çıkıcak. "stir me up" diyecek.

olmazsa erkek kılığında yazan bir bayan blogger olarak adımı duyuracağım. tersi daha iyi oluyordu gerçi ama bu metod da tutabilir.

peşimden koşanlar olacak, ağlayıp sızlayanlar, iki satır da benden söz eder mi acaba diye yanıp tutuşanlar olacak. yorumlarla laf sokacaklar. hakaret edecekler. Ben ağzımı açmadan savunucularım türeyecek. şu an 5 olan izleyicim 500 olacak. göreceksiniz bak.

havalanacağım, triplere gireceğim. sanal kahraman olacağım. olmayan saç stilim beğenilecek. bu gün bi yerim kaşındı diyeceğim günlerce feedlerde konuşulacak. öksüreceğim olay, ossuracağım kolay olacak. sonra ne mi olacak.... hiç bi bok olmayacak.

Modem disconnect olacak, internet kopacak, bu işlerin modası geçecek. Kimse beni hatırlamayacak.

Takkeler düşüyor artık beyler / seçtiklerim-7

27 yorum:

Özgünlük güzel şey, tıpkı özgürlük gibi...

Paylaştığınız bir şeyin kaynağını hatırlamıyorsanız "bir yerlerde okumuştum" deme kibarlığını bari göstermelisiniz. Yoksa tırtıkladıklarınızdan hoşlarına giden bir cümleyi kopyalar, yapıştırır Google'da search yaparlar da, rezil rüsva olursunuz haberiniz olsun.

Son dönemin gözde adiliklerinden biri de "fikir ve sanat" eseri hırsızlığı. Kelime değil cümle değil, düpedüz eser çalmak. Üstelik bunu "korsana hayır" tarzı bağıran sözde sanatçılar bile yapıyor. Üretmiyorlar, düpedüz çalıyorlar.

Nette kendi yazdıklarımı (10 yıl öncesi - blogumla ilgisi yok) arıyorum. İsimsiz yayınlayan onlarcası var. Bazılarını kafaya takarsam mail atıp uyarıyorum. Teşekkür edip adımı ekleyen de var, mailime cevap vermeye tenezzül etmeyen de.

Eskiden de çoktu bu tipler. Ordan, burdan tırtıkladıkları romantik yazıları, şiirleri kendileri yazmış gibi kızlara gönderir etiket yaparlardı. Bir tanesi bizzat şahsıma demiştir: -Şiirlerinle 3–5 kız götürdüm abi diye. Nereye götürdüyse?
-İyi de evladım biz onlara yüreğimizi koyduk, gözyaşımızı koyduk, alın terimizi ekledik. Sen kızların şeyine tampon yap diye mi?

Bu tiplerin elinden biraz webmasterlik, site yapmak, tema edit'lemek de gelir. Yazı ve şiirler kadar geniş bir resim ve sunu arşivleri de vardır. Nete yeni giren gözü açılmamış kızlara (kaldıysa) gelir gelmez bu şiirlerle hoş geldin derler. Çapraz kur yaparlar, kızın aklı başından gitsin ve balık zokayı yutsun diye. Eh! halkımızın genel kültür düzeyinin bu haliyle şansları da yok değil hani. Gerçi bu biraz "el şeyiyle gerdeğe girmek" oluyor ama arkadaşların o tip bir sıkıntısı olduğunu da sanmıyorum.

Tabi bunu sadece erkekler yapmıyor. Bir yazı, bir şiir okuyorum. Bakıyorum ki karşımdaki kız şiir gibi konuşuyor. Öldüğünü bilmesem Nazım'ın ruhuyla ince sohbetteyim sanıcam. Tabi Nazım usta, kızlardan geçtim biraz dil dökse, edebiyat parçalasa beni bile götürürdü. Kızcağız bunun farkında değil.

Oysa şu bloglar çıktı çıkalı; para(!) eden tek gerçek şey: özgünlüğünüz. Eski devirler kapandı beyler/bayanlar. Nette isteğini arayıp, bulma özgürlüğünüzü, çalıp çırpmak için heba etmeyin. Bazen eleştiririm ama dilerseniz karnınızın ağrısını yazın, reglinizi anlatın. Ağdanızı epilasyonunuzu, tırnak törpünüzü, çiçeğinizi, böceğinizi, köpeciğinizi yazın. Kapınızı açanı, hanenize girip çıkanı yazın. Ama çalmayın!

Hiç yapamadınız, alıntıladığınız yazının altında küçücük bir yere o yazıya emeğini, yüreğini koymuş insanın adını sıkıştırıverin. Biliyorum doktora tezlerinin bile intihalle yazıldığı bu dünyada size çok lüks ve zahmetli geliyor bu durum ama sıkıştırıverin en küçük yazı tipiyle sağ alt köşeye "alıntıdır" diye bir zahmet.

Birkaç kitap denemem vardı: Adları bir dizi şiiri kapsadığı için özgün kaldı yıllarca nette. Hani Google'un görsel aramasına bile sorsan, bilmem kaç yüz sahifede telifi bana çıkar. Antoloji'den de tescillidir ama geçenlerde bir search edeyim dedim: Yuh! adam yazısına manşet yapmış, aşağıya da eklemiş güzelce. Yazık ya! Üstelik benden çaldıklarının sonuna güzel de bir kaç satır eklemiş. Ona bari yazık etme, di mi? (tabi onu da başka yerden araklamadıysa) Bu kadar birebir kopyalamaya ne gerek var? Hiç mi kendinizi yazacak kadar siz yok sizde?

Şunu anlayın artık beyler: Google diye bir şey var. Icığınızı, cıcığınızı buluyor. Siz nasıl nette çalacak bir şeyler buluyorsanız, Google'da sizin hırsızlığınızı tescilliyor. "Sen kendini akıllı , âlemi sersem mi sanırsın?" diye bir lafı hiç duymadınız mı? Artık kızlar da Google'a bakabiliyor malesef;)

Tamam, anladık. netten karı/kız götürmek derdine düştünüz ama minareyi çalıyorsunuz , bari kılıfını hazırlayın. Ne demiş eskiler: "Erbabı yaparsa, yorgan bile titremez"

*
Hamiş: İbram abiniz hiç bir işin erbabı değildir, durumdan vazife çıkarmayın:p

Özgünlük güzel şey, tıpkı özgürlük gibi...

Paylaştığınız bir şeyin kaynağını hatırlamıyorsanız "bir yerlerde okumuştum" deme kibarlığını bari göstermelisiniz. Yoksa tırtıkladıklarınızdan hoşlarına giden bir cümleyi kopyalar, yapıştırır Google'da search yaparlar da, rezil rüsva olursunuz haberiniz olsun.

Son dönemin gözde adiliklerinden biri de "fikir ve sanat" eseri hırsızlığı. Kelime değil cümle değil, düpedüz eser çalmak. Üstelik bunu "korsana hayır" tarzı bağıran sözde sanatçılar bile yapıyor. Üretmiyorlar, düpedüz çalıyorlar.

Nette kendi yazdıklarımı (10 yıl öncesi - blogumla ilgisi yok) arıyorum. İsimsiz yayınlayan onlarcası var. Bazılarını kafaya takarsam mail atıp uyarıyorum. Teşekkür edip adımı ekleyen de var, mailime cevap vermeye tenezzül etmeyen de.

Eskiden de çoktu bu tipler. Ordan, burdan tırtıkladıkları romantik yazıları, şiirleri kendileri yazmış gibi kızlara gönderir etiket yaparlardı. Bir tanesi bizzat şahsıma demiştir: -Şiirlerinle 3–5 kız götürdüm abi diye. Nereye götürdüyse?
-İyi de evladım biz onlara yüreğimizi koyduk, gözyaşımızı koyduk, alın terimizi ekledik. Sen kızların şeyine tampon yap diye mi?

Bu tiplerin elinden biraz webmasterlik, site yapmak, tema edit'lemek de gelir. Yazı ve şiirler kadar geniş bir resim ve sunu arşivleri de vardır. Nete yeni giren gözü açılmamış kızlara (kaldıysa) gelir gelmez bu şiirlerle hoş geldin derler. Çapraz kur yaparlar, kızın aklı başından gitsin ve balık zokayı yutsun diye. Eh! halkımızın genel kültür düzeyinin bu haliyle şansları da yok değil hani. Gerçi bu biraz "el şeyiyle gerdeğe girmek" oluyor ama arkadaşların o tip bir sıkıntısı olduğunu da sanmıyorum.

Tabi bunu sadece erkekler yapmıyor. Bir yazı, bir şiir okuyorum. Bakıyorum ki karşımdaki kız şiir gibi konuşuyor. Öldüğünü bilmesem Nazım'ın ruhuyla ince sohbetteyim sanıcam. Tabi Nazım usta, kızlardan geçtim biraz dil dökse, edebiyat parçalasa beni bile götürürdü. Kızcağız bunun farkında değil.

Oysa şu bloglar çıktı çıkalı; para(!) eden tek gerçek şey: özgünlüğünüz. Eski devirler kapandı beyler/bayanlar. Nette isteğini arayıp, bulma özgürlüğünüzü, çalıp çırpmak için heba etmeyin. Bazen eleştiririm ama dilerseniz karnınızın ağrısını yazın, reglinizi anlatın. Ağdanızı epilasyonunuzu, tırnak törpünüzü, çiçeğinizi, böceğinizi, köpeciğinizi yazın. Kapınızı açanı, hanenize girip çıkanı yazın. Ama çalmayın!

Hiç yapamadınız, alıntıladığınız yazının altında küçücük bir yere o yazıya emeğini, yüreğini koymuş insanın adını sıkıştırıverin. Biliyorum doktora tezlerinin bile intihalle yazıldığı bu dünyada size çok lüks ve zahmetli geliyor bu durum ama sıkıştırıverin en küçük yazı tipiyle sağ alt köşeye "alıntıdır" diye bir zahmet.

Birkaç kitap denemem vardı: Adları bir dizi şiiri kapsadığı için özgün kaldı yıllarca nette. Hani Google'un görsel aramasına bile sorsan, bilmem kaç yüz sahifede telifi bana çıkar. Antoloji'den de tescillidir ama geçenlerde bir search edeyim dedim: Yuh! adam yazısına manşet yapmış, aşağıya da eklemiş güzelce. Yazık ya! Üstelik benden çaldıklarının sonuna güzel de bir kaç satır eklemiş. Ona bari yazık etme, di mi? (tabi onu da başka yerden araklamadıysa) Bu kadar birebir kopyalamaya ne gerek var? Hiç mi kendinizi yazacak kadar siz yok sizde?

Şunu anlayın artık beyler: Google diye bir şey var. Icığınızı, cıcığınızı buluyor. Siz nasıl nette çalacak bir şeyler buluyorsanız, Google'da sizin hırsızlığınızı tescilliyor. "Sen kendini akıllı , âlemi sersem mi sanırsın?" diye bir lafı hiç duymadınız mı? Artık kızlar da Google'a bakabiliyor malesef;)

Tamam, anladık. netten karı/kız götürmek derdine düştünüz ama minareyi çalıyorsunuz , bari kılıfını hazırlayın. Ne demiş eskiler: "Erbabı yaparsa, yorgan bile titremez"

*
Hamiş: İbram abiniz hiç bir işin erbabı değildir, durumdan vazife çıkarmayın:p

Çok okunan yazılar