* Günün Yazısı :

Tarhana çorbası nasıl pişirilmez?

6 yorum:

Sanırım ömrümde bir kez yemek pişirme deneyimim oldu. Hani kadınlar onlar için yemek pişiren erkekleri severler deselerde. Ben yerleri süpürürüm. Bulaşıkları yıkarım. Lavabo wc temizler, gerekirse çamaşır yıkarım ama ütüyle yemek yapmayı beceremem efendim.. Haberiniz olsun.
 
Ortaokul yılları, üst kat komşumuz ve aynı zamanda ingilizce kurs hocam olan Nermin ablayla birlikte kaldık bir kaç gün boyunca. Bizimkiler tatile gittiği için. O da en az ben kadar yemek konusunda acemi. Ne varsa getirdi. Hadi ben de çorba yapayım dedim. Annem yaparken görmüştüm. Ama benimki iğrenç bir çorba oldu ve yiyemedik haliyle. Buyrun tarifi.
 
Fazla bulaşık olmasın diye öncelikle tenceresinde pişirmek için ocağa koydum tencereyi. Sonra su ekledim üstüne ve ateşi yaktım.

Hiç beklemden yavaş pişsin ve şişsin diye tarhanaları da ekledim. Onun arkasından da karıştırmaya başladım kısık ateşte. Arada bir de tadına bakıyordum ama bi halta benzemiyor. Su tadı geliyordu ağzıma. Herhalde tuzdan dedim ekledim tuzu tadı bişeye benzeyene kadar ama benzemedi.
 
Sanırım kaynamaya başladıktan sonra biraz tadı gelmiş olacak ki, hah oldu dedim ben ama bu kez de tuzluydu çorba. Nermin ablayla sofrayı hazırladık ama ben çaktırmadan tuzu telafi etmek için biraz da şeker attım içine.

İkimiz de önce çorbadan başladık,
birer kaşık aldık. O nezaketen biraz daha zorladı kendini ama sonunda bu iğrenç çorbayı yememeye karar verdik.

Sonradan gülerek olayı anneme anlattığımda. En başta su kaynamadan tarhanaların konulmaması gerektiğini ve tuzunu almak içinde biraz su biraz da tarha ekleyerek çorbayı çoğaltmanın da doğru yöntem olduğunu öğrendim.
 
Sözün özü bu da benim hayatımda pişirme teşebbüsünde bulunduğum tek yemeğin tarifi. Hani sağda solda yemek bloglarını gezerken "nasıl çorba pişirilmez" diye meraklanırsanız, buyrun işte böyle pişirilmez.

Ancak bendeniz yemek pişirmeyi bilmem ama güzel kahvaltı hazırlarım canım isteyince, üstelik öküz gibi de yerim sabahları. İster kendim hazırlamış olayım. İster hazır bulayım.
 
Anladın sen onu anladın:)

Sanırım ömrümde bir kez yemek pişirme deneyimim oldu. Hani kadınlar onlar için yemek pişiren erkekleri severler deselerde. Ben yerleri süpürürüm. Bulaşıkları yıkarım. Lavabo wc temizler, gerekirse çamaşır yıkarım ama ütüyle yemek yapmayı beceremem efendim.. Haberiniz olsun.
 
Ortaokul yılları, üst kat komşumuz ve aynı zamanda ingilizce kurs hocam olan Nermin ablayla birlikte kaldık bir kaç gün boyunca. Bizimkiler tatile gittiği için. O da en az ben kadar yemek konusunda acemi. Ne varsa getirdi. Hadi ben de çorba yapayım dedim. Annem yaparken görmüştüm. Ama benimki iğrenç bir çorba oldu ve yiyemedik haliyle. Buyrun tarifi.
 
Fazla bulaşık olmasın diye öncelikle tenceresinde pişirmek için ocağa koydum tencereyi. Sonra su ekledim üstüne ve ateşi yaktım.

Hiç beklemden yavaş pişsin ve şişsin diye tarhanaları da ekledim. Onun arkasından da karıştırmaya başladım kısık ateşte. Arada bir de tadına bakıyordum ama bi halta benzemiyor. Su tadı geliyordu ağzıma. Herhalde tuzdan dedim ekledim tuzu tadı bişeye benzeyene kadar ama benzemedi.
 
Sanırım kaynamaya başladıktan sonra biraz tadı gelmiş olacak ki, hah oldu dedim ben ama bu kez de tuzluydu çorba. Nermin ablayla sofrayı hazırladık ama ben çaktırmadan tuzu telafi etmek için biraz da şeker attım içine.

İkimiz de önce çorbadan başladık,
birer kaşık aldık. O nezaketen biraz daha zorladı kendini ama sonunda bu iğrenç çorbayı yememeye karar verdik.

Sonradan gülerek olayı anneme anlattığımda. En başta su kaynamadan tarhanaların konulmaması gerektiğini ve tuzunu almak içinde biraz su biraz da tarha ekleyerek çorbayı çoğaltmanın da doğru yöntem olduğunu öğrendim.
 
Sözün özü bu da benim hayatımda pişirme teşebbüsünde bulunduğum tek yemeğin tarifi. Hani sağda solda yemek bloglarını gezerken "nasıl çorba pişirilmez" diye meraklanırsanız, buyrun işte böyle pişirilmez.

Ancak bendeniz yemek pişirmeyi bilmem ama güzel kahvaltı hazırlarım canım isteyince, üstelik öküz gibi de yerim sabahları. İster kendim hazırlamış olayım. İster hazır bulayım.
 
Anladın sen onu anladın:)

Neden solcu değilim?

7 yorum:


Evrensel sol düşünceye paralel düşüncelerim olmasına rağmen neden solcu olmadığımı soruyor bazı arkadaşlar. Ben de kendilerine mevcut sol partilerin solcu olmadığını söylüyorum. Hoş şunu da söylemekte mahsur görmüyorum sağcı da değilim. Hiç bir şeyin CU'su olmaktan yana da değilim.

Ancak gerçek hayatta da internette de tanıdığım, dost olduğum ve arkadaşlığını önemsediğim bir çok arkadaşım SOL düşünceye sahip. Bir çok konuda tartışsak da ilkeler bazında anlaşıyoruz. Ancak bana bir Baykal ve CHP solculuğu hiç sıcak gelmedi, gelmiyor. Kemal bey'in de solculuğuna ya da sol adına birşeyler yapacağına pek inanamıyorum nedense. Zaten 250 €uro'luk gömlekle bitti beklentilerim ama yine de herkesin birkaç hata yapma şansı var.

Ben akıllı adamları, boş konuşmayan sepetinde pamuk olan adamları seviyorum. Beğenin beğenmeyin Özal böyle bir adamdı ama Özal'cı da olmadım. Ancak ülkenin geldiği iyi ve kötü durumlarda katkısı inkar edilemez. Nitekim onun arkasından giden hükümetler benzer politikaları izlemeseydi biz hala bilgisayar yerine daktilo kullanabilir, cep telefonu niyetine takoz taşıyabilirdik. vs. vs.

Şimdi bunları yazdım diye herhangi bir fikrin davulunu çaldığımı düşünmeyin. Aksine, neden solun benim düşüncelerimi temsil edemediğini beklentilerimi karşılayamadığını anlatıyorum. Bakın Alman yeşiller partisi eş başkanı Cem ÖZDEMİR'i dinlediniz mi. Evet bu adamın fikirleri solculuksa ben de solcuyum. Ayık bir zamanında (en son Hülya AVŞAR'ın programına çıktı) İlyas SALMAN'ı dinlediniz mi. Evet ben de İlyas bey gibi düşünüyorum. Nihat GENÇ okur musunuz? Evet ben de bazen damarıma da bassa Nihat GENÇ'in solculuğuna varım. Prof Dr. Zafer ÜSKÜL iktidar partisinde şu an ama bana göre düşünceleri zihnimdeki SOL anlayışa uyar.

Bir çok arkadaşım va SOL düşüncede. Emeğin ne olup ne olmadığını iyi bilen, açken insan doyurmanın, eşitliğin, barışın kardeşliğin hayalini kuran. Onlarla bir sorunum yok. Anlaşamadığım ise bu topluma yabancı olan, statükoyu korumaya ant içmiş, tatlı su solcuları. Solun temel değerlerine ters düşerek neredeyse aşırı sağla kanka olarak solculuk yapanlar.  Kimse kusura bakmasın, benim kafamdaki sol statükodan değil değişimden yanadır. Halkçılığı salon, lojman ve memur solculuğu olarak anlamaz. Elitist değildir.

Gelelim oy verme meselesine. İlkesel olarak herkese oy veriyorum veya hiç kimseye oy vermiyorum yıllardır. Basıp geçiyorum yani. Tak tak tak... Ancak Kemal KILIÇDAROĞLU'nun kendi duruşunu zayıf bulsam da, beyin takımında akıl hocası olduğu söylenen Prof. Dr. Sencer AYATA'yı Ali KIRCA'nın siyaset meydanında dinleme fırsatı buldum.

Buyrun siz de dinleyin. Evet hocam solcuysa (AKP kapmasın bu adamı dikkat edin) benim kafamdaki SOL'culuk bu adamın söylemlerine düşüncelerine uyar. CHP'nin bu çizgide siyaset yapmaya başlaması ülkemiz için hayırlı olur. İktidar partisinin karşısındakilerin zayıflığından da istifade ederek yükseğe taşıdığı siyaset çıtası, daha yükseğe taşınır. Akılla, zekayla bilişimle, istatistikle ve insani değerlerle daha da ilkeli bir siyaseti, içine son zamanlarda unutulan nezaket uslubu da katılarak zenginleştirir bu söylem.

Başkasını bilmem. Partisini bilmem ama ben bu adama oyumu veririm.

http://www.showtvnet.com/haber/siyaset-meydani/28-5-2010.asp


Evrensel sol düşünceye paralel düşüncelerim olmasına rağmen neden solcu olmadığımı soruyor bazı arkadaşlar. Ben de kendilerine mevcut sol partilerin solcu olmadığını söylüyorum. Hoş şunu da söylemekte mahsur görmüyorum sağcı da değilim. Hiç bir şeyin CU'su olmaktan yana da değilim.

Ancak gerçek hayatta da internette de tanıdığım, dost olduğum ve arkadaşlığını önemsediğim bir çok arkadaşım SOL düşünceye sahip. Bir çok konuda tartışsak da ilkeler bazında anlaşıyoruz. Ancak bana bir Baykal ve CHP solculuğu hiç sıcak gelmedi, gelmiyor. Kemal bey'in de solculuğuna ya da sol adına birşeyler yapacağına pek inanamıyorum nedense. Zaten 250 €uro'luk gömlekle bitti beklentilerim ama yine de herkesin birkaç hata yapma şansı var.

Ben akıllı adamları, boş konuşmayan sepetinde pamuk olan adamları seviyorum. Beğenin beğenmeyin Özal böyle bir adamdı ama Özal'cı da olmadım. Ancak ülkenin geldiği iyi ve kötü durumlarda katkısı inkar edilemez. Nitekim onun arkasından giden hükümetler benzer politikaları izlemeseydi biz hala bilgisayar yerine daktilo kullanabilir, cep telefonu niyetine takoz taşıyabilirdik. vs. vs.

Şimdi bunları yazdım diye herhangi bir fikrin davulunu çaldığımı düşünmeyin. Aksine, neden solun benim düşüncelerimi temsil edemediğini beklentilerimi karşılayamadığını anlatıyorum. Bakın Alman yeşiller partisi eş başkanı Cem ÖZDEMİR'i dinlediniz mi. Evet bu adamın fikirleri solculuksa ben de solcuyum. Ayık bir zamanında (en son Hülya AVŞAR'ın programına çıktı) İlyas SALMAN'ı dinlediniz mi. Evet ben de İlyas bey gibi düşünüyorum. Nihat GENÇ okur musunuz? Evet ben de bazen damarıma da bassa Nihat GENÇ'in solculuğuna varım. Prof Dr. Zafer ÜSKÜL iktidar partisinde şu an ama bana göre düşünceleri zihnimdeki SOL anlayışa uyar.

Bir çok arkadaşım va SOL düşüncede. Emeğin ne olup ne olmadığını iyi bilen, açken insan doyurmanın, eşitliğin, barışın kardeşliğin hayalini kuran. Onlarla bir sorunum yok. Anlaşamadığım ise bu topluma yabancı olan, statükoyu korumaya ant içmiş, tatlı su solcuları. Solun temel değerlerine ters düşerek neredeyse aşırı sağla kanka olarak solculuk yapanlar.  Kimse kusura bakmasın, benim kafamdaki sol statükodan değil değişimden yanadır. Halkçılığı salon, lojman ve memur solculuğu olarak anlamaz. Elitist değildir.

Gelelim oy verme meselesine. İlkesel olarak herkese oy veriyorum veya hiç kimseye oy vermiyorum yıllardır. Basıp geçiyorum yani. Tak tak tak... Ancak Kemal KILIÇDAROĞLU'nun kendi duruşunu zayıf bulsam da, beyin takımında akıl hocası olduğu söylenen Prof. Dr. Sencer AYATA'yı Ali KIRCA'nın siyaset meydanında dinleme fırsatı buldum.

Buyrun siz de dinleyin. Evet hocam solcuysa (AKP kapmasın bu adamı dikkat edin) benim kafamdaki SOL'culuk bu adamın söylemlerine düşüncelerine uyar. CHP'nin bu çizgide siyaset yapmaya başlaması ülkemiz için hayırlı olur. İktidar partisinin karşısındakilerin zayıflığından da istifade ederek yükseğe taşıdığı siyaset çıtası, daha yükseğe taşınır. Akılla, zekayla bilişimle, istatistikle ve insani değerlerle daha da ilkeli bir siyaseti, içine son zamanlarda unutulan nezaket uslubu da katılarak zenginleştirir bu söylem.

Başkasını bilmem. Partisini bilmem ama ben bu adama oyumu veririm.

http://www.showtvnet.com/haber/siyaset-meydani/28-5-2010.asp

Mal mısınız yoksa ezik misiniz yavrum siz?

5 yorum:


Bundan yıllar önce Tansu Hanım iktidar, hasbel kader bizde bulunduğumuz bölgede bir yerlere gelmişiz birlikte. En büyük muhalifimiz de görüşlerinin milli olduğunu iddia eden kardeşlerimiz.

Bir arkadaşım sigara istedi ikram ettim. Marangoz olduğundan kulak arkasına da aldı bir tane. Sonra bunu kulak arkasından almak istemiş siyasi dostlarından biri, aldıktan sonra da sormuş -Senin mi birisi mi ikram etti? Arkadaşım da benden aldığını söylemiş. Adam sigarayı bırakmış. - Ben mason uşaklarının ikram ettiği sigarayı içmem demiş.

- Hassk.... mal mısınız yavrum siz? dedim içimden. Sonradan bu arkadaşların bakkalına kadar adam seçtiklerini gördüm. Midem kaldırmadı.

Sonrasında ilk milli kolamız İflas Kolayı çıkarmış Enver abimiz. Propogandası müthiş "Alkolsüz cola" . Sağda solda lafı yapılıyor. Alkol kullanan bir işte çalışıyorum. Saygıdeğer abilerimiz geliyorlar. Diğer colalarda alkol varmış aman İflas Cola içelim. diyorlar.

-Ya bi gidin abicim ya dedim. Gidin bir 2.5 litrelik Koka Cola bulun, bir de İflas Cola'nızı alıp gelin. Bir de boş cola şişesine su doldurun. Attım alkolmetreyi içine saf su'da bile Sıfır alkol gösterirken Cola da -5 değeri var. Hadi abim dedim git yoluna takılma bana.

