Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Benim senden neyim eksik İsmail?

Hiç yorum yok:

eksik yok da fazlalar var yani.
ne gibi? örneğin göbeğim senden balkonlu. nah böyle kirli sakallarım da var?

üstelik o klipteki gibi manita düşürecemi de bilsem

feysbuuuukkkkk a da girmem. çünkü feyssssbuuuk kullanım özürlüyüm..
senin de kullanabildiğini sanmıyorum ayrıca.



kro'luksa kralını bilirim:). kitabını yazabilirim
e ne oluyo birader o klipler , mlipler. 
çoluk çocuk, çombalak seni dinliyor len?

ferdi abiyi, orhan babayı da solladın. nedir yavrum senin olayın?

benim senden neyim eksik İsmail?



eksik yok da fazlalar var yani.
ne gibi? örneğin göbeğim senden balkonlu. nah böyle kirli sakallarım da var?

üstelik o klipteki gibi manita düşürecemi de bilsem

feysbuuuukkkkk a da girmem. çünkü feyssssbuuuk kullanım özürlüyüm..
senin de kullanabildiğini sanmıyorum ayrıca.



kro'luksa kralını bilirim:). kitabını yazabilirim
e ne oluyo birader o klipler , mlipler. 
çoluk çocuk, çombalak seni dinliyor len?

ferdi abiyi, orhan babayı da solladın. nedir yavrum senin olayın?

benim senden neyim eksik İsmail?


sen şeftaliyi seviyorsun diye ben de sevmek zorunda değilim ki, belki alerjim var ne biliyon

Hiç yorum yok:

Leyla'dan geçme vaktidir.

Hiç yorum yok:

Her gördüğün Leyla'ya Mecnun olmaya gelmez bu alemde. Evet itiraf ediyorum; dünya kadınlar günü dolayısıyla sizlere bir önceki postta mektubunu yayınladığım Leyla hanım da empatik bir İbrahim Ortaç karakteridir.

Leyla Metin bir kadınları anlama çabasıdır. Gaydırı kuppak bir çalışma değildir. Yazarın abazanlığından ürettiği "ah bir kadın olsam" hayali olmadığı gibi hayranlarından korunmak için kendine sanal bir aşık (reklam aşkı) yaratma çabası da değildir.

Leyla hanıma sanal alemde övücü mailler, arkadaşlık teklifleri vs gelse de kendileri hiçbir allahın erkek kuluna ilgi duymaz frijittir.Öyle gtalk, msn, chat muhabbetleri yoktur.

Özetle yazarın ibneliğe çalışan tek tarafı aklıdır. Nitekim bu yüzden Leyla hanım çok meşhur bir blogger' da değildir. (Bu şansını bir kaç köşe yazarlığı teklifini kabul etmeyerek geri tepmiştir:)

Zaten okuyanlar bilir İbram abiniz daha önce de "dikkat ayşe teyzeniz olabilirim" diyerek okuyucularını uyarmıştır.

Dileğim insanların bir çok konuda olduğu gibi kadın, erkek diye kamplaşmadan önce,  öteki olmadan hayatın anlamsız olduğunun bilincinde olmaları ve "empati" algılarını yükseltip karşı cinsi (ruhen) anlamaya çalışmalarıdır.

Hamiş: Sanal alemdeki ünlü bloggerlerimizden biri de başka bir İbrahim abi karakteri olabilir. Uyarmadı demeyin;)


Buyrun Leyla Metin hanımın profili

Birkaç da blog yazısı :

Her gördüğün Leyla'ya Mecnun olmaya gelmez bu alemde. Evet itiraf ediyorum; dünya kadınlar günü dolayısıyla sizlere bir önceki postta mektubunu yayınladığım Leyla hanım da empatik bir İbrahim Ortaç karakteridir.

Leyla Metin bir kadınları anlama çabasıdır. Gaydırı kuppak bir çalışma değildir. Yazarın abazanlığından ürettiği "ah bir kadın olsam" hayali olmadığı gibi hayranlarından korunmak için kendine sanal bir aşık (reklam aşkı) yaratma çabası da değildir.

Leyla hanıma sanal alemde övücü mailler, arkadaşlık teklifleri vs gelse de kendileri hiçbir allahın erkek kuluna ilgi duymaz frijittir.Öyle gtalk, msn, chat muhabbetleri yoktur.

Özetle yazarın ibneliğe çalışan tek tarafı aklıdır. Nitekim bu yüzden Leyla hanım çok meşhur bir blogger' da değildir. (Bu şansını bir kaç köşe yazarlığı teklifini kabul etmeyerek geri tepmiştir:)

Zaten okuyanlar bilir İbram abiniz daha önce de "dikkat ayşe teyzeniz olabilirim" diyerek okuyucularını uyarmıştır.

Dileğim insanların bir çok konuda olduğu gibi kadın, erkek diye kamplaşmadan önce,  öteki olmadan hayatın anlamsız olduğunun bilincinde olmaları ve "empati" algılarını yükseltip karşı cinsi (ruhen) anlamaya çalışmalarıdır.

Hamiş: Sanal alemdeki ünlü bloggerlerimizden biri de başka bir İbrahim abi karakteri olabilir. Uyarmadı demeyin;)


Buyrun Leyla Metin hanımın profili

Birkaç da blog yazısı :

kadınların 2 günü 1 olmaz ki nasıl hepsi denk geliyo 8 mart'a anlamış değilim

Hiç yorum yok:

kadınlar gününü kutlamaya bugünden başladım, 3 gün 3 gece hepinizi beklerim.

Hiç yorum yok:

Tudor'sta ingiltere kralını izliyorum da uçana kaçana çakmış adam, neden kraliçeliğe geçmişler belli

Hiç yorum yok:
fragmanlar ne demek istediğimi anlat mıyor mu?

lokum diyorsun lokum anlıyorum ama kokum demiştim diyorsun. neden anlaşamıyoruz bu ara biz?

Hiç yorum yok:

Bi zahmet bakar mısınız?

Hiç yorum yok:

Gerekmedikçe pek tv programı, dizi vs. tavsiye ettiğim yoktur.

Bilenler bilir. Nadiren sevdiğim filmleri, bazen de programları paylaşırım. İşte bu gıcık adam da onlardan biri. Trt'de "bi zahmet bakarmısınız" adlı şaka programını yapan sanatçı (valla adını da bilmiyom ama çok yetenekli) yarı şaka, yarı parodileri ile gözümü doldurdu.

Bi zahmet siz de bakar mısınız?






Gerekmedikçe pek tv programı, dizi vs. tavsiye ettiğim yoktur.

Bilenler bilir. Nadiren sevdiğim filmleri, bazen de programları paylaşırım. İşte bu gıcık adam da onlardan biri. Trt'de "bi zahmet bakarmısınız" adlı şaka programını yapan sanatçı (valla adını da bilmiyom ama çok yetenekli) yarı şaka, yarı parodileri ile gözümü doldurdu.

Bi zahmet siz de bakar mısınız?





Kilo vermem lazım, kilo vermem lazım. Almadan vermeyi öğrenmem lazım

Hiç yorum yok:

Cennet annelerin ayakları altındadır deyince neden eşlerimizin de bir anne olduğunu unuturuz?

Hiç yorum yok:

ne çok şey hatırlıyorum geçmişe dair: çoktan tarihi eser olmuşum ama benim bundan haberim yok

Hiç yorum yok:

bazı dostlar, pınar sosis gibidir. onlarla herşey güzeldir. bıcı, bıcıdırlar, çook şekerdirler, candırlar.

Hiç yorum yok:
ne demek istediğimi anlamak için izlemeniz yeterli

İşleri yapmalıyım, ihmal ettim, unuttum. Dur bi facebooka gireyim daha sonra yaparım

Hiç yorum yok:

cinsel eğitimle ilgili yazım rağbeti görmedi. iki cinsel günlük yazsam daha çok ilgi görürdü. üzüldüm

Hiç yorum yok:

Twitteri sevemedim çakmasını yaptım. Siz de birşeyler yazın muhabbet olsun.

Hiç yorum yok:

Az kalsın boka basıyorduk

Hiç yorum yok:

Gecenin hayrından gündüzün şerri iyidir derler. Bunu bir kere daha görüp anladım ve doğruladım. İbram abiniz neredeyse dün gece imamın kayığına binip bok yoluna gidiyordu tahtalı köye.

Efendim bok yolu dedikse hakikatten öyle. Gece biraz geç vakte kadar çalıştım. Çarşıda kimse kalmamış ya da ben farketmemişim. Kapımı kilitledim, kepenkleri kapatıp, kat kaloriferine bakmadan önce defi hacet ihtiyacımı gidereyim istedim.

Bizim çarşının tuvaletleri de pek ilginç, umumi kısmı kapatırlar ama gece nöbetçi wc bırakırlar bir tanesini. Neyse efendim ne boktan bir konu anlatıyorum. Geldim tuvaletin kapısına, içeride bir su sesi ancak ışık kapalı. Hayrolsun dedim tıklattıp, içerden daha bir tak, tak sesi geldi. Anladım ki dolu.

Bekledim de bekledim. Basiretim bağlandı resmen. Ben bi hayli bekledikten sonra kapı açıldı. İçeriden tipi kayık (Allah'tan benden iri cüsseli olmayan) elinde cigara ve sarhoş adımları ile yürüyen bir tip çıktı. Şöyle bir pis pis yüzüme baktı. İlk defa kapıyı ikinci kez tıklatmadığım için şükrettim.

Neden mi? Adamın öbür elinde kolum kadar bir balta. Hem sallandı, hem beni süzdü. İçinden de mırıldanıyor. Ben baltayı görünce sarhoşun mektubu gece yarısı okunmaz diyerek kendimi wc ye attım. Kapıyı çekerken adam sendelediği için kızdı ve baltayı bi kaç kez demir kepenklere vurdu hiddetle. Aslında çelimsiz sayılmam başedebilirim de hiç baltaya karşı kung-fuculuk oynamadım ki nerden bileyim.

Adam küfrederek merdivenleri çıkıyor ben ise el yordamı ile sigara dumanına boğulmuş wc'de ışık arıyorum. Açtım ışığı, açmaz olaydım mı desem. Manzara bakılır gibi değil. Amcam deliği bir türlü tutturamamış o karanlıkta. Kafası zaten kıyak.

Eee dedim kendime. Oğlum İbram nefsini terbiye etme zamanın geldi. Madem baltalı boksör merdivenleri terketmeden ortamdan ayrılamıyorsun. Bari aç musluğu, dök suyu "nasıl bulmak istiyosan öyle bırak" -çünkü nasıl bulduğumun pek bi önemi yoktu.

İçeriyi miss gibi değil ama tahammül edilebilir boyuta getirirken kapı yine tıkladı. Açmadım. az oyalandım. Baktım benden sonraki gece kuşu da tanıdık bir arkadaş. O da baltalı biri çıktı burdan gördün mü dedi. Gördüm gördüm, üstüne de bokunu temizledim dedim. Durumu izah ettim. (içerisi her ne kadar tahammül edilebilir olsa da hakkımda kötü düşünmesini istemem:) hani kıçının ayarı yokmuş İbram abinin diye)

Ne yazık ki hayat böyle işte. Kimilerimiz sıçar, kimilerimiz içer, bazen de başkalarının bokunu temizlemek bize düşer.


Gecenin hayrından gündüzün şerri iyidir derler. Bunu bir kere daha görüp anladım ve doğruladım. İbram abiniz neredeyse dün gece imamın kayığına binip bok yoluna gidiyordu tahtalı köye.

Efendim bok yolu dedikse hakikatten öyle. Gece biraz geç vakte kadar çalıştım. Çarşıda kimse kalmamış ya da ben farketmemişim. Kapımı kilitledim, kepenkleri kapatıp, kat kaloriferine bakmadan önce defi hacet ihtiyacımı gidereyim istedim.

Bizim çarşının tuvaletleri de pek ilginç, umumi kısmı kapatırlar ama gece nöbetçi wc bırakırlar bir tanesini. Neyse efendim ne boktan bir konu anlatıyorum. Geldim tuvaletin kapısına, içeride bir su sesi ancak ışık kapalı. Hayrolsun dedim tıklattıp, içerden daha bir tak, tak sesi geldi. Anladım ki dolu.

Bekledim de bekledim. Basiretim bağlandı resmen. Ben bi hayli bekledikten sonra kapı açıldı. İçeriden tipi kayık (Allah'tan benden iri cüsseli olmayan) elinde cigara ve sarhoş adımları ile yürüyen bir tip çıktı. Şöyle bir pis pis yüzüme baktı. İlk defa kapıyı ikinci kez tıklatmadığım için şükrettim.

Neden mi? Adamın öbür elinde kolum kadar bir balta. Hem sallandı, hem beni süzdü. İçinden de mırıldanıyor. Ben baltayı görünce sarhoşun mektubu gece yarısı okunmaz diyerek kendimi wc ye attım. Kapıyı çekerken adam sendelediği için kızdı ve baltayı bi kaç kez demir kepenklere vurdu hiddetle. Aslında çelimsiz sayılmam başedebilirim de hiç baltaya karşı kung-fuculuk oynamadım ki nerden bileyim.

Adam küfrederek merdivenleri çıkıyor ben ise el yordamı ile sigara dumanına boğulmuş wc'de ışık arıyorum. Açtım ışığı, açmaz olaydım mı desem. Manzara bakılır gibi değil. Amcam deliği bir türlü tutturamamış o karanlıkta. Kafası zaten kıyak.

Eee dedim kendime. Oğlum İbram nefsini terbiye etme zamanın geldi. Madem baltalı boksör merdivenleri terketmeden ortamdan ayrılamıyorsun. Bari aç musluğu, dök suyu "nasıl bulmak istiyosan öyle bırak" -çünkü nasıl bulduğumun pek bi önemi yoktu.

İçeriyi miss gibi değil ama tahammül edilebilir boyuta getirirken kapı yine tıkladı. Açmadım. az oyalandım. Baktım benden sonraki gece kuşu da tanıdık bir arkadaş. O da baltalı biri çıktı burdan gördün mü dedi. Gördüm gördüm, üstüne de bokunu temizledim dedim. Durumu izah ettim. (içerisi her ne kadar tahammül edilebilir olsa da hakkımda kötü düşünmesini istemem:) hani kıçının ayarı yokmuş İbram abinin diye)

Ne yazık ki hayat böyle işte. Kimilerimiz sıçar, kimilerimiz içer, bazen de başkalarının bokunu temizlemek bize düşer.

Bütün kızlar bana hasta

Hiç yorum yok:

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Haydi canım başka kapıya, başka kapıya

Hiç yorum yok:

Onlar bana taktı, ben de onlara taktım şu son günlerde… Nefes alacak bir Aralık bulursam maillerimi okuyabileceğim. Hani kapıya dayanan pazarlamacıları da geçtiler. Israrla bir şey satmaya çalışmaları bir tarafa, söyledikleri öyle yenilir yutulur şeyler değil ki birader.

Nereden akıllarına geldi, nerede böyle bir izlenim bıraktım veya nereden yanlış duyum aldılarsa bir kere boyumun kısa olduğuna kanaat getirmişler. İlla boyumu uzatma sevdasına düşmüşler. Her türlü doğal ve kimyasal terkipten tutun, 8 derste boy uzatma kurs CD'lerine kadar hepsinin spamleri dolduruyor mail kutumu.

Ben efendi adamım, sordular mı mail adresimi pat diye söylerim. Öyle kandırmaca mail adresi falan da kullanmam. Çöp postaysa çöp posta derim, özenle bloke ederim; olmadı yahoo’nun veya antivirüsümün kötü adres listesine alırım. Bilirim ki yüzlerce, binlerce varyasyonla yeniden gelecekler ama olsun. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Savaşarak geri çekilirim en azından. Ya da galiptir bu yolda mağlup diyerek kendimi avuturum.



















Boyum yetmemiş, son günlerde falıma bakmış olmalılar ki; artık ömrümün de kısa olduğuna kanaat getirmişler.
Sağlıklı uzun bir ömür vaat ediyorlar. Seçenekler yine aynı: kredi kartı bilgilerim ve internet üzerinden sipariş vereceğim bitkisel ve kimyasal mutluluk reçeteleri…

İstediğim uzunca bir aralık verseler artık şu maillere, şöyle ömrüm kadar sürecek.
Normal maillerim ancak onlarca spam, çöp posta arasında, bir Aralık bulakacaksın ki akıllı uslu bir mail okuyabilesin. Ne çok kurumsal mutlu etmek isteyenim varmış, hem de uluslararası... Sanırsınız kadınlar (pardon adamlar) beni mutlu etmeye vakfetmiş kendini. Her mail de ayrı bir erotik hatun resmi.

Allah iyiliğinizi versin sevgili spam'ciler.
Mütevazı bir insanım ama; ne kelim, ne fodul ne de boyum kısa herkesten. Sağlığım da yerinde şükür. Gidin başkasına satın şu mutluluk reçetelerinizi…



Onlar bana taktı, ben de onlara taktım şu son günlerde… Nefes alacak bir Aralık bulursam maillerimi okuyabileceğim. Hani kapıya dayanan pazarlamacıları da geçtiler. Israrla bir şey satmaya çalışmaları bir tarafa, söyledikleri öyle yenilir yutulur şeyler değil ki birader.

Nereden akıllarına geldi, nerede böyle bir izlenim bıraktım veya nereden yanlış duyum aldılarsa bir kere boyumun kısa olduğuna kanaat getirmişler. İlla boyumu uzatma sevdasına düşmüşler. Her türlü doğal ve kimyasal terkipten tutun, 8 derste boy uzatma kurs CD'lerine kadar hepsinin spamleri dolduruyor mail kutumu.

Ben efendi adamım, sordular mı mail adresimi pat diye söylerim. Öyle kandırmaca mail adresi falan da kullanmam. Çöp postaysa çöp posta derim, özenle bloke ederim; olmadı yahoo’nun veya antivirüsümün kötü adres listesine alırım. Bilirim ki yüzlerce, binlerce varyasyonla yeniden gelecekler ama olsun. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Savaşarak geri çekilirim en azından. Ya da galiptir bu yolda mağlup diyerek kendimi avuturum.



















Boyum yetmemiş, son günlerde falıma bakmış olmalılar ki; artık ömrümün de kısa olduğuna kanaat getirmişler.
Sağlıklı uzun bir ömür vaat ediyorlar. Seçenekler yine aynı: kredi kartı bilgilerim ve internet üzerinden sipariş vereceğim bitkisel ve kimyasal mutluluk reçeteleri…

İstediğim uzunca bir aralık verseler artık şu maillere, şöyle ömrüm kadar sürecek.
Normal maillerim ancak onlarca spam, çöp posta arasında, bir Aralık bulakacaksın ki akıllı uslu bir mail okuyabilesin. Ne çok kurumsal mutlu etmek isteyenim varmış, hem de uluslararası... Sanırsınız kadınlar (pardon adamlar) beni mutlu etmeye vakfetmiş kendini. Her mail de ayrı bir erotik hatun resmi.

Allah iyiliğinizi versin sevgili spam'ciler.
Mütevazı bir insanım ama; ne kelim, ne fodul ne de boyum kısa herkesten. Sağlığım da yerinde şükür. Gidin başkasına satın şu mutluluk reçetelerinizi…


Sapına kadar cinsellik, köküne kadar dinsellik

Hiç yorum yok:

Efendim memleket ergenekonumsu gündemler ile sarsılırken, yine gözden kaçırıp, geç kaldığımız değişimler oluyor toplumumuzda. Görmüyoruz. görmezden geliyoruz. Biz görmeyince sorun yok sanıyoruz. Oysa g
eçenlerde bir öğrmeten arkadaş anlattı ilkokul çağındaki veletlerin çantalarından "çükkaldıran" hapları çıkıyormuş. Aynı şekilde bir başkası oğlunun bilgisayar odasına kendini kitleme gibi bir alışkanlık edindiğinden yakındı. İçeride sanal alem yapıyor sanırım dedi.

Bendeniz şahsen cinselliğin de, dinselliğin de kaynağından ve ergenlik öncesinde öğretilmeye başlanması taraftarıyım. Eskiden "alaylı" gelenekte abiler amcalar, yengeler bu eğitim görevini kör topal yapıyor olsa da artık o sistem komple dejenere olmuş durumda. Öte yandan "mektepli" olmak, sorunları çözmeye yetmedi. Bilakis yeni nesillerin hızla daha çabuk ergenleşmesi sonucu bir takım istenmeyen gelişmeler de yaşanır oldu.

Dünün sadece "konuşmak" sonra "çıkmak" olarak adlandırılan "flört"den "birlikte olmak" çizgisine doğru gelişen cinselliği, bugün genç ergenlerin ruhunda bir takım hasarlar oluşturmaya başladı. (sakın birileri benim cinsellikle ilgili "yobazlık" yaptığımı söylemesin döverim.)

Artık genç ergenler bir çok uyarandan etkileniyor. Romantik, platonik aşklar, sevgilinin gözlerine, kaşlarına şiir yazmalar büyük çoğunluğun derdi değil. Onlar direk "meme ve kalça" ile ilgileniyorlar. Canım ne var bunda diyebilirsiniz ama siz cinsel eğitimi okulunda vermezseniz ve bunu ergenler en kolay öğrenebildikleri yol olan "net"den öğrenirlerse haliyle bir takım sorunlar da olacak.

Eğitim sistemimiz ne yazık ki  "hem dinsel eğitimi öcü görecek kadar çağdaşlık" hem de "cinsel eğitimi ayıp görecek kadar yobazlık" arasnda sıkışıp kalmış durumda. Oysa her iki olgu da hayatın gerçeği ve olmazsa olmazı büyük çoğunluk için.

Genç bir ergenin x sitelerde özellikle pompalanan "fantezi ya da extrem" şeyleri hayatın normali görmesi. "oral iyidir, anal candır, kuku mu o da neymiş" türü bir algı geliştirmesi sonucunda ileride kız arkadaşı veya eşi ile yaşayabileceği sorunları bir düşünün bakalım. Hele kızcağız bu konuda iyice cahilse kafayı sıyırması işten değil. Bir de lisede çıktıkları kızın videosunu çekip arkadaşlarına gösterecek ruh halindeki sersemlerin olduğunu düşünürseniz olayın vehametini anlarsınız. 

Haydar Dümen amcam diyor ki; "wc'de taharetlenirken eli ayağı titreyen kızlar var, ya da çocuk askere gidicek tek yumurtalı, ailesinin bundan haberi yok, bi kere bile bakmamışlar." Belki de bazılarınız bu satırları okurken içinizden "Ay ibram ayıp şeyler yazmış" okumayayım diyeceksiniz de bunlar ayıp değil hayatın realitesi.

Demem o ki, sağlıklı bir cinsel eğitimin okullarda verilmesi zamanı geldi de geçiyor bile. bilmem yönetmenlerimiz bunun farkında mı? Yönetmen dedim özellikle çünkü; her gün yeni bir film görüyoruz artık, garip ve yetim ülkemde. Birileri eyvah memleket elden gitti diye bağırırken, bakıyorsunuz çıkan ses kayıtlardan memlekette neler olmuş neler.

Ha tabi, bana sorarsanız bu cinsel eğitimi işin bok'unu çıkarmadan kadın öğretmenler kızlara, erkek öğretmenler erkeklere vermeli. yok canım "tevhidi tedrisata aykırı" felam demeyin. İbram haremlik selamlık cinsel eğitim istiyo gibi düşünmeyin. İşin doğası bu.

Biz eskiden "ağaç işleri" dersi yapardık seçmeli derste. Kızlar da "pasta, kek" pişirirlerdi. Yoksa kız erkek, bir arada gördüğümüz fen dersinde bile "zigottan, terliksi hayvanın cinsel yaşamından, mendelin fasülyeleri döllemesinden" ilham alıp, kızlara yan yan bakıp olmayan bıyıklarımızı bükerken onlar da kendi aralarında pembiş yanaklarıyla kikirdeşirlerdi. Ateşle barutu tutuşturmadan, tadında tutmalı cinsel eğitimi de. Ha bi de cinsel bilgiler öğretmenlerine "pezo ya da orospu" gözüyle bakmayan bir toplumsal algı geliştirmemiz gerekecek. En zoru da bu belki.

Aynı şey dinsel eğitim için de geçerli. Kaynağı ilahiyat fakülteleri olan, ilahi bilgilerini sağlam kaynaklardan üniversite düzeyinde alıp, öğretmenlik formasyonu da olan kişilerle bunu okullarda vermek yerine "dini eğitim öcü" diyerek öğrencileri bundan mahrum bırakırsanız; onları tarikatların, sahte şeyhlerin, Ali Kalkancıların kucağına atmış olursunuz.

Ruhlarının en çalkantılı anında bakarsınız çocuklarınız sapık bir tarikat şeyhinin kucağına oturmuş, din adına sandığı bir şeyleri yapıyor. Ülkemizde durum bu kadar vahim olmasa da bu olmayacağı anlamını taşımaz.
Anne babası ve öz kardeşiyle görüşmeyip de, şeyhi ile uzak diyarlara uçabilen kızlarımız bunu bir kere daha düşünmeliler ancak bunu düşünmeleri içinde siz onlara "temel bir dini eğitim" vermelisiniz.

Bu konuda "diyanet işleri" diye bir kurumdan yararlanmalısınız. Onun fikirlerinden istifade etmelisiniz. Yav diyanet de "başı örtmek dinin emri" dedi diye huylanıp, diyaneti suçlamamalısınız. Dinin de kendi içinde kuralları vardır  ve siz istediniz diye değişmez.

Sanıldığının aksine "diyanet işleri" kurumu yobazların en sevmediği Cumhuriyet değerlerinden biridir. Çünkü akılla dini harmanlayan, istisnalar olsa da büyük oranda düzgün üst kadrolardan oluşur. Ancak diyanet yerine sapkın tarikatlere bırakırsanız meydanı içinde okuma yazma bile bilmeyen nice Ali Kalkancılar olan insan öğütme makinalarına teslim etmiş olursunuz çocuklarınızı. Üstelik siz onu dinden uzak tutmaya çalışırken bakarsınız o inatla yobazın kralı olmuş.

Hassasiyetlerimizi belirlerken okullarda verilecek "cinsel eğitimin" bir bozulma değil, bilakis zaten bozulan algılarımızın düzeltilmesine yönelik bir çaba olduğunun, aynı şekilde "dinsel eğitim"in de yobazlık değil bilakis yobazlığa karşı bir sigorta olduğunun bilincinde olmamız ve herşeye düşünmeden karşı çıkma hastalığından vazgeçmemiz gerek..

Bence...

Efendim memleket ergenekonumsu gündemler ile sarsılırken, yine gözden kaçırıp, geç kaldığımız değişimler oluyor toplumumuzda. Görmüyoruz. görmezden geliyoruz. Biz görmeyince sorun yok sanıyoruz. Oysa g
eçenlerde bir öğrmeten arkadaş anlattı ilkokul çağındaki veletlerin çantalarından "çükkaldıran" hapları çıkıyormuş. Aynı şekilde bir başkası oğlunun bilgisayar odasına kendini kitleme gibi bir alışkanlık edindiğinden yakındı. İçeride sanal alem yapıyor sanırım dedi.

Bendeniz şahsen cinselliğin de, dinselliğin de kaynağından ve ergenlik öncesinde öğretilmeye başlanması taraftarıyım. Eskiden "alaylı" gelenekte abiler amcalar, yengeler bu eğitim görevini kör topal yapıyor olsa da artık o sistem komple dejenere olmuş durumda. Öte yandan "mektepli" olmak, sorunları çözmeye yetmedi. Bilakis yeni nesillerin hızla daha çabuk ergenleşmesi sonucu bir takım istenmeyen gelişmeler de yaşanır oldu.

Dünün sadece "konuşmak" sonra "çıkmak" olarak adlandırılan "flört"den "birlikte olmak" çizgisine doğru gelişen cinselliği, bugün genç ergenlerin ruhunda bir takım hasarlar oluşturmaya başladı. (sakın birileri benim cinsellikle ilgili "yobazlık" yaptığımı söylemesin döverim.)

Artık genç ergenler bir çok uyarandan etkileniyor. Romantik, platonik aşklar, sevgilinin gözlerine, kaşlarına şiir yazmalar büyük çoğunluğun derdi değil. Onlar direk "meme ve kalça" ile ilgileniyorlar. Canım ne var bunda diyebilirsiniz ama siz cinsel eğitimi okulunda vermezseniz ve bunu ergenler en kolay öğrenebildikleri yol olan "net"den öğrenirlerse haliyle bir takım sorunlar da olacak.

Eğitim sistemimiz ne yazık ki  "hem dinsel eğitimi öcü görecek kadar çağdaşlık" hem de "cinsel eğitimi ayıp görecek kadar yobazlık" arasnda sıkışıp kalmış durumda. Oysa her iki olgu da hayatın gerçeği ve olmazsa olmazı büyük çoğunluk için.

Genç bir ergenin x sitelerde özellikle pompalanan "fantezi ya da extrem" şeyleri hayatın normali görmesi. "oral iyidir, anal candır, kuku mu o da neymiş" türü bir algı geliştirmesi sonucunda ileride kız arkadaşı veya eşi ile yaşayabileceği sorunları bir düşünün bakalım. Hele kızcağız bu konuda iyice cahilse kafayı sıyırması işten değil. Bir de lisede çıktıkları kızın videosunu çekip arkadaşlarına gösterecek ruh halindeki sersemlerin olduğunu düşünürseniz olayın vehametini anlarsınız. 

Haydar Dümen amcam diyor ki; "wc'de taharetlenirken eli ayağı titreyen kızlar var, ya da çocuk askere gidicek tek yumurtalı, ailesinin bundan haberi yok, bi kere bile bakmamışlar." Belki de bazılarınız bu satırları okurken içinizden "Ay ibram ayıp şeyler yazmış" okumayayım diyeceksiniz de bunlar ayıp değil hayatın realitesi.

Demem o ki, sağlıklı bir cinsel eğitimin okullarda verilmesi zamanı geldi de geçiyor bile. bilmem yönetmenlerimiz bunun farkında mı? Yönetmen dedim özellikle çünkü; her gün yeni bir film görüyoruz artık, garip ve yetim ülkemde. Birileri eyvah memleket elden gitti diye bağırırken, bakıyorsunuz çıkan ses kayıtlardan memlekette neler olmuş neler.

Ha tabi, bana sorarsanız bu cinsel eğitimi işin bok'unu çıkarmadan kadın öğretmenler kızlara, erkek öğretmenler erkeklere vermeli. yok canım "tevhidi tedrisata aykırı" felam demeyin. İbram haremlik selamlık cinsel eğitim istiyo gibi düşünmeyin. İşin doğası bu.

Biz eskiden "ağaç işleri" dersi yapardık seçmeli derste. Kızlar da "pasta, kek" pişirirlerdi. Yoksa kız erkek, bir arada gördüğümüz fen dersinde bile "zigottan, terliksi hayvanın cinsel yaşamından, mendelin fasülyeleri döllemesinden" ilham alıp, kızlara yan yan bakıp olmayan bıyıklarımızı bükerken onlar da kendi aralarında pembiş yanaklarıyla kikirdeşirlerdi. Ateşle barutu tutuşturmadan, tadında tutmalı cinsel eğitimi de. Ha bi de cinsel bilgiler öğretmenlerine "pezo ya da orospu" gözüyle bakmayan bir toplumsal algı geliştirmemiz gerekecek. En zoru da bu belki.

Aynı şey dinsel eğitim için de geçerli. Kaynağı ilahiyat fakülteleri olan, ilahi bilgilerini sağlam kaynaklardan üniversite düzeyinde alıp, öğretmenlik formasyonu da olan kişilerle bunu okullarda vermek yerine "dini eğitim öcü" diyerek öğrencileri bundan mahrum bırakırsanız; onları tarikatların, sahte şeyhlerin, Ali Kalkancıların kucağına atmış olursunuz.

Ruhlarının en çalkantılı anında bakarsınız çocuklarınız sapık bir tarikat şeyhinin kucağına oturmuş, din adına sandığı bir şeyleri yapıyor. Ülkemizde durum bu kadar vahim olmasa da bu olmayacağı anlamını taşımaz.
Anne babası ve öz kardeşiyle görüşmeyip de, şeyhi ile uzak diyarlara uçabilen kızlarımız bunu bir kere daha düşünmeliler ancak bunu düşünmeleri içinde siz onlara "temel bir dini eğitim" vermelisiniz.

Bu konuda "diyanet işleri" diye bir kurumdan yararlanmalısınız. Onun fikirlerinden istifade etmelisiniz. Yav diyanet de "başı örtmek dinin emri" dedi diye huylanıp, diyaneti suçlamamalısınız. Dinin de kendi içinde kuralları vardır  ve siz istediniz diye değişmez.

Sanıldığının aksine "diyanet işleri" kurumu yobazların en sevmediği Cumhuriyet değerlerinden biridir. Çünkü akılla dini harmanlayan, istisnalar olsa da büyük oranda düzgün üst kadrolardan oluşur. Ancak diyanet yerine sapkın tarikatlere bırakırsanız meydanı içinde okuma yazma bile bilmeyen nice Ali Kalkancılar olan insan öğütme makinalarına teslim etmiş olursunuz çocuklarınızı. Üstelik siz onu dinden uzak tutmaya çalışırken bakarsınız o inatla yobazın kralı olmuş.

Hassasiyetlerimizi belirlerken okullarda verilecek "cinsel eğitimin" bir bozulma değil, bilakis zaten bozulan algılarımızın düzeltilmesine yönelik bir çaba olduğunun, aynı şekilde "dinsel eğitim"in de yobazlık değil bilakis yobazlığa karşı bir sigorta olduğunun bilincinde olmamız ve herşeye düşünmeden karşı çıkma hastalığından vazgeçmemiz gerek..

Bence...

Tipsiz olduğum kadar, küstahım da.

Hiç yorum yok:


İtiraf ediyorum evet.
Bazen katlanılması zor bir tipimdir. Kahrım çekilmez olabilir. Öküzlüğüm tutabilir.

Gerçi eğitilebilir ve evcilleştirilebilir bir Yengeç olduğum söylenir ama bu sabır ve yürek işidir bilek işi değil.
O yüzden çelimsizliğime rağmen benimle bilek güreşine tutuşanlar hiçbir zaman zafer sarhoşluğunun sevincini yaşayamazlar. Çünkü bileğimi bükmelerine gerek yoktur. Bırakırımi koyveririm zaten gitsin. Kazanma hevesleri kursaklarında kalır...

Tipsiz olduğumu söylememe zaten gerek yok. Her ne kadar Notredamın kamburu gibi olmasam da sıradan bir insanoğluyum işte. Gerçi memleketimden bir Hülya Avşar'la ülkemizin ilk erkek güzeli de çıkmıştır ama ben o standartlara uyamadım hiç. Yani fiziğim iyiydi ama lisedeki fizik dersini kasdediyorum. Etimi budumu değil.

Bir de ne hikmetse kendinin farkında olan insanları ne kadar seversem, kendinin farkındalığını abartanlarla yıldızım bir o kadar barışmaz. Bu tabi benim beceriksizliğim. Yoksa romantikliğim de tadındadır. Öküzlüğüm de. Ancak siz hangisine rastgelmişseniz o biraz sizin bahtsızlığınızla ya da tam aksi beklentilerinizle ilgilidir. Yani beklediğiniz gibi biri çıkmam genelde. Kelek sandığınızda kavun, kavun sandığınızda kelek çıkabilirim...

Her neyse. Bir anı ile bitireyim bu postu. Maksadım da oydu zaten.

Klasiktir belki. Ben de ilkokulda bir kıza aşıktım. Etrafında erkek sinek uçurtmazdım ama o ortaokulda benden önce büyüdü, abla oldu ve üst sınıflardaki abilerle çıkmaya başladı. Böylece bendeniz  de terkedildim:) İçime kapandım ve ne kadar romantik olursam olayım bir daha eskisi gibi öyle kızlarla konuşmayı bir türlü beceremedim, utandım sıkıldım vs.. O gün bu gün aynı haldeyim.

işte o dönemlerde bir çorap reklamı çıktı televizyonlara. Türkiye'nin ilk ince naylon çorabı sanırım Jill diye bir marka. Ajda Pekkan'ı oynattılar reklamda. Bando mızıka ve göklerde uçuşan konfetiler eşliğinde sokakta çorap markası devlet töreniyle geliyor ve Ajda hanım en son karede gözüküyordu. Sunucu Ajda hanıma çok güzel olduğunu söylüyor, kamera bacaklarındaki çorapları gösteriyordu. Ajda hanım da kırıtıp "teveccühünüz" diyordu.

Bu replik, bir tuttu pir tuttu.  Kızlar arasında çok yayıldı. Herkes kırıtmakta ve en ufak iltifatta bütün kızlar "Ay çok merci, teveccühünüz" ayaklarına yatmaktaydı. İşte
ne olduysa, nasıl olduysa o gün uzun süredir ilgi duyduğum ama bir türlü açılamadığım bir kız arkadaşıma ( sanırım saçlarını yaptırmıştı). Ben de iltifat ettim.

-Bugün çok güzelsiniz hanımefendi diyerek, yarı esprili bir şekilde. O da gayet hoş bir şekilde kırıtarak;
-Ay! teveccühünüz! diyince benim içimdeki  Cem Yılmaz birden dışarı fırladı. Kıza tutup bir kaç güzel kelime daha söylemek yerine;
-"Yok canım, ne teveccühü o zat-ı alinizin hüsn-ü kuruntusu efendim" deyiverdim.

Kız şok olmuş gibi birden mosmor oldu ve "salak" diyerek kafasını çevirip gitti. İki ay kadar da yüzüme bile bakmadı, konuşmadı benimle. İşte o gün bugündür  beceremiyorum iltifat etmeyi ben insanlara. Ya da bakıyorum en olmadık zamanda öküzlüğüm galebe çalıyor ve "tabi canım ister lokum derken yok yemicem tokum" diyorum.

Ne yapayım bu da benim kusurum.
Tipsiz olduğum kadar, küstahım da. Hatta ne küstahı düpedüz boğa:)
Haa! siz  beyaz Türkler ona, Öküz de diyorsunuz.  Bu da benim çok da umurumdaydı afedersiniz.


İtiraf ediyorum evet.
Bazen katlanılması zor bir tipimdir. Kahrım çekilmez olabilir. Öküzlüğüm tutabilir.

Gerçi eğitilebilir ve evcilleştirilebilir bir Yengeç olduğum söylenir ama bu sabır ve yürek işidir bilek işi değil.
O yüzden çelimsizliğime rağmen benimle bilek güreşine tutuşanlar hiçbir zaman zafer sarhoşluğunun sevincini yaşayamazlar. Çünkü bileğimi bükmelerine gerek yoktur. Bırakırımi koyveririm zaten gitsin. Kazanma hevesleri kursaklarında kalır...

Tipsiz olduğumu söylememe zaten gerek yok. Her ne kadar Notredamın kamburu gibi olmasam da sıradan bir insanoğluyum işte. Gerçi memleketimden bir Hülya Avşar'la ülkemizin ilk erkek güzeli de çıkmıştır ama ben o standartlara uyamadım hiç. Yani fiziğim iyiydi ama lisedeki fizik dersini kasdediyorum. Etimi budumu değil.

Bir de ne hikmetse kendinin farkında olan insanları ne kadar seversem, kendinin farkındalığını abartanlarla yıldızım bir o kadar barışmaz. Bu tabi benim beceriksizliğim. Yoksa romantikliğim de tadındadır. Öküzlüğüm de. Ancak siz hangisine rastgelmişseniz o biraz sizin bahtsızlığınızla ya da tam aksi beklentilerinizle ilgilidir. Yani beklediğiniz gibi biri çıkmam genelde. Kelek sandığınızda kavun, kavun sandığınızda kelek çıkabilirim...

Her neyse. Bir anı ile bitireyim bu postu. Maksadım da oydu zaten.

Klasiktir belki. Ben de ilkokulda bir kıza aşıktım. Etrafında erkek sinek uçurtmazdım ama o ortaokulda benden önce büyüdü, abla oldu ve üst sınıflardaki abilerle çıkmaya başladı. Böylece bendeniz  de terkedildim:) İçime kapandım ve ne kadar romantik olursam olayım bir daha eskisi gibi öyle kızlarla konuşmayı bir türlü beceremedim, utandım sıkıldım vs.. O gün bu gün aynı haldeyim.

işte o dönemlerde bir çorap reklamı çıktı televizyonlara. Türkiye'nin ilk ince naylon çorabı sanırım Jill diye bir marka. Ajda Pekkan'ı oynattılar reklamda. Bando mızıka ve göklerde uçuşan konfetiler eşliğinde sokakta çorap markası devlet töreniyle geliyor ve Ajda hanım en son karede gözüküyordu. Sunucu Ajda hanıma çok güzel olduğunu söylüyor, kamera bacaklarındaki çorapları gösteriyordu. Ajda hanım da kırıtıp "teveccühünüz" diyordu.

Bu replik, bir tuttu pir tuttu.  Kızlar arasında çok yayıldı. Herkes kırıtmakta ve en ufak iltifatta bütün kızlar "Ay çok merci, teveccühünüz" ayaklarına yatmaktaydı. İşte
ne olduysa, nasıl olduysa o gün uzun süredir ilgi duyduğum ama bir türlü açılamadığım bir kız arkadaşıma ( sanırım saçlarını yaptırmıştı). Ben de iltifat ettim.

-Bugün çok güzelsiniz hanımefendi diyerek, yarı esprili bir şekilde. O da gayet hoş bir şekilde kırıtarak;
-Ay! teveccühünüz! diyince benim içimdeki  Cem Yılmaz birden dışarı fırladı. Kıza tutup bir kaç güzel kelime daha söylemek yerine;
-"Yok canım, ne teveccühü o zat-ı alinizin hüsn-ü kuruntusu efendim" deyiverdim.

Kız şok olmuş gibi birden mosmor oldu ve "salak" diyerek kafasını çevirip gitti. İki ay kadar da yüzüme bile bakmadı, konuşmadı benimle. İşte o gün bugündür  beceremiyorum iltifat etmeyi ben insanlara. Ya da bakıyorum en olmadık zamanda öküzlüğüm galebe çalıyor ve "tabi canım ister lokum derken yok yemicem tokum" diyorum.

Ne yapayım bu da benim kusurum.
Tipsiz olduğum kadar, küstahım da. Hatta ne küstahı düpedüz boğa:)
Haa! siz  beyaz Türkler ona, Öküz de diyorsunuz.  Bu da benim çok da umurumdaydı afedersiniz.

Belki de bu yüzden sevdiniz

Hiç yorum yok:

Adam hikayeleri.

Adam çocuktu, hiç büyüyemedi, hep boynu bükük kaldı.

Adam platonikti, romantikti, komikti ama
the original olmak istemezdi.

Adam saftı, su kadar olmasa da. Yemediği nane, bilmediği meyhaneydi.


Adam insan evladıydı, herkes kadar. Kimilerine göre daha fazla.


Adam dersine çalışkan, menfaatine tembeldi.

Adam beceriksizdi ama görevini yapar, sözünü tutardı.

Adam mahçuptu. Sivilceli ve utangaç bir ergen gibiydi.

Adam çalmazdı. İçtendi, kalbi sızlardı, gözyaşını bilirdi.

Adam alıcı değil vericiydi. Kazan öldü deseniz niye diye sormazdı.

Adam şapşaldı. güpegündüz kaybolurdu, nesli korunmaya muhtaç biriydi.

Adam sevince boyun eğerdi, peki derdi. Sineye çekerdi.

Adam heyecanlanırdı, u-mutlanırdı sevdalanır aşık olurdu.

Adam bulunur hint kumaşıydı. Aramak gerekmezdi.

Adam gece kuşuydu. Tuti-i mucize guyem'di.

Adam uçarıydı kanatlarıyla değil, kelimeleriyle kanatlanırdı.

Adam hüzünlüydü, öfkeliydi, sinirliydi ama iyi biriydi.

Adamın canı yanardı, ama adam bilerek can yakmazdı.

Adam söz dinlerdi, iyi de söz söylerdi. Söze de saza da gelirdi.

Adam tatlı dilliydi, ama yılanı deliğinden çıkartmak istemezdi.

Adam acı sevmezdi ama acıları hep arabeskti, mümkünatı olabilirdi.

Adam sıradandı, yolda gören dönüp bakmazdı. O da size dönüp bakmazdı.

Adam masum değildi ama masum değiliz hiçbirimiz de demezdi.

Adam kel değildi, fodul değildi hem de şişman değildi herkesten.

Adam laf ebesiydi. dili belasını çeken bülbüldü, güldü, sümbüldü.

Adam dün bir kuldu yarın bir gün kül olacak.

Adam hikayeleri.

Adam çocuktu, hiç büyüyemedi, hep boynu bükük kaldı.

Adam platonikti, romantikti, komikti ama
the original olmak istemezdi.

Adam saftı, su kadar olmasa da. Yemediği nane, bilmediği meyhaneydi.


Adam insan evladıydı, herkes kadar. Kimilerine göre daha fazla.


Adam dersine çalışkan, menfaatine tembeldi.

Adam beceriksizdi ama görevini yapar, sözünü tutardı.

Adam mahçuptu. Sivilceli ve utangaç bir ergen gibiydi.

Adam çalmazdı. İçtendi, kalbi sızlardı, gözyaşını bilirdi.

Adam alıcı değil vericiydi. Kazan öldü deseniz niye diye sormazdı.

Adam şapşaldı. güpegündüz kaybolurdu, nesli korunmaya muhtaç biriydi.

Adam sevince boyun eğerdi, peki derdi. Sineye çekerdi.

Adam heyecanlanırdı, u-mutlanırdı sevdalanır aşık olurdu.

Adam bulunur hint kumaşıydı. Aramak gerekmezdi.

Adam gece kuşuydu. Tuti-i mucize guyem'di.

Adam uçarıydı kanatlarıyla değil, kelimeleriyle kanatlanırdı.

Adam hüzünlüydü, öfkeliydi, sinirliydi ama iyi biriydi.

Adamın canı yanardı, ama adam bilerek can yakmazdı.

Adam söz dinlerdi, iyi de söz söylerdi. Söze de saza da gelirdi.

Adam tatlı dilliydi, ama yılanı deliğinden çıkartmak istemezdi.

Adam acı sevmezdi ama acıları hep arabeskti, mümkünatı olabilirdi.

Adam sıradandı, yolda gören dönüp bakmazdı. O da size dönüp bakmazdı.

Adam masum değildi ama masum değiliz hiçbirimiz de demezdi.

Adam kel değildi, fodul değildi hem de şişman değildi herkesten.

Adam laf ebesiydi. dili belasını çeken bülbüldü, güldü, sümbüldü.

Adam dün bir kuldu yarın bir gün kül olacak.

İnsan eti yemenin dayanılmaz cazibesi

Hiç yorum yok:
- İngiltere'nin en çok konuşulan bloggeri, bir seks blogu yazan üniversite öğrencisi kız oldu. ....blogunda çeşitli ülke erkeklerine ait deneyimlerini ve penis boylarını veriyor -

İster Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan yerlilerin kazana atıp yediği olsun, ister Newyork'un kenar mahallelerinde birilerinin yatağa atıp sevdiği olsun insan eti her zaman cazip olmuştur. Dünyanın her yerinde durum pek değişmez. Kırmızı et iyidir, candır. O yüzden Maldiv adaları, Şelşev adaları tatil için iyi mekanlardır. O yüzden seks sektörü birilerine her zaman cazip gelir. O yüzden seks konulu yazılar hit alır.

Olaya sadece cinsellik olarak da bakmayın. O kızcağız neticede yediği et'lere dair boyut bilgisi vermiş ama insanlar büyük bir iştahla okumuşlar ki bu olay gündeme oturmuş, gazetelere haber olmuş. İşte işareti aldınız sevgili bloggeriyeler. Gerçi işaret vermeye gerek var mıydı bilmem. Bizde de benzer bişi yapılsa (yapılmıyor mu?) bir cici bloggeriyemiz çıksa memleketlere göre yediği nanelerin boy ve ebatlarıyla postlar atsa, her halde rating patlaması yapar o kesin. Kıskananlar çatlasın...

Öte yandan yine insan eti yemenin başka bir boyutu olan dedikodu ve gıybet de gırla gider ülkemizde. En mutaassıp görüneninden, Aaa çokk ayıp diyenine, sosyetesinden üniversite de prof.una kadar hepimiz insan eti yemeyi, dedikodu ve gıybeti severiz.

Dahası benim gibi İbramlar bile öyle efendi gözüküp, haber sitelerindeki frikik fotolarından, yoldan geçen tazelerin eteklerinin dalgalanmasına kadar her bişeyi gözucuyla süzerler. Hatta bu da yetmez bazıları (geçen kapı önünde gördüm ve dalaştım bi kaç kişiyle.) Hem yolda yürüyen hatunu gözleriyle sokağın başından alıp sonuna kadar geçirir. Gözle tacizin kralını yapar. hem de arkasından da söylenirler. -Memleket ne hale gelmiş kardeşim. Şuna bak, kadın neredeyse yarı çıplak, nasıl geziyor... 

Ne yazık ki dünyada ve ülkemizde beyaz kadın ticareti her zaman gözde. Kendini satmak ise işin en kolay yolu. Hatta kısa yoldan köşe döneceksen kendini nasıl sattığına dair bir de kitap yazıp satmak da var işin içinde. Geliri çifte kavrulmuş olsun diye yani.

Pezoluk ise hala geçer meslek. Hayvan gibi bazı insanları çalıştıran, Rus kızlarını ahır gibi yerlere tepip, bunu özel teşebbüs olarak algılayan hayvanlar var içimizde. Bir çok alanda kriz çıkan ülkemde sular seller gibi  akıyor her birşey bu sektöre. Cinsel açlığımız, zihnimizin sınır tanımazlığıyla eş orantılı olarak doyum yerine doyumsuzluğa doğru sürükleniyor. Nitekim sıradışı haberler 3. sayfalara düşmeye devam ediyor.

Kölelik şeklen bitmiş olsa da halâ insanın insana köleliği devam etmekte. Dünya da savaşların , katllerin bir çoğu para ve kadın (cinsellik) yüzünden. Dökülen insan kanı ise barbarlığın ve yamyamlığın bir başka tezahürü. Çünkü halâ kendi cinsini yemek, içimizdeki kudurmuş hayvanı bastırmaktan, nefsiyle uğraşmaktan çok daha cazip geliyor bize.

-Sen bu yollardan geçmiyor musun sanki İbram, ne eleştiriyorsun milleti ? diyenlere sözüm o dur ki:

Efendim, eleştirmiyorum, sadece durum tesbiti yapıyorum. Şahsen zatı alimin zorbalık kültürü yok. Arz talep dengesine dikkat ederim. İstenmeden vermem, ikram edilmeden de almam. Öyle öğrettiler, gözle de olsa, sözle de olsa zorla tecavüz olmaz dediler(yok, o güzellikti galiba) "Sofrada önünden yiyeceksin. İkram edilen tabaktan şekeri bir tane alacaksın İbram"didiler. Öle avucunu daldırmak, her gördüğün kırmızı ete saldırmak olmaz...

Ancak ben ne dersem diyeyim ve hatta ne halt yersem yiyeyim insan eti halâ iyidir, candır. O yüzden (ben dahil) kadın-erkek bloggerlerimiz baldır bacak üzerine yazıyor . Belki daha çok okunmak adına. Belki de içimizdeki heyvan böyle istediği için.

Dünyanın üzerinde döndüğü öküzün boynuzu ve bitmez tükenmez bir sermayedir cinsellik. Çünkü dünyadaki tüm heyvanlar (canlılar) gibi insanoğlu da çoğalmaya odaklı bir doku taşır genlerinde. Ancak kimi zaman bunu süsler, şiirselleştirir, yasallaştırır,  güzelleştirir. Kimi zaman da bu bloggeriye kızımız gibi, zevk içindir işin özü (bi daha mı gelicez dünyaya) diyerek meta'laştırır. Hite çevirir, paraya ve şöhrete tevil eder yaşadıklarını.

Siz halâ dünyada sadece yamyamlar mı insan eti yiyor zannediyorsunuz? Bir onlar mı ağzının tadını biliyor. Oysa çiğ ya da pişmiş hepimiz büyük bir iştahla insan eti yiyoruz. Hatta, inanın şu bedenler ölüp, toprağın altına girdikten sonra, burun deliklerimizden, kıçımızın dibine kadar her yerimizi de yılan, çiyan, kurt, börtü böcek, solucan büyük bir iştahla yiyecek...

Neden mi?
Çünkü insan eti tatlıdır. İyidir, candır...
- İngiltere'nin en çok konuşulan bloggeri, bir seks blogu yazan üniversite öğrencisi kız oldu. ....blogunda çeşitli ülke erkeklerine ait deneyimlerini ve penis boylarını veriyor -

İster Afrika'nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan yerlilerin kazana atıp yediği olsun, ister Newyork'un kenar mahallelerinde birilerinin yatağa atıp sevdiği olsun insan eti her zaman cazip olmuştur. Dünyanın her yerinde durum pek değişmez. Kırmızı et iyidir, candır. O yüzden Maldiv adaları, Şelşev adaları tatil için iyi mekanlardır. O yüzden seks sektörü birilerine her zaman cazip gelir. O yüzden seks konulu yazılar hit alır.

Olaya sadece cinsellik olarak da bakmayın. O kızcağız neticede yediği et'lere dair boyut bilgisi vermiş ama insanlar büyük bir iştahla okumuşlar ki bu olay gündeme oturmuş, gazetelere haber olmuş. İşte işareti aldınız sevgili bloggeriyeler. Gerçi işaret vermeye gerek var mıydı bilmem. Bizde de benzer bişi yapılsa (yapılmıyor mu?) bir cici bloggeriyemiz çıksa memleketlere göre yediği nanelerin boy ve ebatlarıyla postlar atsa, her halde rating patlaması yapar o kesin. Kıskananlar çatlasın...

Öte yandan yine insan eti yemenin başka bir boyutu olan dedikodu ve gıybet de gırla gider ülkemizde. En mutaassıp görüneninden, Aaa çokk ayıp diyenine, sosyetesinden üniversite de prof.una kadar hepimiz insan eti yemeyi, dedikodu ve gıybeti severiz.

Dahası benim gibi İbramlar bile öyle efendi gözüküp, haber sitelerindeki frikik fotolarından, yoldan geçen tazelerin eteklerinin dalgalanmasına kadar her bişeyi gözucuyla süzerler. Hatta bu da yetmez bazıları (geçen kapı önünde gördüm ve dalaştım bi kaç kişiyle.) Hem yolda yürüyen hatunu gözleriyle sokağın başından alıp sonuna kadar geçirir. Gözle tacizin kralını yapar. hem de arkasından da söylenirler. -Memleket ne hale gelmiş kardeşim. Şuna bak, kadın neredeyse yarı çıplak, nasıl geziyor... 

Ne yazık ki dünyada ve ülkemizde beyaz kadın ticareti her zaman gözde. Kendini satmak ise işin en kolay yolu. Hatta kısa yoldan köşe döneceksen kendini nasıl sattığına dair bir de kitap yazıp satmak da var işin içinde. Geliri çifte kavrulmuş olsun diye yani.

Pezoluk ise hala geçer meslek. Hayvan gibi bazı insanları çalıştıran, Rus kızlarını ahır gibi yerlere tepip, bunu özel teşebbüs olarak algılayan hayvanlar var içimizde. Bir çok alanda kriz çıkan ülkemde sular seller gibi  akıyor her birşey bu sektöre. Cinsel açlığımız, zihnimizin sınır tanımazlığıyla eş orantılı olarak doyum yerine doyumsuzluğa doğru sürükleniyor. Nitekim sıradışı haberler 3. sayfalara düşmeye devam ediyor.

Kölelik şeklen bitmiş olsa da halâ insanın insana köleliği devam etmekte. Dünya da savaşların , katllerin bir çoğu para ve kadın (cinsellik) yüzünden. Dökülen insan kanı ise barbarlığın ve yamyamlığın bir başka tezahürü. Çünkü halâ kendi cinsini yemek, içimizdeki kudurmuş hayvanı bastırmaktan, nefsiyle uğraşmaktan çok daha cazip geliyor bize.

-Sen bu yollardan geçmiyor musun sanki İbram, ne eleştiriyorsun milleti ? diyenlere sözüm o dur ki:

Efendim, eleştirmiyorum, sadece durum tesbiti yapıyorum. Şahsen zatı alimin zorbalık kültürü yok. Arz talep dengesine dikkat ederim. İstenmeden vermem, ikram edilmeden de almam. Öyle öğrettiler, gözle de olsa, sözle de olsa zorla tecavüz olmaz dediler(yok, o güzellikti galiba) "Sofrada önünden yiyeceksin. İkram edilen tabaktan şekeri bir tane alacaksın İbram"didiler. Öle avucunu daldırmak, her gördüğün kırmızı ete saldırmak olmaz...

Ancak ben ne dersem diyeyim ve hatta ne halt yersem yiyeyim insan eti halâ iyidir, candır. O yüzden (ben dahil) kadın-erkek bloggerlerimiz baldır bacak üzerine yazıyor . Belki daha çok okunmak adına. Belki de içimizdeki heyvan böyle istediği için.

Dünyanın üzerinde döndüğü öküzün boynuzu ve bitmez tükenmez bir sermayedir cinsellik. Çünkü dünyadaki tüm heyvanlar (canlılar) gibi insanoğlu da çoğalmaya odaklı bir doku taşır genlerinde. Ancak kimi zaman bunu süsler, şiirselleştirir, yasallaştırır,  güzelleştirir. Kimi zaman da bu bloggeriye kızımız gibi, zevk içindir işin özü (bi daha mı gelicez dünyaya) diyerek meta'laştırır. Hite çevirir, paraya ve şöhrete tevil eder yaşadıklarını.

Siz halâ dünyada sadece yamyamlar mı insan eti yiyor zannediyorsunuz? Bir onlar mı ağzının tadını biliyor. Oysa çiğ ya da pişmiş hepimiz büyük bir iştahla insan eti yiyoruz. Hatta, inanın şu bedenler ölüp, toprağın altına girdikten sonra, burun deliklerimizden, kıçımızın dibine kadar her yerimizi de yılan, çiyan, kurt, börtü böcek, solucan büyük bir iştahla yiyecek...

Neden mi?
Çünkü insan eti tatlıdır. İyidir, candır...

Her yerde laz var

Hiç yorum yok:

Deminden beri şu tasarım harikası lavaboya bakıp duruyorum. Yani az buz emek çekilmemiş. Ben tasarımdan anlamam gerçi ama ortada renk uyumu, estetik her bi halt var. İşlevsellik düşünen akıl da fena bir akıl değil.
Lavabo borusu temizleme vs dertler de yok ama kim bunu çizen sivri akıllı acaba. Fon'da Adamo'dan "her yerde kar var" şarkını dinliyorum ama dilimle "fake"ttim. Her yerde laz var diye söylüyorum:)

Hangi ülkenin lazısın oğlum sen?

Ulan insan ağzını çalkalar, tükürür, sümkürür. Bir an önce içinden ve kıçından çıkanın kaybolup gitmesini ister. Öyle kıvrıla kıvrıla ahenkle dansedip löp die kanala dökülmesini mi izliycez yediğimiz nanenin.

İyyk yani. Nedir yavrum bu böyle?

* Hamiş: Karadenizlileri severim, Akdenizlileri daha çok severim. Kendim zaten  yarı Egeli yarı Marmaralı sayılırım. Kimse durumdan vazife çıkarıp posta koymasın. Çekemem...

Deminden beri şu tasarım harikası lavaboya bakıp duruyorum. Yani az buz emek çekilmemiş. Ben tasarımdan anlamam gerçi ama ortada renk uyumu, estetik her bi halt var. İşlevsellik düşünen akıl da fena bir akıl değil.
Lavabo borusu temizleme vs dertler de yok ama kim bunu çizen sivri akıllı acaba. Fon'da Adamo'dan "her yerde kar var" şarkını dinliyorum ama dilimle "fake"ttim. Her yerde laz var diye söylüyorum:)

Hangi ülkenin lazısın oğlum sen?

Ulan insan ağzını çalkalar, tükürür, sümkürür. Bir an önce içinden ve kıçından çıkanın kaybolup gitmesini ister. Öyle kıvrıla kıvrıla ahenkle dansedip löp die kanala dökülmesini mi izliycez yediğimiz nanenin.

İyyk yani. Nedir yavrum bu böyle?

* Hamiş: Karadenizlileri severim, Akdenizlileri daha çok severim. Kendim zaten  yarı Egeli yarı Marmaralı sayılırım. Kimse durumdan vazife çıkarıp posta koymasın. Çekemem...

Bir ölünün hatıra defterinden

Hiç yorum yok:

İpram abiniz öteki âlemden bildiriyor.

Baştan uyarayım ben de döndüm diye sevinmesin kimseler.
Gittiğimde kına yakmamışsanız döndüğümde de bayram etmenize gerek yok. Bu dönmeler öyle dönme değil...

Baktım ki halkımın İpram ölmedi içimizde yaşıyor diyesi yok. Kimse arkamdan heykelimi de dikmedi bari kendimi sizlere hatırlatim dedim. Bir kere çakma da olsa profilimi icat eden zatı muhterem haklı şöhretimden haksız yararlanmak için beni gömüp kendi parsayı toplamak istemişti başaramadı. Ne tür sebepler icat etmiş olursa olsun bi çok blogger ve bloggeriyenin "İpram'ı daha çok seviyorduk biz" sözleri tokat gibi suratına patladı. Oh! olsun.

İkinci olarak; bu kadar zamandır İpram nerelerdeydi, şimdi neler yapıcek* diyenlere söylemekte mahsur görmüyorum:

Sağlık sorunlarım var efendim. Benim yok da, işte şu ruhundan beni bölüp ortaya salan beyefendinin var. Duyduğuma göre bi dr hanıma gönlünü, pardon dişlerini kaptırmış. Çatır çatır söküyorlarmış. Ağrılar içinde kıvranıyormuş, kaportayı yenilicem diye. Oh olsun. Beni öldürmeye teşebbüs eder misin sen? Gör bakalım İbram'sız bi dünya nasıl bir şeymiş.

Ni ha ha...
Sonra doktor bu herife demiş ki; sen bi check up yaptır. Yaş kemale ermiş. Uykun düzensiz, ruhun dengesiz. Kaça bölündün sen oğlum, kaç blogda yazıyon çiziyon? Toparlan biraz. Buna İpram olsa dayanmaz insan. O da kalbine bakacak bir doktor arıyormuş. Beni gömmeye kalkan uyuz, can derdine düşmüş anlıyacağınız. Acıdım len...

Bir de batmazsa yine, yeni işlere bulaşmış. Ticari konulardaki yeteneğini zirvelere taşıyacak bi iş projesi üzerinde çalışıyormuş. Pehhh! abartıyo bence yine ama yapsın bakalım. Görelim.

Yokluğumda çatır çatır bloguna yazdı durdu zaten. Ahkâm da kesti. Romantik şeyler karaladı. Yedik sanki. Abicim romantizm mi kaldı? Ağlamak, gözyaşı dökmek bu devirde akıl kârı mı diyoruz ama anlamıyor ki salak. Romantik serseri işte. Ne yapalım ki "Sylar" gibi bu adamın içinde yaşamak zorundayım artıkın.

Neyse benle uğraşacak takati olmadığından fırsattan istifade çıktım bende meydana. Bir şeyler yazayım dedim. Bundan sonra pek fırsatım olmaz ama öyle ufak postlar falan yayınlıcam. Beni kesmese de, twitter tadında hani. Arada aklıma gelip de bi türlü öteki dünyadan size duyuramadıklarım. Sizin duymak hoşunuza gider mi bilmem de, benim acayip söyleyesim var...

Ancak baştan bazı ihtarlarda bulunayım. Hani eski yazıları okuyanlar kısmen bilir gerçi, yine de bir uyarı mahiyetinde olsun.

1- Hiç bir postumu üstünüze alınmayın. O kadar kıymetli misiniz Allasen? İbram bana şunu didi. Eneee İbram bana laf sokmuş. Ay ilanı aşk itmiş, İbram'ın ruhu beni taciz etti felam, yok öle bişi.

Ben öteki dünyadan Hurilerle, Nurilerin arasından bi yerlerden yazıyom. O yüzden siz okuyun gülümseyin yada asabınız bozulsun ama sakın ola, durumdan vazife çıkarmayın.

2-Özellikle bloglarıma: öldüm bittim İbram tarzında, geyiğine yorum bırakacak olan kızlar: Bakın bi kere daha diom ki; herkesin kukusu yerinde sağ olsun. Bulaşmayın bana gözüm. Okuyanlardan kızanlarım var işte. Daha size nasıl ifade edeyim. Uslu uslu tıngırdayalım şurada edebimizle. İki beşlik bozalım. Maksat muhabbet olsun.

3-Len olum maden dönecektin niye gittin? Eski caziben kalmadı. Kürkçü dükkânına döndün di mi .bne? Abazandın mı yine? türündeki mesajları kaale almıyorum. Şeyime toka die takıyorsam, ne olsun işte. Yormayın boşuna kendinizi.

Azıcık da memleket meselelerine değineyim:

Hikmetinden sual olunmaz Rabbim rahmeti bol verdi. Her yer sular, seller içinde. Mevlam bilir de bizler Bulgar gâvurunun Meriç'deki baraj kapaklarını açıcanı hesap edememiş olabiliriz. Herkes tedbirini alsın efendim. Doğanın yengesi insanoğlu tarafından bozulalı beri, adet düzensizliği yaşıyor. Ne zaman yaz, ne zaman kış bilemiyoruz. Siz zemheride hıyar yemeye hazırlıklı olun da, muz çıkarsa şansınıza artık. Benden söylemesi.

Bir de bazı yetkililere dokunma işi acık kabak tadı vercek gibi yaw? Birilerinin gazı ile hareket ediliyor olmasın diye düşünmüyor da değilim hani. İşin ucunu: Lan şu eski genelkurmay başkanlarını da alıp İmralı'ya koyalım.  Onlar da terörist sayılır demeye vardıracak salaklar çıkar mı bilmem ama memleketin askeriyle bu kadar oynamaya gelmez efendim. En azından 1buçuk darbe görmüş biri olarak diyebiliyorum ki; bir yerden sonra ateş yakar, su boğar. Abartırken dozu kaçırmayalım. Memleketimiz huzur ve sükûn ortamında yoluna devam etsin.

-Hoş buldum hoş buldum. Domuz gribi de fos çıktı. Evet evet, artık öpebilirsiniz. Lâkin bu yazar olcak adam beni öldürdü. Ruhumdan öpün please. Aha orda marketteki en keskin tuz ruhu şişesinin yanındayım.

İbram ruhu...
Şaşkın bakkalınızdan özenle isteyiniz.

Saygılar efendim.



 T.İ.O

İpram abiniz öteki âlemden bildiriyor.

Baştan uyarayım ben de döndüm diye sevinmesin kimseler.
Gittiğimde kına yakmamışsanız döndüğümde de bayram etmenize gerek yok. Bu dönmeler öyle dönme değil...

Baktım ki halkımın İpram ölmedi içimizde yaşıyor diyesi yok. Kimse arkamdan heykelimi de dikmedi bari kendimi sizlere hatırlatim dedim. Bir kere çakma da olsa profilimi icat eden zatı muhterem haklı şöhretimden haksız yararlanmak için beni gömüp kendi parsayı toplamak istemişti başaramadı. Ne tür sebepler icat etmiş olursa olsun bi çok blogger ve bloggeriyenin "İpram'ı daha çok seviyorduk biz" sözleri tokat gibi suratına patladı. Oh! olsun.

İkinci olarak; bu kadar zamandır İpram nerelerdeydi, şimdi neler yapıcek* diyenlere söylemekte mahsur görmüyorum:

Sağlık sorunlarım var efendim. Benim yok da, işte şu ruhundan beni bölüp ortaya salan beyefendinin var. Duyduğuma göre bi dr hanıma gönlünü, pardon dişlerini kaptırmış. Çatır çatır söküyorlarmış. Ağrılar içinde kıvranıyormuş, kaportayı yenilicem diye. Oh olsun. Beni öldürmeye teşebbüs eder misin sen? Gör bakalım İbram'sız bi dünya nasıl bir şeymiş.

Ni ha ha...
Sonra doktor bu herife demiş ki; sen bi check up yaptır. Yaş kemale ermiş. Uykun düzensiz, ruhun dengesiz. Kaça bölündün sen oğlum, kaç blogda yazıyon çiziyon? Toparlan biraz. Buna İpram olsa dayanmaz insan. O da kalbine bakacak bir doktor arıyormuş. Beni gömmeye kalkan uyuz, can derdine düşmüş anlıyacağınız. Acıdım len...

Bir de batmazsa yine, yeni işlere bulaşmış. Ticari konulardaki yeteneğini zirvelere taşıyacak bi iş projesi üzerinde çalışıyormuş. Pehhh! abartıyo bence yine ama yapsın bakalım. Görelim.

Yokluğumda çatır çatır bloguna yazdı durdu zaten. Ahkâm da kesti. Romantik şeyler karaladı. Yedik sanki. Abicim romantizm mi kaldı? Ağlamak, gözyaşı dökmek bu devirde akıl kârı mı diyoruz ama anlamıyor ki salak. Romantik serseri işte. Ne yapalım ki "Sylar" gibi bu adamın içinde yaşamak zorundayım artıkın.

Neyse benle uğraşacak takati olmadığından fırsattan istifade çıktım bende meydana. Bir şeyler yazayım dedim. Bundan sonra pek fırsatım olmaz ama öyle ufak postlar falan yayınlıcam. Beni kesmese de, twitter tadında hani. Arada aklıma gelip de bi türlü öteki dünyadan size duyuramadıklarım. Sizin duymak hoşunuza gider mi bilmem de, benim acayip söyleyesim var...

Ancak baştan bazı ihtarlarda bulunayım. Hani eski yazıları okuyanlar kısmen bilir gerçi, yine de bir uyarı mahiyetinde olsun.

1- Hiç bir postumu üstünüze alınmayın. O kadar kıymetli misiniz Allasen? İbram bana şunu didi. Eneee İbram bana laf sokmuş. Ay ilanı aşk itmiş, İbram'ın ruhu beni taciz etti felam, yok öle bişi.

Ben öteki dünyadan Hurilerle, Nurilerin arasından bi yerlerden yazıyom. O yüzden siz okuyun gülümseyin yada asabınız bozulsun ama sakın ola, durumdan vazife çıkarmayın.

2-Özellikle bloglarıma: öldüm bittim İbram tarzında, geyiğine yorum bırakacak olan kızlar: Bakın bi kere daha diom ki; herkesin kukusu yerinde sağ olsun. Bulaşmayın bana gözüm. Okuyanlardan kızanlarım var işte. Daha size nasıl ifade edeyim. Uslu uslu tıngırdayalım şurada edebimizle. İki beşlik bozalım. Maksat muhabbet olsun.

3-Len olum maden dönecektin niye gittin? Eski caziben kalmadı. Kürkçü dükkânına döndün di mi .bne? Abazandın mı yine? türündeki mesajları kaale almıyorum. Şeyime toka die takıyorsam, ne olsun işte. Yormayın boşuna kendinizi.

Azıcık da memleket meselelerine değineyim:

Hikmetinden sual olunmaz Rabbim rahmeti bol verdi. Her yer sular, seller içinde. Mevlam bilir de bizler Bulgar gâvurunun Meriç'deki baraj kapaklarını açıcanı hesap edememiş olabiliriz. Herkes tedbirini alsın efendim. Doğanın yengesi insanoğlu tarafından bozulalı beri, adet düzensizliği yaşıyor. Ne zaman yaz, ne zaman kış bilemiyoruz. Siz zemheride hıyar yemeye hazırlıklı olun da, muz çıkarsa şansınıza artık. Benden söylemesi.

Bir de bazı yetkililere dokunma işi acık kabak tadı vercek gibi yaw? Birilerinin gazı ile hareket ediliyor olmasın diye düşünmüyor da değilim hani. İşin ucunu: Lan şu eski genelkurmay başkanlarını da alıp İmralı'ya koyalım.  Onlar da terörist sayılır demeye vardıracak salaklar çıkar mı bilmem ama memleketin askeriyle bu kadar oynamaya gelmez efendim. En azından 1buçuk darbe görmüş biri olarak diyebiliyorum ki; bir yerden sonra ateş yakar, su boğar. Abartırken dozu kaçırmayalım. Memleketimiz huzur ve sükûn ortamında yoluna devam etsin.

-Hoş buldum hoş buldum. Domuz gribi de fos çıktı. Evet evet, artık öpebilirsiniz. Lâkin bu yazar olcak adam beni öldürdü. Ruhumdan öpün please. Aha orda marketteki en keskin tuz ruhu şişesinin yanındayım.

İbram ruhu...
Şaşkın bakkalınızdan özenle isteyiniz.

Saygılar efendim.



 T.İ.O

bu dünyada ölüm diye bir şey var gülüm

Hiç yorum yok:

Herkes aynı anda çıkmaz hayatın merdivenlerini. Kimi birkaç adım önden yürür, kimi arkadan gelir. Yaşı ne olursa olsun insan sevgiyle, aşkla daha geç tanışabilir. Ayrıca gönüldür ota da konar bota da. Hatta .net çıktı çıkalı erkeğin gönlü, nicki dişi bir erkeğe de konabilir, ağzı iyi laf yapan birinin yazdıklarına vurulabilir insan hiç belli olmaz.
Biz niye nickimizi İbram yapıyoz. Kazara abazanın kralına denk gelip, bir hemcinsim gönlünü bana kaptırmasın diye...

Hadi canım diyonuz di mi? İyi dinleyin o zaman: vakti zamanında adem diye nickle dolaştık sanal alemde adam peşime takıldı "sen aslında havva'sın, rahatsız edilmemek için böyle yapıyon" diye, o chat odası senin bu chat odası benim. Baktım olmucak "back güzel kardeshim annen güzelse, gelsin beni sana istesin. belki beni ona veririm, belki o bana verir" dedim kibarca. Sorunu üzülerek de olsa, böyle çözebildim.

Ola ki işi puştluğa döksek, adam bizi oracıkta sanal bi yatağa atacak kesin. Ondan sonra kimin eli kimin cebinde. Aslında şeytan da dürtmüyo değil. Bi kaç cümle kur: "Ay abim görür, kocam kızar, muhitimize geldik beyfendi" kabilinden, sonra otur seyret alemi: girsin çıksın laflar, yeter ki sen kalbini bozma İbram!... Ancak olmuyo yediremiyosun kendine. Kadınlara hak veriyosun istemeye istemeye. Elin oğlu pencerene de olsa pimapen döşeniyo neticede. Karamuratlığın tutuyo, çıkarıyosun baklayı, açıyosun kutuyu, söylüyosun kötüyü.

Tabi bir de işin öbür tarafında bu işten hoşlanan arkadaşlar var. Belki genel kültürlerini arttımak adına, belki de, ölmeden önce sanal manal, bir de kendi mürüvvetimi görim dediklerinden olsa gerek dişi kuş taklidi yapıyorlar. Belki de oturduğu yerden kalkmayan bir kuşları vardır da ondan böyledirler onu da bilmiyorum şahsen.

Bu arkadaşlar yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında kadınları yaya bırakan fingirdekliklerle çömez avına çıkarlar. Sonra da ne hikmetse uluorta maskara pozisyonlarına sokarlar birilerini ve bundan bi hayli keyif de alırlar. Yok ya! demeyin, komşu oğlu akrabası bi delikanlıya aşık olmuştu böyle. Üstelik dünür gönderme aşamasında "tataaaam sürrprizzz" denmişti. Utanmadık! biz de eşeklik edip pek bi gülmüştük vaktiyle...

Bir de hakikatten dişi kuşların ya da erkek puştların yaptığı bir durum var ki; o da ister netten ister brütten kız ya da oğlan düşürme olayı. Ciddi ciddi gönül avcılığı.
Biraz hiti yüksek arkadaşlar arasında bir zamanlar pek yaygın olan bu durum kısaca: Az genel kültür, biraz iltifat, biraz kırıtıp, biraz sırıtarak karşısındaki kişiyi etkileyip aşık etme çabası. Bu tabi ki sadece işin sanalında olan/kalan bir şey değil, reel hayatta da karizmatik abla ve abiler de bunu yapıyor. Sonra biraz horlamak, biraz nazlanma ve istediğim kıvama getirdim düşüncesiyle the end, şuut! bitti. Yedim içtim, yaladım, yalan'dım bitirdim olayları...

Sözün özü şu ki: uçkur düşkünü bi adam veya gel, geç arzulu bir hanfendi olabilirsiniz. Tencere kapak, arayan bulur, kaşınanı kaşırsınız veya gerçekten de ruhlarınız uyuşur, bedenleriniz kavuşur. Hatta ola ki hem ruh, hem de beden eşinizi bulabilirsiniz. Netten kız mı alınır, alınır neden olmasın. Güzel bir evlilik de olur, birliktelik de. Yani bu işin her türlü oluru olur, zaten oluyor da.

Ama işi puştluğuna, zevzekliğine yapanlar ve kasıtlı gönül yakanlar yine de iki kere düşünsün. Karşısındaki kişi gerçekten aşık olabilir. Bazen genç kızların, bazen koca ihtiyar amcaların bile dünyası karman çorman olabiliyor böyle hallerde. Psikologluk olanları, hayatları ters yüz olanları az değil böyle vurgun yiyenlerin.

İnsanların ruhlarıyla, kalpleriyle oynamayın derim naçizane... Gün olur yaktığınız bir yüreğin ahı sizi çok daha fazla yakar. O gün eğlenmiş olabilirsiniz ama ileride hiç anlamadığınız bir biçimde üzülmenize, olmadık bir musibet görmenize sebep olabilir bu durum.

Özetle: Konuşun, tanışın, platonik veya romantik veya ormantik takılın. Birlikte çıkın, sevin, sevişin, yiyişin karışmam ama insan yüreğinin kolay kırılan, pahalı ve narin bir oyuncak olmadığını bilin ve asla çirkinleşmeyin....
Hep güzel kalın... E mi?


Herkes aynı anda çıkmaz hayatın merdivenlerini. Kimi birkaç adım önden yürür, kimi arkadan gelir. Yaşı ne olursa olsun insan sevgiyle, aşkla daha geç tanışabilir. Ayrıca gönüldür ota da konar bota da. Hatta .net çıktı çıkalı erkeğin gönlü, nicki dişi bir erkeğe de konabilir, ağzı iyi laf yapan birinin yazdıklarına vurulabilir insan hiç belli olmaz.
Biz niye nickimizi İbram yapıyoz. Kazara abazanın kralına denk gelip, bir hemcinsim gönlünü bana kaptırmasın diye...

Hadi canım diyonuz di mi? İyi dinleyin o zaman: vakti zamanında adem diye nickle dolaştık sanal alemde adam peşime takıldı "sen aslında havva'sın, rahatsız edilmemek için böyle yapıyon" diye, o chat odası senin bu chat odası benim. Baktım olmucak "back güzel kardeshim annen güzelse, gelsin beni sana istesin. belki beni ona veririm, belki o bana verir" dedim kibarca. Sorunu üzülerek de olsa, böyle çözebildim.

Ola ki işi puştluğa döksek, adam bizi oracıkta sanal bi yatağa atacak kesin. Ondan sonra kimin eli kimin cebinde. Aslında şeytan da dürtmüyo değil. Bi kaç cümle kur: "Ay abim görür, kocam kızar, muhitimize geldik beyfendi" kabilinden, sonra otur seyret alemi: girsin çıksın laflar, yeter ki sen kalbini bozma İbram!... Ancak olmuyo yediremiyosun kendine. Kadınlara hak veriyosun istemeye istemeye. Elin oğlu pencerene de olsa pimapen döşeniyo neticede. Karamuratlığın tutuyo, çıkarıyosun baklayı, açıyosun kutuyu, söylüyosun kötüyü.

Tabi bir de işin öbür tarafında bu işten hoşlanan arkadaşlar var. Belki genel kültürlerini arttımak adına, belki de, ölmeden önce sanal manal, bir de kendi mürüvvetimi görim dediklerinden olsa gerek dişi kuş taklidi yapıyorlar. Belki de oturduğu yerden kalkmayan bir kuşları vardır da ondan böyledirler onu da bilmiyorum şahsen.

Bu arkadaşlar yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında kadınları yaya bırakan fingirdekliklerle çömez avına çıkarlar. Sonra da ne hikmetse uluorta maskara pozisyonlarına sokarlar birilerini ve bundan bi hayli keyif de alırlar. Yok ya! demeyin, komşu oğlu akrabası bi delikanlıya aşık olmuştu böyle. Üstelik dünür gönderme aşamasında "tataaaam sürrprizzz" denmişti. Utanmadık! biz de eşeklik edip pek bi gülmüştük vaktiyle...

Bir de hakikatten dişi kuşların ya da erkek puştların yaptığı bir durum var ki; o da ister netten ister brütten kız ya da oğlan düşürme olayı. Ciddi ciddi gönül avcılığı.
Biraz hiti yüksek arkadaşlar arasında bir zamanlar pek yaygın olan bu durum kısaca: Az genel kültür, biraz iltifat, biraz kırıtıp, biraz sırıtarak karşısındaki kişiyi etkileyip aşık etme çabası. Bu tabi ki sadece işin sanalında olan/kalan bir şey değil, reel hayatta da karizmatik abla ve abiler de bunu yapıyor. Sonra biraz horlamak, biraz nazlanma ve istediğim kıvama getirdim düşüncesiyle the end, şuut! bitti. Yedim içtim, yaladım, yalan'dım bitirdim olayları...

Sözün özü şu ki: uçkur düşkünü bi adam veya gel, geç arzulu bir hanfendi olabilirsiniz. Tencere kapak, arayan bulur, kaşınanı kaşırsınız veya gerçekten de ruhlarınız uyuşur, bedenleriniz kavuşur. Hatta ola ki hem ruh, hem de beden eşinizi bulabilirsiniz. Netten kız mı alınır, alınır neden olmasın. Güzel bir evlilik de olur, birliktelik de. Yani bu işin her türlü oluru olur, zaten oluyor da.

Ama işi puştluğuna, zevzekliğine yapanlar ve kasıtlı gönül yakanlar yine de iki kere düşünsün. Karşısındaki kişi gerçekten aşık olabilir. Bazen genç kızların, bazen koca ihtiyar amcaların bile dünyası karman çorman olabiliyor böyle hallerde. Psikologluk olanları, hayatları ters yüz olanları az değil böyle vurgun yiyenlerin.

İnsanların ruhlarıyla, kalpleriyle oynamayın derim naçizane... Gün olur yaktığınız bir yüreğin ahı sizi çok daha fazla yakar. O gün eğlenmiş olabilirsiniz ama ileride hiç anlamadığınız bir biçimde üzülmenize, olmadık bir musibet görmenize sebep olabilir bu durum.

Özetle: Konuşun, tanışın, platonik veya romantik veya ormantik takılın. Birlikte çıkın, sevin, sevişin, yiyişin karışmam ama insan yüreğinin kolay kırılan, pahalı ve narin bir oyuncak olmadığını bilin ve asla çirkinleşmeyin....
Hep güzel kalın... E mi?

karar verdim kızlar, ben de acılı adana tarzına dönüyorum

4 yorum:
Bizzat benim gibi abuk subuk ve eleştiriler ve yorumlar yapanlar yüzünden; oramı açtım, buramı dağıttım tarzı blog yazılarında hatırı sayılır bir miktar düşüş gözlendi. naptık biz ya? taşlarımızı başımıza, pardon başımızı taşlara vurma vaktimiz geldi arkadaşlar. Hay kafamızı asSkim.

Olmaz ki böle. Velinimetimiz yazılardı bunlar. kızlarla birlikte biz de "ohş"diyorduk... beni de gaza getirdiniz ya, utanın arkadaşlar utanın be... yok abi sen şunları bi eleştir bak o zaman hepsi feminist kesilip daha erotik yazarlar, biz de suya sabuna para vermeyiz teziniz iflas etti oğlum. kızlar birden acıklı ve acılı ergenlik hikayelerine döndü..

kimi ilk aldatıldığı günü, kimi babasının kulağını çektiği zamanları, kimisi sinemaya gitti diye sopa yediği zamanları anlatıyor. şöyle adam akıllı bi işyerinde taciz öyküsü bilem okuyamadık ağız tadıyla.. alın işte eleştirinizi başınıza çalın. bi daha bana bi daha gaz vermeyin öyle... teşvik etcektik bilakis. benim planım buydu. ay ne güzel yazmışsınız, kız arkadaşım da okudu çok etkilendi. acaba biz de böyle yapsak nirvanaya erebilirmiyiz? oy my god diyebilir miyiz ?dicektik.. olmadı vesselam. iş yattı. şimdi mecburen ben de kızların dümen suyuna giderek acılı arabesk bişiler yazıcam. napim, napim düşünüyorum. bu kadar suskunluk bize ters, racona ters...

- sevdiği kız güneş kremi sürmeden denize gittiği için yanan ve bu yangını söndürmeye bakkaldan yoğurt alacak parası olmadığı için terkedilen genç ve gururlu delikanlı ibram öykümü mü anlatsam acaba?

- veya utanıp eczaneden prezervatif alamadığı için abazanlıkla, bebek kâbusları arasında gidip gelen orta yaşlı çapkın ibram'ın dramını mı yazsam...

- ya da küçükken bakkal amcanın gel sana çukumel vereyim ibram diyerek beni kandırdığını, çukumelin bu kadar pahalı olduğunu taa o zamanlar öğrendiğimi ve içimde hep bir çukumel korkusu olduğunu mu anlatsam.

yaf bi el atın arkadaşlar, kendi kafası çalışan biri beni aydınlatsın. okeyde taş çalmak sözkonusuysa hepiniz edison kesiliyorsunuz ama bu konuda jeton düşmüyo mu sizde de. yine kızların dümen suyuna gidip, hitimizi arttırmamız lazım... napsak napsak?

-Taksim de eylem mi yapalım, eylem yapamazsak cami mi yaparız?
-de git len olm... biz sosyal içerik derken o kadar da uzun boylu olsun demedik. biz kızları yemek istiyoz, sen bize sopa yicek seçenekler sunuyosun.
-Yıkıl karşımdan rezil herif!
Bizzat benim gibi abuk subuk ve eleştiriler ve yorumlar yapanlar yüzünden; oramı açtım, buramı dağıttım tarzı blog yazılarında hatırı sayılır bir miktar düşüş gözlendi. naptık biz ya? taşlarımızı başımıza, pardon başımızı taşlara vurma vaktimiz geldi arkadaşlar. Hay kafamızı asSkim.

Olmaz ki böle. Velinimetimiz yazılardı bunlar. kızlarla birlikte biz de "ohş"diyorduk... beni de gaza getirdiniz ya, utanın arkadaşlar utanın be... yok abi sen şunları bi eleştir bak o zaman hepsi feminist kesilip daha erotik yazarlar, biz de suya sabuna para vermeyiz teziniz iflas etti oğlum. kızlar birden acıklı ve acılı ergenlik hikayelerine döndü..

kimi ilk aldatıldığı günü, kimi babasının kulağını çektiği zamanları, kimisi sinemaya gitti diye sopa yediği zamanları anlatıyor. şöyle adam akıllı bi işyerinde taciz öyküsü bilem okuyamadık ağız tadıyla.. alın işte eleştirinizi başınıza çalın. bi daha bana bi daha gaz vermeyin öyle... teşvik etcektik bilakis. benim planım buydu. ay ne güzel yazmışsınız, kız arkadaşım da okudu çok etkilendi. acaba biz de böyle yapsak nirvanaya erebilirmiyiz? oy my god diyebilir miyiz ?dicektik.. olmadı vesselam. iş yattı. şimdi mecburen ben de kızların dümen suyuna giderek acılı arabesk bişiler yazıcam. napim, napim düşünüyorum. bu kadar suskunluk bize ters, racona ters...

- sevdiği kız güneş kremi sürmeden denize gittiği için yanan ve bu yangını söndürmeye bakkaldan yoğurt alacak parası olmadığı için terkedilen genç ve gururlu delikanlı ibram öykümü mü anlatsam acaba?

- veya utanıp eczaneden prezervatif alamadığı için abazanlıkla, bebek kâbusları arasında gidip gelen orta yaşlı çapkın ibram'ın dramını mı yazsam...

- ya da küçükken bakkal amcanın gel sana çukumel vereyim ibram diyerek beni kandırdığını, çukumelin bu kadar pahalı olduğunu taa o zamanlar öğrendiğimi ve içimde hep bir çukumel korkusu olduğunu mu anlatsam.

yaf bi el atın arkadaşlar, kendi kafası çalışan biri beni aydınlatsın. okeyde taş çalmak sözkonusuysa hepiniz edison kesiliyorsunuz ama bu konuda jeton düşmüyo mu sizde de. yine kızların dümen suyuna gidip, hitimizi arttırmamız lazım... napsak napsak?

-Taksim de eylem mi yapalım, eylem yapamazsak cami mi yaparız?
-de git len olm... biz sosyal içerik derken o kadar da uzun boylu olsun demedik. biz kızları yemek istiyoz, sen bize sopa yicek seçenekler sunuyosun.
-Yıkıl karşımdan rezil herif!

...miş gibi yapıyorum, idare edin

5 yorum:


Türk usulü çözümler vardır. Daha doğrusu bizim gibi gecikmeli gelişen toplumlarda üretilen çözümlerdir bunlar. Radyatörü zırt pırt su kaynatan arabanın üstüne su bidonu monte etmek gibi. Buna kara düzen de derler ama çözüm üretirsin neticede.

Hani şu malum yerde gelen Türk'ün aklı bizde olsa esprisi de bu tür buluşlar için söylenmiş olsa gerek. Yoksa Arşimed'in banyoda bulduğu gibi birşeyi helada bi Türk bulsa tarih yazardı, biz de okurduk di mi. yazmadığına göre yok öle bişi.

Bir de bişeyi yapamazsan kulağını ters elinle gösterir yapmış gibi yaparsın. Hani iş olmayınca partnerine ayıp olmasın diye orgazm taklidi yapan hatunlar gibi vaziyeti kurtarmaya çalışırsın...

Ben de şu twitter işinden bişi anlamıyom.. millet içtiğini de, ıçtığını da, her bi haleti ruhiyesini yazıyormuş... sonra da cıvıldadım anacım... duydunuz mu beni, öttü mü kuş, cik cik durumları... ee teknolojiyi takip etmek lazım. facebook 1, bu twitter 2 resmen bank asya 1nci ligte kalmış gibiyiz.. Turkcell süper lige yükseltme ayağına twitterlermiş gibi yapmak lazım.

Şimdi farzedin ki ben de twitterledim.. (miş gibi ama, olsun buyrun okuyun)


10.03 AM : ibram dedi ki: bu regl olamadım ey blog mesajları fena hit yapıyomuş. gündemi takip edip, benim de osbir çekemedim ey blog diye bişiler yazmam lazım.
11.05 AM: ibram dedi ki: oğlum git bi malboro kap gel.
11.25: AM: ibram dedi ki: 2 çay söledik kahveci deyyusuna getirmedi halâ..
11:40 AM: blogdan mı kız arkadaş edinilir, kız arkadaşa mı blog açmalı. tavuk yumurta ikilemi gibi bişi. bu konuda yazıcam
11.55 AM: siteden baktım. anında gelmiyo sanki mesajlar. kuş geç ötüyor.
12:01 PM: mesai bitti. elimi sürmem hiç bi işe. öğle paydosu

12:15 PM: ankaralı turgut cd si yok mu?
12:45 PM: olmadı şimdi. öğlen kuru yemicektik be.
13:30 PM: sevmedim bu işi kuş yine ötmüyo...
14:00 PM: msn'deki kız senden elektrik alamıyom demiş. TEDAŞ mıyım kızım ben?
14.30 PM: Ben de babama yeni bir araba istedim. O cici anne aldı.
15:00 PM: facebook'a da almıcaklar yakında. iyi mi. şşşt yavru..
15:30 PM: kadınlar yalan sever ama doğruymuş gibi söylicen. bunu bloglamalı
16:00 PM: sitenin anketi salak bi yerde takıldı kaldı iki gündür. mayıs ayı yazıları 31 kullanılan oy 31 kalan gün 31. regl olamadım yine ey blog.
16:30 PM: Lan hayvan murtaza regl dilmiş olum bizim olduğumuz. neydi lan çabuk söle.
16:40 PM: Oraya da gelirim, ...... (murtazaya hitaben)
17:00 PM: Mesai bitti... on dakka içinde kaavede okeye geliyom millet masa tutun...
18:00 PM: Eve ekmek alıncak.. Cigarada bitmiş.
19:00 PM: Aha internette gitmiş... Faturayı yatırmayı unuttuk yine...
19.30 PM: Ben de cepten yollarım a.q
20:00 PM: Aha kontörde bitti..... Murtaza kuş hala gecikmeli mi ötüyo lan?

-tek yol iletişim, başka yolu yok!


Türk usulü çözümler vardır. Daha doğrusu bizim gibi gecikmeli gelişen toplumlarda üretilen çözümlerdir bunlar. Radyatörü zırt pırt su kaynatan arabanın üstüne su bidonu monte etmek gibi. Buna kara düzen de derler ama çözüm üretirsin neticede.

Hani şu malum yerde gelen Türk'ün aklı bizde olsa esprisi de bu tür buluşlar için söylenmiş olsa gerek. Yoksa Arşimed'in banyoda bulduğu gibi birşeyi helada bi Türk bulsa tarih yazardı, biz de okurduk di mi. yazmadığına göre yok öle bişi.

Bir de bişeyi yapamazsan kulağını ters elinle gösterir yapmış gibi yaparsın. Hani iş olmayınca partnerine ayıp olmasın diye orgazm taklidi yapan hatunlar gibi vaziyeti kurtarmaya çalışırsın...

Ben de şu twitter işinden bişi anlamıyom.. millet içtiğini de, ıçtığını da, her bi haleti ruhiyesini yazıyormuş... sonra da cıvıldadım anacım... duydunuz mu beni, öttü mü kuş, cik cik durumları... ee teknolojiyi takip etmek lazım. facebook 1, bu twitter 2 resmen bank asya 1nci ligte kalmış gibiyiz.. Turkcell süper lige yükseltme ayağına twitterlermiş gibi yapmak lazım.

Şimdi farzedin ki ben de twitterledim.. (miş gibi ama, olsun buyrun okuyun)


10.03 AM : ibram dedi ki: bu regl olamadım ey blog mesajları fena hit yapıyomuş. gündemi takip edip, benim de osbir çekemedim ey blog diye bişiler yazmam lazım.
11.05 AM: ibram dedi ki: oğlum git bi malboro kap gel.
11.25: AM: ibram dedi ki: 2 çay söledik kahveci deyyusuna getirmedi halâ..
11:40 AM: blogdan mı kız arkadaş edinilir, kız arkadaşa mı blog açmalı. tavuk yumurta ikilemi gibi bişi. bu konuda yazıcam
11.55 AM: siteden baktım. anında gelmiyo sanki mesajlar. kuş geç ötüyor.
12:01 PM: mesai bitti. elimi sürmem hiç bi işe. öğle paydosu

12:15 PM: ankaralı turgut cd si yok mu?
12:45 PM: olmadı şimdi. öğlen kuru yemicektik be.
13:30 PM: sevmedim bu işi kuş yine ötmüyo...
14:00 PM: msn'deki kız senden elektrik alamıyom demiş. TEDAŞ mıyım kızım ben?
14.30 PM: Ben de babama yeni bir araba istedim. O cici anne aldı.
15:00 PM: facebook'a da almıcaklar yakında. iyi mi. şşşt yavru..
15:30 PM: kadınlar yalan sever ama doğruymuş gibi söylicen. bunu bloglamalı
16:00 PM: sitenin anketi salak bi yerde takıldı kaldı iki gündür. mayıs ayı yazıları 31 kullanılan oy 31 kalan gün 31. regl olamadım yine ey blog.
16:30 PM: Lan hayvan murtaza regl dilmiş olum bizim olduğumuz. neydi lan çabuk söle.
16:40 PM: Oraya da gelirim, ...... (murtazaya hitaben)
17:00 PM: Mesai bitti... on dakka içinde kaavede okeye geliyom millet masa tutun...
18:00 PM: Eve ekmek alıncak.. Cigarada bitmiş.
19:00 PM: Aha internette gitmiş... Faturayı yatırmayı unuttuk yine...
19.30 PM: Ben de cepten yollarım a.q
20:00 PM: Aha kontörde bitti..... Murtaza kuş hala gecikmeli mi ötüyo lan?

-tek yol iletişim, başka yolu yok!

günde 3 kere olmaz, 3 günde 1

9 yorum:


durun durun,
hemen yanlış anlamayın ne hastalara ilaç, ne de yaşı geçmemişlere seks reçetesi veriyorum.
beni seven blogger arkadaşlardan aldığım öğüt böyle...

hızlı servis ediyormuşum yazdıklarımı. pek sitelerde boy endam edemeden, insanlar bir gözucuyla bakamadan yenisi geliyormuş yazdıklarımın. bu işin de bir raconu varmış.
yazılarımı 3 günde bir yayına verip, tepkileri bekleyecekmişim...

yani haftada 2 yazıyı geçemicem demektir bu. ama böyle olmaz ki; ben gün olur haftalarca yazamam, gün olur sancısı tutmuş tavuk gibi gıdak da gıdak. ya da sağılmamış inek gibi sütüm damlar durur satırlara...

birlikte bulacağız bir çaresini arkadaşlar.
ben hızlı yazıyorsam, siz de az hızlı okuyun bi zahmet. fazladan okuduklarınızı yazmadığım günlere sayarsınız ödeşiriz.

madem tüketim çağında yaşıyoruz.
3 günde 1 değil, günde 3 öğün: sabah, öğle, akşam tüketin beni..

* -hızlı çevirin sayfalarını, hayat kitabımın


durun durun,
hemen yanlış anlamayın ne hastalara ilaç, ne de yaşı geçmemişlere seks reçetesi veriyorum.
beni seven blogger arkadaşlardan aldığım öğüt böyle...

hızlı servis ediyormuşum yazdıklarımı. pek sitelerde boy endam edemeden, insanlar bir gözucuyla bakamadan yenisi geliyormuş yazdıklarımın. bu işin de bir raconu varmış.
yazılarımı 3 günde bir yayına verip, tepkileri bekleyecekmişim...

yani haftada 2 yazıyı geçemicem demektir bu. ama böyle olmaz ki; ben gün olur haftalarca yazamam, gün olur sancısı tutmuş tavuk gibi gıdak da gıdak. ya da sağılmamış inek gibi sütüm damlar durur satırlara...

birlikte bulacağız bir çaresini arkadaşlar.
ben hızlı yazıyorsam, siz de az hızlı okuyun bi zahmet. fazladan okuduklarınızı yazmadığım günlere sayarsınız ödeşiriz.

madem tüketim çağında yaşıyoruz.
3 günde 1 değil, günde 3 öğün: sabah, öğle, akşam tüketin beni..

* -hızlı çevirin sayfalarını, hayat kitabımın

hayatı paylaşmak

4 yorum:


hay
! senin,

at
benim...

...

bin terkime gidelim...



hay
! senin,

at
benim...

...

bin terkime gidelim...

ülkemin tüm ezik ve abazan bloggerları birleşin

8 yorum:

gün geçmiyor ki güzel birlikteliklerden haberdar olmayalım.
tabi bu birliktelikler "uçan kuşluk", paparazzilik birliktelikler olmayınca pek medyada yer bulamıyor. hangi blogger, hangi bloggerla çıkıyor, kim kiminle chatleşiyor. msn'de kim kime ne dedi pek prim yapmıyor haliyle. çünkü arka sokaklarda daha modern ve düzeyli birliktelikler bulmak mümkün:p

aslında nette karı, kız peşinde değil de ilham perisi arayıp blogumda ne yazsam diyenlere blog dedikodusu köşesi önerebilirim. iyi de iş yapar hani...(denedik fena da olmadı netekim ama arkasını getiremedik)
gelelim benim söz konusu ettiğim birlikteliklere. bir kaç blog yazarının bir araya gelip oluşturdukları ve bir arada daha üretken şeyler sundukları blog sayfalarına. adlarını pek anımsamıyorum ama biliyorsunuz haberiniz var sanırım... iyi yazan güzel yazan bir kaç erkek bir kaç da bayan bloggerla bir dergah çatısı oluşturmak mümkün. hatta erkekler ve kadınlar diye kamplaştıklarını da biliyoruz.

ancak benim gibi gariban bloggerlerin, hit alamayanların, eziklerin, bu aleme yeni dalmışların bi çeşit çevrimiçi eğitim ve kültür bombardımanından nasiplenebilecekleri bir birliktelik modeli yok... o yüzden karar verdim. ben de böyle bir proje üzerinde çalışmaya başladım. ülkemin tüm ezik ve abazan (bay/bayan farketmez) blooggerleri birleşsin istiyorum...

hadi hep birlikte şu sanal alemde biz de varız diyelim. yazdıklarımızla birbirimize destek olalım. sitelerimizin hitini arttırmak için birbirimize sms gönderelim. kendi kendimize yorumlar yazalım. büyüksün abiiii! diyelim. yazamayan kardeşlerimize ücret karşılığı karizmatik blog yazıları döşenelim. lüks arabaları yok, damsız diskolara gidemezler, hergün elbise değiştiremezler, manitaları yok ki ne yazsın bu çocuklar... en azından üç derste manita nasıl tavlanır onu bari öğrensinler de az buçuk bişiler yazsınlar:p

madem artık manitalar burda, madem artık dünya blogların üzerinde dönüyor. (blog muydu lan o?) alemlere akma zamanımız geldi geçiyor...
evet.. bir halk hareketi başlatıyorum....
yürrrrüüüüüüüüüyyüüüüüünnnn.
Allah, Allah, Allah......
-abazan hareket engellenemez...

gün geçmiyor ki güzel birlikteliklerden haberdar olmayalım.
tabi bu birliktelikler "uçan kuşluk", paparazzilik birliktelikler olmayınca pek medyada yer bulamıyor. hangi blogger, hangi bloggerla çıkıyor, kim kiminle chatleşiyor. msn'de kim kime ne dedi pek prim yapmıyor haliyle. çünkü arka sokaklarda daha modern ve düzeyli birliktelikler bulmak mümkün:p

aslında nette karı, kız peşinde değil de ilham perisi arayıp blogumda ne yazsam diyenlere blog dedikodusu köşesi önerebilirim. iyi de iş yapar hani...(denedik fena da olmadı netekim ama arkasını getiremedik)
gelelim benim söz konusu ettiğim birlikteliklere. bir kaç blog yazarının bir araya gelip oluşturdukları ve bir arada daha üretken şeyler sundukları blog sayfalarına. adlarını pek anımsamıyorum ama biliyorsunuz haberiniz var sanırım... iyi yazan güzel yazan bir kaç erkek bir kaç da bayan bloggerla bir dergah çatısı oluşturmak mümkün. hatta erkekler ve kadınlar diye kamplaştıklarını da biliyoruz.

ancak benim gibi gariban bloggerlerin, hit alamayanların, eziklerin, bu aleme yeni dalmışların bi çeşit çevrimiçi eğitim ve kültür bombardımanından nasiplenebilecekleri bir birliktelik modeli yok... o yüzden karar verdim. ben de böyle bir proje üzerinde çalışmaya başladım. ülkemin tüm ezik ve abazan (bay/bayan farketmez) blooggerleri birleşsin istiyorum...

hadi hep birlikte şu sanal alemde biz de varız diyelim. yazdıklarımızla birbirimize destek olalım. sitelerimizin hitini arttırmak için birbirimize sms gönderelim. kendi kendimize yorumlar yazalım. büyüksün abiiii! diyelim. yazamayan kardeşlerimize ücret karşılığı karizmatik blog yazıları döşenelim. lüks arabaları yok, damsız diskolara gidemezler, hergün elbise değiştiremezler, manitaları yok ki ne yazsın bu çocuklar... en azından üç derste manita nasıl tavlanır onu bari öğrensinler de az buçuk bişiler yazsınlar:p

madem artık manitalar burda, madem artık dünya blogların üzerinde dönüyor. (blog muydu lan o?) alemlere akma zamanımız geldi geçiyor...
evet.. bir halk hareketi başlatıyorum....
yürrrrüüüüüüüüüyyüüüüüünnnn.
Allah, Allah, Allah......
-abazan hareket engellenemez...

Baba bize kedi al...

Hiç yorum yok:

Bakıyorum bugünlerde herkeste bir kedi merakı almış gidiyor.
kedi dediğim; kızlarda kendini kedi ile özdeşleştirme merakı:

Sarhoş kedi, ayyaş kedi, damdan atlayan kedi, pis kedi, ayıpçı kedi, gay kedi, köşedeki kedi, kıyıdaki kedi, sokak kedisi, çizmesiz kedi, ünlü kedi, çinli kedi, iyi kedi, kötü kedi, wikipedi, kitap okuyan kedi, kedi kızı kedi...

Hal böyle olunca bende de kedilere karşı bir ilgi, alaka oluştu. Ama üstüne alınmasın kimse, kendini kaptırıp havaya girmesin İbram benle ilgileniyo diye.

Hiçbirinizde gözüm yok...
Ben rahat rahat içine girebilcem, korkmadan üstüne binebilcem bir kedi istiyorum.

Şöyle bişi mesela : ideal kedi

Bakıyorum bugünlerde herkeste bir kedi merakı almış gidiyor.
kedi dediğim; kızlarda kendini kedi ile özdeşleştirme merakı:

Sarhoş kedi, ayyaş kedi, damdan atlayan kedi, pis kedi, ayıpçı kedi, gay kedi, köşedeki kedi, kıyıdaki kedi, sokak kedisi, çizmesiz kedi, ünlü kedi, çinli kedi, iyi kedi, kötü kedi, wikipedi, kitap okuyan kedi, kedi kızı kedi...

Hal böyle olunca bende de kedilere karşı bir ilgi, alaka oluştu. Ama üstüne alınmasın kimse, kendini kaptırıp havaya girmesin İbram benle ilgileniyo diye.

Hiçbirinizde gözüm yok...
Ben rahat rahat içine girebilcem, korkmadan üstüne binebilcem bir kedi istiyorum.

Şöyle bişi mesela : ideal kedi

Piraye yengemiz blogger olsaydı?

Hiç yorum yok:
Piraye yengemiz blogger olsaydı ya da Vera?
Üstad Nazım Hikmet bu kadar kolay "en fazla bir yıl sürer /yirminci asırlarda
ölüm acısı" diyebilir ve daldan dala uçarak,  kadınlarını ölmeden peşpeşe gömebilir miydi acaba?

Tadı enfes bir duygudur aslında. Bir şairin, bir yazarın sizi yazması, duygularına size olan sevdasını katarak kaleme alması çok güzeldir eminim. Bu güne kadar genellikle kadınlar yaşadı bu hazzı ve erkek yazar, şairlerin uçarılığından kırılıp dökülen, şiir okumaya yazı görmeye tövbe edenler de genellikle kadınlar oldu.

Çünkü önce kendileri için yazılan dizelerin ardı arkası kesilip, bir müddet sonra şair, yazar yeniden aşkı yazmaya başladığında "bu bana değil ama kime?" sorusu boğdu onları.  Onlar da sevdikleri adamı boğmaya çalıştılar. Kadınlar bir şairi, yazarı okuyucusu ile bile olsa paylaşmak zorunda kalmanın sıkıntısını çektiler. Erkekler de belki sefasını sürdüler bunun.

Oysa, günümüzde artık kadınlar da yazıyor, üstelik gayet de iyi yazanlar var içlerinde. Çevrelerinde hayranları, peşlerinden koşanları eksik olmuyor. Gerçi bir kadının peşinden koşulması için yazar olması da gerekmiyor ama eskiden bu konuda başı çeken güzellik faktörü de biraz eli kalem tutan ve kendini gizli, saklı sunan kadın yazarlar lehine dönmüş durumda.

Ayrıca günümüzde kimsenin edebiyatçı olması da gerekmiyor. Bir blogunuz varsa az çok okuyanınız, hayranınız olması doğal. Neticede herkes günlüğüne birkaç edebi şey karalıyor. Bunu beğenip okuyan ve yorumlayanlar da çıkıyor. Hal böyle olunca da eskiden çoğunlukla erkeklerin yediği tadı çok güzel olan bu yemeğin, hazmının ne kadar zor olduğunu artık kadınlar kadar, erkekler de anlıyor ve zaman zaman sindirim problemi yaşıyorlar.

Sevdikleri kadınların da onlar dışında bir şeyleri hissedip yazabilme ihtimalleri, onları  bugüne kadar kendilerinin biraz "sanat" biraz da "ego" adına umarsızca yazıp çizdikleri şeyler hakkında düşünmeye sevk ediyor. Kıskançlıkları had safhaya ulaşıyor. Şımarıklıkları ehlileşiyor. Öte yandan kadın bloggerlar da bu tersine dönen ilgiden oldukça memnun gibi görünüyorlar.

Piraye yengemiz blogger olsaydı ya da Vera şiirler döktürseydi Rus delikanlılarına "Ne erkekler tanıdım ama en güzel Nazım şiir yazardı" demiş olsa üstat bunu sindiremezdi sanırım. "Vera, Kapat lan kız blogunu" mu derdi acaba?

Benimkisi bir ironi, bir aforizma sadece ama neticede yıllar öncesine oranla şair, yazar edebiyatçı ya da bloggerler içinde kadın oranı günümüzde bir hayli artmış durumda. Yazdıkları için kıskanılan erkekler kadar, yazdıkları için kıskanılan kadınlar da var. Sizin de sevgiliniz bir gün afilli şeyler yazabilir, birilerinin gönül telini titretebilir. Tıpkı bayan şarkıcı, aktris ve mankenlerin erkek arkadaşları gibi siz de sindirim sisteminizle ilgili bazı sorunlar yaşayabilirsiniz.

Eee beyler, artık biraz kalem oynatırken "kadınlar, kadınlarım" diye yazmaya çekinirsiniz  herhalde değil mi? Hele 7 kocalı Hürmüz yine sinema gişelerini zorlarken.
Piraye yengemiz blogger olsaydı ya da Vera?
Üstad Nazım Hikmet bu kadar kolay "en fazla bir yıl sürer /yirminci asırlarda
ölüm acısı" diyebilir ve daldan dala uçarak,  kadınlarını ölmeden peşpeşe gömebilir miydi acaba?

Tadı enfes bir duygudur aslında. Bir şairin, bir yazarın sizi yazması, duygularına size olan sevdasını katarak kaleme alması çok güzeldir eminim. Bu güne kadar genellikle kadınlar yaşadı bu hazzı ve erkek yazar, şairlerin uçarılığından kırılıp dökülen, şiir okumaya yazı görmeye tövbe edenler de genellikle kadınlar oldu.

Çünkü önce kendileri için yazılan dizelerin ardı arkası kesilip, bir müddet sonra şair, yazar yeniden aşkı yazmaya başladığında "bu bana değil ama kime?" sorusu boğdu onları.  Onlar da sevdikleri adamı boğmaya çalıştılar. Kadınlar bir şairi, yazarı okuyucusu ile bile olsa paylaşmak zorunda kalmanın sıkıntısını çektiler. Erkekler de belki sefasını sürdüler bunun.

Oysa, günümüzde artık kadınlar da yazıyor, üstelik gayet de iyi yazanlar var içlerinde. Çevrelerinde hayranları, peşlerinden koşanları eksik olmuyor. Gerçi bir kadının peşinden koşulması için yazar olması da gerekmiyor ama eskiden bu konuda başı çeken güzellik faktörü de biraz eli kalem tutan ve kendini gizli, saklı sunan kadın yazarlar lehine dönmüş durumda.

Ayrıca günümüzde kimsenin edebiyatçı olması da gerekmiyor. Bir blogunuz varsa az çok okuyanınız, hayranınız olması doğal. Neticede herkes günlüğüne birkaç edebi şey karalıyor. Bunu beğenip okuyan ve yorumlayanlar da çıkıyor. Hal böyle olunca da eskiden çoğunlukla erkeklerin yediği tadı çok güzel olan bu yemeğin, hazmının ne kadar zor olduğunu artık kadınlar kadar, erkekler de anlıyor ve zaman zaman sindirim problemi yaşıyorlar.

Sevdikleri kadınların da onlar dışında bir şeyleri hissedip yazabilme ihtimalleri, onları  bugüne kadar kendilerinin biraz "sanat" biraz da "ego" adına umarsızca yazıp çizdikleri şeyler hakkında düşünmeye sevk ediyor. Kıskançlıkları had safhaya ulaşıyor. Şımarıklıkları ehlileşiyor. Öte yandan kadın bloggerlar da bu tersine dönen ilgiden oldukça memnun gibi görünüyorlar.

Piraye yengemiz blogger olsaydı ya da Vera şiirler döktürseydi Rus delikanlılarına "Ne erkekler tanıdım ama en güzel Nazım şiir yazardı" demiş olsa üstat bunu sindiremezdi sanırım. "Vera, Kapat lan kız blogunu" mu derdi acaba?

Benimkisi bir ironi, bir aforizma sadece ama neticede yıllar öncesine oranla şair, yazar edebiyatçı ya da bloggerler içinde kadın oranı günümüzde bir hayli artmış durumda. Yazdıkları için kıskanılan erkekler kadar, yazdıkları için kıskanılan kadınlar da var. Sizin de sevgiliniz bir gün afilli şeyler yazabilir, birilerinin gönül telini titretebilir. Tıpkı bayan şarkıcı, aktris ve mankenlerin erkek arkadaşları gibi siz de sindirim sisteminizle ilgili bazı sorunlar yaşayabilirsiniz.

Eee beyler, artık biraz kalem oynatırken "kadınlar, kadınlarım" diye yazmaya çekinirsiniz  herhalde değil mi? Hele 7 kocalı Hürmüz yine sinema gişelerini zorlarken.

ben de itiraf ediyorum: adım İbrahim değil

6 yorum:

kusura bakma okuyucu, nette yalan dolan mübah..

hatta farz-ı ayn diyenler de var. orası artık mezhebine kalmış. madem itiraf modası başladı. her kes aleni her haltı önce yapıp, sonra yazıp, çiziyor. sıra bende, benim ötekilerden neyim eksik. işte itiraf ediyorum: ben de size yalan söyledim.
bakmayın öyle afilli afilli ibrahim diye imzaladığıma bloglarımı. artık acı gerçeği duyma zamanınız geldi. biliyorum hayal kırıklığı yaşıyacaksınız bir süre, bazılarınızın bana dair fantezileri tuz buz olacak ama acı gerçeği sadece ve sadece benden öğrenmelisiniz. Uğur Dündardan değil.

işin aslı şu ki ; benim adım ibrahim değil. babama göre iPram nüfus kağıdıma göre ise iPrahim...

hadi adımı ipram verene bişi demiyom da, netice de köy kökenliyiz, aslını inkar eden haramzade ama yazan memura ne demeli... ulan hayvan ipram iprahim diye mi düzeltilir?
p yi b yapmak için mahkemeye vermem lazımmış. babam adımı yanlış koymuş diyerek. aslında babam nasıl konuşuyorsa öyle söylemiş işte adamın günahı ne . zaten nüfus kağıdımda necati yazsa o yine iPram diye severdi. çünkü dedemin adıdır diye koymuş bi kere.

e ne diyeyim okuyucu ben size şimdi...
sayfada zaten anket var. eğer ekseriyet nüfus kağıdı değiştirmek yönünde karar verirse belki adımı da iboş diye değiştiriveririm.. aslında ibrahim bi hayli karizmatikti yaw. gerçi buğra - tuğçe - ozan cinsi bişi dil ama olsun.

~tuğçe kızım sen nerden karıştın ya, çık aradan... adana mısın nesin?

gördün ya okuyucu.. itiraf kervanına ben de katıldım. gizli, kapaklı bütün sırlarımı açıyorum birer birer... beni daha çok okuyun.. en çok ben itiraf etcem... gelecek hafta soyadımın Ortaç değil Ortaya aç olduğunu iddia edebilirim... yeterki itiraf olsun ve iltifat bulsun.

marifet buysa. kral benim.
öptüm sizi. (ipram)

kusura bakma okuyucu, nette yalan dolan mübah..

hatta farz-ı ayn diyenler de var. orası artık mezhebine kalmış. madem itiraf modası başladı. her kes aleni her haltı önce yapıp, sonra yazıp, çiziyor. sıra bende, benim ötekilerden neyim eksik. işte itiraf ediyorum: ben de size yalan söyledim.
bakmayın öyle afilli afilli ibrahim diye imzaladığıma bloglarımı. artık acı gerçeği duyma zamanınız geldi. biliyorum hayal kırıklığı yaşıyacaksınız bir süre, bazılarınızın bana dair fantezileri tuz buz olacak ama acı gerçeği sadece ve sadece benden öğrenmelisiniz. Uğur Dündardan değil.

işin aslı şu ki ; benim adım ibrahim değil. babama göre iPram nüfus kağıdıma göre ise iPrahim...

hadi adımı ipram verene bişi demiyom da, netice de köy kökenliyiz, aslını inkar eden haramzade ama yazan memura ne demeli... ulan hayvan ipram iprahim diye mi düzeltilir?
p yi b yapmak için mahkemeye vermem lazımmış. babam adımı yanlış koymuş diyerek. aslında babam nasıl konuşuyorsa öyle söylemiş işte adamın günahı ne . zaten nüfus kağıdımda necati yazsa o yine iPram diye severdi. çünkü dedemin adıdır diye koymuş bi kere.

e ne diyeyim okuyucu ben size şimdi...
sayfada zaten anket var. eğer ekseriyet nüfus kağıdı değiştirmek yönünde karar verirse belki adımı da iboş diye değiştiriveririm.. aslında ibrahim bi hayli karizmatikti yaw. gerçi buğra - tuğçe - ozan cinsi bişi dil ama olsun.

~tuğçe kızım sen nerden karıştın ya, çık aradan... adana mısın nesin?

gördün ya okuyucu.. itiraf kervanına ben de katıldım. gizli, kapaklı bütün sırlarımı açıyorum birer birer... beni daha çok okuyun.. en çok ben itiraf etcem... gelecek hafta soyadımın Ortaç değil Ortaya aç olduğunu iddia edebilirim... yeterki itiraf olsun ve iltifat bulsun.

marifet buysa. kral benim.
öptüm sizi. (ipram)

beyfendi önünüze geçebilir miyim deseydin bari

6 yorum:
acıyo...

valla resmen çok çok acıyo. bastı bi kere ayağıma eşşoğlusu hatun. sonra dönüp mil pardon...
pardon ezilen başparmağımı geri getiriyo mu.. ben senin ayağına bassam çoktan "hayvan!"ı yemiştim.

uuuf güzel giyinmiş de neme lazım. mecburen gülümsicez.
o elbise, altında topuklu ayakkabılar ne canım öyle. akşama bi yere mi gidiyoruz?

ulan parfüm kokusu da koku hani,
sanki köfteci dükkanında mangala iç yağ sürmüşler. içim geçti resmen...
bedava mı alıyon, şişesi kaç para bunun.

yaz geldi ya dekolte sorma gitsin.. sıcak da var maşallah...
boru mu? alın teri döküyoruz burda. maaşı helalilden hakettik bu ay yani.

kuyruk da kuyruk hani kaldırımdan yola taşıcak neredeyse. mecburen bekleyeceğiz önce amcalar alsın. sıra ne zaman bize gelecek öf püff derken. bi yandan çillerini sayıyorum sırtının
öndeki amca da 9 daireden emekli maaşı mı alıyor ne. kartların birini çıkarıp diğerini sokuyor makineye.offf!. off!..

arkamda dursaydın olmaz mıydı be güzelim?
azıcık da sen beni koklardın. hem ben sana böyle eziyet de etmezdim. ne bi yerin şişer, ne bi yerin ağrırdı...
ayağıma bastığın yetmiyodu sanki. yavrum ne diye geçersin bankamatik kuyruğunda pat diye önüme....

* -lütfen sıraya geçelim bağyan..
acıyo...

valla resmen çok çok acıyo. bastı bi kere ayağıma eşşoğlusu hatun. sonra dönüp mil pardon...
pardon ezilen başparmağımı geri getiriyo mu.. ben senin ayağına bassam çoktan "hayvan!"ı yemiştim.

uuuf güzel giyinmiş de neme lazım. mecburen gülümsicez.
o elbise, altında topuklu ayakkabılar ne canım öyle. akşama bi yere mi gidiyoruz?

ulan parfüm kokusu da koku hani,
sanki köfteci dükkanında mangala iç yağ sürmüşler. içim geçti resmen...
bedava mı alıyon, şişesi kaç para bunun.

yaz geldi ya dekolte sorma gitsin.. sıcak da var maşallah...
boru mu? alın teri döküyoruz burda. maaşı helalilden hakettik bu ay yani.

kuyruk da kuyruk hani kaldırımdan yola taşıcak neredeyse. mecburen bekleyeceğiz önce amcalar alsın. sıra ne zaman bize gelecek öf püff derken. bi yandan çillerini sayıyorum sırtının
öndeki amca da 9 daireden emekli maaşı mı alıyor ne. kartların birini çıkarıp diğerini sokuyor makineye.offf!. off!..

arkamda dursaydın olmaz mıydı be güzelim?
azıcık da sen beni koklardın. hem ben sana böyle eziyet de etmezdim. ne bi yerin şişer, ne bi yerin ağrırdı...
ayağıma bastığın yetmiyodu sanki. yavrum ne diye geçersin bankamatik kuyruğunda pat diye önüme....

* -lütfen sıraya geçelim bağyan..

gelinin ahı mı tuttu acaba?

2 yorum:

yaf ben bu adamı severdim önceleri.
sonradan nedense dandik işlerde gördüm kendisini. hele Uma geline yapmadığını komayınca temelli sıtkım sıyrıldı. gözümden düştü... kızcağızın çekmediği çile mi kaldı...
Allah'tan bizim gibi eli kalem değil, kılıç tutuyodu da zor da olsa kurtardı maçasını kızcağız...
Ölüm şekli de bi tuhaf. iyice abazanlaşmış son zamanlarda. Allah kimseyi eli belinde öldürmesin.
Bak Cüneyit abime en fazla normalinden felç geçiriyo edebinlen. insan gibim.
Davit abim öyle yapmamış. bi ucu boynunda, bi ucu şeyinde nasıl bir fanteziyse sexy bir alet edavatla boğulmuş. Anlamadığım şimdi dolaba asıp mı kaldırıyordu, yoksa inişi mi hızlı oldu da boğuldu garibim..
Lan yine de yazık oldu be David abime
Carradine yoluna gitti hatta...

yaf ben bu adamı severdim önceleri.
sonradan nedense dandik işlerde gördüm kendisini. hele Uma geline yapmadığını komayınca temelli sıtkım sıyrıldı. gözümden düştü... kızcağızın çekmediği çile mi kaldı...
Allah'tan bizim gibi eli kalem değil, kılıç tutuyodu da zor da olsa kurtardı maçasını kızcağız...
Ölüm şekli de bi tuhaf. iyice abazanlaşmış son zamanlarda. Allah kimseyi eli belinde öldürmesin.
Bak Cüneyit abime en fazla normalinden felç geçiriyo edebinlen. insan gibim.
Davit abim öyle yapmamış. bi ucu boynunda, bi ucu şeyinde nasıl bir fanteziyse sexy bir alet edavatla boğulmuş. Anlamadığım şimdi dolaba asıp mı kaldırıyordu, yoksa inişi mi hızlı oldu da boğuldu garibim..
Lan yine de yazık oldu be David abime
Carradine yoluna gitti hatta...