* Günün Yazısı :

Bu yazı hit alır mı sence?

17 yorum:


Bayramlık ağzımı açmamam lazım ama madem bayram geldi açayım. Nedir bizim toplumdaki gereksiz eleştiri hastalığı anlamıyorum. Üstelik eleştirisini yaptıklarımız bizatihi ya yaptıklarımız ya da baktıklarımız oluyor nedense.

-Tüüü terbiyesizler diye laf soktuğumuz insanların yaptıklarını yapabilmek için yana yakıla can atanlarımız var.

Bir kadın sokaktan az rahat bir giyimle geçiyor, mahallenin bütün kelli fellileri hatunun arkasından boynu yamulana kadar baktıktan sonra söylenir. "Edepsiz bu yahu, böylede giyinilir mi, ayıp diye bir şey var." Madem öyle bakma sen de kardeşim.

Bloglara bakıyorsunuz en çok hit alan yazılar bel altını usulünce işleyen yazılar ama yorumlarına bakıyorsun. "Ahlaksız, terbiyesiz, neler yazmışlar" E birader okuma o zaman. Sen search'e olmadık kelimeleri yazıyor da o blog sahibini maden tetkik arama gibi arayıp buluyorsan bundan dolayı neden başkasını suçluyorsun ki?

Kaç tane blog yazarı var tanıdığım, oturup adam gibi yazsalar hit almazlar ama bel altına indiler mi reytingleri tavan. Demek ki bu piyasada geçer akçe bu. Nasıl müzik piyasasında bir yerini açıp, klip çekmeden sanatçı olunamıyorsa bu piyasa da ünlü bir blogcu olmak için kelimelerin fermuarını açmak gerek belki de. O artık her yazarın kendi tercihine, tıynetine kalmış.

Bakalım deneyelim bu yazı kaç hit alacak mesela? Şimdi gerekli kelimelerimizi koyuyoruz postumuzun içine. Okuyun bakalım bir yerleriniz şişecek mi? İşte sihirli reçeteniz hazır. Hayırlı olur mu? Pek sanmam ama hayırlısı neyse o olsun...

1- On kere "erkek cinsel organı" bir kaç farklı ifade şekliyle eksiksiz zikredin.
2- Bir o kadar "kadın cinsel organı" ekleyin ama argosu  olsun mutlaka.
3- Cinsel eylem içeren küfürler koyun içine. Sin Kaf edebiyatı yapın.
4- Vermek, almak, içmek, mıçmak türü eylemlerden bahsedin.
5- Afilli bir resim hatun resmi bulun, blogun girişine güzelce ekleyin.
6- Cinsel pozisyonlardan bahsedin. Ekstrem olanlar daha çok ilgi çekebilir.
7- Kadınsanız erkek argosu iyi hit alır, bol bol cümle içinde a.q kullanın.
8- Röntgencilik,  dikiz duygularını kışkırtan ifadeler, soru cümleleri işe yarar.
9- Okuyuculardan bir kısmını yanınıza alırken, bir kısmına da hakaret edin.

Oldu mu?


Bayramlık ağzımı açmamam lazım ama madem bayram geldi açayım. Nedir bizim toplumdaki gereksiz eleştiri hastalığı anlamıyorum. Üstelik eleştirisini yaptıklarımız bizatihi ya yaptıklarımız ya da baktıklarımız oluyor nedense.

-Tüüü terbiyesizler diye laf soktuğumuz insanların yaptıklarını yapabilmek için yana yakıla can atanlarımız var.

Bir kadın sokaktan az rahat bir giyimle geçiyor, mahallenin bütün kelli fellileri hatunun arkasından boynu yamulana kadar baktıktan sonra söylenir. "Edepsiz bu yahu, böylede giyinilir mi, ayıp diye bir şey var." Madem öyle bakma sen de kardeşim.

Bloglara bakıyorsunuz en çok hit alan yazılar bel altını usulünce işleyen yazılar ama yorumlarına bakıyorsun. "Ahlaksız, terbiyesiz, neler yazmışlar" E birader okuma o zaman. Sen search'e olmadık kelimeleri yazıyor da o blog sahibini maden tetkik arama gibi arayıp buluyorsan bundan dolayı neden başkasını suçluyorsun ki?

Kaç tane blog yazarı var tanıdığım, oturup adam gibi yazsalar hit almazlar ama bel altına indiler mi reytingleri tavan. Demek ki bu piyasada geçer akçe bu. Nasıl müzik piyasasında bir yerini açıp, klip çekmeden sanatçı olunamıyorsa bu piyasa da ünlü bir blogcu olmak için kelimelerin fermuarını açmak gerek belki de. O artık her yazarın kendi tercihine, tıynetine kalmış.

Bakalım deneyelim bu yazı kaç hit alacak mesela? Şimdi gerekli kelimelerimizi koyuyoruz postumuzun içine. Okuyun bakalım bir yerleriniz şişecek mi? İşte sihirli reçeteniz hazır. Hayırlı olur mu? Pek sanmam ama hayırlısı neyse o olsun...

1- On kere "erkek cinsel organı" bir kaç farklı ifade şekliyle eksiksiz zikredin.
2- Bir o kadar "kadın cinsel organı" ekleyin ama argosu  olsun mutlaka.
3- Cinsel eylem içeren küfürler koyun içine. Sin Kaf edebiyatı yapın.
4- Vermek, almak, içmek, mıçmak türü eylemlerden bahsedin.
5- Afilli bir resim hatun resmi bulun, blogun girişine güzelce ekleyin.
6- Cinsel pozisyonlardan bahsedin. Ekstrem olanlar daha çok ilgi çekebilir.
7- Kadınsanız erkek argosu iyi hit alır, bol bol cümle içinde a.q kullanın.
8- Röntgencilik,  dikiz duygularını kışkırtan ifadeler, soru cümleleri işe yarar.
9- Okuyuculardan bir kısmını yanınıza alırken, bir kısmına da hakaret edin.

Oldu mu?

İbram abiniz size kurban olsun

10 yorum:


L
afın gelişi, mesela dedik yani...
Maksadım bayramınızı kutlamaktır.

Kurban bayramında aman trafik terörüne kurban gitmeyin.Kim vurduya giden pek kolay gelemiyor geri. Dikkat edin kendinize, sevdiklerinize.
Sinirlerinize hâkim olun, birbirinizi elde bıçak varken incitmeyin. Neşeli, mutlu hoş ve güzel bir bayram geçirin.

Fakirleri, ihtiyaç sahiplerini kollayın gözetin. Kurbanınızın derisine, gerisine, etine, kemiğine sahip çıkın. Yerine ulaştığından emin olun. Kavurma yaparsanız bana da gönderin.

Ben gidiyorum müsaadenizle, siz kalanlar sağlıcakla ve esen kalın. Bayram sonrası görüşmek üzere sevgili okuryazar hatta üstüne yorum bile yapar dostlarım.

Böyle gelmiş, şöyle gitmez bu dünya.
Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip etsin Mevla...
Kimine kuzu, kimine danası, kimine de bayram bahanesiyle Maldiv adası.

Dım dım, dırı dım dım...



L
afın gelişi, mesela dedik yani...
Maksadım bayramınızı kutlamaktır.

Kurban bayramında aman trafik terörüne kurban gitmeyin.Kim vurduya giden pek kolay gelemiyor geri. Dikkat edin kendinize, sevdiklerinize.
Sinirlerinize hâkim olun, birbirinizi elde bıçak varken incitmeyin. Neşeli, mutlu hoş ve güzel bir bayram geçirin.

Fakirleri, ihtiyaç sahiplerini kollayın gözetin. Kurbanınızın derisine, gerisine, etine, kemiğine sahip çıkın. Yerine ulaştığından emin olun. Kavurma yaparsanız bana da gönderin.

Ben gidiyorum müsaadenizle, siz kalanlar sağlıcakla ve esen kalın. Bayram sonrası görüşmek üzere sevgili okuryazar hatta üstüne yorum bile yapar dostlarım.

Böyle gelmiş, şöyle gitmez bu dünya.
Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip etsin Mevla...
Kimine kuzu, kimine danası, kimine de bayram bahanesiyle Maldiv adası.

Dım dım, dırı dım dım...

Eti-ket7

Hiç yorum yok:


Zalimin zulmü varsa  mazlum da fırsat kolluyordur. (ne yazık ki bu çoğu zaman böyledir), 


Zalimin zulmü varsa  mazlum da fırsat kolluyordur. (ne yazık ki bu çoğu zaman böyledir), 

Eti-ket8

Hiç yorum yok:


Yazılarımı araklayıp bir de kendi adını yazarak yayınlayan arkadaşlar: "El tarağı ile saç taranmaz" deyimi utanmanız için yeter sanırım. Kendi şeyiniz yok mu sizin?


Yazılarımı araklayıp bir de kendi adını yazarak yayınlayan arkadaşlar: "El tarağı ile saç taranmaz" deyimi utanmanız için yeter sanırım. Kendi şeyiniz yok mu sizin?

Buyur burdan yak...

19 yorum:



Geçenlerde bir arkadaşımızın başına geldi. Yazılarının içerik olarak kopyalanması olayını hatırlarsınız. Hiç hoş değil, çok tatsız bir olay. Bu konuda yazan çizen olduğu ve benim de görüşlerim "çırılçıplak" belli olduğu için fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Yazılarımın beğenilmesinden hoşlanıyorum, insanlarca paylaşılmasından da. Ancak tüm bunları yaparken nezaket kabilinden de olsa adımın veya nickimin referans verilmesi gerekmez mi? Gerekmiyor bazı insanlara göre. Ancak kanunlar öyle demiyor ve ciddi yaptırımları var. Biliyorsunuz, burada boşuna saymayalım .

Bugün eski yazılarımı (siz burada hiç okumadınız onları) karıştırırken bir kaç satırını google'a pasteledim. Ama ne göreyim. Yazılarım kesilip biçilmekle, değiştirilmekle kalmamış. Bir de altına imza atılmış. Üstelik imza atılmakla da kalmamış bir kaç kişi de alıntılayıp yazıların altına imza atan arkadaşa "jest" yapmışlar. Yani yazdıklarımı araklayıp imzalayan kişi, telif hakkına saygı gösteren birkaç blog sahibi tarafından adeta ödüllendirilmiş. Tabi onların suçu yok. Eser sahibi "San"dıkları kişiye hürmette kusur etmemişler.

Şimdi ne yapmam lazım?
Düşündüm. İlgili sitelere birer mail attım. Gerekli düzeltmeyi yapmaları için. Bir müddet sonra da eski yazılarımı yeniden yayınlamaya başlayacağım. Hepsi daha önce "geocities ve diğer bir kaç sitenin" kayıtlarında var. Emeğe saygı göstermeyenleri gördüm ama emeğine saygı gösterilen bir "(ç)alıntı üstadını" da yeni duyuyor, yeni görüyorum.

Kendisini bulursam en kısa sürede tebrik edip, araklayıp tahrif ettiği yazılarımı sitemde yayınlamak için izin isteyeceğim. Vay be... Erbabı yaparsa yorgan bile titremez diye boşuna dememişler. Yıllardır uyuyormuşum. Uyandıran "google" sağolsun.

Fatihin fedaisi Kara murat geliyor:) savulun bre melunlar...

HAMİŞ:
*Yakalarsam napıcamı ben biliyorum  ama yakalayamazsam da bedduam tutar, başınıza resimdeki gibi bi  olay gelebilir. Allah korusun.



Geçenlerde bir arkadaşımızın başına geldi. Yazılarının içerik olarak kopyalanması olayını hatırlarsınız. Hiç hoş değil, çok tatsız bir olay. Bu konuda yazan çizen olduğu ve benim de görüşlerim "çırılçıplak" belli olduğu için fazla bir şey söylemeye gerek yok.

Yazılarımın beğenilmesinden hoşlanıyorum, insanlarca paylaşılmasından da. Ancak tüm bunları yaparken nezaket kabilinden de olsa adımın veya nickimin referans verilmesi gerekmez mi? Gerekmiyor bazı insanlara göre. Ancak kanunlar öyle demiyor ve ciddi yaptırımları var. Biliyorsunuz, burada boşuna saymayalım .

Bugün eski yazılarımı (siz burada hiç okumadınız onları) karıştırırken bir kaç satırını google'a pasteledim. Ama ne göreyim. Yazılarım kesilip biçilmekle, değiştirilmekle kalmamış. Bir de altına imza atılmış. Üstelik imza atılmakla da kalmamış bir kaç kişi de alıntılayıp yazıların altına imza atan arkadaşa "jest" yapmışlar. Yani yazdıklarımı araklayıp imzalayan kişi, telif hakkına saygı gösteren birkaç blog sahibi tarafından adeta ödüllendirilmiş. Tabi onların suçu yok. Eser sahibi "San"dıkları kişiye hürmette kusur etmemişler.

Şimdi ne yapmam lazım?
Düşündüm. İlgili sitelere birer mail attım. Gerekli düzeltmeyi yapmaları için. Bir müddet sonra da eski yazılarımı yeniden yayınlamaya başlayacağım. Hepsi daha önce "geocities ve diğer bir kaç sitenin" kayıtlarında var. Emeğe saygı göstermeyenleri gördüm ama emeğine saygı gösterilen bir "(ç)alıntı üstadını" da yeni duyuyor, yeni görüyorum.

Kendisini bulursam en kısa sürede tebrik edip, araklayıp tahrif ettiği yazılarımı sitemde yayınlamak için izin isteyeceğim. Vay be... Erbabı yaparsa yorgan bile titremez diye boşuna dememişler. Yıllardır uyuyormuşum. Uyandıran "google" sağolsun.

Fatihin fedaisi Kara murat geliyor:) savulun bre melunlar...

HAMİŞ:
*Yakalarsam napıcamı ben biliyorum  ama yakalayamazsam da bedduam tutar, başınıza resimdeki gibi bi  olay gelebilir. Allah korusun.

Eti-ket9

2 yorum:


Kadın vücudunda SUŞİ servisi başlamış ama biz en kısa zamanda lehmacun çiğ küfte adana dürüm ve tantuni servisine başlanmasını bekliyoruz. Bkunu çıkarmazsak olmaz


Kadın vücudunda SUŞİ servisi başlamış ama biz en kısa zamanda lehmacun çiğ küfte adana dürüm ve tantuni servisine başlanmasını bekliyoruz. Bkunu çıkarmazsak olmaz

Tek geçerim

5 yorum:


Aşk, sevda, sevmek ve sevdiğini kıskanmak üzerine onlarca söz, yüzlerce şiir vardır.
Ama ben kendimi bildim bileli aşağıdaki dörtlüğü tek geçerim.
Sevda bu mudur?
Bence budur...

"Ey benim bahtı yârim
Gönlümün tahtı yârim
Yüzünde "göz" izi var,
Sana kim baktı yârim?"

                              Karacaoğlan



Aşk, sevda, sevmek ve sevdiğini kıskanmak üzerine onlarca söz, yüzlerce şiir vardır.
Ama ben kendimi bildim bileli aşağıdaki dörtlüğü tek geçerim.
Sevda bu mudur?
Bence budur...

"Ey benim bahtı yârim
Gönlümün tahtı yârim
Yüzünde "göz" izi var,
Sana kim baktı yârim?"

                              Karacaoğlan

Eben ölsün cımtıstak, neredesin destancı?

4 yorum:


Çıktığı günden beri Org'la çalınan müziklerden pek hoşlanmam. Aslında hoşlanmadığım Org'un her çalgının sesini verebilmesi değil de, adına Ritim dedikleri her şarkının arka fonuna "olmazsa olmaz" kabilinden konulan "cım tıs tak" sesleri.

Üç şarkıyı, türküyü üst üste aynı "cımtıstak"larla dinleyince zaten olayın sadece "cımtıstak"tan ibaret olduğunu düşünüyorsunuz oysa yanılıyorsunuz. Aynı şarkı, türküyü gitar, piyano veya saz ile dinleyince özgünlüğü yakalayabiliyorsunuz. Biz çok sesliliği de "gürültü" olarak anladık sanırsam ve her zamanki gibi yine yanıldık.

Tüketerek var olmaya çalışan toplumumuzda yeni bir trend de elde malzeme kalmayınca eski şarkıları türküleri Pop müzik çalgıları ve ritimleri ile söylemek. Bazı sanatçılar bunu "Nostalji" adı altında gayet iyi bir şekilde icra edebiliyor "Candan ERÇETİN" gibi . Ancak özellikle yeni yetmelerin her eski şarkı türküyü bulup, eşeği boyayıp babasına satan uyanık Kayserili tüccar gibi "cımtıstak"layıp bize kakalaması pek de hoş olmuyor.

Hadi buna bile katlanacağız ama bir de insan "cımtıstak"ladığı müziğin sözlerine bir bakar yahu. Eski bir türkü vardı "iyi günün dostu zor günde hani?" diye. Bu türkü'de halay çeker oynardı folklor ekibi "İzzet ALTINMEŞE" türküyü ağlamaklı gözlerle söylerken. Biz de arkadaşlara güler misin, ağlar mısın der gülerdik.

Ablamız Türkü'yü "cımtıslak"lamış. "Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa" diyor demesine de; Klipte binmiş yarı çıplak bir limuzine, diskoda diğer kızlar, herkes göbek atıyor. Hani "vermem seni ellere" derken, diskodaki herkese potansiyel "veresim var" tarzı bir yaklaşım sergileniyor.

Haydi, bakalım eller havaya "cımtıstak cımtıstak" Hey onbeşli, onbeşli / Onbeşliler gidiyor kızların gözü yaşlı" (kıvır, yandan, oh, oh.)
-Ulan gözünüz kör olmasın
o türkü Çanakkale savaşlarında artık 15 yaşındaki delikanlıların da askere alınması üzerine yazılmış. Bu türküde göbek mi atılır?
-Olsun artık pop yaptık ya. Oh oh!

Eben ölsün "cımtıstak" , nenen ölsün "oh yandan" nedir yavrum bu rezalet. Her hoş melodi kıvrak ve oynak bir havaya çevrilmek zorunda mı? Dans edip, göbek attığınız türkülere bir dikkat edin yahu. Bunun Çanakkale'de Anzak koyunda ayinle başlayıp, faşingle günü bitiren Anzaklar'ın yaptıklarından ne farkı var? Her şeyi popüler kültüre kurban etmek zorunda mıyız?

Destancılar. Bugünün 3. sayfa haberlerini seçip dünün Türkiye'sinde "gazete pek ulaşmayan köy kahvelerinde" A3 ebadında gazete kağıdına bastırdıkları bir takım haberleri, dörtlükler halinde şiirlerle de süsleyip "1TL" gibi bir bedelle satan yurdum insanlarıydı.

"Fatma kızı, babası başlık parası için yaşlı bir adama satacak olmuş, kız da kaderine isyan edip sevdiği gençle kaçmış. Sonra bunları bulup, bir yerde vurarak öldürmüşler" örneğinden yola çıkıp; Ana sayfada kocaman bir "genç damat ve gelin resmi" ve iri puntolarla yazılmış dörtlükler halinde bu talihsiz çiftin hayat hikâyesini sunarlardı bizlere, destanımsı bir tatla...

Destancı, hazırladığı bir yapraklı gazetemsi dokümanın şiirlerini hem kahve kahve dolaşıp okur, hem de satmaya uğraşırdı. Ama en azından bir emek sarf eder, dramatik bir dil kullanır, olayı şiire döker, destana döker ve insanlara köy köy gezerek aktarır, para kazanmaya çalışırdı.

Günümüzde ise prof.lar bile "intihalle" prof oluyor. Başkalarının eserlerini çalıyor, "ben yazdım ben araştırdım" diyerek üzerine konuyor. Sanat eserlerinin ve sanatçıların durumu ise çok daha vahim. Şarkı örneğinde gördüğünüz gibi "birisinin gözü yaşlı, yüreği buruk" yazarak paylaştığı satırları, diğerleri göbek atarak "cımtıstak" ortamlarda üstüne yarı çıplak klipler çekerek icra-i sanat eyliyor.

Ne diyeyim. Eben ölsün "cımtıstak".



Çıktığı günden beri Org'la çalınan müziklerden pek hoşlanmam. Aslında hoşlanmadığım Org'un her çalgının sesini verebilmesi değil de, adına Ritim dedikleri her şarkının arka fonuna "olmazsa olmaz" kabilinden konulan "cım tıs tak" sesleri.

Üç şarkıyı, türküyü üst üste aynı "cımtıstak"larla dinleyince zaten olayın sadece "cımtıstak"tan ibaret olduğunu düşünüyorsunuz oysa yanılıyorsunuz. Aynı şarkı, türküyü gitar, piyano veya saz ile dinleyince özgünlüğü yakalayabiliyorsunuz. Biz çok sesliliği de "gürültü" olarak anladık sanırsam ve her zamanki gibi yine yanıldık.

Tüketerek var olmaya çalışan toplumumuzda yeni bir trend de elde malzeme kalmayınca eski şarkıları türküleri Pop müzik çalgıları ve ritimleri ile söylemek. Bazı sanatçılar bunu "Nostalji" adı altında gayet iyi bir şekilde icra edebiliyor "Candan ERÇETİN" gibi . Ancak özellikle yeni yetmelerin her eski şarkı türküyü bulup, eşeği boyayıp babasına satan uyanık Kayserili tüccar gibi "cımtıstak"layıp bize kakalaması pek de hoş olmuyor.

Hadi buna bile katlanacağız ama bir de insan "cımtıstak"ladığı müziğin sözlerine bir bakar yahu. Eski bir türkü vardı "iyi günün dostu zor günde hani?" diye. Bu türkü'de halay çeker oynardı folklor ekibi "İzzet ALTINMEŞE" türküyü ağlamaklı gözlerle söylerken. Biz de arkadaşlara güler misin, ağlar mısın der gülerdik.

Ablamız Türkü'yü "cımtıslak"lamış. "Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa" diyor demesine de; Klipte binmiş yarı çıplak bir limuzine, diskoda diğer kızlar, herkes göbek atıyor. Hani "vermem seni ellere" derken, diskodaki herkese potansiyel "veresim var" tarzı bir yaklaşım sergileniyor.

Haydi, bakalım eller havaya "cımtıstak cımtıstak" Hey onbeşli, onbeşli / Onbeşliler gidiyor kızların gözü yaşlı" (kıvır, yandan, oh, oh.)
-Ulan gözünüz kör olmasın
o türkü Çanakkale savaşlarında artık 15 yaşındaki delikanlıların da askere alınması üzerine yazılmış. Bu türküde göbek mi atılır?
-Olsun artık pop yaptık ya. Oh oh!

Eben ölsün "cımtıstak" , nenen ölsün "oh yandan" nedir yavrum bu rezalet. Her hoş melodi kıvrak ve oynak bir havaya çevrilmek zorunda mı? Dans edip, göbek attığınız türkülere bir dikkat edin yahu. Bunun Çanakkale'de Anzak koyunda ayinle başlayıp, faşingle günü bitiren Anzaklar'ın yaptıklarından ne farkı var? Her şeyi popüler kültüre kurban etmek zorunda mıyız?

Destancılar. Bugünün 3. sayfa haberlerini seçip dünün Türkiye'sinde "gazete pek ulaşmayan köy kahvelerinde" A3 ebadında gazete kağıdına bastırdıkları bir takım haberleri, dörtlükler halinde şiirlerle de süsleyip "1TL" gibi bir bedelle satan yurdum insanlarıydı.

"Fatma kızı, babası başlık parası için yaşlı bir adama satacak olmuş, kız da kaderine isyan edip sevdiği gençle kaçmış. Sonra bunları bulup, bir yerde vurarak öldürmüşler" örneğinden yola çıkıp; Ana sayfada kocaman bir "genç damat ve gelin resmi" ve iri puntolarla yazılmış dörtlükler halinde bu talihsiz çiftin hayat hikâyesini sunarlardı bizlere, destanımsı bir tatla...

Destancı, hazırladığı bir yapraklı gazetemsi dokümanın şiirlerini hem kahve kahve dolaşıp okur, hem de satmaya uğraşırdı. Ama en azından bir emek sarf eder, dramatik bir dil kullanır, olayı şiire döker, destana döker ve insanlara köy köy gezerek aktarır, para kazanmaya çalışırdı.

Günümüzde ise prof.lar bile "intihalle" prof oluyor. Başkalarının eserlerini çalıyor, "ben yazdım ben araştırdım" diyerek üzerine konuyor. Sanat eserlerinin ve sanatçıların durumu ise çok daha vahim. Şarkı örneğinde gördüğünüz gibi "birisinin gözü yaşlı, yüreği buruk" yazarak paylaştığı satırları, diğerleri göbek atarak "cımtıstak" ortamlarda üstüne yarı çıplak klipler çekerek icra-i sanat eyliyor.

Ne diyeyim. Eben ölsün "cımtıstak".

Eti-ket10

Hiç yorum yok:


1 durumun değiştirilmesi gerekiyor. 1 yorumun değiştirilmesi gerekiyor... Gerekmiyor güzelim elleme kalsın. ben durumdan da yorumdan da memnunum. bana senden başka hiçbir şey gerekmiyor.


1 durumun değiştirilmesi gerekiyor. 1 yorumun değiştirilmesi gerekiyor... Gerekmiyor güzelim elleme kalsın. ben durumdan da yorumdan da memnunum. bana senden başka hiçbir şey gerekmiyor.

Hoşafın yağı kesildi

5 yorum:


Y
eniçerinin mızmızlığının boyutunu gösteren bir deyimdir bu ve ben çok severim.

Eskiden (Osmanlı imparatorluğunda askerde) pilavın arkasından aynı kazanda pişen hoşaflar devlette yapılan iyileştirmeler ve yeni malzeme alımları neticesinde ayrı kazanlarda pişirilince, pilavın bulaşığından üstünde yağ olan hoşaflar, pırıl pırıl çıkmaya başlamış.

Ama yeniçeri "hoşafın yağını kestiler" diye ayaklanmakta mahzur görmemiş.

İşte bazen iyilik yaparsın ama memnun edemezsin bazılarını. Ne yapsan, ne etsen yaranamazsın bazı insanlara. Boşuna dememişler "kaç sevaptan, kurtul günahtan diye...


Y
eniçerinin mızmızlığının boyutunu gösteren bir deyimdir bu ve ben çok severim.

Eskiden (Osmanlı imparatorluğunda askerde) pilavın arkasından aynı kazanda pişen hoşaflar devlette yapılan iyileştirmeler ve yeni malzeme alımları neticesinde ayrı kazanlarda pişirilince, pilavın bulaşığından üstünde yağ olan hoşaflar, pırıl pırıl çıkmaya başlamış.

Ama yeniçeri "hoşafın yağını kestiler" diye ayaklanmakta mahzur görmemiş.

İşte bazen iyilik yaparsın ama memnun edemezsin bazılarını. Ne yapsan, ne etsen yaranamazsın bazı insanlara. Boşuna dememişler "kaç sevaptan, kurtul günahtan diye...

Önce elindekini cebine koy! / Hatıra defterimden

6 yorum:


Bir alacak davasında başıma geldi ve nasıl davranmam gerektiğini rahmetli babam öğretti bunu. Yani "elindekini cebine koymayı"

Zor bir durumdu.
Bayağı büyükçe bir kaç "binS dolarlık" bir rakam. Bir kısmını almıştım ama adam sallıyor gerisini. Babamla gittik parayı istemeye. Adam paranın bir kısmını verdi ama yine borcu kaldı bir miktar daha. Ben ise bıkmıştım bu durumdan, sürekli gel git, iste sinirlerim harap olmuştu.

Aklımca takıntı kaldı diye posta koydum adama. Elimde paralar sinirli sinirli söyleniyorum. "Olmaz ki hep vercem diyorsun, vermiyorsun" vs vs. Adam ani bir hareketle pat diye çekti aldı paraları elimden.

-"Vermiyorum ya, git. Ne yaparsan yap, mahkemeye ver, icraya ver" dedi. Ben dondum kaldım. Elimden ciddi bir rakam uçtu gitti bir anda.

Birden babam girdi araya, önce sertçe beni azarladı. "Saygısızlık etme ne biçim konuşuyorsun abinle" falan dedi. Sonra kibarca aldı parayı adamın elinden ve sakinleştik karşılıklı olarak. Öğleden sonra da gittik, paranın geri kalanını aldık.

Adamın dükkânından ayrılırken babam öyle diyordu.
-"Salak oğlum, birine posta koyacaksan, önce parayı cebine koymayı öğren. Postayı dilediğin zaman koyarsın."

O gün bu gün, bir alacak söz konusu olduğunda ortaya ufacık bir kâğıt para bile düşse ; önce cebe indiriyorum parayı. Sonra "bu yetmez, falan fıstık" diyorum.

Demek ki neymiş: "Büyük sözü dinlemek iyiymiş"...



Bir alacak davasında başıma geldi ve nasıl davranmam gerektiğini rahmetli babam öğretti bunu. Yani "elindekini cebine koymayı"

Zor bir durumdu.
Bayağı büyükçe bir kaç "binS dolarlık" bir rakam. Bir kısmını almıştım ama adam sallıyor gerisini. Babamla gittik parayı istemeye. Adam paranın bir kısmını verdi ama yine borcu kaldı bir miktar daha. Ben ise bıkmıştım bu durumdan, sürekli gel git, iste sinirlerim harap olmuştu.

Aklımca takıntı kaldı diye posta koydum adama. Elimde paralar sinirli sinirli söyleniyorum. "Olmaz ki hep vercem diyorsun, vermiyorsun" vs vs. Adam ani bir hareketle pat diye çekti aldı paraları elimden.

-"Vermiyorum ya, git. Ne yaparsan yap, mahkemeye ver, icraya ver" dedi. Ben dondum kaldım. Elimden ciddi bir rakam uçtu gitti bir anda.

Birden babam girdi araya, önce sertçe beni azarladı. "Saygısızlık etme ne biçim konuşuyorsun abinle" falan dedi. Sonra kibarca aldı parayı adamın elinden ve sakinleştik karşılıklı olarak. Öğleden sonra da gittik, paranın geri kalanını aldık.

Adamın dükkânından ayrılırken babam öyle diyordu.
-"Salak oğlum, birine posta koyacaksan, önce parayı cebine koymayı öğren. Postayı dilediğin zaman koyarsın."

O gün bu gün, bir alacak söz konusu olduğunda ortaya ufacık bir kâğıt para bile düşse ; önce cebe indiriyorum parayı. Sonra "bu yetmez, falan fıstık" diyorum.

Demek ki neymiş: "Büyük sözü dinlemek iyiymiş"...

Eti-ket12

Hiç yorum yok:


Bekareti giden erkeklerin de çükünün bir parçası düşüyor olsaydı. merak ediyorum bekaret kontrolünü bu kadar kolay savunabilir miydi hemcinslerimizin bazıları?


Bekareti giden erkeklerin de çükünün bir parçası düşüyor olsaydı. merak ediyorum bekaret kontrolünü bu kadar kolay savunabilir miydi hemcinslerimizin bazıları?

Ben eskiden -2 / Hatıra defterimden

9 yorum:


Ben eskiden kalpten kalbe bir yol olduğuna inanırdım. Kalp bağının da fiziksel bir şey olabileceğini düşünürdüm.
B
en eskiden sol ayağımı ve sol elimi çok iyi kullanırdım. Hala sol elim iyi bıçak tutar ve fareyi iki elimle kullanırım.
Ben eskiden kâğıt ve kalemimle yatağa girer, karanlıkta şiirler yazardım.
B
en eskiden ve hala sabahları çok pis rüya görürüm. Bir saate yakın sürer neredeyse dizi film gibi. Bu yüzden işe hep geç kalırım ve kimse rüyalarımı dinlemek istemez.
B
en eskiden şiir yazmayı babamın hatıra defterini okurken keşfettim. Hiç konuşmadık bu konuyu ama rahmetli de şiir yazarmış.
B
en eskiden ortaokulda çöp adamlar çizerdim defterime ve çöp kadınlar. Üstelik muzır içerikte. Tao mu biliyorduk azizim.
B
en eskiden her dersin defter kapağına o derse özel şiirler yazardım. Üstelik hepsi ölümle biterdi ne hikmetse. Matematik hocam "matematiğin ruhuna Fatiha" okumuşsun demişti şiiri okuyunca.
B
en eskiden wc'den sonra sınava girersem 1 not daha yüksek alırdım. Bu yüzden ders çalışmak yerine kesme şeker ve wc deneyimlerimle +1 puan almışımdır her yazılıdan...
B
en eskiden tüm dünyanın konuşacağı ortak bir dil hayali kurardım. Bir de su ile çalışan otomobiller çizmiştim defterime. Buluş Bill olacak adammışım hakkımı yemişler.
B
en eskiden ergenlik sonrası günahlarım çok artıyor diyerek bir İngiliz kızla evlenip onu Müslüman yaparak cennette bir köşe kapmayı planlardım. Kazın ayağı öyle değilmiş...
B
en eskiden bir şiir kitabım olsun isterdim. Oldu da yıllar önce, sonra birikenleri bir yayınevi para verene kadar basmamaya karar verdim. Hala da keşfedilmeyi bekliyorum.
B
en eskiden FM kanalları yokken, polis radyosunda arabesk ve kısa dalgadan siyasi yasaklı şarkılar dinlerdim.
B
en eskiden iyi kahve pişirir, iyi çay demler iyi yatak toplar, kötü yemek pişirirdim. Hâlâ da öyleyim.
B
en eskiden çoraplarımı nereye çıkardım diye aramaktan nefret ederdim. Hâlâ evlerde çorapları "basket" diye içine atabileceğimiz bir kutu olsa diye düşünürüm.
B
en eskiden elime aldığım bir kitabın veya okuduğum bir yazının en sakıncalı içeriğini şıp diye bulurdum. Hala da buluyorum ama işe yarar yerleri konusunda aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.
B
en eskiden bir gün "ay üssü alfa"da yaşamayı ümit ederdim. Sonra baktım o işlerde bir numara yok.
B
en eskiden ellerimle suyu dökülüyor diye şeftali, kılçığı batıyor diye bazı balıkları yiyemezdim.
B
en eskiden evcil hayvanları çok severdim. Kuş gribinden sonra ise tüm hayvanlardan tırstım.
B
en eskiden bir çocuk yuvası ya da yaşlılar evi işletmeyi düşlerdim. Hala da düşlüyorum.
B
en eskiden hiç yakışıklı değildim.
                       hâlâ da değilim. o yüzden hiç yakışık almaz şeyler yapabilirim.
 





Ben eskiden kalpten kalbe bir yol olduğuna inanırdım. Kalp bağının da fiziksel bir şey olabileceğini düşünürdüm.
B
en eskiden sol ayağımı ve sol elimi çok iyi kullanırdım. Hala sol elim iyi bıçak tutar ve fareyi iki elimle kullanırım.
Ben eskiden kâğıt ve kalemimle yatağa girer, karanlıkta şiirler yazardım.
B
en eskiden ve hala sabahları çok pis rüya görürüm. Bir saate yakın sürer neredeyse dizi film gibi. Bu yüzden işe hep geç kalırım ve kimse rüyalarımı dinlemek istemez.
B
en eskiden şiir yazmayı babamın hatıra defterini okurken keşfettim. Hiç konuşmadık bu konuyu ama rahmetli de şiir yazarmış.
B
en eskiden ortaokulda çöp adamlar çizerdim defterime ve çöp kadınlar. Üstelik muzır içerikte. Tao mu biliyorduk azizim.
B
en eskiden her dersin defter kapağına o derse özel şiirler yazardım. Üstelik hepsi ölümle biterdi ne hikmetse. Matematik hocam "matematiğin ruhuna Fatiha" okumuşsun demişti şiiri okuyunca.
B
en eskiden wc'den sonra sınava girersem 1 not daha yüksek alırdım. Bu yüzden ders çalışmak yerine kesme şeker ve wc deneyimlerimle +1 puan almışımdır her yazılıdan...
B
en eskiden tüm dünyanın konuşacağı ortak bir dil hayali kurardım. Bir de su ile çalışan otomobiller çizmiştim defterime. Buluş Bill olacak adammışım hakkımı yemişler.
B
en eskiden ergenlik sonrası günahlarım çok artıyor diyerek bir İngiliz kızla evlenip onu Müslüman yaparak cennette bir köşe kapmayı planlardım. Kazın ayağı öyle değilmiş...
B
en eskiden bir şiir kitabım olsun isterdim. Oldu da yıllar önce, sonra birikenleri bir yayınevi para verene kadar basmamaya karar verdim. Hala da keşfedilmeyi bekliyorum.
B
en eskiden FM kanalları yokken, polis radyosunda arabesk ve kısa dalgadan siyasi yasaklı şarkılar dinlerdim.
B
en eskiden iyi kahve pişirir, iyi çay demler iyi yatak toplar, kötü yemek pişirirdim. Hâlâ da öyleyim.
B
en eskiden çoraplarımı nereye çıkardım diye aramaktan nefret ederdim. Hâlâ evlerde çorapları "basket" diye içine atabileceğimiz bir kutu olsa diye düşünürüm.
B
en eskiden elime aldığım bir kitabın veya okuduğum bir yazının en sakıncalı içeriğini şıp diye bulurdum. Hala da buluyorum ama işe yarar yerleri konusunda aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.
B
en eskiden bir gün "ay üssü alfa"da yaşamayı ümit ederdim. Sonra baktım o işlerde bir numara yok.
B
en eskiden ellerimle suyu dökülüyor diye şeftali, kılçığı batıyor diye bazı balıkları yiyemezdim.
B
en eskiden evcil hayvanları çok severdim. Kuş gribinden sonra ise tüm hayvanlardan tırstım.
B
en eskiden bir çocuk yuvası ya da yaşlılar evi işletmeyi düşlerdim. Hala da düşlüyorum.
B
en eskiden hiç yakışıklı değildim.
                       hâlâ da değilim. o yüzden hiç yakışık almaz şeyler yapabilirim.
 



Eti-ket13

2 yorum:


Erkek milleti koyun gibi kadın ister ama her kadın ya kaplan gibidir ya da arslan. Kurda kuşa yem olmazsın ancak arslanlar yer başının etini...


Erkek milleti koyun gibi kadın ister ama her kadın ya kaplan gibidir ya da arslan. Kurda kuşa yem olmazsın ancak arslanlar yer başının etini...

Eti-ket14

3 yorum:


Bize kalsa bir Allah'ın kulunu cennete sokmayız. Özür dilerim canım. Özür dilicen şeyi niye yapıyon Haşmet. Yarabbim diyo mu ey kulum niye gelip gelip tövbe ediyon diye..


Bize kalsa bir Allah'ın kulunu cennete sokmayız. Özür dilerim canım. Özür dilicen şeyi niye yapıyon Haşmet. Yarabbim diyo mu ey kulum niye gelip gelip tövbe ediyon diye..

Eti-ket15

Hiç yorum yok:


bir erkek koyun diyorsa koyun diyordur soyun diyorsa da soyun oysa bir kadın koyun diyorsa gir koynuma diyor olabileceği gibi soyun deyince de hay ben senin sülaleniiii demiş de olabilir.


bir erkek koyun diyorsa koyun diyordur soyun diyorsa da soyun oysa bir kadın koyun diyorsa gir koynuma diyor olabileceği gibi soyun deyince de hay ben senin sülaleniiii demiş de olabilir.

Islak imza ve ıslak don

8 yorum:


Malumunuz demokratik açılımla, irticaya önlem planı haberleri at başı gidiyor. Ha bir de domuz gribi var gündemimizde. Ben de bu konuda yazmasam olmaz demiyorum, yazmıyorum hatta. Ancak bir başka gelişmeden sizleri haberdar etmek istedim.

Hani nette başına gelenler bilir. Hayran kitleniz arttıkça size gıcık olanların sayısında da artış olur. Herkes kümeste “elde var 1” saydığı tavuğunu kıskanır veya sizi “elde 1” görmeye ve hareketlerinizi denetim altına almaya, sahiplenmeye başlar.

Ayrıca maziden gelen birileri, sizi irdeler kurcalar, hesap sorar, aba altından yaba gösterir. İşte son 1 aydır paparazzi bültenlerine düştü mü bilmem de "ibramın kimliğini açıklıyoruz" İbram o değil de budur. "En hakiki İbram bizim İbram" kabilinden ufak tefek mailler alan yorumcularım olmuş. Ben de bu vesile ile bir açıklama yapayım istedim.



Efendim bendeniz hiç bir zaman kimliğimi saklama gayretinde olmadım. Ancak "The İbrahim Ortach" kimliğinin sanal, fake bir kimlik olduğunu her fırsatta söyledim, yazdım. Hatta merak edip soran her Allah'ın kuluna da kimliğimi açıklamakta sakınca görmedim. Bu yüzden “ha… hımmm…” diyerek, karasularımdan pupa yelken başka ufuklara giden birçok hayranım da oldu. Gitmelerinde de bir beis görmedim. Beklentileri farklı olanların, "Ne umdum ne buldum" demeleri de en doğal hakları efendim. Ne yapsınlar ağzında dişi kesmeyen, kafeste kuşu ötmeyen şu garip ihtiyarı…

Sözün özü ekli resimde de görülebileceği üzere "İbrahim Ortach"ı takdim eden mailler almışsanız "ıslak imzalıdır" efendim. Yani kuvvetle muhtemel bir kuyruk acısı kaynaklıdır ve referanslanan diğer blog da bana aittir. Ama sizin merakınız varsa olayın aslını bana sorabilirsiniz. Ben size söylerim zaten. Bugüne kadar soran herkese söylediğim gibi.

"İbrahim Ortach" profil güncellemesinde de görüleceği üzere hepinizin abisi, amcası, dayısı , halası teyzesi olabilir. Hatta sevdiğiniz bir insan da olabilir ama sevgiliniz olamaz çünkü her ne kadar arada acıkan geyiklerinize yem atmış olsa bile İbrahim’in gönlü giriş ve çıkışlara kapalıdır efendim. Boşuna girmeye uğraşmayın, girip de çıkamamak da var işin içinde.

Arada sırada dünür gönderip, "Ulan İbram seni evlendirelim, dünyada mürüvvetini görmeden gözümüz arkada gitmeyelim. Öteki hatunlar da bize kalsın" diyenler oluyor. Bir çift sözüm de onlara: "Bütün gönül koyduğunuz hatunlar sizin olabilir. Gözü olanın gözü çıksın."

Zaten İbram abinizin çoluk, çocuk çombalaktan oluşan yeterli sayıda sevgilisi vardır. Yenisine de gerek yoktur. Ayrıca mer'i kanunlar buna müsait de değildir efendim. Akımız, partimiz bu işi de demokratik bir açılımla hallederse, haber verin ben de izin alıp, tekliflere açılayım...

Son söz olarak, kimse yazılarımızı, şiirlerimizi felam okuyup, yanıp tutuşmasın. Neticede yüreğimizdekileri paylaşıma açtık burda kendimizi değil. Ayh, Oghhh!" İpram bana şiir yazmış, âşık olmuş, içi geçmiş felam sanmasın efendim. Bildiğiniz gibi arada serseriliğim tutuyorsa da kimsenin tavuğuna kışş, buzzerine push demiyorum.

Anlaşıldığı üzere malum belgede ıslak imzanın sahibi "A.Dursun Çiçök olmasına karşın (sözümüz meclisten dışarı) bazılarının donunda gördüğü her ıslaklığın müsebbibi “The İbrahim Ortach” değildir efendim…

Saygılarımla


Malumunuz demokratik açılımla, irticaya önlem planı haberleri at başı gidiyor. Ha bir de domuz gribi var gündemimizde. Ben de bu konuda yazmasam olmaz demiyorum, yazmıyorum hatta. Ancak bir başka gelişmeden sizleri haberdar etmek istedim.

Hani nette başına gelenler bilir. Hayran kitleniz arttıkça size gıcık olanların sayısında da artış olur. Herkes kümeste “elde var 1” saydığı tavuğunu kıskanır veya sizi “elde 1” görmeye ve hareketlerinizi denetim altına almaya, sahiplenmeye başlar.

Ayrıca maziden gelen birileri, sizi irdeler kurcalar, hesap sorar, aba altından yaba gösterir. İşte son 1 aydır paparazzi bültenlerine düştü mü bilmem de "ibramın kimliğini açıklıyoruz" İbram o değil de budur. "En hakiki İbram bizim İbram" kabilinden ufak tefek mailler alan yorumcularım olmuş. Ben de bu vesile ile bir açıklama yapayım istedim.



Efendim bendeniz hiç bir zaman kimliğimi saklama gayretinde olmadım. Ancak "The İbrahim Ortach" kimliğinin sanal, fake bir kimlik olduğunu her fırsatta söyledim, yazdım. Hatta merak edip soran her Allah'ın kuluna da kimliğimi açıklamakta sakınca görmedim. Bu yüzden “ha… hımmm…” diyerek, karasularımdan pupa yelken başka ufuklara giden birçok hayranım da oldu. Gitmelerinde de bir beis görmedim. Beklentileri farklı olanların, "Ne umdum ne buldum" demeleri de en doğal hakları efendim. Ne yapsınlar ağzında dişi kesmeyen, kafeste kuşu ötmeyen şu garip ihtiyarı…

Sözün özü ekli resimde de görülebileceği üzere "İbrahim Ortach"ı takdim eden mailler almışsanız "ıslak imzalıdır" efendim. Yani kuvvetle muhtemel bir kuyruk acısı kaynaklıdır ve referanslanan diğer blog da bana aittir. Ama sizin merakınız varsa olayın aslını bana sorabilirsiniz. Ben size söylerim zaten. Bugüne kadar soran herkese söylediğim gibi.

"İbrahim Ortach" profil güncellemesinde de görüleceği üzere hepinizin abisi, amcası, dayısı , halası teyzesi olabilir. Hatta sevdiğiniz bir insan da olabilir ama sevgiliniz olamaz çünkü her ne kadar arada acıkan geyiklerinize yem atmış olsa bile İbrahim’in gönlü giriş ve çıkışlara kapalıdır efendim. Boşuna girmeye uğraşmayın, girip de çıkamamak da var işin içinde.

Arada sırada dünür gönderip, "Ulan İbram seni evlendirelim, dünyada mürüvvetini görmeden gözümüz arkada gitmeyelim. Öteki hatunlar da bize kalsın" diyenler oluyor. Bir çift sözüm de onlara: "Bütün gönül koyduğunuz hatunlar sizin olabilir. Gözü olanın gözü çıksın."

Zaten İbram abinizin çoluk, çocuk çombalaktan oluşan yeterli sayıda sevgilisi vardır. Yenisine de gerek yoktur. Ayrıca mer'i kanunlar buna müsait de değildir efendim. Akımız, partimiz bu işi de demokratik bir açılımla hallederse, haber verin ben de izin alıp, tekliflere açılayım...

Son söz olarak, kimse yazılarımızı, şiirlerimizi felam okuyup, yanıp tutuşmasın. Neticede yüreğimizdekileri paylaşıma açtık burda kendimizi değil. Ayh, Oghhh!" İpram bana şiir yazmış, âşık olmuş, içi geçmiş felam sanmasın efendim. Bildiğiniz gibi arada serseriliğim tutuyorsa da kimsenin tavuğuna kışş, buzzerine push demiyorum.

Anlaşıldığı üzere malum belgede ıslak imzanın sahibi "A.Dursun Çiçök olmasına karşın (sözümüz meclisten dışarı) bazılarının donunda gördüğü her ıslaklığın müsebbibi “The İbrahim Ortach” değildir efendim…

Saygılarımla

Eti-ket15

Hiç yorum yok:


Biliyor musun? Ben seni unutmak için sevmedim der ya şarkı Acaba diyorum her gün yeniden sevebilmek için bu kadar sık unutuyor olabilir misin beni sevdiğim ?


Biliyor musun? Ben seni unutmak için sevmedim der ya şarkı Acaba diyorum her gün yeniden sevebilmek için bu kadar sık unutuyor olabilir misin beni sevdiğim ?

Eti-ket16

2 yorum:


Nerde benim Aids'e atın ölümü arpadan olsun Radyasyonlu çaya Türklere bişi olmaz diyen halkım. Domuz gribinden niye bu kadar tırstık. Milli duygularımız mı dejenere oldu?


Nerde benim Aids'e atın ölümü arpadan olsun Radyasyonlu çaya Türklere bişi olmaz diyen halkım. Domuz gribinden niye bu kadar tırstık. Milli duygularımız mı dejenere oldu?

Bir zamanlar ben / Hatıra defterimden

7 yorum:


*
Bir zamanlar ben istisnasız bütün bayan öğretmenlerimin gözdesiydim. İlkokul öğretmenimle sınıfımız ayrıldığında o benim için ağladı. Ben de onun için.

* Bir zamanlar Fen dersinde öğretmenim yanımda kim oturursa otursun kendisi oturmak için onu kaldırırdı.

* Bir zamanlar okuldan kusa kusa doktora gittim. Doktor babama içtiği bir şey dokunmuş dedi. Ben resim dersinde kızlara hava olsun diye suluboya kabındaki suyu içtiğimi söyleyemedim.

* Bir zamanlar platonik bir aşkla bağlandığım bir kızın evinin balkonuna içine taş koyarak bir "aşk mektubu" attım. Camları kırıldığı için bir daha oralardan geçemedim bile...

* Bir zamanlar sınıf öğretmenimiz sınıfın en tembeline beni örnek göstererek "bak bu çocuk ilerde büyük adam olacak ama sen aç kalacaksın" demişti. Ben kıt kanaat geçiniyorum ama o tembel çocuk şimdi milyoner...

* Bir zamanlar beyaz pantolon giyerek ilkokula gitmiştim. Sınıf arkadaşlarımdan biri "içine don giymemişsin İbram" dedi. "Ne alakası var ben büyüyünce balet olucam Necla" diyemedim. Pek bir utandım.

* Bir zamanlar kızlar sınıfta sigara içenleri "ben hariç" şikâyet ettiler. Ben sadece otlanmıştım ama arkadaşlar dayak yerken seyretmeme içerleyip, beni de ispiyonladılar. İnkâr etsem de diş arkasına ayna tutulup sarı nokta kontrolü yapıldığını o zaman öğrendim. Kızlarla hep birlikte çırpındık ama dayak yememi engelleyemedik.

* Bir zamanlar ben yüzme bilmediğim halde profesyonel bir yüzücüyü boğulmaktan kurtardım. Hatırlatın bir ara anlatırım.

* Bir zamanlar ben 12 Eylül’de üniversiteye başladım. Ön kayıt numaram 100'dü ve okulun rektörü önyüzbaşıydı. Üstelik sırayı çizmicem diye de taahhütname imzalamıştım.

* Bir zamanlar ben çok salakça trafik kazaları geçirdim. Hepsi trajik olabilirdi ama şansım yaver gitti aranızdayım. Bunları da anlatabilirim.

* Bir zamanlar ben kahverengi gözlü bir devdim.
   Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim.
   Bir zamanlar ben aklı başında biriydim...




*
Bir zamanlar ben istisnasız bütün bayan öğretmenlerimin gözdesiydim. İlkokul öğretmenimle sınıfımız ayrıldığında o benim için ağladı. Ben de onun için.

* Bir zamanlar Fen dersinde öğretmenim yanımda kim oturursa otursun kendisi oturmak için onu kaldırırdı.

* Bir zamanlar okuldan kusa kusa doktora gittim. Doktor babama içtiği bir şey dokunmuş dedi. Ben resim dersinde kızlara hava olsun diye suluboya kabındaki suyu içtiğimi söyleyemedim.

* Bir zamanlar platonik bir aşkla bağlandığım bir kızın evinin balkonuna içine taş koyarak bir "aşk mektubu" attım. Camları kırıldığı için bir daha oralardan geçemedim bile...

* Bir zamanlar sınıf öğretmenimiz sınıfın en tembeline beni örnek göstererek "bak bu çocuk ilerde büyük adam olacak ama sen aç kalacaksın" demişti. Ben kıt kanaat geçiniyorum ama o tembel çocuk şimdi milyoner...

* Bir zamanlar beyaz pantolon giyerek ilkokula gitmiştim. Sınıf arkadaşlarımdan biri "içine don giymemişsin İbram" dedi. "Ne alakası var ben büyüyünce balet olucam Necla" diyemedim. Pek bir utandım.

* Bir zamanlar kızlar sınıfta sigara içenleri "ben hariç" şikâyet ettiler. Ben sadece otlanmıştım ama arkadaşlar dayak yerken seyretmeme içerleyip, beni de ispiyonladılar. İnkâr etsem de diş arkasına ayna tutulup sarı nokta kontrolü yapıldığını o zaman öğrendim. Kızlarla hep birlikte çırpındık ama dayak yememi engelleyemedik.

* Bir zamanlar ben yüzme bilmediğim halde profesyonel bir yüzücüyü boğulmaktan kurtardım. Hatırlatın bir ara anlatırım.

* Bir zamanlar ben 12 Eylül’de üniversiteye başladım. Ön kayıt numaram 100'dü ve okulun rektörü önyüzbaşıydı. Üstelik sırayı çizmicem diye de taahhütname imzalamıştım.

* Bir zamanlar ben çok salakça trafik kazaları geçirdim. Hepsi trajik olabilirdi ama şansım yaver gitti aranızdayım. Bunları da anlatabilirim.

* Bir zamanlar ben kahverengi gözlü bir devdim.
   Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim.
   Bir zamanlar ben aklı başında biriydim...


Politika ve Teyemmüm / Hatıra defterimden

3 yorum:



Geçmişte bir dönem politikada da yer aldım. Gerçi kanım o işe bir türlü ısınmadı ve çok kısa zamanda bıraktım. Ancak politika özel yetenek isteyen bir alan ve sanıldığının aksine öyle herkesin de kolayca içine sindirip yapabileceği bir meslek olmadığı gibi, bazıların da dediği gibi kutsal bir vatan borcu da değil.

Yine de hor görmem. Gerçekten ciddi yetenek istiyor. En çok da pişkin olmanız gerekiyor. Kaybedince üzülmenin verdiği eziklik hissi bir yana, kazanınca bile çok geniş ve rahat bir insan olmanız gerekiyor. Her söylenen lafa kafanız takılıyorsa ve lafınızı sözünüzü ölçüp, biçip tartarak konuşuyorsanız işiniz zor. Yani kibar, naif, üzülen, kırılan ve duygusal biri iseniz aman politikadan uzak durun derim...

E
ski dönemlerden bir Belediye başkanı ile birlikteyiz. Ciddi su sıkıntısı var şehirde ve küçük yerde vatandaş durmadan sitem ediyor. Üstelik evlerin çoğunun üst katında su tankları veya hidroforları da yok. Bütün beklentiler belediye tarafından karşılanmak zorunda...

Bir vatandaş bizi durdurdu bir müddet su sıkıntısı ile ilgili derdini anlattıktan sonra, başkanının her şeye bir mazeret bulmasından sıkılmış olmalı ki az densizce ve azıcık da sinirle şu garip cümleyi kurdu...

-"R
eis bey, reis bey her gün sular kesiliyor, saatlerce gelmiyor. Artık su kesilir korkusundan sevişemiyoruz bile..."

Belediye başkanı ise hiç istifini bozmadı. Oldu da bitti maşallah der gibi ellerini birbirine vurdu ve:

-"Bundan sonra kuru sistem X iş yapacaksın Mehmet abi. Suya sabuna para vermeyeceksin" dedi. Adam donup kaldı ben gülmemek için kendimi zor tutarken başkan hem söylenip, hem gidiyordu...

"-Allah Allah teyemmüm diye birşey var" diyerek.







Geçmişte bir dönem politikada da yer aldım. Gerçi kanım o işe bir türlü ısınmadı ve çok kısa zamanda bıraktım. Ancak politika özel yetenek isteyen bir alan ve sanıldığının aksine öyle herkesin de kolayca içine sindirip yapabileceği bir meslek olmadığı gibi, bazıların da dediği gibi kutsal bir vatan borcu da değil.

Yine de hor görmem. Gerçekten ciddi yetenek istiyor. En çok da pişkin olmanız gerekiyor. Kaybedince üzülmenin verdiği eziklik hissi bir yana, kazanınca bile çok geniş ve rahat bir insan olmanız gerekiyor. Her söylenen lafa kafanız takılıyorsa ve lafınızı sözünüzü ölçüp, biçip tartarak konuşuyorsanız işiniz zor. Yani kibar, naif, üzülen, kırılan ve duygusal biri iseniz aman politikadan uzak durun derim...

E
ski dönemlerden bir Belediye başkanı ile birlikteyiz. Ciddi su sıkıntısı var şehirde ve küçük yerde vatandaş durmadan sitem ediyor. Üstelik evlerin çoğunun üst katında su tankları veya hidroforları da yok. Bütün beklentiler belediye tarafından karşılanmak zorunda...

Bir vatandaş bizi durdurdu bir müddet su sıkıntısı ile ilgili derdini anlattıktan sonra, başkanının her şeye bir mazeret bulmasından sıkılmış olmalı ki az densizce ve azıcık da sinirle şu garip cümleyi kurdu...

-"R
eis bey, reis bey her gün sular kesiliyor, saatlerce gelmiyor. Artık su kesilir korkusundan sevişemiyoruz bile..."

Belediye başkanı ise hiç istifini bozmadı. Oldu da bitti maşallah der gibi ellerini birbirine vurdu ve:

-"Bundan sonra kuru sistem X iş yapacaksın Mehmet abi. Suya sabuna para vermeyeceksin" dedi. Adam donup kaldı ben gülmemek için kendimi zor tutarken başkan hem söylenip, hem gidiyordu...

"-Allah Allah teyemmüm diye birşey var" diyerek.




Üşenmedim, başka şeyler de yazdım