* Günün Yazısı :

Bu kez şeytana uymadım.

4 yorum:


Ş
eytan dürttü yine ve aklıma kendime özgü-n bir fikir geldi. Ama yapmadım bu kez, yeni bir blog açmadım:) Zaten açtıklarımı kapatma derdindeyim. Şeyine sahip olamayıp, bir sürü çocuğu olmuş aşiret reisleri gibi, "belediye baksın" diyerek bloglarımı bakımsız ve çelimsiz bırakıyorum.

Bir de sana bakamıyacağım: "fasulyegibikendininimettensayanadam.blogspot.com" namı diğer "cool-eraser". Eski bir nickimdin zaten, dilerim hep öyle kal.

Gıcık bir adam, ukala, küstah, alçak dağları ben yarattım havasında. Kendini beğenmiş, yarı entellektüel ama gizli bir kro yönü olan. Bilir bilmez, her duyduğu yabancı kelimeyi kullanır, lüksü sever, görgüsüzdür ama yüreği sevgi doludur :p

Keçi sakallı, eli pipoludur. Yatları, katları yoksa da altı arabalıdır. Gurmelerin hasıdır, edebiyat grusu, film ve sinema eleştirmenidir... vs vs.

—"Ulan İbrahim abi, sen de amma safsın ha. Tutmuş sanal karakter yaratma derdine düşmüşsün. Bunların sahicisinden zaten etrafta çok var" mı dediniz?

Tüh ulan ben de kendimi birşey yapıyor sandım dı. "Dım dım dırı dım dım"dı.

Vay karizmasını öptüklerim vay... :p


Ş
eytan dürttü yine ve aklıma kendime özgü-n bir fikir geldi. Ama yapmadım bu kez, yeni bir blog açmadım:) Zaten açtıklarımı kapatma derdindeyim. Şeyine sahip olamayıp, bir sürü çocuğu olmuş aşiret reisleri gibi, "belediye baksın" diyerek bloglarımı bakımsız ve çelimsiz bırakıyorum.

Bir de sana bakamıyacağım: "fasulyegibikendininimettensayanadam.blogspot.com" namı diğer "cool-eraser". Eski bir nickimdin zaten, dilerim hep öyle kal.

Gıcık bir adam, ukala, küstah, alçak dağları ben yarattım havasında. Kendini beğenmiş, yarı entellektüel ama gizli bir kro yönü olan. Bilir bilmez, her duyduğu yabancı kelimeyi kullanır, lüksü sever, görgüsüzdür ama yüreği sevgi doludur :p

Keçi sakallı, eli pipoludur. Yatları, katları yoksa da altı arabalıdır. Gurmelerin hasıdır, edebiyat grusu, film ve sinema eleştirmenidir... vs vs.

—"Ulan İbrahim abi, sen de amma safsın ha. Tutmuş sanal karakter yaratma derdine düşmüşsün. Bunların sahicisinden zaten etrafta çok var" mı dediniz?

Tüh ulan ben de kendimi birşey yapıyor sandım dı. "Dım dım dırı dım dım"dı.

Vay karizmasını öptüklerim vay... :p

Eti-ket27

2 yorum:

Ben de postlarıma yakışıklı erkek resimleri koycam. Ne zaman bir kadın bloggerin postunda afilli bi kız resmi görsem  sanki hatun kendi resmini koymuş sanıp aldanıyom...

Ben de postlarıma yakışıklı erkek resimleri koycam. Ne zaman bir kadın bloggerin postunda afilli bi kız resmi görsem  sanki hatun kendi resmini koymuş sanıp aldanıyom...

Eti-ket17

Hiç yorum yok:


Zihin deli bir kısrak olabilir ama akıl ve gerçek onu mahmuzlamaz bilakis dizginler. Dizginlemeyip koyverdiği hale de kanlı canlı bir aşk derler..


Zihin deli bir kısrak olabilir ama akıl ve gerçek onu mahmuzlamaz bilakis dizginler. Dizginlemeyip koyverdiği hale de kanlı canlı bir aşk derler..

Neyi, nasıl sayıyon oğlum sen? / Hatıra defterimden

2 yorum:

Y
aş ilerleyince ununu eleyip, eleğini duvara astığın için haliyle işin sadece geyiğini yapıyorsun. Oysa bir arkadaşım öyle derdi eskiden "bu işler yarım bardak çayla da olur, hatta şekerini atmasan da olur". Nitekim oluyordu da...

Ortaokul 1nci sınıftayız. İçimizde biraz daha büyük olanlar var "ermiş-giller"den. Bizim de "idrak" yollarımız ufak ufak açılmakta. İlkokul aşkım abilerle çıkmaya başladığından dolayı ben de "playboy'a" sarmışım. Bunalım takılıyorum. Sınıf içindeki geyikleri de uzaktan "can kulağıyla" dinlemekteyim.

Bendeniz 1. sömestr'de "erenler" kervanına sessiz sedasız katılıp, elimle belim arasına bir mesafe koymam gerektiği konusunda "vicdan" yaparken mahalleden bir sınıf arkadaşım ise büyük bir iştahla daha önceden "erenlerin" muhabbetlerini dinliyor. Bense hiç oralı olmuyor gözüküyordum.

Netice de matematik dersinde oldukça başarılı bir öğrenciyim. Sayılarla aram iyi ve "31–69–81–88" sayılarının tombala demekten başka anlamları olduğunu da bilecek kadar genel kültürüm var. Ancak arkadaşın doymak bilmez bir öğrenme aşkı var. Nitekim bu aşk ilk meyvelerini vermeye başladı ve arkadaş ertesi gün okula pek bir keyifli geldi...

Hâlbuki daha 3 ay evvel "Calcium-Sandoz" kutularından sinema makinesi yapıp, ışıkları söndürdüğümüz odamızda üzerine kırmızı kalemle kocaman "seX" yazdığımız bir filmi büyüteçle duvara vurdurarak "ah ah" diyorduk. Sonradan o sinema makinesine 8mm film kareleri bulmayı akıl ettik gerçi ama zaman geçti haliyle...

Arkadaş ağzı kulaklarında bugün 7 kez yaptım dedi. "Oha" oldum. Hiç sesimi çıkarmadım ama ciddi bir özgüven bunalımına düştüm. Daha dünkü velet, benden sonra "ermiş" olmasına rağmen "7" diyordu yahu... Yaşadığım şoklar peş peşe gelmeye başladı. Sayı durmadan artıyordu. "8 oldu hacı, 9 -10. Çüşşş, çüşşş boşan da semerini ye! " Demedim. Giderek  artan bir eziklik hissetmeye başladım...

Bir müddet arkadaşın muhabbetlerinden uzak durmaya çalıştım. Bu neydi yahu? Arkadaşım resmen "Sperman" olmuştu. Tabi kazın ayağının öyle olmadığı bir müddet sonra meydana çıktı. Çünkü o anlattıkça coştu, coştukça anlattı ve diğer "ermiş"lerin dinledikçe kahkahaları şiddetlendi ve hafta sonu atlayıp pazartesi gelince arkadaş bombayı patlattı... "Oley! Oğlum, bu iş buraya kadar. Nihayet 31'de yaptım".

Herkesle birlikte ben de patlattım kahkahayı... Ben arkadaş Yeşilköy'den kalkıp inen uçakların adedini veriyor sanırken, o git-gel sefer sayısından bahsetmekteymiş. Haliyle bu işin üstüne fazla düşünce giderek zaman uzamaya ve sayı artmaya başlamış.

Hergün giderek moraran yüzüme kan geldi. Bir gülümseme yayıldı. Resmen bunalımdan çıktım ve "ezik" halim gidiverdi birden. Bir yandan ben de diğerleri gibi gülerken, bir yandan da düşünüyordum. Ulan bu çocuk 7 dediğinde "Uçak havalanmadan yere mi çakılmış" diye :))

Hamiş:
---------------------------------
Bu olaydan sonra rakamlara ilgim artarak devam etti. 1–2–3 / SML / 10–12–38–57 ve 75–80–90–95 rakamları ilgi alanıma girdiler. Belki bir gün onlara dair anılarımı da paylaşırım: P


Y
aş ilerleyince ununu eleyip, eleğini duvara astığın için haliyle işin sadece geyiğini yapıyorsun. Oysa bir arkadaşım öyle derdi eskiden "bu işler yarım bardak çayla da olur, hatta şekerini atmasan da olur". Nitekim oluyordu da...

Ortaokul 1nci sınıftayız. İçimizde biraz daha büyük olanlar var "ermiş-giller"den. Bizim de "idrak" yollarımız ufak ufak açılmakta. İlkokul aşkım abilerle çıkmaya başladığından dolayı ben de "playboy'a" sarmışım. Bunalım takılıyorum. Sınıf içindeki geyikleri de uzaktan "can kulağıyla" dinlemekteyim.

Bendeniz 1. sömestr'de "erenler" kervanına sessiz sedasız katılıp, elimle belim arasına bir mesafe koymam gerektiği konusunda "vicdan" yaparken mahalleden bir sınıf arkadaşım ise büyük bir iştahla daha önceden "erenlerin" muhabbetlerini dinliyor. Bense hiç oralı olmuyor gözüküyordum.

Netice de matematik dersinde oldukça başarılı bir öğrenciyim. Sayılarla aram iyi ve "31–69–81–88" sayılarının tombala demekten başka anlamları olduğunu da bilecek kadar genel kültürüm var. Ancak arkadaşın doymak bilmez bir öğrenme aşkı var. Nitekim bu aşk ilk meyvelerini vermeye başladı ve arkadaş ertesi gün okula pek bir keyifli geldi...

Hâlbuki daha 3 ay evvel "Calcium-Sandoz" kutularından sinema makinesi yapıp, ışıkları söndürdüğümüz odamızda üzerine kırmızı kalemle kocaman "seX" yazdığımız bir filmi büyüteçle duvara vurdurarak "ah ah" diyorduk. Sonradan o sinema makinesine 8mm film kareleri bulmayı akıl ettik gerçi ama zaman geçti haliyle...

Arkadaş ağzı kulaklarında bugün 7 kez yaptım dedi. "Oha" oldum. Hiç sesimi çıkarmadım ama ciddi bir özgüven bunalımına düştüm. Daha dünkü velet, benden sonra "ermiş" olmasına rağmen "7" diyordu yahu... Yaşadığım şoklar peş peşe gelmeye başladı. Sayı durmadan artıyordu. "8 oldu hacı, 9 -10. Çüşşş, çüşşş boşan da semerini ye! " Demedim. Giderek  artan bir eziklik hissetmeye başladım...

Bir müddet arkadaşın muhabbetlerinden uzak durmaya çalıştım. Bu neydi yahu? Arkadaşım resmen "Sperman" olmuştu. Tabi kazın ayağının öyle olmadığı bir müddet sonra meydana çıktı. Çünkü o anlattıkça coştu, coştukça anlattı ve diğer "ermiş"lerin dinledikçe kahkahaları şiddetlendi ve hafta sonu atlayıp pazartesi gelince arkadaş bombayı patlattı... "Oley! Oğlum, bu iş buraya kadar. Nihayet 31'de yaptım".

Herkesle birlikte ben de patlattım kahkahayı... Ben arkadaş Yeşilköy'den kalkıp inen uçakların adedini veriyor sanırken, o git-gel sefer sayısından bahsetmekteymiş. Haliyle bu işin üstüne fazla düşünce giderek zaman uzamaya ve sayı artmaya başlamış.

Hergün giderek moraran yüzüme kan geldi. Bir gülümseme yayıldı. Resmen bunalımdan çıktım ve "ezik" halim gidiverdi birden. Bir yandan ben de diğerleri gibi gülerken, bir yandan da düşünüyordum. Ulan bu çocuk 7 dediğinde "Uçak havalanmadan yere mi çakılmış" diye :))

Hamiş:
---------------------------------
Bu olaydan sonra rakamlara ilgim artarak devam etti. 1–2–3 / SML / 10–12–38–57 ve 75–80–90–95 rakamları ilgi alanıma girdiler. Belki bir gün onlara dair anılarımı da paylaşırım: P

Bırak ulan kızı ! / Hatıra defterimden

9 yorum:



T
ahammülü yüksek bir adam gibi gözüksem de hayatta tahammül edemediğim şeyler vardır. Densizlik veya haddini bilmemek bunların başında gelir. Kenan Doğulu'nun albümündeki gibi bir rütbe veya protokol düşkünlüğüm yok ama densiz insanların haddini bilmesi taraftarıyımdır.

Nelere kızarım mesela:
Yaşça büyüklere saygısızlık edilmesine. Bir evladın ana-babasını azarlamasına. Eşini sokakta veya başka insanların içinde azarlayan kadın ya da erkeğe (maalesef çoğu zaman erkektir azarlayan) Çocuğunu sokakta döven (özellikle kadın)lara. Bazen de haddini bilmez, durması gereken yerden habersiz sinir edici bir şekilde konuşup duran kişilere. En dayanamadığım şey ise masum bir çocuk ağlaması, çığlığıdır. İçim parçalanır, canını yakan anne babası da olsa duramam yerimde. Dellenir, huzursuzlanırım ve olaya karışırım...

Genciz, lise çağlarımız. Bir pazar günü sokakta bir kız çocuğu haykırıyor. Çığlık çığlığa ağlayıp, imdat diye haykırıyor çocuk. Baktım; iki üç tane delikanlı. Bir tanesi çocuğu kollarından tutmuş, belediyenin kazdığı su kanallarına atmaya çalışarak korkutuyor.

—B
ırakın lan kızı!.

Tarzında bir Yeşilçam efekti patlatmış olmalıyım herhalde ki; çocuğu bir kenara bırakıp 3 kişi birden üstüme geldi. Bir tanesi uçan tepikle saldırdı ki, nasıl oldu bilmem ama gelişine bir çaktım yumruğu yüzüne, çamurun içine düştü. Diğer ikisi ise hemen araya girdi.

—"A
bi niye kavga ediyorsunuz
? Etmeyin ayıptır." diye.
Ben ise "-Ben kavga etmiyorum. Kız çocuğunu korkutuyor. Bırak diye seslendim ama adam üstüme yürüdü" derken. Bir baktım ki sırtım duvara dayanmış. İki kişi kavga etmeyin diye diye ellerimi tutup, duvara yasladılar. Diğeri yerden bir tahta almış, burnuma burunuma vuruyor. Ben kurtulmak için çırpındıkça diğerleri "Aman abi kavga etmeyin!" diye hala ellerimi tutuyorlardı.

Uzun lafın kısası bir güzel sopa yedim. Ağzım, yüzüm kan içinde kaldı. Şükür ki burnum kırılmadı ama kızı da kurtarmıştım ya kötü adamların elinden...
Sonradan öğrendim ki; o it herif dayısı ya da amcasıymış kızın ve korkutuyormuş yeğenini. Nasıl bir sadist zevk alıyordu ise. Benim de sopadan yana nasibim varmış ki dilimi tutamayıp olaya karışmışım...

Sonra ne mi oldu? Bizim mahalleden bir dahaki geçişlerinde 3–5 arkadaş toplanıp biz de bir güzel dövdük onları. Ancak bunun benim sızlayan ve kanayan burnuma yararı olmadı tabi. Çünkü, askere gidene kadar burnum çeşitli aralıklarla kanamaya devam etti. Ta ki; burnumdaki bir kılcal damarı yaktırana kadar...

Bu olaydan bir kaç ders çıkardım :

1- Yurdum insanı öz yeğenine işkence etmekten zevk alacak kadar öküz olabilir.
2- Bilip bilmeden her halta burnunu sokmayacaksın.
3- Her zaman sırtını sağlam duvara dayamak iyi değildir.
4- Kavgayı her ayırmaya gelen iyi niyetli olmayabilir, ona da çakacaksın bir tane.
5- Kanayan burnun da olsa, kanını yerde koymayacaksın.



T
ahammülü yüksek bir adam gibi gözüksem de hayatta tahammül edemediğim şeyler vardır. Densizlik veya haddini bilmemek bunların başında gelir. Kenan Doğulu'nun albümündeki gibi bir rütbe veya protokol düşkünlüğüm yok ama densiz insanların haddini bilmesi taraftarıyımdır.

Nelere kızarım mesela:
Yaşça büyüklere saygısızlık edilmesine. Bir evladın ana-babasını azarlamasına. Eşini sokakta veya başka insanların içinde azarlayan kadın ya da erkeğe (maalesef çoğu zaman erkektir azarlayan) Çocuğunu sokakta döven (özellikle kadın)lara. Bazen de haddini bilmez, durması gereken yerden habersiz sinir edici bir şekilde konuşup duran kişilere. En dayanamadığım şey ise masum bir çocuk ağlaması, çığlığıdır. İçim parçalanır, canını yakan anne babası da olsa duramam yerimde. Dellenir, huzursuzlanırım ve olaya karışırım...

Genciz, lise çağlarımız. Bir pazar günü sokakta bir kız çocuğu haykırıyor. Çığlık çığlığa ağlayıp, imdat diye haykırıyor çocuk. Baktım; iki üç tane delikanlı. Bir tanesi çocuğu kollarından tutmuş, belediyenin kazdığı su kanallarına atmaya çalışarak korkutuyor.

—B
ırakın lan kızı!.

Tarzında bir Yeşilçam efekti patlatmış olmalıyım herhalde ki; çocuğu bir kenara bırakıp 3 kişi birden üstüme geldi. Bir tanesi uçan tepikle saldırdı ki, nasıl oldu bilmem ama gelişine bir çaktım yumruğu yüzüne, çamurun içine düştü. Diğer ikisi ise hemen araya girdi.

—"A
bi niye kavga ediyorsunuz
? Etmeyin ayıptır." diye.
Ben ise "-Ben kavga etmiyorum. Kız çocuğunu korkutuyor. Bırak diye seslendim ama adam üstüme yürüdü" derken. Bir baktım ki sırtım duvara dayanmış. İki kişi kavga etmeyin diye diye ellerimi tutup, duvara yasladılar. Diğeri yerden bir tahta almış, burnuma burunuma vuruyor. Ben kurtulmak için çırpındıkça diğerleri "Aman abi kavga etmeyin!" diye hala ellerimi tutuyorlardı.

Uzun lafın kısası bir güzel sopa yedim. Ağzım, yüzüm kan içinde kaldı. Şükür ki burnum kırılmadı ama kızı da kurtarmıştım ya kötü adamların elinden...
Sonradan öğrendim ki; o it herif dayısı ya da amcasıymış kızın ve korkutuyormuş yeğenini. Nasıl bir sadist zevk alıyordu ise. Benim de sopadan yana nasibim varmış ki dilimi tutamayıp olaya karışmışım...

Sonra ne mi oldu? Bizim mahalleden bir dahaki geçişlerinde 3–5 arkadaş toplanıp biz de bir güzel dövdük onları. Ancak bunun benim sızlayan ve kanayan burnuma yararı olmadı tabi. Çünkü, askere gidene kadar burnum çeşitli aralıklarla kanamaya devam etti. Ta ki; burnumdaki bir kılcal damarı yaktırana kadar...

Bu olaydan bir kaç ders çıkardım :

1- Yurdum insanı öz yeğenine işkence etmekten zevk alacak kadar öküz olabilir.
2- Bilip bilmeden her halta burnunu sokmayacaksın.
3- Her zaman sırtını sağlam duvara dayamak iyi değildir.
4- Kavgayı her ayırmaya gelen iyi niyetli olmayabilir, ona da çakacaksın bir tane.
5- Kanayan burnun da olsa, kanını yerde koymayacaksın.

kAŞıK olayı / Hatıra defterimden

5 yorum:


Sizlere hep dedim ya, ergenlik sonrası kızlarla yıldızım barışmadı. Kazmalar arasında kaldım resmen. Romantizmi sadece geceleri yatarken yatağıma aldığım günlüğümün sayfalarına sakladım. Okulda ise çalışkan bir "möÖ" üstüne de biraz muzip, biraz militan, biraz da kazmaydım.

Lisedeyiz. Erkekler zaten yapıyor da kızlar da başlamış artık sıralara sevdiğinin adını yazmaya. Hangi öğretmenimizdi bilmiyorum ama "Tevhidi Tedrisat'a kafayı fazla takmış olsa gerek ki onun dersinde mutlaka  1 erkek 1 kız otururduk yan yana. Üstelik de bunu kendi tercihimize göre belirleyemezdik. Hocamız ilk derse girdiğinde kafasına göre bir düzenleme yapmıştı. Öyle gidiyorduk.

Sıra arkadaşım. Kısa boylu, yere yakın ama fazlaca hareketli bir kızdı. Oğlanlara asılmak o günkü lügatlere belki de sayesinde kazandırılmıştı.
Bir sabah baktım ki buna bir haller olmuş. Yarı arabesk, yarı başı dumanlı sarhoş gibi bir hali var. Kaptırmış kendini aşkın rüzgârına. Derste elinde bir çakı kazıya kazıya bir kalp çizdi masaya. İkinci derste de ortasına "AŞK" yazdı kocaman...

Eh o zaman anlamıştım ki bu aşk denen şey, insanın yüreğine de böyle bıçakla kazınır gibi kazınıyordu. Kanata kanata. Bizim kız arkadaşın halinden belliydi. O pek kimseleri sallamaz Serap gitmiş yerini, arabesk ve bunalım triplerinde bir kız almıştı.

Eşekliğim tuttu 2nci teneffüse çıkmadım. Özenle sıraya kazınmış AŞK'ın başına "k" ortasına "ı" yerleştirdim. Serap derse girdiğinde görmesin diye defterimi koydum kalbîn üstüne. Ancak kız ders başladı bir kaç dakika sonra
masada kazıya kazıya çizdiği kalbi aramaya başladı. Defterimi hafifçe sola ittirdi ve yazıyı görünce birden morali bozuldu, yüzünün rengi değişti. Hayalleri yıkılmış gibi berbat bir yüz ifadesi takındı.

Önce sordu "sen mi yaptın diye" ben sırıtarak inkâr ettim. Arkasından şaka yollu takıldım "Ne var yani, ne olacak?" diye. Ancak Serap zaten umutsuz aşktan bunalımdaymış. Yüzüme sanki sevgilisini öldürmüşüm gibi umutsuz bir şekilde baktı ve pis bir kaç laf söyledi, sonra küsüp sustu.

Bir sustu ki;
Mecburen o derste aynı sırada oturmamıza rağmen dönem sonuna kadar konuşmadı benimle. Serap'ın umutsuz "AŞK"ının faturasını bizim "kAşIk" ve ben ödemiştik...

--------------------------------------
Hamiş
: Serap. Canım arkadaşım "AŞK"ını "kAŞık"ladığım için özür dilerim. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan umarım affetmişsindir beni. Zaten o SIRA da devlet malıydı kızım. Senin AŞK yazman da yanlıştı bi kerem.


Sizlere hep dedim ya, ergenlik sonrası kızlarla yıldızım barışmadı. Kazmalar arasında kaldım resmen. Romantizmi sadece geceleri yatarken yatağıma aldığım günlüğümün sayfalarına sakladım. Okulda ise çalışkan bir "möÖ" üstüne de biraz muzip, biraz militan, biraz da kazmaydım.

Lisedeyiz. Erkekler zaten yapıyor da kızlar da başlamış artık sıralara sevdiğinin adını yazmaya. Hangi öğretmenimizdi bilmiyorum ama "Tevhidi Tedrisat'a kafayı fazla takmış olsa gerek ki onun dersinde mutlaka  1 erkek 1 kız otururduk yan yana. Üstelik de bunu kendi tercihimize göre belirleyemezdik. Hocamız ilk derse girdiğinde kafasına göre bir düzenleme yapmıştı. Öyle gidiyorduk.

Sıra arkadaşım. Kısa boylu, yere yakın ama fazlaca hareketli bir kızdı. Oğlanlara asılmak o günkü lügatlere belki de sayesinde kazandırılmıştı.
Bir sabah baktım ki buna bir haller olmuş. Yarı arabesk, yarı başı dumanlı sarhoş gibi bir hali var. Kaptırmış kendini aşkın rüzgârına. Derste elinde bir çakı kazıya kazıya bir kalp çizdi masaya. İkinci derste de ortasına "AŞK" yazdı kocaman...

Eh o zaman anlamıştım ki bu aşk denen şey, insanın yüreğine de böyle bıçakla kazınır gibi kazınıyordu. Kanata kanata. Bizim kız arkadaşın halinden belliydi. O pek kimseleri sallamaz Serap gitmiş yerini, arabesk ve bunalım triplerinde bir kız almıştı.

Eşekliğim tuttu 2nci teneffüse çıkmadım. Özenle sıraya kazınmış AŞK'ın başına "k" ortasına "ı" yerleştirdim. Serap derse girdiğinde görmesin diye defterimi koydum kalbîn üstüne. Ancak kız ders başladı bir kaç dakika sonra
masada kazıya kazıya çizdiği kalbi aramaya başladı. Defterimi hafifçe sola ittirdi ve yazıyı görünce birden morali bozuldu, yüzünün rengi değişti. Hayalleri yıkılmış gibi berbat bir yüz ifadesi takındı.

Önce sordu "sen mi yaptın diye" ben sırıtarak inkâr ettim. Arkasından şaka yollu takıldım "Ne var yani, ne olacak?" diye. Ancak Serap zaten umutsuz aşktan bunalımdaymış. Yüzüme sanki sevgilisini öldürmüşüm gibi umutsuz bir şekilde baktı ve pis bir kaç laf söyledi, sonra küsüp sustu.

Bir sustu ki;
Mecburen o derste aynı sırada oturmamıza rağmen dönem sonuna kadar konuşmadı benimle. Serap'ın umutsuz "AŞK"ının faturasını bizim "kAşIk" ve ben ödemiştik...

--------------------------------------
Hamiş
: Serap. Canım arkadaşım "AŞK"ını "kAŞık"ladığım için özür dilerim. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan umarım affetmişsindir beni. Zaten o SIRA da devlet malıydı kızım. Senin AŞK yazman da yanlıştı bi kerem.

Hiç, böyle pişman oldunuz mu?

19 yorum:


H
iç birini gördüğünüze pişman oldunuz mu?
Artık düşlerinizde başkasını göremediğiniz için.

Hiç birinin sesini duyduğunuza pişman oldunuz mu?
Artık bütün sesler size sıradan geldiği için.

Hiç (ince bellide) içilen tek şekerli bir çaydan nefret ettiniz mi?
Ne kadar şeker atsanız da artık tüm çaylar tatsız geldiği için.

Hiç bir sahilde yürüyen sevgililere kızdınız mı?
Artık onunla birlikte el ele yürümediğiniz için.

Hiç,
Size hayatı zindan eden,
Sizi kendisinden nefret ettiren,
Duvarları tekmeletip yumruklatan,
Küfrederken ağzınızın yamulduğu,
.................
Böyle birini özlediğiniz oldu mu hiç?


H
iç birini gördüğünüze pişman oldunuz mu?
Artık düşlerinizde başkasını göremediğiniz için.

Hiç birinin sesini duyduğunuza pişman oldunuz mu?
Artık bütün sesler size sıradan geldiği için.

Hiç (ince bellide) içilen tek şekerli bir çaydan nefret ettiniz mi?
Ne kadar şeker atsanız da artık tüm çaylar tatsız geldiği için.

Hiç bir sahilde yürüyen sevgililere kızdınız mı?
Artık onunla birlikte el ele yürümediğiniz için.

Hiç,
Size hayatı zindan eden,
Sizi kendisinden nefret ettiren,
Duvarları tekmeletip yumruklatan,
Küfrederken ağzınızın yamulduğu,
.................
Böyle birini özlediğiniz oldu mu hiç?

Eti-ket18

3 yorum:


Erkekler kendi cinsleriyle düşüp kalkacak kadar düştülerse bunun adı cinsel tercih mercih değil kadınlardan o derece illallah diyecek kadar bıkmış olmalarıdır bence..


Erkekler kendi cinsleriyle düşüp kalkacak kadar düştülerse bunun adı cinsel tercih mercih değil kadınlardan o derece illallah diyecek kadar bıkmış olmalarıdır bence..

Eti-ket19

Hiç yorum yok:


Blog rekoru peşinde miyim? Yok canım siz daha çoksunuz ben TEK'im diyorum. Hepinize yetişmeye çalışıyorum ama yetişemem biliyorum. O yüzden peşin peşin pes ediyorum.


Blog rekoru peşinde miyim? Yok canım siz daha çoksunuz ben TEK'im diyorum. Hepinize yetişmeye çalışıyorum ama yetişemem biliyorum. O yüzden peşin peşin pes ediyorum.

Her yol Ankara

4 yorum:


Böyle bir deyim var.
Ne demek olduğunu bilmeyen yeni nesil için yeni Türkçeleştirirsek "bizde kural yok, seçenek çok" diye de açıklamak mümkün...

Bendenizi tanıma şerefine nail olanlar bilir. Kendisiyle barışık yaşayan bir Allah'ın kuluyumdur. Kılımla, tüyümle, derdim olmaz. Hani öyle orman kaçkını olmasam da saçım asker tıraşını geçebilir, sakalım kirli sakal kıvamında dolaşabilirim. Kılın tüyün ondan ötesiyle ve göbeğimle aram ise pek iyi değildir. O yüzden eritmeye çalışıyorum efendim. (Meraklısı için: bugünlerde kemikli; kazak, gömlek, don, pantolon ve ayakkabı dâhil 88 kiloyum)

Hal böyle olup, saç, sakal az uzayıp dağılınca yolumuzun düştüğü mahalle camilerinde "Buyrun hocam" diye Mihraba yüz sürmemiz için teklifler gelse de hepsini "kardeşim güç bela camiye cemaat olarak yolumuz düştü Bekri Mustafa gibi, hem bizi hem cemaati pişman etmeyin" diyerek başımdan savıyorum. Kendi günahım bana yeterken bir de mümin kardeşlerimizinkini almayalım. Kalsın efendim...

Kadıköy'de Yazıcıoğlu pasajının yanında bir pasaj vardır bilenler bilir. Bir zamanlar korsan CD cennetiydi. Hâlâ da o civarlarda istediğinizi bulmanız yine mümkün. Azıcık aptal aptal dolaşın, yanınıza yaklaşıp türlü seçenekler sunacak yurdum müteşebbislerini anında görürsünüz.

İşte böyle "Naber hacı?" modda saç sakalı dağıtıp dolaştığım bir zamandı herhalde. Yazıcıoğlu'ndan indim, dış kapıya yöneldim. Bir yurdum delikanlısı "Kent var, Malboro" var tadında bağırıyor. "Xp var - Vista var... Önümdeki gençleri görünce "konulu" mevzulara girdi "Teen var, Oral var, Anal var" diye konuşurken birden beni gördü ve yerlere yatarak gülmeme sebep olacak şu dumur cümleyi sarf etti:

-"Mürşit var, Hatim CD’si var, Abdüssamet var"

------------------------------------------------------------------------------------------
Hamiş:
Benzer bir şoku da İzmir'de Cuma çıkışı cami kapısına Playboy tezgâhı açan bir yurdum müteşebbisi yaşatmıştı yıllar önce.


Böyle bir deyim var.
Ne demek olduğunu bilmeyen yeni nesil için yeni Türkçeleştirirsek "bizde kural yok, seçenek çok" diye de açıklamak mümkün...

Bendenizi tanıma şerefine nail olanlar bilir. Kendisiyle barışık yaşayan bir Allah'ın kuluyumdur. Kılımla, tüyümle, derdim olmaz. Hani öyle orman kaçkını olmasam da saçım asker tıraşını geçebilir, sakalım kirli sakal kıvamında dolaşabilirim. Kılın tüyün ondan ötesiyle ve göbeğimle aram ise pek iyi değildir. O yüzden eritmeye çalışıyorum efendim. (Meraklısı için: bugünlerde kemikli; kazak, gömlek, don, pantolon ve ayakkabı dâhil 88 kiloyum)

Hal böyle olup, saç, sakal az uzayıp dağılınca yolumuzun düştüğü mahalle camilerinde "Buyrun hocam" diye Mihraba yüz sürmemiz için teklifler gelse de hepsini "kardeşim güç bela camiye cemaat olarak yolumuz düştü Bekri Mustafa gibi, hem bizi hem cemaati pişman etmeyin" diyerek başımdan savıyorum. Kendi günahım bana yeterken bir de mümin kardeşlerimizinkini almayalım. Kalsın efendim...

Kadıköy'de Yazıcıoğlu pasajının yanında bir pasaj vardır bilenler bilir. Bir zamanlar korsan CD cennetiydi. Hâlâ da o civarlarda istediğinizi bulmanız yine mümkün. Azıcık aptal aptal dolaşın, yanınıza yaklaşıp türlü seçenekler sunacak yurdum müteşebbislerini anında görürsünüz.

İşte böyle "Naber hacı?" modda saç sakalı dağıtıp dolaştığım bir zamandı herhalde. Yazıcıoğlu'ndan indim, dış kapıya yöneldim. Bir yurdum delikanlısı "Kent var, Malboro" var tadında bağırıyor. "Xp var - Vista var... Önümdeki gençleri görünce "konulu" mevzulara girdi "Teen var, Oral var, Anal var" diye konuşurken birden beni gördü ve yerlere yatarak gülmeme sebep olacak şu dumur cümleyi sarf etti:

-"Mürşit var, Hatim CD’si var, Abdüssamet var"

------------------------------------------------------------------------------------------
Hamiş:
Benzer bir şoku da İzmir'de Cuma çıkışı cami kapısına Playboy tezgâhı açan bir yurdum müteşebbisi yaşatmıştı yıllar önce.

Hiçbirşey demiyorum size

16 yorum:


Eti-ket20

Hiç yorum yok:


Unutmamak gerekir ki; aşk asla adil değildir. Seni sevdiğim kadar beni sevemezsin. Hesaba kitaba gelmez sevdamız. Mavi atlas bir bilmecedir aşk. Makasların kesemeyip terzilerin dikemediği..


Unutmamak gerekir ki; aşk asla adil değildir. Seni sevdiğim kadar beni sevemezsin. Hesaba kitaba gelmez sevdamız. Mavi atlas bir bilmecedir aşk. Makasların kesemeyip terzilerin dikemediği..

x Lâle ödülleri

1 yorum:


L
eman'da vardı bir aralar....
İlk önce de YÖK'ü icad eden sayın Doğramacı'ya vermişlerdi sanırım bu ödülü..

Ben de lokantada hesabı itiraz etmeden ödeyeceğimi zannederek 0.25 kuruşluk su şişesine (üstüne oturup da kendimi tatmin etcekmişim gibi ) 5.00 tl yazan yurdum müteşebbisine ödülünü  takdim ederken diyorum ki:

-Geçir yavrum geçirebildiğin yere kadar.
Nasıl olsa kapitalist Avrupa düzenine giriyoruz. Önce düzen bize girsin.


L
eman'da vardı bir aralar....
İlk önce de YÖK'ü icad eden sayın Doğramacı'ya vermişlerdi sanırım bu ödülü..

Ben de lokantada hesabı itiraz etmeden ödeyeceğimi zannederek 0.25 kuruşluk su şişesine (üstüne oturup da kendimi tatmin etcekmişim gibi ) 5.00 tl yazan yurdum müteşebbisine ödülünü  takdim ederken diyorum ki:

-Geçir yavrum geçirebildiğin yere kadar.
Nasıl olsa kapitalist Avrupa düzenine giriyoruz. Önce düzen bize girsin.

Eti-ket21

3 yorum:


eX aşkıma dedim ki: Hadi beni delirttin ama gerçekten bir gün ben gibi biri çıkarsa karşına kıymetini bil kaçırma. Bizim gibi duygusal, romantik kerizlerden pek kalmadı artık dünyada..


eX aşkıma dedim ki: Hadi beni delirttin ama gerçekten bir gün ben gibi biri çıkarsa karşına kıymetini bil kaçırma. Bizim gibi duygusal, romantik kerizlerden pek kalmadı artık dünyada..

Eksik olma sen Kadir abi...

2 yorum:


Günlerce sabredip lâ havle dedim.
En sonunda öfkeme yenildim...

Bugün,
Tam bir saattir aynı şarkıyı dinliyorum.
ve ilk kez gülümsüyorum,
bir parça gülümseyebiliyorum...

Bestecisinden güftecisine.
en çok da bu şarkıyı benimle paylaşana teşekkür ediyorum...


Günlerce sabredip lâ havle dedim.
En sonunda öfkeme yenildim...

Bugün,
Tam bir saattir aynı şarkıyı dinliyorum.
ve ilk kez gülümsüyorum,
bir parça gülümseyebiliyorum...

Bestecisinden güftecisine.
en çok da bu şarkıyı benimle paylaşana teşekkür ediyorum...

Eti-ket22

Hiç yorum yok:


Ey halkım duy sesimi. Kamusal açılım yapasım geldi. Pucca'msı bir arzu var içimde. Bir yerlerimi açıp benlerimi gösteresim var hepinize. Tutmayın ben'lerimi..


Ey halkım duy sesimi. Kamusal açılım yapasım geldi. Pucca'msı bir arzu var içimde. Bir yerlerimi açıp benlerimi gösteresim var hepinize. Tutmayın ben'lerimi..

Eti-ket23

Hiç yorum yok:


Blog rekoru peşinde olduğum dedikodusu yayılmış feed'de. Sanal hiçbir rekor beni ilgilendirmiyor şahsen. Benim ilgilendiğim rekorlar da sanırım feed'dekileri ilgilendirmiyor :)


Blog rekoru peşinde olduğum dedikodusu yayılmış feed'de. Sanal hiçbir rekor beni ilgilendirmiyor şahsen. Benim ilgilendiğim rekorlar da sanırım feed'dekileri ilgilendirmiyor :)

Eti-ket24

Hiç yorum yok:


Havalar soğuduğundan mıdır nedir? Yoksa Murat Boz gibi sevgilim var dedim diye mi? Hayran kitlemin Ayranı kabarmıyor eskisi kadar... Üzgünüm kızlar :(


Havalar soğuduğundan mıdır nedir? Yoksa Murat Boz gibi sevgilim var dedim diye mi? Hayran kitlemin Ayranı kabarmıyor eskisi kadar... Üzgünüm kızlar :(

Eti-ket25

2 yorum:


Farklı olmak isteyen kadınlaradır sözüm: Sıradanlık güzeldir. Ben eskiden birbirine tıpatıp benzeyen 365 Çinli kız düşlerdim yemeklerden önce günde 1 tane..


Farklı olmak isteyen kadınlaradır sözüm: Sıradanlık güzeldir. Ben eskiden birbirine tıpatıp benzeyen 365 Çinli kız düşlerdim yemeklerden önce günde 1 tane..

Laf söyledi balkabağı

10 yorum:
Zaman zaman ağzımdan çıkanları duyanlar bana deli diyorlar. Desinler değişemem. Osmanlı tarihinde bir Deli İbrahim var zaten ama İkincisinden kime ne zarar gelebilir ki?
Yapmasam içimde kalırdı.
Bu amaçla bir blog daha açtım. Deli saçması cümlelerimi twitter tadında sizlere sunacağım.
Birşey yazmamışsın İbram demeyin, etiketleri okumayı deneyin.
Bunu yazan İbram: İzleyicilerine hayran, hepinize benden beleş ayran!


Zaman zaman ağzımdan çıkanları duyanlar bana deli diyorlar. Desinler değişemem. Osmanlı tarihinde bir Deli İbrahim var zaten ama İkincisinden kime ne zarar gelebilir ki?
Yapmasam içimde kalırdı.
Bu amaçla bir blog daha açtım. Deli saçması cümlelerimi twitter tadında sizlere sunacağım.
Birşey yazmamışsın İbram demeyin, etiketleri okumayı deneyin.
Bunu yazan İbram: İzleyicilerine hayran, hepinize benden beleş ayran!


Eti-ket26

7 yorum:

Şu kadınlar ne rahat anacığım. Ben de traş olurken berbere "saçları kısalt favorileri düzelt" yerine "etek dahil komple" demek istiyorum. Ama adamın elinde ustura var. Tırsıyorum.

Şu kadınlar ne rahat anacığım. Ben de traş olurken berbere "saçları kısalt favorileri düzelt" yerine "etek dahil komple" demek istiyorum. Ama adamın elinde ustura var. Tırsıyorum.

İn lan arabadan aşağı / Hatıra defterimden

4 yorum:

Her ne kadar siyasi bir görüşüm olsa da gençliğimin kısa bir dönemi hariç, hiç bir zaman politik bakmadım hayata. Halk için düşündüm ama kendim için kazandım. Yedim, içtim mecburen, işin doğası gereği.

12 Eylül sonrasında bütün arkadaşlarım şaka yollu takıldılar "Ulan iyi ki seni almadılar içeri" diye. Çünkü çok samimi arkadaşlarımdan bir kısmı komünist, bir kısmı aşırı dinci, bir kısmı laik, bir kısmı milliyetçi, bir kısmı da Sev Genç'ti. Olası bir toparlamada "ben yalnız duramam, hepinizi isterim yanıma" diyeceğimi biliyorlardı. Hiç var olmayan hayali örgütümüz yüzünden hep birlikte epey sopa yerdik, kesin :) bu her telden arkadaş grubuyla. Olmadı, çok şükür.

Tabi insanın arkadaşları böyle her renkten ve her telden olunca düşünceleri de azıcık ordan, azıcık burdan etkileniyor ve ortaya Milliyetçi, Sosyalist, Müslüman, Liberal, Laik bir çorba zihniyet çıkabiliyor. Kötü mü oluyor. Yok, tavsiye ederim. Empati yapmanızda oldukça faydası var bu durumun. Siz sizi bildikten sonra...

Her neyse, Lisedeyiz ve idealist olduğumuz yıllar.
Babam bir Mercedes aldı 200D. Güzel araba valla, 2nci el falan olsa da. Komşunun Mercedes'lerinde (eyir kondeyşın:p) varmış. Bizimkinde yok ama bizimki de Mercedes mi Mercedes işte. Kralız a. satim... Benzin de (zamanla koyacak olsa da) şimdilik o kadar koymuyor.

Yolculuktayız. Kasabadan şehre gidiyoruz bir akşam vakti. Nasıl olduysa bir yerden açıldı sohbet "Vatan, Millet, Sakarya". Milliyetçi damarım tuttu ve ülkemizde neden hacı Murat'tan daha iyi araba yapamadığımızdan falan dem vurmaya başladım. Sanki Vehbi KOÇ amcam bana hacı Murat başı komisyon ödeyecek. Salaklık işte.

Sohbetin sonuna doğru (ben bilmiyordum, gazı almış gidiyordum, ama sonu geliyormuş sohbetin) babama dedim ki: "Mercedes'e binmek vatanseverlik değil, ekonomiye zarar. Almanlar para kazanıyor sırtımızdan. Bizi sömürüyorlar. (aha, bunu içimdeki komünist söylüyor olmalı) binen var binemeyen var. Aslında, bizim de halkımızın binemediği araçlara binmememiz lazım vs. vs. vs."

Bu fikirlerim babamın pek hoşuna gitmemiş olmalı. Arabayı yolda durdurdu. Sinirli bir şekilde ve sağa yanaştı. Her zamanki sert üslubu ile:

—Binme ozaman! İn lan aşağı, pis komünist... Diye bağırdı.

Yüzüm pancar gibi kızardı önce, sonra mosmor oldu. Uzanıp eliyle benim kapımı da açtı üstelik babam xtrim inim diye. Araya annem girmese rahmetli beni köy yolunda bırakıp gidecekti belki de...

...

Aradan bir yıl kadar geçti...
Maliye yeni bir uygulama ile her ilde, ilçede esnafları sınıflandırdı. Babam ilçede Mercedes'i olan bir kaç kişi arasında olduğu için, 1nci sınıf esnaf sayılarak ciddi bir "peşin vergi" ile ödüllendirildi.
O arabanın 10 katı lüks arabası olan Bursa’lı bir müşterimiz ise, 2nci sınıf vergi mükellefiydi ve arada babamı arayıp "naber patron" diye dalga geçerdi...

Babam o zaman anladı neden Mercedes'e binmememiz gerektiğini. Zaten bir müddet sonra dahada yaşlanan ve su gibi benzin içen Mercedes’imize o vergiyi ödedik ve veda ettik. Bir daha da eski bile olsa lüks otomobile binmedik.

Aslanım Hacı Murat tarih sahnesinden silinene kadar yolumuza birlikte devam ettik.

Her ne kadar siyasi bir görüşüm olsa da gençliğimin kısa bir dönemi hariç, hiç bir zaman politik bakmadım hayata. Halk için düşündüm ama kendim için kazandım. Yedim, içtim mecburen, işin doğası gereği.

12 Eylül sonrasında bütün arkadaşlarım şaka yollu takıldılar "Ulan iyi ki seni almadılar içeri" diye. Çünkü çok samimi arkadaşlarımdan bir kısmı komünist, bir kısmı aşırı dinci, bir kısmı laik, bir kısmı milliyetçi, bir kısmı da Sev Genç'ti. Olası bir toparlamada "ben yalnız duramam, hepinizi isterim yanıma" diyeceğimi biliyorlardı. Hiç var olmayan hayali örgütümüz yüzünden hep birlikte epey sopa yerdik, kesin :) bu her telden arkadaş grubuyla. Olmadı, çok şükür.

Tabi insanın arkadaşları böyle her renkten ve her telden olunca düşünceleri de azıcık ordan, azıcık burdan etkileniyor ve ortaya Milliyetçi, Sosyalist, Müslüman, Liberal, Laik bir çorba zihniyet çıkabiliyor. Kötü mü oluyor. Yok, tavsiye ederim. Empati yapmanızda oldukça faydası var bu durumun. Siz sizi bildikten sonra...

Her neyse, Lisedeyiz ve idealist olduğumuz yıllar.
Babam bir Mercedes aldı 200D. Güzel araba valla, 2nci el falan olsa da. Komşunun Mercedes'lerinde (eyir kondeyşın:p) varmış. Bizimkinde yok ama bizimki de Mercedes mi Mercedes işte. Kralız a. satim... Benzin de (zamanla koyacak olsa da) şimdilik o kadar koymuyor.

Yolculuktayız. Kasabadan şehre gidiyoruz bir akşam vakti. Nasıl olduysa bir yerden açıldı sohbet "Vatan, Millet, Sakarya". Milliyetçi damarım tuttu ve ülkemizde neden hacı Murat'tan daha iyi araba yapamadığımızdan falan dem vurmaya başladım. Sanki Vehbi KOÇ amcam bana hacı Murat başı komisyon ödeyecek. Salaklık işte.

Sohbetin sonuna doğru (ben bilmiyordum, gazı almış gidiyordum, ama sonu geliyormuş sohbetin) babama dedim ki: "Mercedes'e binmek vatanseverlik değil, ekonomiye zarar. Almanlar para kazanıyor sırtımızdan. Bizi sömürüyorlar. (aha, bunu içimdeki komünist söylüyor olmalı) binen var binemeyen var. Aslında, bizim de halkımızın binemediği araçlara binmememiz lazım vs. vs. vs."

Bu fikirlerim babamın pek hoşuna gitmemiş olmalı. Arabayı yolda durdurdu. Sinirli bir şekilde ve sağa yanaştı. Her zamanki sert üslubu ile:

—Binme ozaman! İn lan aşağı, pis komünist... Diye bağırdı.

Yüzüm pancar gibi kızardı önce, sonra mosmor oldu. Uzanıp eliyle benim kapımı da açtı üstelik babam xtrim inim diye. Araya annem girmese rahmetli beni köy yolunda bırakıp gidecekti belki de...

...

Aradan bir yıl kadar geçti...
Maliye yeni bir uygulama ile her ilde, ilçede esnafları sınıflandırdı. Babam ilçede Mercedes'i olan bir kaç kişi arasında olduğu için, 1nci sınıf esnaf sayılarak ciddi bir "peşin vergi" ile ödüllendirildi.
O arabanın 10 katı lüks arabası olan Bursa’lı bir müşterimiz ise, 2nci sınıf vergi mükellefiydi ve arada babamı arayıp "naber patron" diye dalga geçerdi...

Babam o zaman anladı neden Mercedes'e binmememiz gerektiğini. Zaten bir müddet sonra dahada yaşlanan ve su gibi benzin içen Mercedes’imize o vergiyi ödedik ve veda ettik. Bir daha da eski bile olsa lüks otomobile binmedik.

Aslanım Hacı Murat tarih sahnesinden silinene kadar yolumuza birlikte devam ettik.

Gülerler tabi... / Hatıra defterimden

6 yorum:

Askerden yeni geldim. Annem bana kız beğeniyor. O yüzden de aman diyor "yaramazlık yapma, camide kız babalarının yanında namaza dur" Mahallenin kızlarına, kız analarına seni beğendireyim. Ben de askerlik izlerini atamamış anneme bile "emredersiniz komutanım" çektiğim dönemlerdeyim.

Fuar zamanı. Askerden geldiğim için hemen bir mağazaya girip bir şeyler aldım üstüme başıma giydim. Çıktık gezmeye halamın oğlu ile. O benden yaşça küçük ama çok hızlı. Son kız arkadaşı ile sorunlar yaşadığı bir dönem. Sürekli kavga halindeler ama büyük bir aşkta yaşıyorlar. Bense biraz sonra başıma geleceklerden habersiz halaoğluyla geziyorum.

Fuarda oturduk bir çay bahçesine. Bir müddet sonra 3 kız geldi yanımıza, biri sevgilisiymiş. Bir çay içimi kadar sohbet ettik ve "abi biz biraz konuşalım, sen arkadaşlarla otur" dedi yeğen. 2 kızla çaktı beni masaya gittiler. Oysa ben hayatımda kızlarla çay içmeye bile çıkmamışım. Ne halt edicem? Üstelik annemin tekliflerine sıcak baktığım ve uslu çocuk görünmeye çalıştığım bir dönem. Sen durmadan camiye git ne fayda fuarda fink atıyon kızlarla diyecekler.

Bir kaç kem kümden sonra kızlar da anladılar karşılarında nasıl bir salak olduğunu. Beni konuşturmaya çalışıyorlar gülerek. Ben de nezaketen konuşuyorum. Bir yandan da aman kız babası bir tanıdık beni görmesin derdindeyim. Kalkıp gidicem, gidemiyorum. Çakıldım, kaldım resmen. Sürekli ellerimle, yüzümle oynuyorum, arada terlerimi siliyorum.

Kızlar da arada bana bakıp bakıp gülüyorlar. Terlediğime sıkıldığıma güldüklerini düşünüyorum kendimce ya da pısırıklığıma. Halaoğlu ise gitti gelmez. Sorunları çok herhalde diyorum kendi kendime. Bir yandan da kendime kızıyorum. Ulan askerden geleli 2 gün olmamış , fuarda 2 kızla birden görüleceksin. Adın zamparaya çıkacak şimdi. Üstelik kızlar şen şakrak neşeli. Dahası çişim de geldi, kalkıp gidemiyorum. O mübarek de sıkıştırınca daha çok ter basıyor.

Sonunda geldi halaoğlu ve kızlar da gitti bir müddet sonra. İkimiz kaldık baş başa. Az fırçaladım önce sonra da konuştuk biraz. Ulan dedim kızlar da güldü durdu halime. İstikbalimle oynuyorsun eşekoğlu eşek. Halaoğlu baktı yüzüme. O da başladı gülmeye. Hem de kahkahalar atarak.

Elini uzattı yakama. Gömleğin yakasının arkasında beyaz bir karton olur ya hani bilirsiniz
duruyormuş ve yakamın ucundan da gözüküyormuş. Dalgınlıkla çıkarmamışım bile, mağazada giydikten sonra. Çekti aldı yakamdan.

Abi ne gülmüşlerdir ama diye dalga geçti. Sus lan! Dedim. Senin sevgilinle ilişkini düzelticez derken benim istikbalim güme gidecekti az kalsın. Eşek herifi bir güzel de fırçaladım ama işin güzel tarafı o günden sonra araları düzeldi.

Sayemde 15–20 yıldır mutlu bir evlilikleri ve 3 de çocukları var.

Askerden yeni geldim. Annem bana kız beğeniyor. O yüzden de aman diyor "yaramazlık yapma, camide kız babalarının yanında namaza dur" Mahallenin kızlarına, kız analarına seni beğendireyim. Ben de askerlik izlerini atamamış anneme bile "emredersiniz komutanım" çektiğim dönemlerdeyim.

Fuar zamanı. Askerden geldiğim için hemen bir mağazaya girip bir şeyler aldım üstüme başıma giydim. Çıktık gezmeye halamın oğlu ile. O benden yaşça küçük ama çok hızlı. Son kız arkadaşı ile sorunlar yaşadığı bir dönem. Sürekli kavga halindeler ama büyük bir aşkta yaşıyorlar. Bense biraz sonra başıma geleceklerden habersiz halaoğluyla geziyorum.

Fuarda oturduk bir çay bahçesine. Bir müddet sonra 3 kız geldi yanımıza, biri sevgilisiymiş. Bir çay içimi kadar sohbet ettik ve "abi biz biraz konuşalım, sen arkadaşlarla otur" dedi yeğen. 2 kızla çaktı beni masaya gittiler. Oysa ben hayatımda kızlarla çay içmeye bile çıkmamışım. Ne halt edicem? Üstelik annemin tekliflerine sıcak baktığım ve uslu çocuk görünmeye çalıştığım bir dönem. Sen durmadan camiye git ne fayda fuarda fink atıyon kızlarla diyecekler.

Bir kaç kem kümden sonra kızlar da anladılar karşılarında nasıl bir salak olduğunu. Beni konuşturmaya çalışıyorlar gülerek. Ben de nezaketen konuşuyorum. Bir yandan da aman kız babası bir tanıdık beni görmesin derdindeyim. Kalkıp gidicem, gidemiyorum. Çakıldım, kaldım resmen. Sürekli ellerimle, yüzümle oynuyorum, arada terlerimi siliyorum.

Kızlar da arada bana bakıp bakıp gülüyorlar. Terlediğime sıkıldığıma güldüklerini düşünüyorum kendimce ya da pısırıklığıma. Halaoğlu ise gitti gelmez. Sorunları çok herhalde diyorum kendi kendime. Bir yandan da kendime kızıyorum. Ulan askerden geleli 2 gün olmamış , fuarda 2 kızla birden görüleceksin. Adın zamparaya çıkacak şimdi. Üstelik kızlar şen şakrak neşeli. Dahası çişim de geldi, kalkıp gidemiyorum. O mübarek de sıkıştırınca daha çok ter basıyor.

Sonunda geldi halaoğlu ve kızlar da gitti bir müddet sonra. İkimiz kaldık baş başa. Az fırçaladım önce sonra da konuştuk biraz. Ulan dedim kızlar da güldü durdu halime. İstikbalimle oynuyorsun eşekoğlu eşek. Halaoğlu baktı yüzüme. O da başladı gülmeye. Hem de kahkahalar atarak.

Elini uzattı yakama. Gömleğin yakasının arkasında beyaz bir karton olur ya hani bilirsiniz
duruyormuş ve yakamın ucundan da gözüküyormuş. Dalgınlıkla çıkarmamışım bile, mağazada giydikten sonra. Çekti aldı yakamdan.

Abi ne gülmüşlerdir ama diye dalga geçti. Sus lan! Dedim. Senin sevgilinle ilişkini düzelticez derken benim istikbalim güme gidecekti az kalsın. Eşek herifi bir güzel de fırçaladım ama işin güzel tarafı o günden sonra araları düzeldi.

Sayemde 15–20 yıldır mutlu bir evlilikleri ve 3 de çocukları var.

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım