Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun

Hiç yorum yok:

Devir öyle bir devir ki; fırsatçılık emeğin, abukluk da kalitenin yerini almış durumda.
Sıradanlığın ne kadar güzel olduğunun farkında değiliz hiçbirimiz. Mutlaka bir aykırılık prim topluyor günümüzde. Bu ülkemizde de yurt dışında da böyle malesef.

Artık herkes sahne kostümü seçen sanatçıların kompleksi ile davranmayı yeğliyor. Olmadık yerde vücudumuzla, saç, baş şeklimizle oynuyoruz. Kızlar, oyuncak bebek niyetine kendi vücutlarını deliyor, saçlarını boyuyor, kimyasallarla yıpratıyor. Kılık kıyafetin olabildiğince en abuğunu seçmeye çalışıyor. Erkekler de kızlardan farklı ya da aşağı kalır değil.

Tabi ki maksadım kimseyi eleştirmek değil, hele kılık kıyafetine karışmak hiç değil. Ancak affetsinler yine de, diline piercing yaptıran birini anlayamıyorum ya da ölüm üçgeni denen burun, dudak arasındaki bölgeye, daha aşağılarına hiç inmiyorum zaten. Çünkü ne kadar aksi söylense de dünyada bu yüzden ölen insanlar var. Aynı şekilde kirli sakal, burma bıyıktan nefret edip, malum bölgelerin kılıyla, tüyüyle, modeliyle, deseniyle övünenlere de rastlamak mümkün. Ne diyelim zevk meselesi...

Davranışlarımız, yazıp çizdiklerimiz de öyle. Bir zamanlar dahi dediğimiz müzisyenler, müzikleriyle değil, siyasi söylemleriyle, bu memlekette yaşanmaz deyip rating almaya çalışıyor. Ya da fırçası ile konuşması gereken ressamlarımız "ilk mastürbasyonumda şeyimi peçeteye silmiştim" onu da sergiledim diyerek gündemde kalmaya çabalıyor.

Şu, bir dakikalık da olsa ünlü olma hastalığımız öyle nüksetmiş durumda ki; Ajdar'ın bile çakması olmak için yarışıyor insanlar. Oysa Ajdar neydi, bir kimyacı mı, eczacı mı? İhtiyacı mı vardı şöhrete de çıktı maymunluk yaptı? Ama yetmiyor işte, abukluk yapıp, gerektiğinde bilinçli olarak aptalı oynayıp gündemde kalmak, iki dakikalık ünlü olmak derdinde insancıklarımız. Gerçi Ajdar gerçekten abuk galiba ya:))

Aslında benim aklım da şerre güzel çalışır. Olmadık yerde, bakarsanız olmadık abukluklar aklıma gelir, ancak çoğunu yapmam. Mesela, ben ünlü olmak isteyen bir bayan yazar ya da şair olsam, günlüğümü kanımla yazardım. Kanımla dediysem, siz anladınız ne demek istediğimi. Kitabın arka kapağına da promosyon olsun diye atmayıp biriktirdiğim pedlerimi koyardım. Hadi ya böyle bir kitap satılır mı demeyin, inanın satılır canım memleketimde. Yeter ki rezillik olsun.

Gündemde kalacak bir icat yapma becerisi olan bir mucit olsam, Adsl hattına takılıp çalıştırılabilen, uzaktan kumandalı, rotorlu bir vibratör icat ederdim. "Aşkım kameranı aç," diyerek başlayan sohbetlere eşlik eden, bu cihazın mucidini zengin yapmasa da ünlü yapacağı kesin.

Hayatın acı gerçeği bu. Gülyağı, Hacı miski de satsanız, içine yalan dolan katacaksınız mutlaka. Özel bir koku icat ettiniz, adı "Roma'da aşk, Paris'te sex ya da Çöl Rüzgârı" olabilir. O da artık pazarınızın arz talep durumuna kalmış.

Azıcık dini bilginiz varsa, mesela mevsimine göre TV'lere çıkıp "don daha kutsal çünkü kıçımızı örtüyor. Kurban yerine tavuk kessen de olur. Hatta marketten hazır tavuk alıp, kurban etsen de caizdir" diyebilirsiniz. Yeter ki fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun. Yoksa biri elini sizden daha çabuk tutup, ratinginizi kapan bir abukluk yapabilir.

Bu tip şaklabanlıkları görünce, aklıma hep kasaba panayırlarına gelen minik hayvanat bahçelerinin müşteri bulamayınca yaptıkları bir numara gelir. Bir kızı çıkarırlar meydana ve röportaj tadında yarım saate yakın üst üste sorarlar. "Sen içeride boğa yılanı ile sevişicen mi kızz?" Kız da "-Hee sevişicim" der ve biletler satılır. İçeride ise "Falına bakem abeyyyy" muhabbetinden başka birşey olmaz.( Evet, itiraf ediyorum ben de girdim bir kez, ama yılanı merak etmiştim falla:)

Oysa bize zor gelen şey nedir ki? Çalışıp, çabalamak emek sarf ederek zanaatı ya da sanatı ile bir yerlere gelmek çok mu kötü bir şey? Sıradanlık aslında zaten varolduğumuz bir hal. Yani, sıradan olmak, herhangi bir insan olmak; hem gerçeğimiz, hem de memnun olmamız gereken bir durum.

Kim altı parmaklı olmaktan mutlu olur mesela. Ancak bu bize yetmiyor. Alın terini akıtarak çalışmak, emeğiyle bir yerlere gelmek "zül" geliyor. Kısa yoldan köşeyi dönmek ya da meşhur olmak istiyoruz. Oysa tüm bu sıradanlık içinde sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanlar için hep özel olduğumuzu bilmek bize yetmeli. Ama yetmiyor işte...

Açık olalım. Yetmiyor değil mi? Peki o zaman siz de yazın bakalım yaptığınız ya da "aman yapmayayım" deseniz de aklınızdan arada bir gelip, geçen abuklukları.

Örnek mi: Mesela Şeytan dürtüyor şimdi beni.
Bir FAL sitesi açsam ve şöyle bir duyuru yapsam: "Morkidini kanlı canlı, scannerden tara gönder, cinsel falına bakalım" İlişkinizde bir sorun mu var, sevgiliniz sizi aldatıyor mu? Evlenseniz çocuğunuz kız mı, olur erkek mi? Bu hafta şanslı pozisyonunuz hangisi? Koşun koşun morkid falı ile herşeyi öğrenin...

Töbe, töbe....



Devir öyle bir devir ki; fırsatçılık emeğin, abukluk da kalitenin yerini almış durumda.
Sıradanlığın ne kadar güzel olduğunun farkında değiliz hiçbirimiz. Mutlaka bir aykırılık prim topluyor günümüzde. Bu ülkemizde de yurt dışında da böyle malesef.

Artık herkes sahne kostümü seçen sanatçıların kompleksi ile davranmayı yeğliyor. Olmadık yerde vücudumuzla, saç, baş şeklimizle oynuyoruz. Kızlar, oyuncak bebek niyetine kendi vücutlarını deliyor, saçlarını boyuyor, kimyasallarla yıpratıyor. Kılık kıyafetin olabildiğince en abuğunu seçmeye çalışıyor. Erkekler de kızlardan farklı ya da aşağı kalır değil.

Tabi ki maksadım kimseyi eleştirmek değil, hele kılık kıyafetine karışmak hiç değil. Ancak affetsinler yine de, diline piercing yaptıran birini anlayamıyorum ya da ölüm üçgeni denen burun, dudak arasındaki bölgeye, daha aşağılarına hiç inmiyorum zaten. Çünkü ne kadar aksi söylense de dünyada bu yüzden ölen insanlar var. Aynı şekilde kirli sakal, burma bıyıktan nefret edip, malum bölgelerin kılıyla, tüyüyle, modeliyle, deseniyle övünenlere de rastlamak mümkün. Ne diyelim zevk meselesi...

Davranışlarımız, yazıp çizdiklerimiz de öyle. Bir zamanlar dahi dediğimiz müzisyenler, müzikleriyle değil, siyasi söylemleriyle, bu memlekette yaşanmaz deyip rating almaya çalışıyor. Ya da fırçası ile konuşması gereken ressamlarımız "ilk mastürbasyonumda şeyimi peçeteye silmiştim" onu da sergiledim diyerek gündemde kalmaya çabalıyor.

Şu, bir dakikalık da olsa ünlü olma hastalığımız öyle nüksetmiş durumda ki; Ajdar'ın bile çakması olmak için yarışıyor insanlar. Oysa Ajdar neydi, bir kimyacı mı, eczacı mı? İhtiyacı mı vardı şöhrete de çıktı maymunluk yaptı? Ama yetmiyor işte, abukluk yapıp, gerektiğinde bilinçli olarak aptalı oynayıp gündemde kalmak, iki dakikalık ünlü olmak derdinde insancıklarımız. Gerçi Ajdar gerçekten abuk galiba ya:))

Aslında benim aklım da şerre güzel çalışır. Olmadık yerde, bakarsanız olmadık abukluklar aklıma gelir, ancak çoğunu yapmam. Mesela, ben ünlü olmak isteyen bir bayan yazar ya da şair olsam, günlüğümü kanımla yazardım. Kanımla dediysem, siz anladınız ne demek istediğimi. Kitabın arka kapağına da promosyon olsun diye atmayıp biriktirdiğim pedlerimi koyardım. Hadi ya böyle bir kitap satılır mı demeyin, inanın satılır canım memleketimde. Yeter ki rezillik olsun.

Gündemde kalacak bir icat yapma becerisi olan bir mucit olsam, Adsl hattına takılıp çalıştırılabilen, uzaktan kumandalı, rotorlu bir vibratör icat ederdim. "Aşkım kameranı aç," diyerek başlayan sohbetlere eşlik eden, bu cihazın mucidini zengin yapmasa da ünlü yapacağı kesin.

Hayatın acı gerçeği bu. Gülyağı, Hacı miski de satsanız, içine yalan dolan katacaksınız mutlaka. Özel bir koku icat ettiniz, adı "Roma'da aşk, Paris'te sex ya da Çöl Rüzgârı" olabilir. O da artık pazarınızın arz talep durumuna kalmış.

Azıcık dini bilginiz varsa, mesela mevsimine göre TV'lere çıkıp "don daha kutsal çünkü kıçımızı örtüyor. Kurban yerine tavuk kessen de olur. Hatta marketten hazır tavuk alıp, kurban etsen de caizdir" diyebilirsiniz. Yeter ki fikrinizi abuk, elinizi çabuk tutun. Yoksa biri elini sizden daha çabuk tutup, ratinginizi kapan bir abukluk yapabilir.

Bu tip şaklabanlıkları görünce, aklıma hep kasaba panayırlarına gelen minik hayvanat bahçelerinin müşteri bulamayınca yaptıkları bir numara gelir. Bir kızı çıkarırlar meydana ve röportaj tadında yarım saate yakın üst üste sorarlar. "Sen içeride boğa yılanı ile sevişicen mi kızz?" Kız da "-Hee sevişicim" der ve biletler satılır. İçeride ise "Falına bakem abeyyyy" muhabbetinden başka birşey olmaz.( Evet, itiraf ediyorum ben de girdim bir kez, ama yılanı merak etmiştim falla:)

Oysa bize zor gelen şey nedir ki? Çalışıp, çabalamak emek sarf ederek zanaatı ya da sanatı ile bir yerlere gelmek çok mu kötü bir şey? Sıradanlık aslında zaten varolduğumuz bir hal. Yani, sıradan olmak, herhangi bir insan olmak; hem gerçeğimiz, hem de memnun olmamız gereken bir durum.

Kim altı parmaklı olmaktan mutlu olur mesela. Ancak bu bize yetmiyor. Alın terini akıtarak çalışmak, emeğiyle bir yerlere gelmek "zül" geliyor. Kısa yoldan köşeyi dönmek ya da meşhur olmak istiyoruz. Oysa tüm bu sıradanlık içinde sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanlar için hep özel olduğumuzu bilmek bize yetmeli. Ama yetmiyor işte...

Açık olalım. Yetmiyor değil mi? Peki o zaman siz de yazın bakalım yaptığınız ya da "aman yapmayayım" deseniz de aklınızdan arada bir gelip, geçen abuklukları.

Örnek mi: Mesela Şeytan dürtüyor şimdi beni.
Bir FAL sitesi açsam ve şöyle bir duyuru yapsam: "Morkidini kanlı canlı, scannerden tara gönder, cinsel falına bakalım" İlişkinizde bir sorun mu var, sevgiliniz sizi aldatıyor mu? Evlenseniz çocuğunuz kız mı, olur erkek mi? Bu hafta şanslı pozisyonunuz hangisi? Koşun koşun morkid falı ile herşeyi öğrenin...

Töbe, töbe....


İlk cinsel deneyim - 2

Hiç yorum yok:


Yeğen önce bir kaç dua okudu, kısa birşeyler. Dediğine göre "3 kulhu, bi elham" ile bile gelirlermiş. Derken soru cümleleri kurmaya başladı. Geldin mi, geliyon mu? tarzında. Sonra üstünde üçümüzün işaret parmağı olan fincan başladı hareket etmeye...


Önce n'oluyoruz falan dedik, sonrasında fincan harflere gidip gelmeye başladı. Sanırım yeğen fincanı bir şekilde ittiriyor diye geçirdim içimden. Azıcık daha yoğunlaştım parmak ucuma. Yok, karşımızda "in ya da cin" ne varsa ciddi ciddi bizimle iletişim kuruyordu.

Normal sohbet tadında olmasa da yeğen bir şeyler sordu, bizden de bir şeyler sormamızı istedi sorduk. Bizim şaşkın bakışlarımız ve azıcık tırsmış halimiz devam ederken, resmen Saadettin TEKSOY tadında muhabbet ettik "cin" arkadaşla fincan yardımıyla. Bir müddet sonra "cin" arkadaşı göndermeye karar verdik ve gönderdik. Korkunç değil ama ilginç bir deneyim olmuştu bizim için. Biz arkadaşla hayretle birbirimizin gözlerine bakarken, yeğen anlatmaya devam ediyordu.

-"Cin'lerin erkeği dişisi olurmuş (gay'leri ya da lezbiyenleri var mı soramadım)".
-"Müslüman’ı, hristiyanı, ateisti olurmuş."
-"Ciddisi, öfkelisi, sinirlisi, gıcık ya da komik olanları olurmuş"

-"İnsanların iyisi ile kötüsü ile arkadaşlık yapanı, kanka olanı olurmuş"
-"Aslında, dileyen herkes onlarla kolayca iletişim kurabilirmiş (tabi ben gibi tırsmazsa)"
-"Getirmesinden önce, göndermesini öğrenmek durumundaymışsın. Kibar ve usulünce"

Yeğen gittikten bir kaç hafta sonra bu konu geldi yine arkadaşla aklımıza. "Ulan bizi kesin işletti bu" diyerek hazırladık yine sehpayı, kâğıtları. Başladık ondan gördüğümüz kadarıyla seslenmeye. Ancak biraz daha özensizdik ve onun çağırdığı "cin"in adını unutmuştuk. Rastgele seslendik. "dur bakalım n'olcak?" diyerek.

Bizim fincan yine başladı gidip gelmeye, bu sefer "ödümüz şeyimize" biraz daha karıştı. Karanlıkta birbirimizin yüzüne baktık. Bir "cin" daha bizimle iletişime geçiyordu. Ancak bu kez sorularımıza "dandik" cevaplar alıyorduk. Resmen gelen her kimse "korktuğumuzu" anlamış olmalıydı. Abuk, subuk cevaplar, düşük kelimeler. Bu cin pek iyi Türkçe bilmiyor herhalde dedim arkadaşa, gülüştük. Ama karşıdan gelen cevapla azıcık daha "zçtık" çünkü fincan biraz daha sertçe sağa sola giderek "alay etme" yazdı. Biz içimizden "euzu besmele" çekmeye başladık.

Her neyse. Usulünce "cin" arkadaşa "bye" dedikten sonra ışıkları açtık ve kendi kendimize "bu işin .oku" çıkacak diyerek iletişim kurmaktan vazgeçmeye karar verdik. Geçmişe dönüp baktığımda "ilk cinsel deneyimden" aklımda kalanları sizlerle paylaşacak olursam.

1- Bu işlere meraklanmak, öyle pek de matah birşey değil ama meraklanan herkesin bir şekilde iletişim kurma ihtimali var. Yalnız azıcık işin ehli olmazsanız, "cinTV" çekiyor da "karlamalı çekiyor" biraz.

2- "Hadi ya! Bu devirde cinlere mi inanıyon İbram abi?" diyonuz ihtimal içinizden. Ben de diyorum ki "Mars'ta su bulunmuş" dediler, yediniz. Uzaylılar geliyooo desem,kesin aklınız yatar. Vampir filmleri kapalı gişe oynar. Heros vs.yi zaten "inandık, iman getirdik" tadında izliyoruz.
Ne diyeyim. İnsanoğlu bu burçlara, Mistik güçlere, Çakra’lara inanır da Cin’sel konular aynı zamanda Din’sel konularla uyumlu diye inanmayabilir. Bu konuya fazla kafayı takmak gereksiz, “Cin”ler yerinde sağ olsun ama illa merakınız varsa buyurun kendiniz deneyin, görün.

3- Ben ise zamanında bu işlere biraz daha merak sarıp, bunun bir bilgisayar programını yapsam "Cinchat" falan oluştursam. CinMSN'si falan icat etsem diye kafayı yordum falla. Salaklık parayla değil ya, yaptım işte. Nitekim siz de olayı abartıp "Google"a başvurup bir "CinTALK" uygulaması isteyebilirsiniz.

Uzun lafın kısası, benim ilk cinsel deneyim de böyle bir şeydi. Başkalarının ballandıra ballandıra anlattıklarına benzemese de bu da benim hikâyem işte. Umarım en azından bazılarınızın hoşuna gitmiştir.

Saygılar.....



Yeğen önce bir kaç dua okudu, kısa birşeyler. Dediğine göre "3 kulhu, bi elham" ile bile gelirlermiş. Derken soru cümleleri kurmaya başladı. Geldin mi, geliyon mu? tarzında. Sonra üstünde üçümüzün işaret parmağı olan fincan başladı hareket etmeye...


Önce n'oluyoruz falan dedik, sonrasında fincan harflere gidip gelmeye başladı. Sanırım yeğen fincanı bir şekilde ittiriyor diye geçirdim içimden. Azıcık daha yoğunlaştım parmak ucuma. Yok, karşımızda "in ya da cin" ne varsa ciddi ciddi bizimle iletişim kuruyordu.

Normal sohbet tadında olmasa da yeğen bir şeyler sordu, bizden de bir şeyler sormamızı istedi sorduk. Bizim şaşkın bakışlarımız ve azıcık tırsmış halimiz devam ederken, resmen Saadettin TEKSOY tadında muhabbet ettik "cin" arkadaşla fincan yardımıyla. Bir müddet sonra "cin" arkadaşı göndermeye karar verdik ve gönderdik. Korkunç değil ama ilginç bir deneyim olmuştu bizim için. Biz arkadaşla hayretle birbirimizin gözlerine bakarken, yeğen anlatmaya devam ediyordu.

-"Cin'lerin erkeği dişisi olurmuş (gay'leri ya da lezbiyenleri var mı soramadım)".
-"Müslüman’ı, hristiyanı, ateisti olurmuş."
-"Ciddisi, öfkelisi, sinirlisi, gıcık ya da komik olanları olurmuş"

-"İnsanların iyisi ile kötüsü ile arkadaşlık yapanı, kanka olanı olurmuş"
-"Aslında, dileyen herkes onlarla kolayca iletişim kurabilirmiş (tabi ben gibi tırsmazsa)"
-"Getirmesinden önce, göndermesini öğrenmek durumundaymışsın. Kibar ve usulünce"

Yeğen gittikten bir kaç hafta sonra bu konu geldi yine arkadaşla aklımıza. "Ulan bizi kesin işletti bu" diyerek hazırladık yine sehpayı, kâğıtları. Başladık ondan gördüğümüz kadarıyla seslenmeye. Ancak biraz daha özensizdik ve onun çağırdığı "cin"in adını unutmuştuk. Rastgele seslendik. "dur bakalım n'olcak?" diyerek.

Bizim fincan yine başladı gidip gelmeye, bu sefer "ödümüz şeyimize" biraz daha karıştı. Karanlıkta birbirimizin yüzüne baktık. Bir "cin" daha bizimle iletişime geçiyordu. Ancak bu kez sorularımıza "dandik" cevaplar alıyorduk. Resmen gelen her kimse "korktuğumuzu" anlamış olmalıydı. Abuk, subuk cevaplar, düşük kelimeler. Bu cin pek iyi Türkçe bilmiyor herhalde dedim arkadaşa, gülüştük. Ama karşıdan gelen cevapla azıcık daha "zçtık" çünkü fincan biraz daha sertçe sağa sola giderek "alay etme" yazdı. Biz içimizden "euzu besmele" çekmeye başladık.

Her neyse. Usulünce "cin" arkadaşa "bye" dedikten sonra ışıkları açtık ve kendi kendimize "bu işin .oku" çıkacak diyerek iletişim kurmaktan vazgeçmeye karar verdik. Geçmişe dönüp baktığımda "ilk cinsel deneyimden" aklımda kalanları sizlerle paylaşacak olursam.

1- Bu işlere meraklanmak, öyle pek de matah birşey değil ama meraklanan herkesin bir şekilde iletişim kurma ihtimali var. Yalnız azıcık işin ehli olmazsanız, "cinTV" çekiyor da "karlamalı çekiyor" biraz.

2- "Hadi ya! Bu devirde cinlere mi inanıyon İbram abi?" diyonuz ihtimal içinizden. Ben de diyorum ki "Mars'ta su bulunmuş" dediler, yediniz. Uzaylılar geliyooo desem,kesin aklınız yatar. Vampir filmleri kapalı gişe oynar. Heros vs.yi zaten "inandık, iman getirdik" tadında izliyoruz.
Ne diyeyim. İnsanoğlu bu burçlara, Mistik güçlere, Çakra’lara inanır da Cin’sel konular aynı zamanda Din’sel konularla uyumlu diye inanmayabilir. Bu konuya fazla kafayı takmak gereksiz, “Cin”ler yerinde sağ olsun ama illa merakınız varsa buyurun kendiniz deneyin, görün.

3- Ben ise zamanında bu işlere biraz daha merak sarıp, bunun bir bilgisayar programını yapsam "Cinchat" falan oluştursam. CinMSN'si falan icat etsem diye kafayı yordum falla. Salaklık parayla değil ya, yaptım işte. Nitekim siz de olayı abartıp "Google"a başvurup bir "CinTALK" uygulaması isteyebilirsiniz.

Uzun lafın kısası, benim ilk cinsel deneyim de böyle bir şeydi. Başkalarının ballandıra ballandıra anlattıklarına benzemese de bu da benim hikâyem işte. Umarım en azından bazılarınızın hoşuna gitmiştir.

Saygılar.....

Eti-ket6

Hiç yorum yok:


Merak ediyorum acaba oğlunu/kızını büyünce blogger olcak diye seven ya da başımıza blogger mi olcan diye döven var mıdır?,


Merak ediyorum acaba oğlunu/kızını büyünce blogger olcak diye seven ya da başımıza blogger mi olcan diye döven var mıdır?,

gündem: ANNELER HAREKETİ

Hiç yorum yok:

Biri erkekleri durdursun!

Anneler sözüm size...

nedir bu durum. töre diye yapan da var
cem gibi annesinin şımarttığı da
şımartmayın bu kadar oğullarınızı..

babası ile kızını gömen baba da...
nedir bu öküzlük..
anneler yetiştirmiyo mu bu çocukları
dirensinler....

bi kadın hareketi bitirir bu işleRi aslında
ama nerdeeeee
şehirli köylü elele verse
erkekler ne kadar direnebilcek

C.tesi anneleri var cuma anneleri var
ama neden kadın kendine yönelik bu duruma direnmiyor
şiddete hayır ama buna şiddete uğrayanlar direniyor
niçin anneler kızları gelinleri için savaşmıyor

ne anneler bilirim gelinini dövdü diye
oğlunun işyerinin camını penceresini indiren
onlara ihtiyacımız var

başbakanın eşi cumhurbaşkanının eşi bir anne dil mi.
neden böyle bir kampanya başlatmazlar
kız arkadaşını destereyle kesen cem in annesi yok muydu
neden oğlunu kollar
niye evire çevire dövmezsiniz oğullarınızı..

ne okumuşu ne cahili.. siz çekmediniz mi bu şiddetten
bıkmadınız mı?
durdurun şu oğullarınızı...

Biri erkekleri durdursun!

Anneler sözüm size...

nedir bu durum. töre diye yapan da var
cem gibi annesinin şımarttığı da
şımartmayın bu kadar oğullarınızı..

babası ile kızını gömen baba da...
nedir bu öküzlük..
anneler yetiştirmiyo mu bu çocukları
dirensinler....

bi kadın hareketi bitirir bu işleRi aslında
ama nerdeeeee
şehirli köylü elele verse
erkekler ne kadar direnebilcek

C.tesi anneleri var cuma anneleri var
ama neden kadın kendine yönelik bu duruma direnmiyor
şiddete hayır ama buna şiddete uğrayanlar direniyor
niçin anneler kızları gelinleri için savaşmıyor

ne anneler bilirim gelinini dövdü diye
oğlunun işyerinin camını penceresini indiren
onlara ihtiyacımız var

başbakanın eşi cumhurbaşkanının eşi bir anne dil mi.
neden böyle bir kampanya başlatmazlar
kız arkadaşını destereyle kesen cem in annesi yok muydu
neden oğlunu kollar
niye evire çevire dövmezsiniz oğullarınızı..

ne okumuşu ne cahili.. siz çekmediniz mi bu şiddetten
bıkmadınız mı?
durdurun şu oğullarınızı...