Bir gün cübbemsi bir kıyafetle bir abi geldi. Günlerden cumartesi, abimiz memurmuş üstelik. Elinde bir dergi "bak diyanet işleri başkanı Kâfir oldu. İmam nikahına gerek yok demiş" dergimizi al gerçekleri gör dedi.

Yapma yaaa dedim. Ulan benim nikahı müeezin kıymıştı olmadı mı şimdi dedim. Abimiz sapıttı. Sonra dalga geçtiğimi anladı. Hadi abicim mal mısın, ezik misin, çeşit misin. Diyanet işleri başkanından başka kafir ilan edecek adam mı bulamadınız. Naş naş dedim..

Aradan yıllar geçmiş, 28 şubatlar olmuştu. Bir ihaleye teklif verdim. El altından öğrendim ki. Potansiyel yobaz mışım. İhalede o yüzden çizilmişim. İhaleyi kazanan arkadaş ise yıllar yılı elde kah taş, çıplak karı gösteriyor diye show tv'nin çanaklarını taşlıyordu. Yani olayın yobazlıkla değil hokkabazlıkla alakası vardı. Bu cinslikte sürdü bi süre...

Bir ara Namaz gazetesinin de öncülüğünde "e232"ciler türedi. Hani bu 19 mucizesi, kuran'da bu da yazıyocuların başka versiyonu olarak. Aaa şu gıdalarda "e232" yazıyor. Bunlar da domuz eti var. Kansorojen oluyorlar. Tıbbi delillerle ispatlıyoz amerikan bilmem ne enstitüsü..

Yavrum TSE diye bişi var. Kalite standartlarına bakan yerler var. Yok yok panik halde insanlar yedikleri içtiklerinin arka etiketlerinde "beta karoten, yok bilmem ne, e232" cart curt aradılar... Komik oldular...

Kendimi hiç maymuna benzetemediğim halde darwincilerin okul kitaplarında zorla "Allah'ın emri gibi" maymuna tapıcılık derecesinde "atamız" söylemlerinin tepkisi olarak bu kezde "maymundan gelmediğimizi" iddi eden Adnan bey kitapları doldurdu her tarafımızı... Ya bi gidiniz Allah'ınızı severseniz.

Tabi arada, "İsa seni kurtarmak istiyor, mesih seni çağırıyor. En kral bizim dinimiz gel bi incele" kabilinden arkadaşların 600km gelip beni irşad etmeye çalışmalarını hiç saymıyorum.

Ha sahi bir de şeyhi bizim ilde oturan bir mürid kardeşimizin irşad çalışmalarına katlanmıştık otobüs yolculuğumuz boyunca. Yanıbaşındaki bu nimetten neden faydalanmazsın abi dedi durdu. Ekmek ya... Öptük başımıza koyduk çakma şeyhimizi...

Bir aralar vampir öyküleri vardı. Şu tepede vampir varmış, bu tepede bilmem ne varmış. Sonra kedi kesip kıyma yapan satanist kasaplar furyası türedi. Herkes bileğini bükemediği Sucuk üreticilerini bu yolla ispiyonladı.

Bir dönem de tencere tava hediyeli kampanya yapanlar, hastalığınızı doktora verilen eşantiyona, eczacıya verilen bedava ilaça ve elemanın cazibesine göre düzenleyenler vardı. Hani sonuncusunu domuz gribinde gördüğümüz uluslarası oyunlar.

Ne hastası olacağınız ilaç firmasının vereceği eşantiyona bakıyordu. Tabi karşı cephede boş durmadı. Onlar da şifalı otlar her şeye şifa diye işin b..kunu çıkarmakta gecikmediler. Tıpla alakasız adamlar tiltlerinde Dr. yazıyor diye tıp doktoru ayaklarına yattılar.

Bir ara ginsengli çaylar, haplar, ilaçlar vs fırtınası esti. Çükkaldıran enerji içecekleri piyasası hala canlı. Aynı şekilde kadınlara yönelik zayıflatma, selülit önleme pazarı bu tip dedikodulardan süper prim yaparak, pazar payını büyütüyor.

Batılı devletlerin, israil ve Amerika'nın zulümleri müslümanlar üzerinde biraz ezilmişlik duygusu uyandırınca da. Boykot kültürü gelişti. Hiç bir işe yaramamasına rağmen. Yok şu marka israil ortaklı, bunu da içmeyin, şunu da yemeyin tarzı şeyler hala elden ele dolaşır durur.

Hele bir de Coca Cola'nın asıl hedefinin mekkeyi yok etmek olduğu tersinden okuyunca "La muhammed La mekke" yazdığı söylemi vardır ki. Uysa da kodum kabilinden bir paranoyadır bence.

Aynı şekilde benim liderim iyidir. Dünyaya meydan okur. Amerika ondan korkar. Bizi masonlar indirdi iktidardan. Hükümeti onlar kurdurdu tarzı. Bi yerleri seçime yetmeyip, iktidarı seçim dışında her yerde arayanlar.

Kendi yazar çizer takımlarını göklere çıkarıp, gerektiğinde ülke tarihini bile kendilerine göre yazmak isteyen ama tarihi gerçekler karşısında yedi düvele rezil olanlar vardı aramızda.

Hala da vayy be bilmem kim ağabey amma da yazdı, amma da çizdi kabilinden moruklaşmış, içi geçmiş adamları üstad sayanlar vardır. (istisna zekasına şapka çıkarılacak gazeteci yazar çizerler vardır) ama bu arkadaşların kör değneği tarzında kendi adamlarını tutmaları eziklikten ve sürü kültürüne boyun eğmekten başka bişey değildir benim gözümde.

Yine internetle tanışıp, manyak gibi internet kullanmaya başladıktan sonra iki olay gelişti. Vayyy msn paralı olacakmış, facebook kapanacakmış tarzı söylemler dedikodular. Bir de ülkemizi bölcek devletlerin ülkemizdeki inanılmaz maden yataklarına göz diktikleri söylemi.

Sallatoryum madeni bir tek bizde varmış. Ondan Amerika bizi bölmek istiyormuş vs vs...  İkincisi ise dandik yabancı sitelerin anketlerindeki "dünyanın en büyük lideri anketi..." hadiii hücummm edelim Atatürk çıksın. Hadiii peygamberimiz çıksın türü" dalgaya gelmeler. O zamanlarda bunu "bakın şimdi türkler ne yapacak" adlı bir yazımla eleştirmiştim.

Son zamanlarda ise ülkemizde iktidar dengeleri değişince Anti Püsküvit'çiler türedi.Bilinen bir püsküt markasının ve benzerlerinin yeşil sermaye diye tanımlanıp, önce 28 şubatta askeri tesislere alınmaması ile başlayan trip bir müddet sonra geçmesine rağmen. Ay Cola Burka.... gerici gazoz. Ay şu çikolata gerici bilmem ne tarzı duyarlılık gösteren eziklerimiz türedi...

Efendim hiç bi yerlerinizi yırtmayınız. Yediğiniz içtiğiniz gıdaların kalitesine bakınız. Bakkalın marketin sizin siyasi görüşünüzden olanına değil, ucuz, hesaplı kaliteli ve mümkünse veresiye yazanına ilgi gösteriniz. Ben Meti'nin Hoşbeşini, topkekini severim ötekinin Cola'sından hoşlanmam, dondurmasını beceremez ama çikolatalı ürünleri ve püskütleri iyidir.

Ezikmisiniz bu kadar yavrum? Ne toplumsal duyarlılığı, ne politik hassasiyeti, ne korku tripleri. Canınız ne istiyorsa onu yiyin. Kaliteli bulduğunuz şeyleri için. Sağlığınıza dikkat edin, son kullanma tarihlerine bakın aldığınız şeylerin ama gereksiz yere dolmuşa da binmeyin. Yeter artık ezikler, daha fazla ezilmeyin...

* Mafetmişler güzelim kızkulesini, ve her bişi hormonlu her bişi gdo'lucular sizleri de unutmadım:)


Bundan yıllar önce Tansu Hanım iktidar, hasbel kader bizde bulunduğumuz bölgede bir yerlere gelmişiz birlikte. En büyük muhalifimiz de görüşlerinin milli olduğunu iddia eden kardeşlerimiz.

Bir arkadaşım sigara istedi ikram ettim. Marangoz olduğundan kulak arkasına da aldı bir tane. Sonra bunu kulak arkasından almak istemiş siyasi dostlarından biri, aldıktan sonra da sormuş -Senin mi birisi mi ikram etti? Arkadaşım da benden aldığını söylemiş. Adam sigarayı bırakmış. - Ben mason uşaklarının ikram ettiği sigarayı içmem demiş.

- Hassk.... mal mısınız yavrum siz? dedim içimden. Sonradan bu arkadaşların bakkalına kadar adam seçtiklerini gördüm. Midem kaldırmadı.

Sonrasında ilk milli kolamız İflas Kolayı çıkarmış Enver abimiz. Propogandası müthiş "Alkolsüz cola" . Sağda solda lafı yapılıyor. Alkol kullanan bir işte çalışıyorum. Saygıdeğer abilerimiz geliyorlar. Diğer colalarda alkol varmış aman İflas Cola içelim. diyorlar.

-Ya bi gidin abicim ya dedim. Gidin bir 2.5 litrelik Koka Cola bulun, bir de İflas Cola'nızı alıp gelin. Bir de boş cola şişesine su doldurun. Attım alkolmetreyi içine saf su'da bile Sıfır alkol gösterirken Cola da -5 değeri var. Hadi abim dedim git yoluna takılma bana.

Bir gün cübbemsi bir kıyafetle bir abi geldi. Günlerden cumartesi, abimiz memurmuş üstelik. Elinde bir dergi "bak diyanet işleri başkanı Kâfir oldu. İmam nikahına gerek yok demiş" dergimizi al gerçekleri gör dedi.

Yapma yaaa dedim. Ulan benim nikahı müeezin kıymıştı olmadı mı şimdi dedim. Abimiz sapıttı. Sonra dalga geçtiğimi anladı. Hadi abicim mal mısın, ezik misin, çeşit misin. Diyanet işleri başkanından başka kafir ilan edecek adam mı bulamadınız. Naş naş dedim..

Aradan yıllar geçmiş, 28 şubatlar olmuştu. Bir ihaleye teklif verdim. El altından öğrendim ki. Potansiyel yobaz mışım. İhalede o yüzden çizilmişim. İhaleyi kazanan arkadaş ise yıllar yılı elde kah taş, çıplak karı gösteriyor diye show tv'nin çanaklarını taşlıyordu. Yani olayın yobazlıkla değil hokkabazlıkla alakası vardı. Bu cinslikte sürdü bi süre...

Bir ara Namaz gazetesinin de öncülüğünde "e232"ciler türedi. Hani bu 19 mucizesi, kuran'da bu da yazıyocuların başka versiyonu olarak. Aaa şu gıdalarda "e232" yazıyor. Bunlar da domuz eti var. Kansorojen oluyorlar. Tıbbi delillerle ispatlıyoz amerikan bilmem ne enstitüsü..

Yavrum TSE diye bişi var. Kalite standartlarına bakan yerler var. Yok yok panik halde insanlar yedikleri içtiklerinin arka etiketlerinde "beta karoten, yok bilmem ne, e232" cart curt aradılar... Komik oldular...

Kendimi hiç maymuna benzetemediğim halde darwincilerin okul kitaplarında zorla "Allah'ın emri gibi" maymuna tapıcılık derecesinde "atamız" söylemlerinin tepkisi olarak bu kezde "maymundan gelmediğimizi" iddi eden Adnan bey kitapları doldurdu her tarafımızı... Ya bi gidiniz Allah'ınızı severseniz.

Tabi arada, "İsa seni kurtarmak istiyor, mesih seni çağırıyor. En kral bizim dinimiz gel bi incele" kabilinden arkadaşların 600km gelip beni irşad etmeye çalışmalarını hiç saymıyorum.

Ha sahi bir de şeyhi bizim ilde oturan bir mürid kardeşimizin irşad çalışmalarına katlanmıştık otobüs yolculuğumuz boyunca. Yanıbaşındaki bu nimetten neden faydalanmazsın abi dedi durdu. Ekmek ya... Öptük başımıza koyduk çakma şeyhimizi...

Bir aralar vampir öyküleri vardı. Şu tepede vampir varmış, bu tepede bilmem ne varmış. Sonra kedi kesip kıyma yapan satanist kasaplar furyası türedi. Herkes bileğini bükemediği Sucuk üreticilerini bu yolla ispiyonladı.

Bir dönem de tencere tava hediyeli kampanya yapanlar, hastalığınızı doktora verilen eşantiyona, eczacıya verilen bedava ilaça ve elemanın cazibesine göre düzenleyenler vardı. Hani sonuncusunu domuz gribinde gördüğümüz uluslarası oyunlar.

Ne hastası olacağınız ilaç firmasının vereceği eşantiyona bakıyordu. Tabi karşı cephede boş durmadı. Onlar da şifalı otlar her şeye şifa diye işin b..kunu çıkarmakta gecikmediler. Tıpla alakasız adamlar tiltlerinde Dr. yazıyor diye tıp doktoru ayaklarına yattılar.

Bir ara ginsengli çaylar, haplar, ilaçlar vs fırtınası esti. Çükkaldıran enerji içecekleri piyasası hala canlı. Aynı şekilde kadınlara yönelik zayıflatma, selülit önleme pazarı bu tip dedikodulardan süper prim yaparak, pazar payını büyütüyor.

Batılı devletlerin, israil ve Amerika'nın zulümleri müslümanlar üzerinde biraz ezilmişlik duygusu uyandırınca da. Boykot kültürü gelişti. Hiç bir işe yaramamasına rağmen. Yok şu marka israil ortaklı, bunu da içmeyin, şunu da yemeyin tarzı şeyler hala elden ele dolaşır durur.

Hele bir de Coca Cola'nın asıl hedefinin mekkeyi yok etmek olduğu tersinden okuyunca "La muhammed La mekke" yazdığı söylemi vardır ki. Uysa da kodum kabilinden bir paranoyadır bence.

Aynı şekilde benim liderim iyidir. Dünyaya meydan okur. Amerika ondan korkar. Bizi masonlar indirdi iktidardan. Hükümeti onlar kurdurdu tarzı. Bi yerleri seçime yetmeyip, iktidarı seçim dışında her yerde arayanlar.

Kendi yazar çizer takımlarını göklere çıkarıp, gerektiğinde ülke tarihini bile kendilerine göre yazmak isteyen ama tarihi gerçekler karşısında yedi düvele rezil olanlar vardı aramızda.

Hala da vayy be bilmem kim ağabey amma da yazdı, amma da çizdi kabilinden moruklaşmış, içi geçmiş adamları üstad sayanlar vardır. (istisna zekasına şapka çıkarılacak gazeteci yazar çizerler vardır) ama bu arkadaşların kör değneği tarzında kendi adamlarını tutmaları eziklikten ve sürü kültürüne boyun eğmekten başka bişey değildir benim gözümde.

Yine internetle tanışıp, manyak gibi internet kullanmaya başladıktan sonra iki olay gelişti. Vayyy msn paralı olacakmış, facebook kapanacakmış tarzı söylemler dedikodular. Bir de ülkemizi bölcek devletlerin ülkemizdeki inanılmaz maden yataklarına göz diktikleri söylemi.

Sallatoryum madeni bir tek bizde varmış. Ondan Amerika bizi bölmek istiyormuş vs vs...  İkincisi ise dandik yabancı sitelerin anketlerindeki "dünyanın en büyük lideri anketi..." hadiii hücummm edelim Atatürk çıksın. Hadiii peygamberimiz çıksın türü" dalgaya gelmeler. O zamanlarda bunu "bakın şimdi türkler ne yapacak" adlı bir yazımla eleştirmiştim.

Son zamanlarda ise ülkemizde iktidar dengeleri değişince Anti Püsküvit'çiler türedi.Bilinen bir püsküt markasının ve benzerlerinin yeşil sermaye diye tanımlanıp, önce 28 şubatta askeri tesislere alınmaması ile başlayan trip bir müddet sonra geçmesine rağmen. Ay Cola Burka.... gerici gazoz. Ay şu çikolata gerici bilmem ne tarzı duyarlılık gösteren eziklerimiz türedi...

Efendim hiç bi yerlerinizi yırtmayınız. Yediğiniz içtiğiniz gıdaların kalitesine bakınız. Bakkalın marketin sizin siyasi görüşünüzden olanına değil, ucuz, hesaplı kaliteli ve mümkünse veresiye yazanına ilgi gösteriniz. Ben Meti'nin Hoşbeşini, topkekini severim ötekinin Cola'sından hoşlanmam, dondurmasını beceremez ama çikolatalı ürünleri ve püskütleri iyidir.

Ezikmisiniz bu kadar yavrum? Ne toplumsal duyarlılığı, ne politik hassasiyeti, ne korku tripleri. Canınız ne istiyorsa onu yiyin. Kaliteli bulduğunuz şeyleri için. Sağlığınıza dikkat edin, son kullanma tarihlerine bakın aldığınız şeylerin ama gereksiz yere dolmuşa da binmeyin. Yeter artık ezikler, daha fazla ezilmeyin...

* Mafetmişler güzelim kızkulesini, ve her bişi hormonlu her bişi gdo'lucular sizleri de unutmadım:)

At o sözü

4 yorum:


- Erkeğin kalbine giden yol midesinden, kadının kalbine giden yol sol memesinden geçer.

- Gülü solana, seni orgazm olana kadar severim.

-Seni sevmek biraz hüzün, biraz sevinç. İçine biraz nem, biraz ben katayım sevgilim.

- Sevdan yüzünden içine Sezen Cumhur Önal kaçmış bir garip adamım ben.

-Kanatlanmış orkid gibiyim, aramızdan su sızsın istemiyorum.

- Öküz ölür, buzağılar öksüz kalır.

-Ferhat dağları deldi, ikimiz bir araya gelemedik...

-Hasretinden piranhalar besliyorum içimde. Et et et diyen.

-Ara sıra bazı bazı, sen çaldır ben ararım.

-Şişme değil şişman kadın istiyor arada insanın canı.

-Dişim benim, kuşum senin.

- Üzülmeyelim, üzüm yiyelim.

-Değerlisin ama, değer misin?

-Hokus pokus, hepimiz otuz, hepimiz aynı bokuz....
sürecek...
güfte ve beste:
T.İ.O



- Erkeğin kalbine giden yol midesinden, kadının kalbine giden yol sol memesinden geçer.

- Gülü solana, seni orgazm olana kadar severim.

-Seni sevmek biraz hüzün, biraz sevinç. İçine biraz nem, biraz ben katayım sevgilim.

- Sevdan yüzünden içine Sezen Cumhur Önal kaçmış bir garip adamım ben.

-Kanatlanmış orkid gibiyim, aramızdan su sızsın istemiyorum.

- Öküz ölür, buzağılar öksüz kalır.

-Ferhat dağları deldi, ikimiz bir araya gelemedik...

-Hasretinden piranhalar besliyorum içimde. Et et et diyen.

-Ara sıra bazı bazı, sen çaldır ben ararım.

-Şişme değil şişman kadın istiyor arada insanın canı.

-Dişim benim, kuşum senin.

- Üzülmeyelim, üzüm yiyelim.

-Değerlisin ama, değer misin?

-Hokus pokus, hepimiz otuz, hepimiz aynı bokuz....
sürecek...
güfte ve beste:
T.İ.O

Hakiki lezbiyen olsun canımı yesin / Hatıra defterimden

5 yorum:


Kadınlarda nedense 3ncü cinsi destekleme eğilimi vardır. Pek bir severler bizim gay olmamızı ama nedense kendileri lezbiyenlerden hoşlanmazlar.

Bu biraz da kendinize takın ipneler demenin kibarcasıdır ama hangi kadına sorsanız kahir ekseriyetle "gaylerin, travestilerin" sorunları ile ilgilidirler. Bir daha dünyaya gelsem "gay" olurdum diyen kadınlar görmeniz çok zor bir ihtimal değildir. Pek bir yürekten onların ilişkilerini onaylarlar falan filan. Bu konuda kendi kişisel kanaatimi belirtmiyorum efendim.

Nedense bizim kendimizi d/üzmemiz pek hoşlarına gidiyor kadınların. Bir kuyruk acıları var sanki bu konuda. Yeter beyler birazıcık da sizin canınız yansın gibilerden...

Ancak biz erkekler de kahir ekseriyetle lezbiyenliği desteklememize rağmen orta yerde doğru dürüst lezbiyen blogları göremeyiz. Bu konuda yazan "ces" kardeşimizin yazısından sonra da pek bir gelişme olmadı. Yani gay blog yazanlarının pek çoğu gay olmasına rağmen lez blog yazarlarının çoğu bay malesef:)

Evet itiraf ediyorum bir ara akademik bir çalışma için :p ben de yazdım böyle bir blogda. Lezbiyen blog yazarlığı yaptım yani. Bir hayli de izleyicim, hayranım oldu kısa zamanda. Erkek arkadaşı ile gezdiği için abisinden yediği dayakla lezbiyenlik yolunda ilerlemeye başlayan Nevin kızın acıklı hikayesine ağlayanlar, onu teselli etmek için uğraşanlar vardı bi hayli.

Ufak tefek asılmalar da sözkonusuydu tabi. Devam etseydim de bi hayli olurdu. C
iddi ve bir tesbit bunların (lezbiyen blog yazarı görünenlerin) çoğu erkek. Bu tesbite kesinlikle katılıyorum..

Bir keresinde girdim öyle bir chat odasına 2 dakkkada bütün krolar sardı etrafımı. Sonra araştırmacı gazetecilik yapıyom felam diyince; Len olm bütün mallar toplanmış bekliyorus burda. sap sap. dediler. Şükür allahtan madem geldin seni zorla lesbiyen yapalım demediler.. Adem dedim sarktılar.. bari havva olim dedim yine ademoğluğunun hain emellerinden kurtulamadık.

O yüzden derim ki her zaman. Hakiki lezbiyen blog yazarı olsun canımı yesin...



Kadınlarda nedense 3ncü cinsi destekleme eğilimi vardır. Pek bir severler bizim gay olmamızı ama nedense kendileri lezbiyenlerden hoşlanmazlar.

Bu biraz da kendinize takın ipneler demenin kibarcasıdır ama hangi kadına sorsanız kahir ekseriyetle "gaylerin, travestilerin" sorunları ile ilgilidirler. Bir daha dünyaya gelsem "gay" olurdum diyen kadınlar görmeniz çok zor bir ihtimal değildir. Pek bir yürekten onların ilişkilerini onaylarlar falan filan. Bu konuda kendi kişisel kanaatimi belirtmiyorum efendim.

Nedense bizim kendimizi d/üzmemiz pek hoşlarına gidiyor kadınların. Bir kuyruk acıları var sanki bu konuda. Yeter beyler birazıcık da sizin canınız yansın gibilerden...

Ancak biz erkekler de kahir ekseriyetle lezbiyenliği desteklememize rağmen orta yerde doğru dürüst lezbiyen blogları göremeyiz. Bu konuda yazan "ces" kardeşimizin yazısından sonra da pek bir gelişme olmadı. Yani gay blog yazanlarının pek çoğu gay olmasına rağmen lez blog yazarlarının çoğu bay malesef:)

Evet itiraf ediyorum bir ara akademik bir çalışma için :p ben de yazdım böyle bir blogda. Lezbiyen blog yazarlığı yaptım yani. Bir hayli de izleyicim, hayranım oldu kısa zamanda. Erkek arkadaşı ile gezdiği için abisinden yediği dayakla lezbiyenlik yolunda ilerlemeye başlayan Nevin kızın acıklı hikayesine ağlayanlar, onu teselli etmek için uğraşanlar vardı bi hayli.

Ufak tefek asılmalar da sözkonusuydu tabi. Devam etseydim de bi hayli olurdu. C
iddi ve bir tesbit bunların (lezbiyen blog yazarı görünenlerin) çoğu erkek. Bu tesbite kesinlikle katılıyorum..

Bir keresinde girdim öyle bir chat odasına 2 dakkkada bütün krolar sardı etrafımı. Sonra araştırmacı gazetecilik yapıyom felam diyince; Len olm bütün mallar toplanmış bekliyorus burda. sap sap. dediler. Şükür allahtan madem geldin seni zorla lesbiyen yapalım demediler.. Adem dedim sarktılar.. bari havva olim dedim yine ademoğluğunun hain emellerinden kurtulamadık.

O yüzden derim ki her zaman. Hakiki lezbiyen blog yazarı olsun canımı yesin...

Merak delisi kadınların burcu: İkizler

10 yorum:


İKİZLER BURCU KADINI (22 Mayıs - 21 Haziran)
Ben kadının zeki, çalışkan çevik, fanilatik olanını severim diyorsanız ayağınızı kaldırın çünkü ikizler kadınının üstüne bastınız. Hava gurubunda olduğundan oldukça havalı ve bi yerleri kalkık olan ikizler kadını alışık olmayanlarda "dur bi dakka, noluyoruz ya!" etkisi yapabilir.

Canlı, kıpraşık, iki adet güneş enerjisi pili ile çalışan bu burcun kadını serseri rüzgar gibi esip, ordan oraya savuran ve savrulan ilginç bir bünyeye sahiptir. Bu burcun kadını ufacık veletken bile özgürlüğüne düşkündür, ta o zamandan kendi pad'ini kendi değiştirmesi ile ünlüdür. O yüzden kadınınız molpedini marketten kendi alabilir. Size aldırıp konu komşuya madara etmez.

İkizler kadını risklerden hoşlanır. Bu yüzden dur bakalım nolcak diye başladığınız bir ilişkide kısa sürede ikizleriniz olabilir aman dikkat! Gizemleri keşfetmeye bayılır. O yüzden pozisyon zenginliği de vaad eder. Başına gelenler genelde meraktandır ama o bu huyundan vazgeçmez.

Yeniliklere düşkündür. Fazla sıkarsanız sizi de değiştirip, dur bakalım bu sevgilimin yeni modeli var mı diye düşünebilir. Spora düşkündürler. Extrem spor dallarına ilgileri vardır. Hareketli, neşeli cıvıl cıvıldırlar. Hatta ikizler olduklarından dolayı iki ya da üç işi bir arada yapmak hoşlarına gidebilir. Bu yüzden hayalinizde masum grup fantezileriniz varsa ikizler tam size göredir. Nasıl olsa bir müddet sonra sabah başka, akşam başka bir kadınla hissedeceksiniz kendinizi.

İkizlerin bir tarafı "kalk gidelim, diğer tarafı b.k yeme oturalım" demeye başladı mı ikizler kadınından korkmak lazımdır. Korkmak derken saldırganlaştırmaz bu hal onu. Bilakis kendi içine kapanmasına, üzülmesine, kendi ile çatışıp içindeki çocuğun kırılıp dökülmesine yol açar. Bu durumda size de bir değil iki kadınla uğraşmak düşer.

İkizler canları istiyorsa sizinle iyi iletişim kurarlar. Eğer ikizler kadını sizi istemiyorsa veya sohbetiniz onu sarmamışsa sizi iğnelemekten, küçümsemekten, azarlamaktan veya alay etmekten, küstahlaşmaktan hiç çekinmez. Artık kalkan yerlerini indirmek size düşer. Burnunun ortasına mı vurursunuz....... yoksa.... gerisini ben bilemem:) Şaka şaka incitmeyin ikizleri yahu.

İkizler burcu kadını birden fikir değiştirebilir. Siz farkına bile varmazsınız ama birden ruh ikizi devreye girip, neşeli giden sohbetinizi, somurtarak tamamlamanıza yol açabilir. Bu olayı bilmezseniz "Ulan nie kıçı, başı oynuyo bu kadının?" diye düşünebilirsiniz.

İkizler kadını iletişimlerinde vericidir. (ilk buluşmada ise değillerdir :p) Hayalperestseniz hayal kurmanıza izin verir. Üstelik bunu size pek de çaktırmadan yapabilir. Bazen de gerçekçiliği tutup, içinize hüzünden saraylar inşa edebilir. Orası şansınıza ve sevgilinizin adet takvimine kalmış.

İkizlerin en büyük handikaplarından biri de bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme dürtüleri, merakları, öğrenme, sahip olma tutkularıdır. Her b.ku bilen kadın olmak zorundadırlar sanki. Bu yüzden eğitimleri için aşklarından vazgeçtikleri veya çarşı, pazara ne gelmiş diye bakarken evde yemek yapmayı unuttukları görülmüştür.

İkizler burcu kadınına kendi aklının yatmadığı şeyleri kabullendirmeniz zordur. Yani "Uysa da koysan dediyse, uymasa da kodum demeniz" mümkün değildir. Siz iyiliği için de bir şey yapıyor olabilirsiniz ama aklı yatmıyorsa bu konuda ona hiç birşey yaptıramazsınız. Öyle yetenekli şekilde kıvırır ki, sonunda herşey onun istediği yönde gelişir ve istediği gibi olur. Oryantale doğuştan yeteneği vardır yani.

İkizlerin en çok yıprandığı konu ise duygusal ikilemlerdir. Mutluluk yaşarken bile içlerinde hep bir burukluk olabilir. Bir yanları sevinirken, diğer yanları üzülebilir. Bir tarafı onaylarken, diğer tarafı olmazlar üretebilir. Bu yüzden kanatlanıp uçma süreleri çok kısayla, epey uzun arasında gidip gelebilir...

İkizler kadını tüm bu çelişkilere rağmen güçlü bir yapıya sahiptir. Ne istediğini zaman zaman bilemese de karar verdikten sonra uygular. Kalbinin ya da aklının sesini dinlemeye karar vermişse gerekeni yapar. Kalbi ne yazık ki zaman zaman aklına yenilir. Önce tutkuyla severken bir müddet sonra kendi bindiği dalı kesebilir. Aman üstünde bir ikizler varken dalınıza dikkat edin...


İKİZLER BURCU ERKEĞİ
(22 Mayıs - 21 Haziran)

Aman aman hiç çekilmez. Ne diyeceğini bilmeyen bir ikizler erkeğinden daha kötü ne olabilir.. Bir akşam yemeğine çıkma teklif ederken, yoksa sinemaya mı gitsek kararsızlığı ile sizi sinir edebilir.

Siz en iyisi mi Yengeç burcu İbramlarını sevin. Yengeç burcu İbramları
ikizlere takke kabilinden şapka çıkartılacak yeteneklere sahip kişilerdir. Candırlar, sevecendirler. İyidirler, güzeldirler, hoşturlar.   İbiştirler...:)



İKİZLER BURCU KADINI (22 Mayıs - 21 Haziran)
Ben kadının zeki, çalışkan çevik, fanilatik olanını severim diyorsanız ayağınızı kaldırın çünkü ikizler kadınının üstüne bastınız. Hava gurubunda olduğundan oldukça havalı ve bi yerleri kalkık olan ikizler kadını alışık olmayanlarda "dur bi dakka, noluyoruz ya!" etkisi yapabilir.

Canlı, kıpraşık, iki adet güneş enerjisi pili ile çalışan bu burcun kadını serseri rüzgar gibi esip, ordan oraya savuran ve savrulan ilginç bir bünyeye sahiptir. Bu burcun kadını ufacık veletken bile özgürlüğüne düşkündür, ta o zamandan kendi pad'ini kendi değiştirmesi ile ünlüdür. O yüzden kadınınız molpedini marketten kendi alabilir. Size aldırıp konu komşuya madara etmez.

İkizler kadını risklerden hoşlanır. Bu yüzden dur bakalım nolcak diye başladığınız bir ilişkide kısa sürede ikizleriniz olabilir aman dikkat! Gizemleri keşfetmeye bayılır. O yüzden pozisyon zenginliği de vaad eder. Başına gelenler genelde meraktandır ama o bu huyundan vazgeçmez.

Yeniliklere düşkündür. Fazla sıkarsanız sizi de değiştirip, dur bakalım bu sevgilimin yeni modeli var mı diye düşünebilir. Spora düşkündürler. Extrem spor dallarına ilgileri vardır. Hareketli, neşeli cıvıl cıvıldırlar. Hatta ikizler olduklarından dolayı iki ya da üç işi bir arada yapmak hoşlarına gidebilir. Bu yüzden hayalinizde masum grup fantezileriniz varsa ikizler tam size göredir. Nasıl olsa bir müddet sonra sabah başka, akşam başka bir kadınla hissedeceksiniz kendinizi.

İkizlerin bir tarafı "kalk gidelim, diğer tarafı b.k yeme oturalım" demeye başladı mı ikizler kadınından korkmak lazımdır. Korkmak derken saldırganlaştırmaz bu hal onu. Bilakis kendi içine kapanmasına, üzülmesine, kendi ile çatışıp içindeki çocuğun kırılıp dökülmesine yol açar. Bu durumda size de bir değil iki kadınla uğraşmak düşer.

İkizler canları istiyorsa sizinle iyi iletişim kurarlar. Eğer ikizler kadını sizi istemiyorsa veya sohbetiniz onu sarmamışsa sizi iğnelemekten, küçümsemekten, azarlamaktan veya alay etmekten, küstahlaşmaktan hiç çekinmez. Artık kalkan yerlerini indirmek size düşer. Burnunun ortasına mı vurursunuz....... yoksa.... gerisini ben bilemem:) Şaka şaka incitmeyin ikizleri yahu.

İkizler burcu kadını birden fikir değiştirebilir. Siz farkına bile varmazsınız ama birden ruh ikizi devreye girip, neşeli giden sohbetinizi, somurtarak tamamlamanıza yol açabilir. Bu olayı bilmezseniz "Ulan nie kıçı, başı oynuyo bu kadının?" diye düşünebilirsiniz.

İkizler kadını iletişimlerinde vericidir. (ilk buluşmada ise değillerdir :p) Hayalperestseniz hayal kurmanıza izin verir. Üstelik bunu size pek de çaktırmadan yapabilir. Bazen de gerçekçiliği tutup, içinize hüzünden saraylar inşa edebilir. Orası şansınıza ve sevgilinizin adet takvimine kalmış.

İkizlerin en büyük handikaplarından biri de bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme dürtüleri, merakları, öğrenme, sahip olma tutkularıdır. Her b.ku bilen kadın olmak zorundadırlar sanki. Bu yüzden eğitimleri için aşklarından vazgeçtikleri veya çarşı, pazara ne gelmiş diye bakarken evde yemek yapmayı unuttukları görülmüştür.

İkizler burcu kadınına kendi aklının yatmadığı şeyleri kabullendirmeniz zordur. Yani "Uysa da koysan dediyse, uymasa da kodum demeniz" mümkün değildir. Siz iyiliği için de bir şey yapıyor olabilirsiniz ama aklı yatmıyorsa bu konuda ona hiç birşey yaptıramazsınız. Öyle yetenekli şekilde kıvırır ki, sonunda herşey onun istediği yönde gelişir ve istediği gibi olur. Oryantale doğuştan yeteneği vardır yani.

İkizlerin en çok yıprandığı konu ise duygusal ikilemlerdir. Mutluluk yaşarken bile içlerinde hep bir burukluk olabilir. Bir yanları sevinirken, diğer yanları üzülebilir. Bir tarafı onaylarken, diğer tarafı olmazlar üretebilir. Bu yüzden kanatlanıp uçma süreleri çok kısayla, epey uzun arasında gidip gelebilir...

İkizler kadını tüm bu çelişkilere rağmen güçlü bir yapıya sahiptir. Ne istediğini zaman zaman bilemese de karar verdikten sonra uygular. Kalbinin ya da aklının sesini dinlemeye karar vermişse gerekeni yapar. Kalbi ne yazık ki zaman zaman aklına yenilir. Önce tutkuyla severken bir müddet sonra kendi bindiği dalı kesebilir. Aman üstünde bir ikizler varken dalınıza dikkat edin...


İKİZLER BURCU ERKEĞİ
(22 Mayıs - 21 Haziran)

Aman aman hiç çekilmez. Ne diyeceğini bilmeyen bir ikizler erkeğinden daha kötü ne olabilir.. Bir akşam yemeğine çıkma teklif ederken, yoksa sinemaya mı gitsek kararsızlığı ile sizi sinir edebilir.

Siz en iyisi mi Yengeç burcu İbramlarını sevin. Yengeç burcu İbramları
ikizlere takke kabilinden şapka çıkartılacak yeteneklere sahip kişilerdir. Candırlar, sevecendirler. İyidirler, güzeldirler, hoşturlar.   İbiştirler...:)

Rabbim Penİsilvanya buyurunca

8 yorum:


Efendim bendeniz siyasi konularda yazmayı sevmem. Ancak genel istek üzerine yazıyorum ki konu hakkında biraz farklı düşündüğümden belki meramımı da anlatmış olurum.

Bir kere yazdıklarıma "heyt lan! dokundurtmam adamıma" diyerek tepki verecek kardeşlerimizin beni okuduktan sonra ya da önce ne yapıp edip ilgili videoyu izlemelerini öneririm. Sonra konuşalım. 

Nası bulucaz diyenlere ben mi öğreteyim. Torontolu Şaziye, Hamburglu Neriman görüntülerini nerden buluyorsanız ordan edinin. Gerçi a.q dünyasında herşey adaletsiz Gülden Erken'le Ganze Özçeluk görüntüleri aylarca ortalıkta boy gösterip kadınlar iki kere mağdur edilirken Ali Tırca görüntüleri birden bire ortalıktan kayboluvermişti. İhtimal ki bunu da bulamazsınız.

Şahsen, iki gönül bir olunca samanlık seyran olur, özel hayat kime ne, tencere kapak sana ne lan yavşak tarzı söylemlerin arkasına sığınmak isteyen arkadaşlara da saygı duyuyorum. Gerçekten de bu işin b.kunu çıkarmanın alemi yok. Özel hayat diye bişi var. (bu olayda öyle bişi de yok ya, neyse) Doğru ya da yanlış halkım bunu yapıyor. Bize de kaygı ya da saygı duymak kalıyor.

Bir kere efendim ben görüntüleri beğenmedim. HD kalitesinde değildi. Video kaset olduğu anlaşılan bir yöntemle çekildiği ve kasetin bir hayli eski olup, seyredilmekten yalama olduğu anlaşılıyor. Yani abimizin dediği gibi 15günlük bir olaya benzemiyor.

Ayrıca öyle minik gizli cam teknolojisi ile falan değil eşek kadar kamera ile çekilmiş olmalı ki kamerayı doğru düzgün saklayamadıklarından pek de bişi gözükmüyor. Şahsen onu izliceme gider adam gibi bir siteden bol pozisyonlu bişiler izlerim.. Beğenmedim efendim...

Olayın çirkin, adi bir tehdit şantaj vs olduğu da anlaşılıyor vs diye yazan bir çok yazar çizer var. Hak veriyorum. Yine bazı bayan yazarlar; sevmişler sevişmişler kime ne, ya da  liderimiz yaptıysa eşi suçludur'a kadar götürmüşler işi. Ona da bişi demiyorum. Ama el insaf yani illa suçlu arayınca masum bir kadına vurmak zorunda mısınız?

Ayrıca ortada (izlemeyenlerin kaçırdığı ) başka bir şey daha var.

Bence (sözde) görüntülerdeki (doğruysa diye yazalım buraya ki başımız ağrımasın) en çirkin şey, kişilerin konumları, medeni durumlarından ziyade olaydaki üçüncü kişinin "şef garsonluk ya da servis elemanlığı" yapmasıdır. Tanrılar kurban istedi ya da Aktristliğin yolu "rejisörün yatak odasından geçer" durumu söz konusu gibi gözüküyor ki. Bu ciddi mide kaldırıcı bir durumdur.  Mahallenin namusunu özellikle burada kurtarmak ve avrupa parlementosunda adamı "seve seve" milletvekili yapıyorlarmış izlenimini silmek lazımdır. Hele mazallah ikram hizmetleri yapan kişinin kimliği ile ilgili iddalar ise yenilir, yutulur cinsten değildir.

Şahsi kanaatim ve düşüncem yaşı geçmiş insanların siyaset arenasından kendiliğinden gitmesinden yanadır. Hatta bu blog alemi için bile böyledir. Bendeniz de söz veriyorum 70 yaşıma basmadan bloggerliğe, ince ve derin konulara veda edicem.

Yeşil sahalarla, meşin ya da deri her türlü yuvarlaklarla olan ilişkimi keseceğim. Zaten fiziksel açıdan da aksi mümkün değil ki efendim. Tamam liderlik karizmadır ama uçana kaçana şefkat ve ilgi göster(ebil) mek de değildir di mi. (Böylece örnek al abimizi 70 yaşında da senden böyle performanslar bekliyoruz diyenlere  de cevap vermiş olayım. Benden umut yok haberiniz olsun.)

İkinci garipsediğim olay ise Penisinvarya vurgusudur. Laiklik vurgusunu sürekli yapan bir parti liderinin bir kanaat önderine selam çakmasına, (her fırsatta bu gruba karşı öfkelerini açığa vuran siyasal düşünce sahibi arkadaşlarımız) nasıl normal gözüyle bakarlar anlamam.

Bence Penisilvanya vurgusu "bir biat vurgusudur. saygılar sunmadır, olayın arkası yarına dönmemesi için bir ricadır" ve eğer komplo teoricileri bir şeylere kafa yormak istiyorlarsa bu "ılımlı islam iktidarı"ndan sonra "ılımlı islam muhalefeti" oluşturma çabasının güzel! bir meyvası olabilir diye düşünsünler derim. Canım ne var bunda diyorsanız "İsmet Paşa'nın Paşam oy kaybediyoruz mitinglerde biraz da siz Allah deyin diyenlere ... "Allahaısmarladık diyoruz ya" söylemini hatırlayın. Beğenin beğenmeyin "omurga" denen şey budur...

Bir başka düşüncem de adına "erkenekon" denen ve şu anda yargı sürecinde olan bir örgütün varlığının artık su götürmezliği yanında tepesine balyoz gibi inilmesinden dolayı "vaktiyle edinilmiş ve bir merkezde toplanmış" bu tip görüntü ve belgelerin artık "rusya dağılınca işsiz kalan kgb ajanlarının çarşı pazar belge satması gibi" değnek takımı, ayakçı tayfasından tutanın elinde kalarak  ayağa düştüğü yönündedir. Yani bu kaset'de vaktiyle kotarılmış bir "erkenokon" işi olabilir.

Bence muhalif liderimiz kısa bir zaman sonra yeşil sahalara yeniden dönecektir. Hem de başı dik ve onurlu! bir şekilde. Üstelik biraz daha oyunu bile arttırabilir. Ancak bana göre artık "Penisinvarya"ya bir yerinden bağlı olarak dönecektir ve söz dinleyip, uslu çocuk olacaktır. Ya da Penisinvarya'nın da onayladığı bir genel başkanımız olacaktır.

Şahsi beklentim özellikle kadın politikacılarımızın "rejisörün yatak odası" algısına karşı tepki koyarak, aslı olmasa bile! böyle bir töhmetten kurtulmak için saygıdeğer liderimizin dönüşüne izin vermemeleridir. İngilizler bile Seksinci Hanry'nin uçana kaçana takmasından hissettikleri rahatsızlık sonucu "Kraliçe"liğe terfi etmişler ve İngiltere bir Oh! çekip, adı krallık kalsa da fiil en demokrasiye geçmiştir. Lider sulta'sı ya da hayranlığını da bir yere kadar, önce soldan başlayarak parti içi demokrasimizi geliştirelim lütfen. Yoksa takan bize takacak hep böyle...

Hala "Liderim de liderim. Kara kaşlı, deniz gözlü liderim" diyen bayan arkadaşlara ise bugün işyerimde bir espri yapan müdür arkadaşın sözlerini hatırlatayım. Kendisi ateşli bir Deniz bey taraftarı olan eşine şöyle demiş:

-Hanım artık bana o adamı savunma, bana o adamı savunma. Zaten fena halde bir kaç bayan personeli müdür yardımcılığına getiresim var. Ateşle oynama, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme, beni yoldan çıkarma...

Saygılar bizden...

Hamiş: Bu bir mizah yazısıdır. Yazıda geçen kişilerin gerçek kişi ve olaylarla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Hatta hiç böyle bişi de olmamıştır. İnanmıyor musunuz. Sabredin ilk kongreden kim çıkacak başkan olarak...




Efendim bendeniz siyasi konularda yazmayı sevmem. Ancak genel istek üzerine yazıyorum ki konu hakkında biraz farklı düşündüğümden belki meramımı da anlatmış olurum.

Bir kere yazdıklarıma "heyt lan! dokundurtmam adamıma" diyerek tepki verecek kardeşlerimizin beni okuduktan sonra ya da önce ne yapıp edip ilgili videoyu izlemelerini öneririm. Sonra konuşalım. 

Nası bulucaz diyenlere ben mi öğreteyim. Torontolu Şaziye, Hamburglu Neriman görüntülerini nerden buluyorsanız ordan edinin. Gerçi a.q dünyasında herşey adaletsiz Gülden Erken'le Ganze Özçeluk görüntüleri aylarca ortalıkta boy gösterip kadınlar iki kere mağdur edilirken Ali Tırca görüntüleri birden bire ortalıktan kayboluvermişti. İhtimal ki bunu da bulamazsınız.

Şahsen, iki gönül bir olunca samanlık seyran olur, özel hayat kime ne, tencere kapak sana ne lan yavşak tarzı söylemlerin arkasına sığınmak isteyen arkadaşlara da saygı duyuyorum. Gerçekten de bu işin b.kunu çıkarmanın alemi yok. Özel hayat diye bişi var. (bu olayda öyle bişi de yok ya, neyse) Doğru ya da yanlış halkım bunu yapıyor. Bize de kaygı ya da saygı duymak kalıyor.

Bir kere efendim ben görüntüleri beğenmedim. HD kalitesinde değildi. Video kaset olduğu anlaşılan bir yöntemle çekildiği ve kasetin bir hayli eski olup, seyredilmekten yalama olduğu anlaşılıyor. Yani abimizin dediği gibi 15günlük bir olaya benzemiyor.

Ayrıca öyle minik gizli cam teknolojisi ile falan değil eşek kadar kamera ile çekilmiş olmalı ki kamerayı doğru düzgün saklayamadıklarından pek de bişi gözükmüyor. Şahsen onu izliceme gider adam gibi bir siteden bol pozisyonlu bişiler izlerim.. Beğenmedim efendim...

Olayın çirkin, adi bir tehdit şantaj vs olduğu da anlaşılıyor vs diye yazan bir çok yazar çizer var. Hak veriyorum. Yine bazı bayan yazarlar; sevmişler sevişmişler kime ne, ya da  liderimiz yaptıysa eşi suçludur'a kadar götürmüşler işi. Ona da bişi demiyorum. Ama el insaf yani illa suçlu arayınca masum bir kadına vurmak zorunda mısınız?

Ayrıca ortada (izlemeyenlerin kaçırdığı ) başka bir şey daha var.

Bence (sözde) görüntülerdeki (doğruysa diye yazalım buraya ki başımız ağrımasın) en çirkin şey, kişilerin konumları, medeni durumlarından ziyade olaydaki üçüncü kişinin "şef garsonluk ya da servis elemanlığı" yapmasıdır. Tanrılar kurban istedi ya da Aktristliğin yolu "rejisörün yatak odasından geçer" durumu söz konusu gibi gözüküyor ki. Bu ciddi mide kaldırıcı bir durumdur.  Mahallenin namusunu özellikle burada kurtarmak ve avrupa parlementosunda adamı "seve seve" milletvekili yapıyorlarmış izlenimini silmek lazımdır. Hele mazallah ikram hizmetleri yapan kişinin kimliği ile ilgili iddalar ise yenilir, yutulur cinsten değildir.

Şahsi kanaatim ve düşüncem yaşı geçmiş insanların siyaset arenasından kendiliğinden gitmesinden yanadır. Hatta bu blog alemi için bile böyledir. Bendeniz de söz veriyorum 70 yaşıma basmadan bloggerliğe, ince ve derin konulara veda edicem.

Yeşil sahalarla, meşin ya da deri her türlü yuvarlaklarla olan ilişkimi keseceğim. Zaten fiziksel açıdan da aksi mümkün değil ki efendim. Tamam liderlik karizmadır ama uçana kaçana şefkat ve ilgi göster(ebil) mek de değildir di mi. (Böylece örnek al abimizi 70 yaşında da senden böyle performanslar bekliyoruz diyenlere  de cevap vermiş olayım. Benden umut yok haberiniz olsun.)

İkinci garipsediğim olay ise Penisinvarya vurgusudur. Laiklik vurgusunu sürekli yapan bir parti liderinin bir kanaat önderine selam çakmasına, (her fırsatta bu gruba karşı öfkelerini açığa vuran siyasal düşünce sahibi arkadaşlarımız) nasıl normal gözüyle bakarlar anlamam.

Bence Penisilvanya vurgusu "bir biat vurgusudur. saygılar sunmadır, olayın arkası yarına dönmemesi için bir ricadır" ve eğer komplo teoricileri bir şeylere kafa yormak istiyorlarsa bu "ılımlı islam iktidarı"ndan sonra "ılımlı islam muhalefeti" oluşturma çabasının güzel! bir meyvası olabilir diye düşünsünler derim. Canım ne var bunda diyorsanız "İsmet Paşa'nın Paşam oy kaybediyoruz mitinglerde biraz da siz Allah deyin diyenlere ... "Allahaısmarladık diyoruz ya" söylemini hatırlayın. Beğenin beğenmeyin "omurga" denen şey budur...

Bir başka düşüncem de adına "erkenekon" denen ve şu anda yargı sürecinde olan bir örgütün varlığının artık su götürmezliği yanında tepesine balyoz gibi inilmesinden dolayı "vaktiyle edinilmiş ve bir merkezde toplanmış" bu tip görüntü ve belgelerin artık "rusya dağılınca işsiz kalan kgb ajanlarının çarşı pazar belge satması gibi" değnek takımı, ayakçı tayfasından tutanın elinde kalarak  ayağa düştüğü yönündedir. Yani bu kaset'de vaktiyle kotarılmış bir "erkenokon" işi olabilir.

Bence muhalif liderimiz kısa bir zaman sonra yeşil sahalara yeniden dönecektir. Hem de başı dik ve onurlu! bir şekilde. Üstelik biraz daha oyunu bile arttırabilir. Ancak bana göre artık "Penisinvarya"ya bir yerinden bağlı olarak dönecektir ve söz dinleyip, uslu çocuk olacaktır. Ya da Penisinvarya'nın da onayladığı bir genel başkanımız olacaktır.

Şahsi beklentim özellikle kadın politikacılarımızın "rejisörün yatak odası" algısına karşı tepki koyarak, aslı olmasa bile! böyle bir töhmetten kurtulmak için saygıdeğer liderimizin dönüşüne izin vermemeleridir. İngilizler bile Seksinci Hanry'nin uçana kaçana takmasından hissettikleri rahatsızlık sonucu "Kraliçe"liğe terfi etmişler ve İngiltere bir Oh! çekip, adı krallık kalsa da fiil en demokrasiye geçmiştir. Lider sulta'sı ya da hayranlığını da bir yere kadar, önce soldan başlayarak parti içi demokrasimizi geliştirelim lütfen. Yoksa takan bize takacak hep böyle...

Hala "Liderim de liderim. Kara kaşlı, deniz gözlü liderim" diyen bayan arkadaşlara ise bugün işyerimde bir espri yapan müdür arkadaşın sözlerini hatırlatayım. Kendisi ateşli bir Deniz bey taraftarı olan eşine şöyle demiş:

-Hanım artık bana o adamı savunma, bana o adamı savunma. Zaten fena halde bir kaç bayan personeli müdür yardımcılığına getiresim var. Ateşle oynama, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürme, beni yoldan çıkarma...

Saygılar bizden...

Hamiş: Bu bir mizah yazısıdır. Yazıda geçen kişilerin gerçek kişi ve olaylarla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Hatta hiç böyle bişi de olmamıştır. İnanmıyor musunuz. Sabredin ilk kongreden kim çıkacak başkan olarak...


kot ve döt birlikteliği

Hiç yorum yok:

kot ve döt arasındaki bu uyum nerden kaynaklanıyor bilen var mı? erkekler kot pantalon giymiş bir  kadın görür görmez neden yüzüne doymadan arkasını dönse de dötünü görsek derdinde. Neden millet yolda kafasını çevirip çevirip kota/döte bakıyor?


Neden kot etek ya da kumaş pantalon aynı etkiyi yapmıyor. Nedir bu kot pantalonda döte baktıran cazibe bir bilen var mı? Len filozof olucam kafayı yormaktan nedir bu kot pantalon ve döt  baktıran olayı sevabına biri söylesin...

kot ve döt arasındaki bu uyum nerden kaynaklanıyor bilen var mı? erkekler kot pantalon giymiş bir  kadın görür görmez neden yüzüne doymadan arkasını dönse de dötünü görsek derdinde. Neden millet yolda kafasını çevirip çevirip kota/döte bakıyor?


Neden kot etek ya da kumaş pantalon aynı etkiyi yapmıyor. Nedir bu kot pantalonda döte baktıran cazibe bir bilen var mı? Len filozof olucam kafayı yormaktan nedir bu kot pantalon ve döt  baktıran olayı sevabına biri söylesin...

Niyet ettim yukarıdan aşağıya şu bloggerleri okumaya

21 yorum:

Uzun süredir fazla blog okuyamıyorum. Oysa okumak istediğim bir çok blogger var. Özellikle zahmet edip bana yorum bırakanlara mahcubum. Şimdi ufak ufak bu işe niyetlendim. Şu siteden 30 yıl öncesinin müziklerini açtım. Ufak ufak bloglarınızı okumaya başladım. Bakalım neler yazmışsınız....

Okuyalım, öğrenelim, düşüncelerimizi de paylaşırız....

Saygılar.

b.
 mutluysamnehos
Yılmaz Barış
Onuncu Köyün Adamı
 Momo
Büşra Bayram
beenmaya
copolitik
!♥ tuana ♥ !
laurel-hardy
Uzağa Giden Kadın
EBRULİ
SİYAH KELEBEK
pabuç
Leah
Hayal Meyal
KYBELE F
 Evren
Dozi
Beyaz Büyü
 đerkenαя
Scarlet
Ateş Böceği
!reDanDark!
LoveMeorLeaveMe
yesari
Aslı
bad-ı esrar
AnTiPaTiK YoRuMCu

 üryan
 Efsa
bucera
Üfürükten Prenses
EVRAKA
Hürrem Sultan
kalüfer böcüğü
Dalgaları Aşmak
Kediye Kafa Atan Psikopat Fare
Eseriklibiri
Ness
 pusarık
godikmod
Ay IşıĞı
neslihan



Uzun süredir fazla blog okuyamıyorum. Oysa okumak istediğim bir çok blogger var. Özellikle zahmet edip bana yorum bırakanlara mahcubum. Şimdi ufak ufak bu işe niyetlendim. Şu siteden 30 yıl öncesinin müziklerini açtım. Ufak ufak bloglarınızı okumaya başladım. Bakalım neler yazmışsınız....

Okuyalım, öğrenelim, düşüncelerimizi de paylaşırız....

Saygılar.

b.
 mutluysamnehos
Yılmaz Barış
Onuncu Köyün Adamı
 Momo
Büşra Bayram
beenmaya
copolitik
!♥ tuana ♥ !
laurel-hardy
Uzağa Giden Kadın
EBRULİ
SİYAH KELEBEK
pabuç
Leah
Hayal Meyal
KYBELE F
 Evren
Dozi
Beyaz Büyü
 đerkenαя
Scarlet
Ateş Böceği
!reDanDark!
LoveMeorLeaveMe
yesari
Aslı
bad-ı esrar
AnTiPaTiK YoRuMCu

 üryan
 Efsa
bucera
Üfürükten Prenses
EVRAKA
Hürrem Sultan
kalüfer böcüğü
Dalgaları Aşmak
Kediye Kafa Atan Psikopat Fare
Eseriklibiri
Ness
 pusarık
godikmod
Ay IşıĞı
neslihan


Cennetin annelerine saygılarımla

2 yorum:


-bütün kadınların yürekleri, anne yüreğidir-

"-Anneler günün kutlu olsun canım annem. Cennet annelerin ayakları altındadır. Ana gibi yar olmaz." çok duyacaksınız bugün bu sözleri. Bizi doğurup, büyüten, emziren, yok gününde yediren, uykusunu feda eden gecesini gündünüze katan, onlara kötü zamanlarında öf bile demememiz gereken insanlar, annelerimiz....
Yarın ne olur bilmem ama bugün hakkınızda çok şey yazılacak. Ben de kendi annemin şahsında tüm annelerin ellerinden hürmetle öpüyorum. Saygılarımı sunuyorum.

Dün gece anneler günü ile ilgili bir yazı yazmayı düşündüğümde yukarıdakilerin hepsinden başka bir soru geldi aklıma. Sordum kendi kendime bir anne için "Cennet" nedir, neresidir?" Evladının yanı değil mi? Bir çok anne cennet meyvası diye koklamaz mı evladını. Öyle sever, hayatını onunla tümleştirir değil mi?

Hatta öyle ki. "canavar anne" diye atılan başlıklarda, istemeden çocuk sahibi olanlar, onları öldürmeye yeltenen insanların bile o cinnet hali dışında bambaşka duygular ile rahimlerine düştüğü andan itibaren çocuklarıyla farklı bir ilişkileri olduğuna inanmak istiyorum ben. Sadece annelik bile kadınların erkeklerden üstün olduğunu düşündürmeye yeter bana. Buna rağmen anneler de çocukları gibi zaman zaman şiddet mağdurudur bu dünya da, o da işin başka acı yönü.

Dün aklıma düşen ikinci soru. "Anne olmak isteyip de olamayan kadınlar"la ilgiliydi. Nice kadınlar var ki, ya sağlık sorunları, ya bebeklerini kaybetmiş olmaları veya evlenmemiş olmaları vs. yüzünden anne olamıyor. Ama annelik hasreti ile yanıp tutuşuyor. Bir bebeği doğurmak "anne olmak" için yeter koşul mudur? "Doğuran mı, besleyip büyüten mi? anne sayılır" "Biyolojik anne" lik gibi kavramlar tartışılmaya başlandı toplumumuzda. Tabi ki "bir canlıyı hayata getirmek çok sıradışı ve özel bir şeydir." Annelik duygusunu ilk evrelerinden itibaren tatmak, o sıkıntıyı ve vücudundaki, ruhundaki değişimleri yaşamak, doğum ve sonrasında uzun süren bir çileli yolculuk bir kadın için çok özel bir referans ve artı bir değerdir. Kabul ederim.

Ancak, yüreği insan sevgisi ile dolu, çocuk hasreti ile yanan bir çocuk gülümsemesi gördüğünde, içinde ince bir sızı duyan, yüreğindeki kuşlar sürü sürü havalanan kadınlar yok mu? Bir çoğu evlatlık edinmek için çırpınan, ya da tüp bebek yöntemleri ile başarısızlıkları durmadan yaşayıp üzülen kadınları da kasdetmiyorum.  Onların dışında da kardeşinin, akrabasının veya yuvalardaki kimsesiz çocukların başını okşayıp, onların gülücüklerinde kendi içindeki hüznü giderecek mutluluklar ararken, bir yandan da yüreği sızlayan o güzel kadınlardan bahsediyorum sizlere. Onlar da elleri "anne" diye öpülmeyi gerçekten hakeden kadınlar değil mi?

Hiç evlenmemiş, hiç anneliği tatmamış ve bu dünyaya bir anneyle bir babayla gelip, belki de canından bir parça bırakmadan gidecek kadınlar. Komşu çocuklarının mutluluğu ile mutlu olan, onların sorunları ile ilgilenen, yuvada gözü yaşlı bir çocukla kahrolan, sokakta çocuğunu azarlayan bir anne görüp için için ağlayan kadınları. Çocuklar için kendini feda eden ama bir çocuğa anne olamamış, onu yüreğine yaslayıp emzirememiş, saçlarını koklayıp okşayamamış ama bunun için deli divane olan kadınları. Çocuklara yardım için, onları korumak için çırpınan kadınları. Sizleri...

Bir anne için çocukları "cennet meyvesidir" demiştim. Bu güzel kadınlar belki anne olamadılar. Belki bir çoğumuzun artık kıymetini bilmediği bir çocuğun "anneee" diye seslenmesinin hasretini daima en derinden hissettiler. İşte o kadınlar gizli ya da aşikar çocuklar için yaptıkları güzelliklerin, onlar için çırpınışlarının mükafatlarını her iki dünyada da alacaklar bana göre.

Anne olamasa da elleri öpülesi kadınlarımız onlar. Bu anneler gününde her yavru annesine sarılırken, onlar da kendilerine "anne" diyen bir bebeği arayacaklar. Belki gidip yaşlı annelerine, teyzelerine, ninelerine sarılacaklar. Belki kaybettikleri annelerinin mezarlarına kapanacaklar gözü yaşlı.

Cennet, her kulun istediklerini ve umduklarından çok daha fazlasını bol bol bulacağı, yaşayabileceği bir yer diye tarif edilir. Düşündüm dün gece, gözlerim yaşardı. Yüreği çoktan anne olmuş, ama bedeni anneliği yaşayamamış bir kadın olarak cennete gitsem ne isterdim diye düşündüm. "Anne olmak" dedi içimden bir ses. Küçük çaplı bir araştırma yaptım, ilahi referanslarda herkesin cennette 30'lu yaşlarda olacağı, küçük yaşta ölen çocukların cennet kapısında annesini bekleyeceği yazıyordu. Ama aklımdaki şu sorunun cevabını bulamadım.

Bu dünyada kendini çocuklara adayan, evlat hasreti ile yanıp tutuşan, anne olmak isteyen o güzel kadınların cennette "Anne" olmaları mümkün mü diye. Aklım, zihnim beni şu cevaba götürdü. Bu dünyada yüreği bir çok kadından çok daha anne olan o güzel insanları, Rabbim öbür dünyada "Anne"likten mahrum etmeyecektir. Onların evlat özlemini, hasretini doya doya giderecektir dedim içimden.

Ben bugün tüm annelerin yanında. Çocuklar için yüreği sızlayıp, kanat çırpan "yürek annesi" bütün kadınların da "Anneler günü'nü kutluyor, ellerinden öpüyor, bu anlamlı günde önünüzde saygıyla eğiliyorum.

T.İ.O

* Bu yazı dünyada ve ülkemizdeki tüm yürek annelerine ve özellikle "1MKalem çocuğuma dokunma kampanyası"na gönülden destek veren tüm bayan blog yazarlarına ithaf edilmiştir.


-bütün kadınların yürekleri, anne yüreğidir-

"-Anneler günün kutlu olsun canım annem. Cennet annelerin ayakları altındadır. Ana gibi yar olmaz." çok duyacaksınız bugün bu sözleri. Bizi doğurup, büyüten, emziren, yok gününde yediren, uykusunu feda eden gecesini gündünüze katan, onlara kötü zamanlarında öf bile demememiz gereken insanlar, annelerimiz....
Yarın ne olur bilmem ama bugün hakkınızda çok şey yazılacak. Ben de kendi annemin şahsında tüm annelerin ellerinden hürmetle öpüyorum. Saygılarımı sunuyorum.

Dün gece anneler günü ile ilgili bir yazı yazmayı düşündüğümde yukarıdakilerin hepsinden başka bir soru geldi aklıma. Sordum kendi kendime bir anne için "Cennet" nedir, neresidir?" Evladının yanı değil mi? Bir çok anne cennet meyvası diye koklamaz mı evladını. Öyle sever, hayatını onunla tümleştirir değil mi?

Hatta öyle ki. "canavar anne" diye atılan başlıklarda, istemeden çocuk sahibi olanlar, onları öldürmeye yeltenen insanların bile o cinnet hali dışında bambaşka duygular ile rahimlerine düştüğü andan itibaren çocuklarıyla farklı bir ilişkileri olduğuna inanmak istiyorum ben. Sadece annelik bile kadınların erkeklerden üstün olduğunu düşündürmeye yeter bana. Buna rağmen anneler de çocukları gibi zaman zaman şiddet mağdurudur bu dünya da, o da işin başka acı yönü.

Dün aklıma düşen ikinci soru. "Anne olmak isteyip de olamayan kadınlar"la ilgiliydi. Nice kadınlar var ki, ya sağlık sorunları, ya bebeklerini kaybetmiş olmaları veya evlenmemiş olmaları vs. yüzünden anne olamıyor. Ama annelik hasreti ile yanıp tutuşuyor. Bir bebeği doğurmak "anne olmak" için yeter koşul mudur? "Doğuran mı, besleyip büyüten mi? anne sayılır" "Biyolojik anne" lik gibi kavramlar tartışılmaya başlandı toplumumuzda. Tabi ki "bir canlıyı hayata getirmek çok sıradışı ve özel bir şeydir." Annelik duygusunu ilk evrelerinden itibaren tatmak, o sıkıntıyı ve vücudundaki, ruhundaki değişimleri yaşamak, doğum ve sonrasında uzun süren bir çileli yolculuk bir kadın için çok özel bir referans ve artı bir değerdir. Kabul ederim.

Ancak, yüreği insan sevgisi ile dolu, çocuk hasreti ile yanan bir çocuk gülümsemesi gördüğünde, içinde ince bir sızı duyan, yüreğindeki kuşlar sürü sürü havalanan kadınlar yok mu? Bir çoğu evlatlık edinmek için çırpınan, ya da tüp bebek yöntemleri ile başarısızlıkları durmadan yaşayıp üzülen kadınları da kasdetmiyorum.  Onların dışında da kardeşinin, akrabasının veya yuvalardaki kimsesiz çocukların başını okşayıp, onların gülücüklerinde kendi içindeki hüznü giderecek mutluluklar ararken, bir yandan da yüreği sızlayan o güzel kadınlardan bahsediyorum sizlere. Onlar da elleri "anne" diye öpülmeyi gerçekten hakeden kadınlar değil mi?

Hiç evlenmemiş, hiç anneliği tatmamış ve bu dünyaya bir anneyle bir babayla gelip, belki de canından bir parça bırakmadan gidecek kadınlar. Komşu çocuklarının mutluluğu ile mutlu olan, onların sorunları ile ilgilenen, yuvada gözü yaşlı bir çocukla kahrolan, sokakta çocuğunu azarlayan bir anne görüp için için ağlayan kadınları. Çocuklar için kendini feda eden ama bir çocuğa anne olamamış, onu yüreğine yaslayıp emzirememiş, saçlarını koklayıp okşayamamış ama bunun için deli divane olan kadınları. Çocuklara yardım için, onları korumak için çırpınan kadınları. Sizleri...

Bir anne için çocukları "cennet meyvesidir" demiştim. Bu güzel kadınlar belki anne olamadılar. Belki bir çoğumuzun artık kıymetini bilmediği bir çocuğun "anneee" diye seslenmesinin hasretini daima en derinden hissettiler. İşte o kadınlar gizli ya da aşikar çocuklar için yaptıkları güzelliklerin, onlar için çırpınışlarının mükafatlarını her iki dünyada da alacaklar bana göre.

Anne olamasa da elleri öpülesi kadınlarımız onlar. Bu anneler gününde her yavru annesine sarılırken, onlar da kendilerine "anne" diyen bir bebeği arayacaklar. Belki gidip yaşlı annelerine, teyzelerine, ninelerine sarılacaklar. Belki kaybettikleri annelerinin mezarlarına kapanacaklar gözü yaşlı.

Cennet, her kulun istediklerini ve umduklarından çok daha fazlasını bol bol bulacağı, yaşayabileceği bir yer diye tarif edilir. Düşündüm dün gece, gözlerim yaşardı. Yüreği çoktan anne olmuş, ama bedeni anneliği yaşayamamış bir kadın olarak cennete gitsem ne isterdim diye düşündüm. "Anne olmak" dedi içimden bir ses. Küçük çaplı bir araştırma yaptım, ilahi referanslarda herkesin cennette 30'lu yaşlarda olacağı, küçük yaşta ölen çocukların cennet kapısında annesini bekleyeceği yazıyordu. Ama aklımdaki şu sorunun cevabını bulamadım.

Bu dünyada kendini çocuklara adayan, evlat hasreti ile yanıp tutuşan, anne olmak isteyen o güzel kadınların cennette "Anne" olmaları mümkün mü diye. Aklım, zihnim beni şu cevaba götürdü. Bu dünyada yüreği bir çok kadından çok daha anne olan o güzel insanları, Rabbim öbür dünyada "Anne"likten mahrum etmeyecektir. Onların evlat özlemini, hasretini doya doya giderecektir dedim içimden.

Ben bugün tüm annelerin yanında. Çocuklar için yüreği sızlayıp, kanat çırpan "yürek annesi" bütün kadınların da "Anneler günü'nü kutluyor, ellerinden öpüyor, bu anlamlı günde önünüzde saygıyla eğiliyorum.

T.İ.O

* Bu yazı dünyada ve ülkemizdeki tüm yürek annelerine ve özellikle "1MKalem çocuğuma dokunma kampanyası"na gönülden destek veren tüm bayan blog yazarlarına ithaf edilmiştir.

Evvel zaman içinde ergenlik

Hiç yorum yok:

İtiraf etmek lazım ki herkesin ki gibi geçmedi ergenliğim. İleride pis bir romantik olacağımın ilk işaretlerini o günlerde almaya başladım. Alnımda utangaçlığımı kat kat arttıran sivilceler, eskiden masum bir arkadaş olarak gördüğüm ve çok iyi anlaştığım kızlar hakkında aklıma düşen sakıncalı fikirler dolayısıyla biraz kendi içime kapanarak yaşadım ergenliği.

Belki de sırf bu yüzden, bi kaç kişi dışında doğru dürüst bir kız arkadaşım olmadı sayılır. Belki de taaa o zamanlardan gıcık herifin biri olduğumdandır, kızlarla al takke ver külah değil ekseriyetle papaz olmam.

Ama, ama bizim zamanımızda:

* Kızlara aşık olunabilirdi, onları sevebilirdiniz, kalbiniz sızlar gözünüzden yaş gelirdi ama öpemezdiniz, öpmeyi düşünemezdiniz. (sonraları sevdiğin kızın öpülebileceğine aklım yattı da daha fazlasını bir süre kabullenemedim)

* İyi de madem öpülemiyordu da rüyama giren kızlara noluyordu, neden rahat durmuyorlardı? Gazete, dergi sayfalarını süsleyenler, onlar neden bu kadar insanın üstüne geliyorlardı? (gerçi işin aslında ben gazetelerin içine düşüyordum ya). Ayrıca len o kadar çocuk nasıl oluyordu o zaman, o da ayrı bir muaamaydı?

* Kadınlara utana sıkıla baktığımdan dolayı ilginç yetenekler geliştirdim. Gayet mahçup, boynum eğik durmama rağmen, küçük, büyük hiç bir frikik kaçırmadım bu güne kadar. Bu yüzden bayan matematik öğretmenim "yere bakan yürek yakan takmıştı" adımı.

* Hayatı boyunca hiç bir kadının annesi gibi çorba pişiremiyeceğine inanan erkeklerden oldum. Gayette yanıldım bu konuda, çok da güzel pişiriyolar. Ellerine sağlık.

* Şip şak çaktırmadan bakmaktan ve muzur neşriyata hızlıca gözatmaktan bile kültürüm gelişti. Her hangi bir romanı elime aldığımda 5 dakikada en muzur yerlerini bulabilir, çabucak kısa bir özetini size çıkarabilirim. Aynı şey video kaset ve cd ler için de geçerlidir.

* Haydar dümenin kitaplarından feyz alma şansım olmadı. Çünkü utana sıkıla kargo ile getirtebiliyorduk. Kapalı ambalaj sonradan icad edildi. Ancak bir posta kutusu kiralamayı akıl edince fırıncının kızı ile de tanışma şansım oldu.

* Aldığım en komik erotik ürün stüdyoda doldurulmuş bir ses kaseti idi. İlk cümleler "hoşgeldin canım, ceketini çıkar, sana bir içki doldurayım"la başlıyordu ve 60 dakikalık teyp kasetinin geri kalanı "ah, oh ve evet" ten ibaretti.

* Gazete bayiinden alnım terleye terleye, utana sıkıla isteyerek aldığım playboyları seri bir şekilde kapının önünde kazağımın içine saklayıp hiç bişi yokmuş gibi hızla sağa sola ıslık çalarak gitmeyi o zamanlarda öğrendim.

* Lisedeki ergen ablaların arkasına geçer, önlük düğmelerindeki çizikleri kontrol ederdim. Birden fazla erkek arkadaşı olan ablaların düğmeleri çok çizik olurdu. Ordan bilirdim.


* İlk arkadaşlık teklifimi yaptığım kızın bundan haberi bile yoktu. bir taşa sardığım mektubu gece balkonlarına atarken camlarını kırmış ve kaçmıştım. Bir daha da semtinden geçmedim.

* İkinci arkadaşlık teklifi yaptığım kızın (bi kız arkadaşla mektup göndermiştim) adını yanlış öğrenmişim. Küçük kardeşinin adını yazmışım ve kız benimle çıkmayı kabul etmiş, öğrenince fena bozulup buluşmayı iptal etmiştim.

* Bir aralar çıkacağım kızları bir şekilde evde misafir edip, onlar tuvaletten çıktıktan sonra wc'yi koklayıp, arkadaş olup olmamaya karar verme gibi bir saplantım vardı. Şükür hiç gerçekleştiremedim.

* İlk defa bir kızın elini tuttuğumda, kadınların elinin öküz gibi tutulmayacağını öğrenmem zor olmadı. Kendim utandım o yumuşacık ellerden ve tutma biçimimden.

* Kısa etek giyip, insanın karşısına oturunca durmadan eteğini çekiştiren kadınlara hep uyuz oldum. Bak diye mi çekiyorsunuz o eteği anlamam ki. Bakmıyacaksak niye öyle giyiyorsunuz. Ya kısa giyme, ya da trip yapma kardeşim. Özel ders aldığım bir ingilizce hocam vardı. Gayet de rahat bacak bacak üstüne atardı.

* Önceleri hep sokaklarda sarkık jartiyersiz muss çorabını çeken teyzeler gördüğümden olsa gerek sokakta çorap çeken kadınları ömrümce hiç sevmedim. Ta ki biri bak çorap öyle değil böyle çekilir diye gösterene kadar.

* Halâ bir çok kadının neden makyaj yaptığını anlamam, çünkü kadınlar zaten çok güzeller. Ben de çok yakışıklıyım:p

* Okulda bütün sınavlara çişimi yapıp girdiğimde 1 not daha yüksek alırdım. O yüzden cinsellik aklıma gelince "tam o zaman çişi gelirse insanın nolur?" diye bir takıntım vardı.

* Kadın denilen yaratığı (zeyna dahil) hep cillop gibi gördüğümüzden olsa gerek, kılsız tüysüz bişi sanırdım. Sadece dipleri kızarmış, çorapsız bacaklar gördüğümde fena olurdum (kan tutar beni) . Bu hal ne ola ki, yazık hasta galiba bu teyzeler derdim. Yoluyolarmış tavuk gibi nerden bileyim.

* Kadınların neden bu kadar çok ayakkabısı oluyor hala anlamış değilim. Kırk ayak mı bunlar. Sanırım aksesuar diye taşıyorlar.

* Bir dönem kadın çamaşırı da satan bir işyerinde çalıştım. Uzun süre kilotlu çorap sorduklarında üstündeki resimlerden utandığım için "yok kalmadı abla" diye cevap verdim. Sonradan alıştım tabi haliyle. Bir çok çorabın renk numarasını ve bir çok çamaşırın bedenini insanın üstündeyken karşıdan tanıyabilirim.

* Eczacı bir arkadaşım olmasaydı bazı ihtiyaç malzemelerini daha geç tanıyabilirdim. Arkadaşın yanında takılınca ilginç anılarım da oldu. En ilginci küçük bir çocuk gelip "anne hapı" var mı demişti? Doğum kontrol haplarının çiçek çoşturmak için de kullanıldığını o zamanlar öğrenmiştim.

* Ya ya, biz eskiden su içerdik testiden. İşte böyleyken böyle, gülmeyin kardeşim, gülmeyin be!..

İtiraf etmek lazım ki herkesin ki gibi geçmedi ergenliğim. İleride pis bir romantik olacağımın ilk işaretlerini o günlerde almaya başladım. Alnımda utangaçlığımı kat kat arttıran sivilceler, eskiden masum bir arkadaş olarak gördüğüm ve çok iyi anlaştığım kızlar hakkında aklıma düşen sakıncalı fikirler dolayısıyla biraz kendi içime kapanarak yaşadım ergenliği.

Belki de sırf bu yüzden, bi kaç kişi dışında doğru dürüst bir kız arkadaşım olmadı sayılır. Belki de taaa o zamanlardan gıcık herifin biri olduğumdandır, kızlarla al takke ver külah değil ekseriyetle papaz olmam.

Ama, ama bizim zamanımızda:

* Kızlara aşık olunabilirdi, onları sevebilirdiniz, kalbiniz sızlar gözünüzden yaş gelirdi ama öpemezdiniz, öpmeyi düşünemezdiniz. (sonraları sevdiğin kızın öpülebileceğine aklım yattı da daha fazlasını bir süre kabullenemedim)

* İyi de madem öpülemiyordu da rüyama giren kızlara noluyordu, neden rahat durmuyorlardı? Gazete, dergi sayfalarını süsleyenler, onlar neden bu kadar insanın üstüne geliyorlardı? (gerçi işin aslında ben gazetelerin içine düşüyordum ya). Ayrıca len o kadar çocuk nasıl oluyordu o zaman, o da ayrı bir muaamaydı?

* Kadınlara utana sıkıla baktığımdan dolayı ilginç yetenekler geliştirdim. Gayet mahçup, boynum eğik durmama rağmen, küçük, büyük hiç bir frikik kaçırmadım bu güne kadar. Bu yüzden bayan matematik öğretmenim "yere bakan yürek yakan takmıştı" adımı.

* Hayatı boyunca hiç bir kadının annesi gibi çorba pişiremiyeceğine inanan erkeklerden oldum. Gayette yanıldım bu konuda, çok da güzel pişiriyolar. Ellerine sağlık.

* Şip şak çaktırmadan bakmaktan ve muzur neşriyata hızlıca gözatmaktan bile kültürüm gelişti. Her hangi bir romanı elime aldığımda 5 dakikada en muzur yerlerini bulabilir, çabucak kısa bir özetini size çıkarabilirim. Aynı şey video kaset ve cd ler için de geçerlidir.

* Haydar dümenin kitaplarından feyz alma şansım olmadı. Çünkü utana sıkıla kargo ile getirtebiliyorduk. Kapalı ambalaj sonradan icad edildi. Ancak bir posta kutusu kiralamayı akıl edince fırıncının kızı ile de tanışma şansım oldu.

* Aldığım en komik erotik ürün stüdyoda doldurulmuş bir ses kaseti idi. İlk cümleler "hoşgeldin canım, ceketini çıkar, sana bir içki doldurayım"la başlıyordu ve 60 dakikalık teyp kasetinin geri kalanı "ah, oh ve evet" ten ibaretti.

* Gazete bayiinden alnım terleye terleye, utana sıkıla isteyerek aldığım playboyları seri bir şekilde kapının önünde kazağımın içine saklayıp hiç bişi yokmuş gibi hızla sağa sola ıslık çalarak gitmeyi o zamanlarda öğrendim.

* Lisedeki ergen ablaların arkasına geçer, önlük düğmelerindeki çizikleri kontrol ederdim. Birden fazla erkek arkadaşı olan ablaların düğmeleri çok çizik olurdu. Ordan bilirdim.


* İlk arkadaşlık teklifimi yaptığım kızın bundan haberi bile yoktu. bir taşa sardığım mektubu gece balkonlarına atarken camlarını kırmış ve kaçmıştım. Bir daha da semtinden geçmedim.

* İkinci arkadaşlık teklifi yaptığım kızın (bi kız arkadaşla mektup göndermiştim) adını yanlış öğrenmişim. Küçük kardeşinin adını yazmışım ve kız benimle çıkmayı kabul etmiş, öğrenince fena bozulup buluşmayı iptal etmiştim.

* Bir aralar çıkacağım kızları bir şekilde evde misafir edip, onlar tuvaletten çıktıktan sonra wc'yi koklayıp, arkadaş olup olmamaya karar verme gibi bir saplantım vardı. Şükür hiç gerçekleştiremedim.

* İlk defa bir kızın elini tuttuğumda, kadınların elinin öküz gibi tutulmayacağını öğrenmem zor olmadı. Kendim utandım o yumuşacık ellerden ve tutma biçimimden.

* Kısa etek giyip, insanın karşısına oturunca durmadan eteğini çekiştiren kadınlara hep uyuz oldum. Bak diye mi çekiyorsunuz o eteği anlamam ki. Bakmıyacaksak niye öyle giyiyorsunuz. Ya kısa giyme, ya da trip yapma kardeşim. Özel ders aldığım bir ingilizce hocam vardı. Gayet de rahat bacak bacak üstüne atardı.

* Önceleri hep sokaklarda sarkık jartiyersiz muss çorabını çeken teyzeler gördüğümden olsa gerek sokakta çorap çeken kadınları ömrümce hiç sevmedim. Ta ki biri bak çorap öyle değil böyle çekilir diye gösterene kadar.

* Halâ bir çok kadının neden makyaj yaptığını anlamam, çünkü kadınlar zaten çok güzeller. Ben de çok yakışıklıyım:p

* Okulda bütün sınavlara çişimi yapıp girdiğimde 1 not daha yüksek alırdım. O yüzden cinsellik aklıma gelince "tam o zaman çişi gelirse insanın nolur?" diye bir takıntım vardı.

* Kadın denilen yaratığı (zeyna dahil) hep cillop gibi gördüğümüzden olsa gerek, kılsız tüysüz bişi sanırdım. Sadece dipleri kızarmış, çorapsız bacaklar gördüğümde fena olurdum (kan tutar beni) . Bu hal ne ola ki, yazık hasta galiba bu teyzeler derdim. Yoluyolarmış tavuk gibi nerden bileyim.

* Kadınların neden bu kadar çok ayakkabısı oluyor hala anlamış değilim. Kırk ayak mı bunlar. Sanırım aksesuar diye taşıyorlar.

* Bir dönem kadın çamaşırı da satan bir işyerinde çalıştım. Uzun süre kilotlu çorap sorduklarında üstündeki resimlerden utandığım için "yok kalmadı abla" diye cevap verdim. Sonradan alıştım tabi haliyle. Bir çok çorabın renk numarasını ve bir çok çamaşırın bedenini insanın üstündeyken karşıdan tanıyabilirim.

* Eczacı bir arkadaşım olmasaydı bazı ihtiyaç malzemelerini daha geç tanıyabilirdim. Arkadaşın yanında takılınca ilginç anılarım da oldu. En ilginci küçük bir çocuk gelip "anne hapı" var mı demişti? Doğum kontrol haplarının çiçek çoşturmak için de kullanıldığını o zamanlar öğrenmiştim.

* Ya ya, biz eskiden su içerdik testiden. İşte böyleyken böyle, gülmeyin kardeşim, gülmeyin be!..

Biz artık birlikte daha mutluyuz

8 yorum:


Aşağıda ismi ve açık adresi bulunan bizler, bilerek ve isteyerek birlikte olmaya ve bunu blog kamuoyuna duyurmaya karar verdik. Umarım bu güzel birliktelikte bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da bizim yanımızda, yakınımızda olursunuz.

Artık zamanı geldi. Söylemek lazım. Bir yere kadar başa çıkmak mümkün ama bir yerden sonra söylemek lazım. İnsan için hem yıpratıcı hem de yorucu oluyor. Zihninizin karmaşıklığı bir yandan , stress gerilim bir yandan. Hem madem bu benim kalemimden çıkmadır. Neden sizlerden saklayayım. Zaten kısmen biliyorsunuz bir sürü blogum olduğunu o zaman bunların bir kısmını bir araya toplamaya karar verdim.

En azından çoğunu iki ana grupta birleştirebilirim. Böylece ordan oraya koşturmaya bir son vermek ve cami önüne bırakılmış çocuklar gibi bloglarımı yetim, öksüz bırakmamaya karar verdim. Sizlerde diğer yazılarımı okumaktan mahrum kalmamış olursunuz. Ayrıca "ulan bu adam kaç kişilikli, bloguna yorum yazdığım bu adam da "The İbrahim Ortach" olabilir mi? sanrılarından kurtulmuş olursunuz.

Özetle Artık İbrahim Ortach Külliyatını (şiirler hariç) sadece "kediyebasma.blogspot.com" adresinde okuyabileceksiniz. Ancak eski alışkanlıklarını ve eski bloglarımı özleyenler için konuları kategorilere ayırıp sizlere sunmaya çalışacağım. Şimdilik bu kadar.

Saygılarımla efendim...

http://kediyebasma.blogspot.com/  bünyesinde birleştirilen bazı İbrahim Ortaç blogları

Benim güzel çakma twitterim    http://cakmatwitter.blogspot.com
Foto Fal                                  http://fotofalarzuhal.blogspot.com/
Blog dedikoduları                   http://gossipibram.blogspot.com/
Ramazan Pidesi                      http://ramazanpidesi.blogspot.com/
Laf söyledi bal kabağı              http://bunubensoyledim.blogspot.com/
Mahalle Baskısı                       http://pantalonaskisi.blogspot.com/



Aşağıda ismi ve açık adresi bulunan bizler, bilerek ve isteyerek birlikte olmaya ve bunu blog kamuoyuna duyurmaya karar verdik. Umarım bu güzel birliktelikte bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da bizim yanımızda, yakınımızda olursunuz.

Artık zamanı geldi. Söylemek lazım. Bir yere kadar başa çıkmak mümkün ama bir yerden sonra söylemek lazım. İnsan için hem yıpratıcı hem de yorucu oluyor. Zihninizin karmaşıklığı bir yandan , stress gerilim bir yandan. Hem madem bu benim kalemimden çıkmadır. Neden sizlerden saklayayım. Zaten kısmen biliyorsunuz bir sürü blogum olduğunu o zaman bunların bir kısmını bir araya toplamaya karar verdim.

En azından çoğunu iki ana grupta birleştirebilirim. Böylece ordan oraya koşturmaya bir son vermek ve cami önüne bırakılmış çocuklar gibi bloglarımı yetim, öksüz bırakmamaya karar verdim. Sizlerde diğer yazılarımı okumaktan mahrum kalmamış olursunuz. Ayrıca "ulan bu adam kaç kişilikli, bloguna yorum yazdığım bu adam da "The İbrahim Ortach" olabilir mi? sanrılarından kurtulmuş olursunuz.

Özetle Artık İbrahim Ortach Külliyatını (şiirler hariç) sadece "kediyebasma.blogspot.com" adresinde okuyabileceksiniz. Ancak eski alışkanlıklarını ve eski bloglarımı özleyenler için konuları kategorilere ayırıp sizlere sunmaya çalışacağım. Şimdilik bu kadar.

Saygılarımla efendim...

http://kediyebasma.blogspot.com/  bünyesinde birleştirilen bazı İbrahim Ortaç blogları

Benim güzel çakma twitterim    http://cakmatwitter.blogspot.com
Foto Fal                                  http://fotofalarzuhal.blogspot.com/
Blog dedikoduları                   http://gossipibram.blogspot.com/
Ramazan Pidesi                      http://ramazanpidesi.blogspot.com/
Laf söyledi bal kabağı              http://bunubensoyledim.blogspot.com/
Mahalle Baskısı                       http://pantalonaskisi.blogspot.com/

Zaruri bir açıklama

2 yorum:
burçları yazmaktan, borçları ihmal etmişim:) aman imf'nin kucağına oturmayalım aman..

insan önceliklerini belirlemeli di mi:) biraz gecikecek burç yazıları ama devam ediyoruz. bilginiz olsun.

durun kredi kartlarım teker teker gelin... aloo kime diyom ben...

Not: bir de özel istek geldi adsız bir yorumcudan. iletişim kazaları ve nettrik kapris ve kıskançlıklar üzerine. yazıcam, yazıcam...
burçları yazmaktan, borçları ihmal etmişim:) aman imf'nin kucağına oturmayalım aman..

insan önceliklerini belirlemeli di mi:) biraz gecikecek burç yazıları ama devam ediyoruz. bilginiz olsun.

durun kredi kartlarım teker teker gelin... aloo kime diyom ben...

Not: bir de özel istek geldi adsız bir yorumcudan. iletişim kazaları ve nettrik kapris ve kıskançlıklar üzerine. yazıcam, yazıcam...

Domuz gribinden hasta olmak yasaklandı mı?

Hiç yorum yok:
meraklardayım. ne oldu da domuz gribi haberleri birden bire kesildi. havalar soğudu, virüsün bayram edeceği zamanlar. elde kalan aşıları ne yapmayı düşünüyor yetkililerimiz, acaba seneye çıkacak bir katır gribine iyi gelir mi bu aşılar? yoksa y-etkililerin gündem değiştirme ihtiyaçları mı kalmadı. yaygaracı medyamıza iskender kebap mı ısmarladı aşı firmaları da sustular.
meraklardayım. ne oldu da domuz gribi haberleri birden bire kesildi. havalar soğudu, virüsün bayram edeceği zamanlar. elde kalan aşıları ne yapmayı düşünüyor yetkililerimiz, acaba seneye çıkacak bir katır gribine iyi gelir mi bu aşılar? yoksa y-etkililerin gündem değiştirme ihtiyaçları mı kalmadı. yaygaracı medyamıza iskender kebap mı ısmarladı aşı firmaları da sustular.

Bir yırtmaçlık değeri yok yaladığınız mürekkebin

Hiç yorum yok:
inanılmaz kaza, nefes kesti, büyüledi, müthiş poz, şaşırtan frikik, cesur pozlar, akıl almaz hareket. onu hiç böyle görmediniz. diliniz tutulacak. büyük cesaret. nedir efendim kim nerde ne kahramanlık yapmış. hangi bilim adamı ne başarmış acaba diye düşünüyor insan. yok, etini, budunu açan çeşitli dişi kişilere ait haber başlıkları bunlar. yani aç bi yerleri, methiye hazır. bırak ya, ört, ört ki ölem.
inanılmaz kaza, nefes kesti, büyüledi, müthiş poz, şaşırtan frikik, cesur pozlar, akıl almaz hareket. onu hiç böyle görmediniz. diliniz tutulacak. büyük cesaret. nedir efendim kim nerde ne kahramanlık yapmış. hangi bilim adamı ne başarmış acaba diye düşünüyor insan. yok, etini, budunu açan çeşitli dişi kişilere ait haber başlıkları bunlar. yani aç bi yerleri, methiye hazır. bırak ya, ört, ört ki ölem.

eşek dilli olmak için, illa eşek olmak gerekmez

Hiç yorum yok:
bugün eşek dilimi koparasım geldi. bu dil ne işe yarıyor anlamıyorum.ve ben yaradığı iş dışında nelere kullanıyorum onu. el öpüyor, etek öpüyorum. yalan değil ama yanlış söylemekten tüy bitiyor üzerinde. yılanı değil ama uyuyanı deliğinden çıkarabiliyor. konuştukça kuruması gerekirken ıslanıyor büsbütün. eskiden zehir olup sokardı şimdi şeker gibi ama sonuç değişmiyor. dilim; seni ısırıyorum. zehrinle öldür beni...
bugün eşek dilimi koparasım geldi. bu dil ne işe yarıyor anlamıyorum.ve ben yaradığı iş dışında nelere kullanıyorum onu. el öpüyor, etek öpüyorum. yalan değil ama yanlış söylemekten tüy bitiyor üzerinde. yılanı değil ama uyuyanı deliğinden çıkarabiliyor. konuştukça kuruması gerekirken ıslanıyor büsbütün. eskiden zehir olup sokardı şimdi şeker gibi ama sonuç değişmiyor. dilim; seni ısırıyorum. zehrinle öldür beni...

Pazardan ne alsam, organik çıkıyor bu aralar

Hiç yorum yok:
amca bunlar organik mi? tabi tabi organik canım. hormonsuzdur di mi? hormonsuz evladım, kendi bahçemizden. niye o zaman bu domateslerin içi damar damar,mandalinlerin niye elime boyası çıkıyor amca? ne alırsam pazardan organik, ne sorarsam hormonsuz. zaten tanıştığım hiç bir kızın selüliti yok, estetik nedir bilmezler ama burunları da bir karış havaya kalkık..
amca bunlar organik mi? tabi tabi organik canım. hormonsuzdur di mi? hormonsuz evladım, kendi bahçemizden. niye o zaman bu domateslerin içi damar damar,mandalinlerin niye elime boyası çıkıyor amca? ne alırsam pazardan organik, ne sorarsam hormonsuz. zaten tanıştığım hiç bir kızın selüliti yok, estetik nedir bilmezler ama burunları da bir karış havaya kalkık..

Öküzlüğü sen yapıyorsun ama, özür dileyen benim

Hiç yorum yok:
uyardım ama dinlemiyorsun. ihtimal kapının önüne koyulana kadar da farketmeyeceksin. her gelene hırlamak karakterin olmuş. necati bey ters adamdır diyorlar, belki hoşuna da gidiyor bu. oysa senin yokluğunda kaç insandan özür diledim biliyor musun. aynı işyerinde olduğumuz için kahrını çekmek bize düşüyor. yaşına hürmeten bişey demiyoruz ama nereye kadar be necati abi...
uyardım ama dinlemiyorsun. ihtimal kapının önüne koyulana kadar da farketmeyeceksin. her gelene hırlamak karakterin olmuş. necati bey ters adamdır diyorlar, belki hoşuna da gidiyor bu. oysa senin yokluğunda kaç insandan özür diledim biliyor musun. aynı işyerinde olduğumuz için kahrını çekmek bize düşüyor. yaşına hürmeten bişey demiyoruz ama nereye kadar be necati abi...

Herşeyin bir usulü var, balkona don asmanın bile

Hiç yorum yok:
bizim mahallede az hafif meşrep bir abla var. sürekli şikayetçiymiş halinden. erkeklerin gözü hep üstümde diye. oysa bir çok erkek altına bakmaya utandığından belki de üstüne bakıyor. ah be ablam, bilmez misin kirli çamaşırları yıkadığında don asmanın bile bir usulü vardır. en alta asacaksın, üstüne de bir beyaz fanila örteceksin. hatta askıları da dışına gelmeyecek. tabi gerçekten bu durumdan rahatsızsan.
bizim mahallede az hafif meşrep bir abla var. sürekli şikayetçiymiş halinden. erkeklerin gözü hep üstümde diye. oysa bir çok erkek altına bakmaya utandığından belki de üstüne bakıyor. ah be ablam, bilmez misin kirli çamaşırları yıkadığında don asmanın bile bir usulü vardır. en alta asacaksın, üstüne de bir beyaz fanila örteceksin. hatta askıları da dışına gelmeyecek. tabi gerçekten bu durumdan rahatsızsan.

Hangi birini düzelteceksin, bu kadar aksaklığın

Hiç yorum yok:
burnunu kurcalayan, yere tüküren, kafasını kaşıyan, dişini fırçalamayan, ayakkabısı boyasız, pantalonu ütüsüz, çöpünü yere atan, anonsu gürültülü, sohbeti küfürlü. dam üstünde saksağan = kabahatler kanunu, oysa damüstünde el bombaları, çeteler, mafyalar, eş dost kayırmalar, düzeltecek olanların hepsi bozuk, temizlik yapacakların yarısı kirli, biz de durmuş saf saf temiz toplum istiyoruz.
burnunu kurcalayan, yere tüküren, kafasını kaşıyan, dişini fırçalamayan, ayakkabısı boyasız, pantalonu ütüsüz, çöpünü yere atan, anonsu gürültülü, sohbeti küfürlü. dam üstünde saksağan = kabahatler kanunu, oysa damüstünde el bombaları, çeteler, mafyalar, eş dost kayırmalar, düzeltecek olanların hepsi bozuk, temizlik yapacakların yarısı kirli, biz de durmuş saf saf temiz toplum istiyoruz.

Dalgalandım da, dalgalanmaktan da yoruldum

Hiç yorum yok:
Terkedilmeye hazır bir ruh halinde yaşıyorum. Sevdiklerim, arkadaşlarım hepsi beni terkedecek gibi geliyor. Üstelik buna hazırlıyorum kendimi. Hani deseler ki: seni çok severdim ama ahbaplığı arkadaşlığı keselim. Hiç tereddütsüz, darılmadan "güle, güle" demeye hazırım. Sevmedim bu ruh halimi. Bu aralar buralar bozdu galiba beni. Nedir bu hal çözebilmiş değilim.
Terkedilmeye hazır bir ruh halinde yaşıyorum. Sevdiklerim, arkadaşlarım hepsi beni terkedecek gibi geliyor. Üstelik buna hazırlıyorum kendimi. Hani deseler ki: seni çok severdim ama ahbaplığı arkadaşlığı keselim. Hiç tereddütsüz, darılmadan "güle, güle" demeye hazırım. Sevmedim bu ruh halimi. Bu aralar buralar bozdu galiba beni. Nedir bu hal çözebilmiş değilim.

Sucuk diyorsam sana, dana da diyorumdur

Hiç yorum yok:
tamam beyaz et sağlıklıdır ama, sucukta işi nedir? tavuk köftesi, tavuk adana, tavuk sucuk türü icadlara ne gerek var? ben kırmızı etli bir ürün seçmişsem, zaten beyaz et istemiyorum demektir. ben sana para verirken yarısını da selpak mendil olarak vereyim diyor muyum? demiyorum. o zaman neymiş; sucuk diye bize sucukladığın şey tavuk, ve hindi eti olmasın please...
tamam beyaz et sağlıklıdır ama, sucukta işi nedir? tavuk köftesi, tavuk adana, tavuk sucuk türü icadlara ne gerek var? ben kırmızı etli bir ürün seçmişsem, zaten beyaz et istemiyorum demektir. ben sana para verirken yarısını da selpak mendil olarak vereyim diyor muyum? demiyorum. o zaman neymiş; sucuk diye bize sucukladığın şey tavuk, ve hindi eti olmasın please...

Herkes, durmadan kendi davulunu tokmaklıyor

Hiç yorum yok:
nihayet hür ve özgür basınımızda dengeler yerini buldu. iktidarın da, muhalefetinde yeteri kadar medyası var. nemalananlar demokrasi yanlısı kesilerek, istenen bazı haberleri sürekli gündemde tutuyor. neması kesilenler ise, memlekette demokrasi kalmadı diyerek feryad ediyor. bizim gibi tarafsız haber meraklıları ise, yorum (su) katılmamış doğru dürüst haberleri bekliyor.
nihayet hür ve özgür basınımızda dengeler yerini buldu. iktidarın da, muhalefetinde yeteri kadar medyası var. nemalananlar demokrasi yanlısı kesilerek, istenen bazı haberleri sürekli gündemde tutuyor. neması kesilenler ise, memlekette demokrasi kalmadı diyerek feryad ediyor. bizim gibi tarafsız haber meraklıları ise, yorum (su) katılmamış doğru dürüst haberleri bekliyor.

Sen domatesleri iyi yıka, gerisini ben hallederim

Hiç yorum yok:
geçenlerde köfteci bir arkadaş soruyordu. atılım yapmayı planlıyormuş, benim kafam çalışırmış. içeride ne gibi değişiklikler yapmalıymış. çorba da çıkarsa olur muymuş? oysa arkadaş diye idare ediyoruz, fazla salaş ortalık. hijyen ve temizliğin yenilik fikirlerinden daha iyi ve ucuz bir çözüm olduğunu anlatmak için dedim ona bu lafı. anladı mı bilmem.
geçenlerde köfteci bir arkadaş soruyordu. atılım yapmayı planlıyormuş, benim kafam çalışırmış. içeride ne gibi değişiklikler yapmalıymış. çorba da çıkarsa olur muymuş? oysa arkadaş diye idare ediyoruz, fazla salaş ortalık. hijyen ve temizliğin yenilik fikirlerinden daha iyi ve ucuz bir çözüm olduğunu anlatmak için dedim ona bu lafı. anladı mı bilmem.

Sen cakasını sat, ben parasını ödüyorum nasılsa

Hiç yorum yok:
emekli maaşlarına şu kadar zam, 3 gün demez sigaraya da şu kadar zam. işçi memur ücretlerine şu kadar zam, sigaraya da şu kadar zam. duble yollar yaptık, hizmette fark yarattık, 3gün demez sigaraya şu kadar zam. hadi ben bütün ümitlerimi milli piyangoya bağlamıştım ama hükümette bana bağlamış sanki. vay be ne yollar yaptık, ne köprüler barajlar benim içtiğim 2 paket cigarayla.
emekli maaşlarına şu kadar zam, 3 gün demez sigaraya da şu kadar zam. işçi memur ücretlerine şu kadar zam, sigaraya da şu kadar zam. duble yollar yaptık, hizmette fark yarattık, 3gün demez sigaraya şu kadar zam. hadi ben bütün ümitlerimi milli piyangoya bağlamıştım ama hükümette bana bağlamış sanki. vay be ne yollar yaptık, ne köprüler barajlar benim içtiğim 2 paket cigarayla.

Deli mi, hadi canım bence hepimizden akıllı bunlar

Hiç yorum yok:
Ağca hapisten çıktı. Mesih bekleyenlere müjde, artık o özgür. Hasan Mezarcı vardı bir ara o da sıyırmıştı. Meczup kaynıyor memlekette. Rahip Santaro cinayetinin sanığı çocuk, Hrant Dink'in katili neredeyse kahraman ilan edilecek. Danıştay saldırganı da akıllı uslu sayılmaz ama okumuş avukat olabilmiş. Tüm deliler ya mesih, ya mehdi, ya meczup. Ben mi salak'ım onlar mı fazla akıllı.
Ağca hapisten çıktı. Mesih bekleyenlere müjde, artık o özgür. Hasan Mezarcı vardı bir ara o da sıyırmıştı. Meczup kaynıyor memlekette. Rahip Santaro cinayetinin sanığı çocuk, Hrant Dink'in katili neredeyse kahraman ilan edilecek. Danıştay saldırganı da akıllı uslu sayılmaz ama okumuş avukat olabilmiş. Tüm deliler ya mesih, ya mehdi, ya meczup. Ben mi salak'ım onlar mı fazla akıllı.

Susarak, küserek bir rus ruleti oynadık seninle ve ben, durdum durdum ikimizi de vurdum...

1 yorum:

İstikrar, iktidar ve lüks düşkünü kadınların burcu (BOĞA)

10 yorum:


BOĞA BURCU KADINI (21 Nisan - 21 Mayıs)
Boğa burcu kadını doğası gereği sıcakkanlıdır. Ne istediğini bildiği için size boş umutlar vermez ve sizi beğenmezse de yüz vermez. Boğa burcu kadınları keyfine düşkündür. Lüksü sever, biraz egoisttir, bencildir.

Uyumludur dedikse cins huyları da vardır, alıngandır, küser, tersi pistir. Genelde su grubu burçlarıyla iyi anlaşır. Varlığa darlık olmaz, düşünün Kanuni Sultan Süleyman bile boğa burcudur. Boğa burcu kadınları parası iyi olan her işte başarılı olabilir.

Fizikleri güzeldir, sakindir huzur vericidi bir yapıları vardır. Boğa burcu kadının karşısındaki tam bir öküz değilse o zaten romantiktir duygusaldır. İlişkilerinde dürüstür. Yamuk yapmaz, yapanı da afetmez. Aklına geleni dan diye söyler ve yapar da ertelemez. Kişiliğinin ve dişiliğinin hakkını her yerde fazlasıyla verir.

İstikrarlı, dengeli, kararlı adamları sever. Ne istediğini bilmeyen, kıçı başı oynayan erkeklerden hoşlanmaz. Onu etkilemek istiyorsanız ilgi ve şefkat gösterin, zor beğenir görünse de kararınca yapılmış yağcılığa hayır demez. Genelde kırıcı değildir ama sevmediğine nezaketen de olsa yüz göstermez. Sırtını dönüp, yok saymayı bilir.
Boğa kadınları pek macera sevmez. Çapkın ve geveze erkeklerden hoşlanmaz. Asalete ve kaliteye düşkündür. Duygularının sesini dinler ama bu duyguları güzel ve pahalı hediyeler etkileyebilir.

Kin tutmayan bir yapısı vardır ama hır çıkarırsanız çok da sabırlı değildir. Hele başkalarının yanında eleştirirseniz fena kırılabilir. En kısa zamanda da bunu size pahalıya ödetebilir. Siz en iyisi onu mum ışığında romantik bir akşam yemeğine çıkarın ve mümkünse tek taşını kendi almasın.

BOĞA BURCU ERKEĞİ (21 Nisan - 21 Mayıs)
Boğa burcu erkekleri de tıpkı diğer burçların erkekleri gibi bi işe yaramaz. Bildiğin boğa'lık dışında. Gerçi o da bayağı iyi bir şey de ben size yine de YENGEÇ BURCU  İbram'larının faziletlerinden bahsedeyim.

Yengeç burcu İbram'ları gerekmedikçe gevezelik etmezler. Gerçi az ve öz konuştukları da söylenemez ama iyidirler yahu. Duygusal şebeklerdir. Gönül almasını bilirler. Zaman zaman bunalıma girip, trip yapsalar da beş dakka sabredince tatlarından yenmezler. Yani kendim yengeç burcu'yum diye demiyorum ama iyidirler şahsen bilhassa.



BOĞA BURCU KADINI (21 Nisan - 21 Mayıs)
Boğa burcu kadını doğası gereği sıcakkanlıdır. Ne istediğini bildiği için size boş umutlar vermez ve sizi beğenmezse de yüz vermez. Boğa burcu kadınları keyfine düşkündür. Lüksü sever, biraz egoisttir, bencildir.

Uyumludur dedikse cins huyları da vardır, alıngandır, küser, tersi pistir. Genelde su grubu burçlarıyla iyi anlaşır. Varlığa darlık olmaz, düşünün Kanuni Sultan Süleyman bile boğa burcudur. Boğa burcu kadınları parası iyi olan her işte başarılı olabilir.

Fizikleri güzeldir, sakindir huzur vericidi bir yapıları vardır. Boğa burcu kadının karşısındaki tam bir öküz değilse o zaten romantiktir duygusaldır. İlişkilerinde dürüstür. Yamuk yapmaz, yapanı da afetmez. Aklına geleni dan diye söyler ve yapar da ertelemez. Kişiliğinin ve dişiliğinin hakkını her yerde fazlasıyla verir.

İstikrarlı, dengeli, kararlı adamları sever. Ne istediğini bilmeyen, kıçı başı oynayan erkeklerden hoşlanmaz. Onu etkilemek istiyorsanız ilgi ve şefkat gösterin, zor beğenir görünse de kararınca yapılmış yağcılığa hayır demez. Genelde kırıcı değildir ama sevmediğine nezaketen de olsa yüz göstermez. Sırtını dönüp, yok saymayı bilir.
Boğa kadınları pek macera sevmez. Çapkın ve geveze erkeklerden hoşlanmaz. Asalete ve kaliteye düşkündür. Duygularının sesini dinler ama bu duyguları güzel ve pahalı hediyeler etkileyebilir.

Kin tutmayan bir yapısı vardır ama hır çıkarırsanız çok da sabırlı değildir. Hele başkalarının yanında eleştirirseniz fena kırılabilir. En kısa zamanda da bunu size pahalıya ödetebilir. Siz en iyisi onu mum ışığında romantik bir akşam yemeğine çıkarın ve mümkünse tek taşını kendi almasın.

BOĞA BURCU ERKEĞİ (21 Nisan - 21 Mayıs)
Boğa burcu erkekleri de tıpkı diğer burçların erkekleri gibi bi işe yaramaz. Bildiğin boğa'lık dışında. Gerçi o da bayağı iyi bir şey de ben size yine de YENGEÇ BURCU  İbram'larının faziletlerinden bahsedeyim.

Yengeç burcu İbram'ları gerekmedikçe gevezelik etmezler. Gerçi az ve öz konuştukları da söylenemez ama iyidirler yahu. Duygusal şebeklerdir. Gönül almasını bilirler. Zaman zaman bunalıma girip, trip yapsalar da beş dakka sabredince tatlarından yenmezler. Yani kendim yengeç burcu'yum diye demiyorum ama iyidirler şahsen bilhassa.

Tanrıyı seviyorsanız; onu değil yaptıklarını, bir insanı seviyorsanız; yaptıklarını değil sadece onu düşünün

1 yorum:

Yatcas kalkcas, yatcas kalkcas, yatcas kaldıramıcas, kalkamıcas, ölcess...

1 yorum:

Olmayacak hayaller kur(dur)mayı başarabilen insanlar olmasaydı, bugün dünyada gelişme diye bir şey olmazdı

Hiç yorum yok:

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım