Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

İbrahim Ortaç Final Edition-2

Hiç yorum yok:

Evet, nerde kalmıştık? 2010 da aramızda olmayacak olan "Çakma blogger" İbrahim Ortaç'ın tuhaf ve bir o kadar sıradan hayat hikâyesini anlatıyorduk. Devam edelim o zaman.

AĞUSTOS

-Ağustos ayında İbrahim Ortaç çeşitli konulara değindi ancak değinirken google'da kendini aramaya başladı. Yazdıkları indekslendikçe bir şey gözüne çarptı. Bazıları büyük adam olan, bir kaç İbrahim Ortaç daha vardı. Oysa google en fazla kendisinin yazdıklarını indeksliyordu. "Çakma" bir adamın o ismi gerçek hayatında kullanan insanların adının önüne geçmesini pek doğru bulmayan yazarımız. Adını "orijinalleştirmeye" karar verdi ve o günden sonra adını "The İbrahim Ortach" olarak değiştirdi.

-Bu süreçte en beğenilen yazılarından biri "erkeklerden odun yapma kılavuzu" oldu. Erkeklerin kadınlar elinden çektiklerini anlatan bu yazı, kadın yazarlara bir de karşı pencereden bakmaları konusunda bir çağrı görevi gördü.

-Yine aynı dönemde internet üzerinde semirmeye başlayan "ç-alıntı" hareketine vurgu yapan ve google sayesinde artık başkalarının yazdıklarıyla karizma yapan bay ve bayanları uyaran bir yazı kaleme aldı. Bu konuda küçük tespit ve önerilerde bulundu. Tabi ki kendi üslubuyla.

-Bazı sitelerde gördüğü, sosyal içerikli iyilik hareketlerine vurgu yapan yazılar da yazan İbrahim Ortaç, benim  halk sorunları da umurumda diyerek, bu konuda emek veren insanlara destek olmaya çalıştı...

-Bir müddet sonra Gossip İbram sahneye çıktı ve "dedikodu" tarzında blog tanıtımları yapmaya başladı. Gossip İbram'da blog yazılarını okuduğu yazarları kendi anlatımları ile paparazzilik yaparak tanıtan İbrahim Ortaç pek bu işi beceremedi. Aslında site oldukça hit ve izleyici almıştı. Zaten, sitesinin tanıtımını isteyenler İbram'ı takip listine alıyor ve bir çeşit dilekçe yazmış oluyorlardı. Ancak kendi bloglarında yazdıklarını İbrahim'in yorumu ile okumak kimi yazarlar ve yakınlarında memnuniyetsizlik yarattı. İbram'da bir kaç blog tanıttıktan sonra, bu süreci Siminya-Pucca arasında gelip giderek, lak lakla geçirdi.

-Kendisi hakkında sürekli sorular sorulması ve insanların hüsnü-zan ile bile olsa Zan ile hareket etmesinden dolayı azıcık üzüntü duyan İbrahim, blog camiasını kendisi hakkında değişik şekillerde bilgilendirmeye devam etti. Deformasyon'un da kralı olsun diye "İbrahim abiniz aslında Ayşe teyzeniz olabilir" diyerek aynı zamanda net dünyasının gizemli çok yüzlülüğüne vurgu yaptı.

-Bu yazıdan sonra, bazı bi dostlar "İbram ablamız mısın hakkatten?" tarzında sorular sorarken, Blogunda(bu konuda farklı bir şey yazmamasına rağmen) bazı dostlar da "İbram abi seni baş göz edelim" tarzında teklifler ile gelmeye başladılar. Bu süreci de kazasız belasız atlatmak için dostlarına "Mer'i kanunlar müsait değil, olsa dükkân senin" diyerek cevap veren İbram Ortaç bir süre daha rahat bir nefes aldı.

-Çeşitli sosyal konularda, değişik yazılar yazmaya devam eden İbram Ortaç her tirajlı gazetenin yaptığı gibi bir Ramazan Sayfası hazırlasam olur mu diye düşünerek anket düzenledi. Yakışır abimize denilmesi üzerine "Ramazan Pidesi" adıyla özgün bir Ramazan sayfası hazırladı. Ramazan ayı müddetince yapılan pide servisinden memnun olunduğunu görmek İbrahim'i de mutlu etti.

-MİM ve keywords (google aramaları)'nın tavan yapmaya başlaması üzerine bu konulara da eğilen İbrahim Ortaç bir halttan anlamadığı Facebook ve Twitter'den sonra tam bir baş belası olan Friend Feed ile tanıştı. Kendisini FFeed'e bulaştıran dostlara sayısız kulak çınlatma seansı hediye eden İbrahim Ortaç, iki dakikada medya maymuna döndüğü Feed sarhoşluğunu bir süre üzerinden atamadı. Zil sesi duyunca ortaya çıkıp oynayan dansözlere dönmekten ve her üstüne düştüğü işin... kunu çıkardığı gibi Feed'in de... kunu çıkarmaktan korktuğu için kısa sürede o dünyadan ayrıldı. Kendi gitti adı kaldı yadigâr.

-MİM olaylarını pek sevmeyen İbrahim Ortaç yine de kendisini Mimleyen dostlarına cevap yazmaktan ve Mim’lerle kendi hakkında bilgiler vermekten de geri durmadı. Meraklılar için daha özgün Mimler icat etti.

-Ağustos ayının son yazısı "Yazılarınıza nasıl daha çok yorum alırsınız?" olunca, bu konuda bir sıkıntı olduğunu gün gibi ortaya çıkaran bir gelişme yaşandı ve bu yazı İbrahim Ortaç'ın en çok yorum olan yazılarından biri oldu.

EYLÜL

-FFeed'e bulaşan her Türk evladı gibi, ciddi bir efor kaybı yaşayan İbrahim Ortaç bu deli dolu zamanları geride bırakarak yine sessiz sakin yazılarını yazmaya devam etti. Ancak o günlerde çıkan 3G fırtınası ve Feed’de popüler olan "Gözlerini feedlemek" ile "Facebook'da popüler olan kafasız ve elbisesiz resim" modasını eleştiren bir yazı yayınladı.

-Yazmaktan yorulan ve ufak ufak jübileyi düşünmeye de başlayan İbrahim Ortaç en fazla 2nci sezon'da oynarım ondan sonra yolcudur Abbas ruheti haliyesine girmeye başladı. Buna rağmen hemen hemen haftada 5 civarında yazı yazıyordu. Bir ara bedensel ve ruhsal açıdan rahatlayabilmek amacıyla tatil planları yapan İbrahim Ortaç "Ak sakallı dede ve tası tarağı toplayamayan adam" adlı yazısı ile ilk ayrılık ipuçlarını verdi.

-Sürekli aklına gelen konularda, yazma sorununu aşmak için yazarımız yazılarını kaleme alacak bir sekreter aradığını kamuoyuna duyurdu. Sekreterin olayım İbram! Diyenler olduğu gibi ayıp, ayıp sek-reter başka şeyi çağrıştırıyor diyenler de oldu. Yine de çok şükür sekreterler odası ve kooperatifi İbrahim Ortaç'ı protesto etmedi.

-Gerek Ramazan atmosferi, gerek orta yaş bunalımı, hatta bünyesinde Andropoz mu oluyorum acaba? Durumları (fiziksel yorgunluk ve uykusuzluk belirtileri) vuku bulunca  İbram daha "nostaljik" yazılar yazmaya başladı. "Hatıra defterimden" serisinde birçok şapşallık ve aptallıklarını birinci elden, az kurgulayarak  kamuoyuna duyurdu. İşin tuhafı okuyucuları bu şapşal İbrahim'i de sevdiler, bağırlarına bastılar.

-Bir yandan Ramazan Pidesi'nde Ramazan yazıları diğer yandan keywords aramalarının Oruç bozan, bozmayan şeylere merak sarması üzerine İbrahim Ortaç, bazı sevdiği bloggerlerin de teşviki ile bu konularda da Zekeriya Beyaz'lık taslayan, komik ama asla tadını kaçırmayan yazılar kaleme aldı. Hatta az ayarı kaçırıp "Oruç bozmadan yiyip içme klavuzu"nu yayınladı.

-Dünyada esen 09-09-2009 da evlenme fırtınasını Ti'ye alan "Hoba evleniyoruz" yazısı ile bir kaç blogger dostunu önce sevindirip:) sonra kızdıran İbrahim Ortaç bir kaç gün sonra kendisini sürekli merak edenler için bir kullanma kılavuzu ve İbrahim Ortaç sözlüğü sayılabilecek "Tüm Melahat ve Kazımlar" için yazısını yayınladı.

-Sanal ortamda, kolayca gönlünü kaptırabilen insanlara bir nasihat olmak üzere "İbrahimgillerden korunma rehberi" de yayınlayan yazarımız anı yazılarını da yayınlamaya bir süre daha devam etti. Ayrıca çevresinde gördüğü yetenekli ve aktif bloggerleri ve yazılarını bir kaç yazar ve çizer arkadaşının yer aldığı sitelere tavsiye etti.

-Bu yazıların bir alternatifi olarak "hayranlardan kurtulma rehberi"de denilebilecek bir başka yazı kaleme alan İbrahim Ortaç'a bu süreç zarfında "beni nasıl sepetliceksin" türü sorular soruldu. İbrahim Ortaç'sa hiç bir dost ve hayranına "sepet" havası çalmadı ama yine de yolcular için "bekle ve gör" politikasını takip etti. Ayrıca profiline "Abiniz, amcanız, dayınız, halanız, teyzeniz, okuyup beğendiğiniz, belki de sevdiğiniz ama asla sevgiliniz olmayan adam" diye not düşmeyi de ihmal etmedi.

EKİM

-Ekim ayı İbrahim Ortaç için iyi başlamasına rağmen pek de iyi bitmedi. O dönemde yine Anı ve Ramazan yazıları yayınlayan yazarımız "Laf söyledi Balkabağı" adıyla dost meclislerinde söylediği ve "Abi sen nerden, nasıl buluyon bu lafları?" denilen sözdeyişlerini ayrı bir blogda yayınlamaya başladı.

-Aslında, oldukça verimli geçen bu süreçte İbrahim Ortaç Ben hassas ruhlu adamım kadınları anlayabilirim düşüncesine kapılmak gibi bir korkunç hataya düştü yine. Nitekim son düştüğü hatalarda kadın ruhundan zerre kadar anlamadığını er geç anlamış olan yazarımız, bu kez anladığını ispat etmek için Feminen karakterlerle bir-iki blog açtı.

-Yazdıkları beğenilen yazarımıza kısa sürede bazı kadın bloglarından yazarlık teklifleri geldi. Prensipte kabul etmesine rağmen, Lan dalga geçerken, kadın yazar olup çıkıcaz. Bu yaştan sonra kestiremem. diyerek bu konudan uzaklaştı.

-Ayşe teyze olmayı pek sevmeyen İbrahim Ortaç hemcinslerinin kısa sürede dişi kuş diye mailler atıp, blogunda "bir teselli verelim mi abla" kıvamında yorumlar yapması üzerine bu dünyada kadın olmanın ne kadar zor olduğuna karar verip, "bu erkekler hep böyle kardiş" diyerek sanal da olsa kestirmekten vazgeçti ve kestirmeden feminen karakterlerin dünyasından hızla uzaklaştı.

-Yazılarında Google'un ve Facebook'un insan zihnine ve dünyasına etkilerini de işleyen İbrahim Ortaç net aleminde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağına vurgular yaptı. Artık Çelik' de İbram' da değişti diyerek kendisinden eski tas, eski hamam beklentisi olanlara mesaj vermeyi de ihmal etmedi.

-Her ne kadar "şeytana uymadım - belediye baksın diyerek  blog yapmadım" dese de İbrahim Ortaç'ın blogları bu süreçte de çoğalmaya devam etti. Hepsi de kendi çaplarında bazen az, çok izleyici ve yorumcu buldular.

-Ekim ayında İbrahim Ortaç'ı üzen bir gelişme yaşandı. Bir zamanlar çok değer verdiği, ancak sürekli didişip bozuştuğu ve uzun süredir görüşmediği çok saygıdeğer bir arkadaşı, İbrahim Ortaç'ın bloglarına ulaştı. Ulaşmakla kalmadı önce İbrahim'e eskiden kalma kini ve öfkesi ile kırıcı mesajlar yazdı. Yetmedi yorumlar bıraktı, yetmedi yorumcularından gözüne kestirdiklerine "İbrahim Ortaç'ın kimliğini açıklıyorum" babında mailler gönderdi.

-Arkadaşı ile bu anlamsız davranışı yüzünden yine esaslı bir kavga yapan ve bir daha selamlaşmamak üzere yollarını ayıran İbrahim Ortaç bu süreçte, peş peşe yayınladığı bir kaç yazı ile o gelen mailleri doğruladı. Mail alan, almayan ama yakın çevresinde olan dostlarına "kimliğini açıkladı" ve prensip olarak "her kimliğini sorana söyleme" kararı aldı. Bazı blogger dostlarına "bilgi kendilerinde kalmak kaydıyla" sormadan da kimliğini açıklamaktan ve zaten kafalara çaka çaka "Çakma" dediği İbrahim Ortaç'ın çakma olduğunu bir kere daha deklare etmekten çekinmedi.

-Bu üzüntülü ve sıkıntılı dönemde yanında olan tüm blogger dostlarına ve özellikle "takma kafana ya, umurunda mı dünya" şarkısını kendisine gönderen Kadir abisini her daim minnetle andı ve o şarkıyı dilinden düşürmedi. "Dım dım dırı dım, dım"


                                                                                                         Sürecek...

Evet, nerde kalmıştık? 2010 da aramızda olmayacak olan "Çakma blogger" İbrahim Ortaç'ın tuhaf ve bir o kadar sıradan hayat hikâyesini anlatıyorduk. Devam edelim o zaman.

AĞUSTOS

-Ağustos ayında İbrahim Ortaç çeşitli konulara değindi ancak değinirken google'da kendini aramaya başladı. Yazdıkları indekslendikçe bir şey gözüne çarptı. Bazıları büyük adam olan, bir kaç İbrahim Ortaç daha vardı. Oysa google en fazla kendisinin yazdıklarını indeksliyordu. "Çakma" bir adamın o ismi gerçek hayatında kullanan insanların adının önüne geçmesini pek doğru bulmayan yazarımız. Adını "orijinalleştirmeye" karar verdi ve o günden sonra adını "The İbrahim Ortach" olarak değiştirdi.

-Bu süreçte en beğenilen yazılarından biri "erkeklerden odun yapma kılavuzu" oldu. Erkeklerin kadınlar elinden çektiklerini anlatan bu yazı, kadın yazarlara bir de karşı pencereden bakmaları konusunda bir çağrı görevi gördü.

-Yine aynı dönemde internet üzerinde semirmeye başlayan "ç-alıntı" hareketine vurgu yapan ve google sayesinde artık başkalarının yazdıklarıyla karizma yapan bay ve bayanları uyaran bir yazı kaleme aldı. Bu konuda küçük tespit ve önerilerde bulundu. Tabi ki kendi üslubuyla.

-Bazı sitelerde gördüğü, sosyal içerikli iyilik hareketlerine vurgu yapan yazılar da yazan İbrahim Ortaç, benim  halk sorunları da umurumda diyerek, bu konuda emek veren insanlara destek olmaya çalıştı...

-Bir müddet sonra Gossip İbram sahneye çıktı ve "dedikodu" tarzında blog tanıtımları yapmaya başladı. Gossip İbram'da blog yazılarını okuduğu yazarları kendi anlatımları ile paparazzilik yaparak tanıtan İbrahim Ortaç pek bu işi beceremedi. Aslında site oldukça hit ve izleyici almıştı. Zaten, sitesinin tanıtımını isteyenler İbram'ı takip listine alıyor ve bir çeşit dilekçe yazmış oluyorlardı. Ancak kendi bloglarında yazdıklarını İbrahim'in yorumu ile okumak kimi yazarlar ve yakınlarında memnuniyetsizlik yarattı. İbram'da bir kaç blog tanıttıktan sonra, bu süreci Siminya-Pucca arasında gelip giderek, lak lakla geçirdi.

-Kendisi hakkında sürekli sorular sorulması ve insanların hüsnü-zan ile bile olsa Zan ile hareket etmesinden dolayı azıcık üzüntü duyan İbrahim, blog camiasını kendisi hakkında değişik şekillerde bilgilendirmeye devam etti. Deformasyon'un da kralı olsun diye "İbrahim abiniz aslında Ayşe teyzeniz olabilir" diyerek aynı zamanda net dünyasının gizemli çok yüzlülüğüne vurgu yaptı.

-Bu yazıdan sonra, bazı bi dostlar "İbram ablamız mısın hakkatten?" tarzında sorular sorarken, Blogunda(bu konuda farklı bir şey yazmamasına rağmen) bazı dostlar da "İbram abi seni baş göz edelim" tarzında teklifler ile gelmeye başladılar. Bu süreci de kazasız belasız atlatmak için dostlarına "Mer'i kanunlar müsait değil, olsa dükkân senin" diyerek cevap veren İbram Ortaç bir süre daha rahat bir nefes aldı.

-Çeşitli sosyal konularda, değişik yazılar yazmaya devam eden İbram Ortaç her tirajlı gazetenin yaptığı gibi bir Ramazan Sayfası hazırlasam olur mu diye düşünerek anket düzenledi. Yakışır abimize denilmesi üzerine "Ramazan Pidesi" adıyla özgün bir Ramazan sayfası hazırladı. Ramazan ayı müddetince yapılan pide servisinden memnun olunduğunu görmek İbrahim'i de mutlu etti.

-MİM ve keywords (google aramaları)'nın tavan yapmaya başlaması üzerine bu konulara da eğilen İbrahim Ortaç bir halttan anlamadığı Facebook ve Twitter'den sonra tam bir baş belası olan Friend Feed ile tanıştı. Kendisini FFeed'e bulaştıran dostlara sayısız kulak çınlatma seansı hediye eden İbrahim Ortaç, iki dakikada medya maymuna döndüğü Feed sarhoşluğunu bir süre üzerinden atamadı. Zil sesi duyunca ortaya çıkıp oynayan dansözlere dönmekten ve her üstüne düştüğü işin... kunu çıkardığı gibi Feed'in de... kunu çıkarmaktan korktuğu için kısa sürede o dünyadan ayrıldı. Kendi gitti adı kaldı yadigâr.

-MİM olaylarını pek sevmeyen İbrahim Ortaç yine de kendisini Mimleyen dostlarına cevap yazmaktan ve Mim’lerle kendi hakkında bilgiler vermekten de geri durmadı. Meraklılar için daha özgün Mimler icat etti.

-Ağustos ayının son yazısı "Yazılarınıza nasıl daha çok yorum alırsınız?" olunca, bu konuda bir sıkıntı olduğunu gün gibi ortaya çıkaran bir gelişme yaşandı ve bu yazı İbrahim Ortaç'ın en çok yorum olan yazılarından biri oldu.

EYLÜL

-FFeed'e bulaşan her Türk evladı gibi, ciddi bir efor kaybı yaşayan İbrahim Ortaç bu deli dolu zamanları geride bırakarak yine sessiz sakin yazılarını yazmaya devam etti. Ancak o günlerde çıkan 3G fırtınası ve Feed’de popüler olan "Gözlerini feedlemek" ile "Facebook'da popüler olan kafasız ve elbisesiz resim" modasını eleştiren bir yazı yayınladı.

-Yazmaktan yorulan ve ufak ufak jübileyi düşünmeye de başlayan İbrahim Ortaç en fazla 2nci sezon'da oynarım ondan sonra yolcudur Abbas ruheti haliyesine girmeye başladı. Buna rağmen hemen hemen haftada 5 civarında yazı yazıyordu. Bir ara bedensel ve ruhsal açıdan rahatlayabilmek amacıyla tatil planları yapan İbrahim Ortaç "Ak sakallı dede ve tası tarağı toplayamayan adam" adlı yazısı ile ilk ayrılık ipuçlarını verdi.

-Sürekli aklına gelen konularda, yazma sorununu aşmak için yazarımız yazılarını kaleme alacak bir sekreter aradığını kamuoyuna duyurdu. Sekreterin olayım İbram! Diyenler olduğu gibi ayıp, ayıp sek-reter başka şeyi çağrıştırıyor diyenler de oldu. Yine de çok şükür sekreterler odası ve kooperatifi İbrahim Ortaç'ı protesto etmedi.

-Gerek Ramazan atmosferi, gerek orta yaş bunalımı, hatta bünyesinde Andropoz mu oluyorum acaba? Durumları (fiziksel yorgunluk ve uykusuzluk belirtileri) vuku bulunca  İbram daha "nostaljik" yazılar yazmaya başladı. "Hatıra defterimden" serisinde birçok şapşallık ve aptallıklarını birinci elden, az kurgulayarak  kamuoyuna duyurdu. İşin tuhafı okuyucuları bu şapşal İbrahim'i de sevdiler, bağırlarına bastılar.

-Bir yandan Ramazan Pidesi'nde Ramazan yazıları diğer yandan keywords aramalarının Oruç bozan, bozmayan şeylere merak sarması üzerine İbrahim Ortaç, bazı sevdiği bloggerlerin de teşviki ile bu konularda da Zekeriya Beyaz'lık taslayan, komik ama asla tadını kaçırmayan yazılar kaleme aldı. Hatta az ayarı kaçırıp "Oruç bozmadan yiyip içme klavuzu"nu yayınladı.

-Dünyada esen 09-09-2009 da evlenme fırtınasını Ti'ye alan "Hoba evleniyoruz" yazısı ile bir kaç blogger dostunu önce sevindirip:) sonra kızdıran İbrahim Ortaç bir kaç gün sonra kendisini sürekli merak edenler için bir kullanma kılavuzu ve İbrahim Ortaç sözlüğü sayılabilecek "Tüm Melahat ve Kazımlar" için yazısını yayınladı.

-Sanal ortamda, kolayca gönlünü kaptırabilen insanlara bir nasihat olmak üzere "İbrahimgillerden korunma rehberi" de yayınlayan yazarımız anı yazılarını da yayınlamaya bir süre daha devam etti. Ayrıca çevresinde gördüğü yetenekli ve aktif bloggerleri ve yazılarını bir kaç yazar ve çizer arkadaşının yer aldığı sitelere tavsiye etti.

-Bu yazıların bir alternatifi olarak "hayranlardan kurtulma rehberi"de denilebilecek bir başka yazı kaleme alan İbrahim Ortaç'a bu süreç zarfında "beni nasıl sepetliceksin" türü sorular soruldu. İbrahim Ortaç'sa hiç bir dost ve hayranına "sepet" havası çalmadı ama yine de yolcular için "bekle ve gör" politikasını takip etti. Ayrıca profiline "Abiniz, amcanız, dayınız, halanız, teyzeniz, okuyup beğendiğiniz, belki de sevdiğiniz ama asla sevgiliniz olmayan adam" diye not düşmeyi de ihmal etmedi.

EKİM

-Ekim ayı İbrahim Ortaç için iyi başlamasına rağmen pek de iyi bitmedi. O dönemde yine Anı ve Ramazan yazıları yayınlayan yazarımız "Laf söyledi Balkabağı" adıyla dost meclislerinde söylediği ve "Abi sen nerden, nasıl buluyon bu lafları?" denilen sözdeyişlerini ayrı bir blogda yayınlamaya başladı.

-Aslında, oldukça verimli geçen bu süreçte İbrahim Ortaç Ben hassas ruhlu adamım kadınları anlayabilirim düşüncesine kapılmak gibi bir korkunç hataya düştü yine. Nitekim son düştüğü hatalarda kadın ruhundan zerre kadar anlamadığını er geç anlamış olan yazarımız, bu kez anladığını ispat etmek için Feminen karakterlerle bir-iki blog açtı.

-Yazdıkları beğenilen yazarımıza kısa sürede bazı kadın bloglarından yazarlık teklifleri geldi. Prensipte kabul etmesine rağmen, Lan dalga geçerken, kadın yazar olup çıkıcaz. Bu yaştan sonra kestiremem. diyerek bu konudan uzaklaştı.

-Ayşe teyze olmayı pek sevmeyen İbrahim Ortaç hemcinslerinin kısa sürede dişi kuş diye mailler atıp, blogunda "bir teselli verelim mi abla" kıvamında yorumlar yapması üzerine bu dünyada kadın olmanın ne kadar zor olduğuna karar verip, "bu erkekler hep böyle kardiş" diyerek sanal da olsa kestirmekten vazgeçti ve kestirmeden feminen karakterlerin dünyasından hızla uzaklaştı.

-Yazılarında Google'un ve Facebook'un insan zihnine ve dünyasına etkilerini de işleyen İbrahim Ortaç net aleminde hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağına vurgular yaptı. Artık Çelik' de İbram' da değişti diyerek kendisinden eski tas, eski hamam beklentisi olanlara mesaj vermeyi de ihmal etmedi.

-Her ne kadar "şeytana uymadım - belediye baksın diyerek  blog yapmadım" dese de İbrahim Ortaç'ın blogları bu süreçte de çoğalmaya devam etti. Hepsi de kendi çaplarında bazen az, çok izleyici ve yorumcu buldular.

-Ekim ayında İbrahim Ortaç'ı üzen bir gelişme yaşandı. Bir zamanlar çok değer verdiği, ancak sürekli didişip bozuştuğu ve uzun süredir görüşmediği çok saygıdeğer bir arkadaşı, İbrahim Ortaç'ın bloglarına ulaştı. Ulaşmakla kalmadı önce İbrahim'e eskiden kalma kini ve öfkesi ile kırıcı mesajlar yazdı. Yetmedi yorumlar bıraktı, yetmedi yorumcularından gözüne kestirdiklerine "İbrahim Ortaç'ın kimliğini açıklıyorum" babında mailler gönderdi.

-Arkadaşı ile bu anlamsız davranışı yüzünden yine esaslı bir kavga yapan ve bir daha selamlaşmamak üzere yollarını ayıran İbrahim Ortaç bu süreçte, peş peşe yayınladığı bir kaç yazı ile o gelen mailleri doğruladı. Mail alan, almayan ama yakın çevresinde olan dostlarına "kimliğini açıkladı" ve prensip olarak "her kimliğini sorana söyleme" kararı aldı. Bazı blogger dostlarına "bilgi kendilerinde kalmak kaydıyla" sormadan da kimliğini açıklamaktan ve zaten kafalara çaka çaka "Çakma" dediği İbrahim Ortaç'ın çakma olduğunu bir kere daha deklare etmekten çekinmedi.

-Bu üzüntülü ve sıkıntılı dönemde yanında olan tüm blogger dostlarına ve özellikle "takma kafana ya, umurunda mı dünya" şarkısını kendisine gönderen Kadir abisini her daim minnetle andı ve o şarkıyı dilinden düşürmedi. "Dım dım dırı dım, dım"


                                                                                                         Sürecek...

Komşum bir ergenekoncuymuş

Hiç yorum yok:

Bir telefon geliyor komşuma, o da koşarak bana geliyor. Numarasını buraya da yazardım ama hadi yazmim, nasıl olsa durmadan değiştiriyorlar onun, bunun öptükleri...

-Beyfendi hakkınızda şikayet var, telefonlarınız dinlenmiş. Ergenekon terör örgütü üyesiymişsiniz. Yarın gözaltına alınabilirsiniz...

Komşu telefonu handsfree'ye alıyor. Merakla dinliyoruz muhabbet nereye varacak. Fonda polis telsizleri, hararetli konuşmalar. Herşey iyi kurgulanmış. Geçenlerde bir emekli öğretmen abiye de yapmışlar aynı numarayı. Garibim sanal x maceralarından olsa gerek, tırsıp ödeme bile yapmış. Biraz da bu yüzden sürpriz olmuyor bize.

Hemen arkadaşla işaretleştik, dışarı çıkıp 155'i aradım:

-Polis bey, böyle böyle diyerek arkadaşımı arayan biri var, şu an telefonda oyalıyoruz. Hakkında nasıl bir işlem yapabilirsiniz?
-Aman kontör göndermeyin, kapatın telefonu.

-Kontür meselesi değil. Bizde adamın numarası var ve oyalıyoruz. Yerini tesbit etmeniz mümkün mü? (24'ü çok izlersen beklentin bu oluyor haliyle)
-Yer tesbiti çok zor da, numarasından buluyoruz ama hat yaşı 18'i tutmayan rastgele öğrenci kimlikleri üzerine çıkıyor.

-Nası yani, neticede bu telefonu biri kullanıyor, kullanan bulunamaz mı?
-İşte öyle yani, gerçek suçluya ulaşamıyoruz malesef. Küfredip, kapatın telefonu ve sakın kontör, montör göndermeyin.

-Benim kontör göndermem önemli değil de, siz bir şey yapmayacak mısınız?
-Malesef, vatandaşı uyarmak dışında bir şey yapamıyoruz.
-Teşekkür ederim, biz kendi çapımızda birşeyler yapalım o zaman.

Cep telefonunda arayan kişi yine konuşmaya devam ediyor:

-Şu arkadaşınızın çapraz sorgusunda (muhtemelen kontör almayı başarabildikleri, tanıyor olabileceğimizi düşündükleri birkaç isim sayarak şanslarını deniyorlar) ve telefon dinlemelerinde adınız geçmiş. Gidin 250 şer'lik 50 tane kontör kartı alın ve bize şifrelerini sms'le gönderin. Yoksa başınız derde girebilir. (Bunun bir de "resmi bir görevlinin karısı ile ilişkiniz tesbit edilmiş" versiyonu var.)

Telefonu alıyorum arkadaşın elinden, ve nazikçe:

-Merhaba beyfendi aradığınız süre zarfında (15dk) "aran-kazan" servisinden bize kazandırdığınız kontörler için teşekkür ederiz. İstediğiniz kontörleri yarım saat içinde hazırlarız. Ancak bacınızı gönderirseniz elden teslim etmek isteriz. (karşı tarafta bir an sessizlik.. ve artık bağırmaya başlıyorum)

-Yok, yok sen kendin gel a.q çocuğu, bacının günahı ne, bi xmediğim senin gibi ...bneler kalmıştı. seni a.q pzv...gi seni.
Telefon "Çaaatt!" diye kapanıyor.
Müteakip aramalarımızda da çalıyor ama, telefonu açan yok...

not: * argo ayarım düştü biraz özür dilerim aziz okuyucu...

Bir telefon geliyor komşuma, o da koşarak bana geliyor. Numarasını buraya da yazardım ama hadi yazmim, nasıl olsa durmadan değiştiriyorlar onun, bunun öptükleri...

-Beyfendi hakkınızda şikayet var, telefonlarınız dinlenmiş. Ergenekon terör örgütü üyesiymişsiniz. Yarın gözaltına alınabilirsiniz...

Komşu telefonu handsfree'ye alıyor. Merakla dinliyoruz muhabbet nereye varacak. Fonda polis telsizleri, hararetli konuşmalar. Herşey iyi kurgulanmış. Geçenlerde bir emekli öğretmen abiye de yapmışlar aynı numarayı. Garibim sanal x maceralarından olsa gerek, tırsıp ödeme bile yapmış. Biraz da bu yüzden sürpriz olmuyor bize.

Hemen arkadaşla işaretleştik, dışarı çıkıp 155'i aradım:

-Polis bey, böyle böyle diyerek arkadaşımı arayan biri var, şu an telefonda oyalıyoruz. Hakkında nasıl bir işlem yapabilirsiniz?
-Aman kontör göndermeyin, kapatın telefonu.

-Kontür meselesi değil. Bizde adamın numarası var ve oyalıyoruz. Yerini tesbit etmeniz mümkün mü? (24'ü çok izlersen beklentin bu oluyor haliyle)
-Yer tesbiti çok zor da, numarasından buluyoruz ama hat yaşı 18'i tutmayan rastgele öğrenci kimlikleri üzerine çıkıyor.

-Nası yani, neticede bu telefonu biri kullanıyor, kullanan bulunamaz mı?
-İşte öyle yani, gerçek suçluya ulaşamıyoruz malesef. Küfredip, kapatın telefonu ve sakın kontör, montör göndermeyin.

-Benim kontör göndermem önemli değil de, siz bir şey yapmayacak mısınız?
-Malesef, vatandaşı uyarmak dışında bir şey yapamıyoruz.
-Teşekkür ederim, biz kendi çapımızda birşeyler yapalım o zaman.

Cep telefonunda arayan kişi yine konuşmaya devam ediyor:

-Şu arkadaşınızın çapraz sorgusunda (muhtemelen kontör almayı başarabildikleri, tanıyor olabileceğimizi düşündükleri birkaç isim sayarak şanslarını deniyorlar) ve telefon dinlemelerinde adınız geçmiş. Gidin 250 şer'lik 50 tane kontör kartı alın ve bize şifrelerini sms'le gönderin. Yoksa başınız derde girebilir. (Bunun bir de "resmi bir görevlinin karısı ile ilişkiniz tesbit edilmiş" versiyonu var.)

Telefonu alıyorum arkadaşın elinden, ve nazikçe:

-Merhaba beyfendi aradığınız süre zarfında (15dk) "aran-kazan" servisinden bize kazandırdığınız kontörler için teşekkür ederiz. İstediğiniz kontörleri yarım saat içinde hazırlarız. Ancak bacınızı gönderirseniz elden teslim etmek isteriz. (karşı tarafta bir an sessizlik.. ve artık bağırmaya başlıyorum)

-Yok, yok sen kendin gel a.q çocuğu, bacının günahı ne, bi xmediğim senin gibi ...bneler kalmıştı. seni a.q pzv...gi seni.
Telefon "Çaaatt!" diye kapanıyor.
Müteakip aramalarımızda da çalıyor ama, telefonu açan yok...

not: * argo ayarım düştü biraz özür dilerim aziz okuyucu...

Ölsen gömenin olmaz, ama

Hiç yorum yok:

Sanal dünya işte...
gerçeğe yakın ilişkiler var gibi görünse de, burada güzel dostluklar kurulsa da ölsen gömenin olmaz, evinde kokar gidersin. Ama versen gömenin olur, bilmem kaç km öteden uçağa binip uçarak gelen de çıkar, ilk otobüse atlayıp inip, binen de.

Öldüğünde belki bir kaç blooger dost arkandan iyi şeyler yazar, yorum yapar, üzülür haberi olursa. Belki de ağlar, ama hepsi o kadar. Şayet, neşeli ve komik biriysen işi abartıp bloglarında bayrakları yarıya indirirler, çıplak karı, kız resmi koymazlar üç beş post. İşi çok abartan siyah kurdela takar sidebara, bir dakika da klavye başına geçmeden önce saygı duruşunda bulunur. Sana en kıyak çekecek olan ise dini inancına göre ya stavroz çıkarır , yada 3 kulhu bi fatiha okur arkandan.

Sonra unutulur gidersin, her sanal fani gibi. Reelde neler ve kimler unutulmadı ki sen unutulmayasın. Bi İbram abimiz vardı fırtına gibi, geldi geçti derler. Rahmetli de sallardı ama son damla hep damlardı derler...
(bi dost: abi diye diye beni bu abi moduna sen soktun kahrolma e mi - melankolik bi ihtiyara çevirdin - kolumu kanadımı kırdın - gençlik hayallarimi yıktın. alacağın olsun - saçı uzun aklı kısa, eksik etek seni - Allah cezanı verecek görcen sen;)

Gerçi ölmene de gerek yok 3 ay post yazma başına gelecek olan çok da farklı bir şey değil. Unutulmak ve kaybolup gitmek. Ha, bazen tam aksine (öyle zamanlar olur ki) sen de unutulmak istersin, araziye uyup kaybolmak istersin ama bu kez de bu mümkün olmaz, her yerde linkini görürsün aylar geçse de. Tası tarağı toplamak da kâr etmez böyle durumlarda, google search zaten yazılarından sülaleni bellemiş, şecereni tutmuştur çoktan.

Yine de daha güzel şeyler de olur ender de olsa bu diyarlarda.
Birinin elini tutmuşsan buna da burası (the NET) vesile olmuşsa, sevmişsen hakikatten ve o da sevmişse o zaman olay başkalaşır. Dost olarak, arkadaş olarak sevsen de başkalaşır ama hani ola ki, sevgiliyseniz (olabilenleri var galiba) olay daha da bir şirinleşip, güzelleşebilir...

Sanalın gerçeğe taşındığı ortamlar tüm risklerine, tehlikelerine rağmen güzellikler de barındırır içinde. Bütün sürprizlere ve risklere açık olmasına rağmen, iyidir insan tanımak, tanımaya çalışmak. Merakını gidermek, öğrenmek; hayalinden, sanalından çıkıp gerçeğine dokunabilmek insanların...

İyidir, iyidir...
Yoksa elin oğlu Mars'tan (2 ters 1 düz değil de) "ben dostum dünyalı" demek için onca yolu niye gelsin?

Sanal dünya işte...
gerçeğe yakın ilişkiler var gibi görünse de, burada güzel dostluklar kurulsa da ölsen gömenin olmaz, evinde kokar gidersin. Ama versen gömenin olur, bilmem kaç km öteden uçağa binip uçarak gelen de çıkar, ilk otobüse atlayıp inip, binen de.

Öldüğünde belki bir kaç blooger dost arkandan iyi şeyler yazar, yorum yapar, üzülür haberi olursa. Belki de ağlar, ama hepsi o kadar. Şayet, neşeli ve komik biriysen işi abartıp bloglarında bayrakları yarıya indirirler, çıplak karı, kız resmi koymazlar üç beş post. İşi çok abartan siyah kurdela takar sidebara, bir dakika da klavye başına geçmeden önce saygı duruşunda bulunur. Sana en kıyak çekecek olan ise dini inancına göre ya stavroz çıkarır , yada 3 kulhu bi fatiha okur arkandan.

Sonra unutulur gidersin, her sanal fani gibi. Reelde neler ve kimler unutulmadı ki sen unutulmayasın. Bi İbram abimiz vardı fırtına gibi, geldi geçti derler. Rahmetli de sallardı ama son damla hep damlardı derler...
(bi dost: abi diye diye beni bu abi moduna sen soktun kahrolma e mi - melankolik bi ihtiyara çevirdin - kolumu kanadımı kırdın - gençlik hayallarimi yıktın. alacağın olsun - saçı uzun aklı kısa, eksik etek seni - Allah cezanı verecek görcen sen;)

Gerçi ölmene de gerek yok 3 ay post yazma başına gelecek olan çok da farklı bir şey değil. Unutulmak ve kaybolup gitmek. Ha, bazen tam aksine (öyle zamanlar olur ki) sen de unutulmak istersin, araziye uyup kaybolmak istersin ama bu kez de bu mümkün olmaz, her yerde linkini görürsün aylar geçse de. Tası tarağı toplamak da kâr etmez böyle durumlarda, google search zaten yazılarından sülaleni bellemiş, şecereni tutmuştur çoktan.

Yine de daha güzel şeyler de olur ender de olsa bu diyarlarda.
Birinin elini tutmuşsan buna da burası (the NET) vesile olmuşsa, sevmişsen hakikatten ve o da sevmişse o zaman olay başkalaşır. Dost olarak, arkadaş olarak sevsen de başkalaşır ama hani ola ki, sevgiliyseniz (olabilenleri var galiba) olay daha da bir şirinleşip, güzelleşebilir...

Sanalın gerçeğe taşındığı ortamlar tüm risklerine, tehlikelerine rağmen güzellikler de barındırır içinde. Bütün sürprizlere ve risklere açık olmasına rağmen, iyidir insan tanımak, tanımaya çalışmak. Merakını gidermek, öğrenmek; hayalinden, sanalından çıkıp gerçeğine dokunabilmek insanların...

İyidir, iyidir...
Yoksa elin oğlu Mars'tan (2 ters 1 düz değil de) "ben dostum dünyalı" demek için onca yolu niye gelsin?

İbrahim Ortaç Final Edition-3

Hiç yorum yok:
İnsanoğlu doğar, büyür ve yaşar, ölür. Nasıl öldüğünüz biraz da nasıl yaşadığınızla ilgilidir. Askerlik yapanlar bilir, en ceberut çavuş bile teskere alırken duygusal bir konuşma yapar. Arkadaşlar bazılarınızın kalbini, bazılarınızın burnunu kırmış ,bazılarınızın ölmüş akrabalarının hatırını sormuş olabilirim. Bir kusurumuz varsa affedin, helalleşelim diye.

Ben o kadar da can yakıp, kâlp kırdığımı düşünmüyorum ama hasbelkader eşeklik edip haddimi aştığım, bir şekilde kalbini kırdığım blogger arkadaşlarım varsa yine de kusuruma bakmasınlar. (Hepsi haklarını, hukuklarını ve taktığım borçları, farmville deki itemlerini helal etsinler:)

Şaka bir yana, yazdıklarımızda maksadımız kimseyi incitmek değildir. Burada yazıp, çizen duygularını, düşüncelerini bizlerle paylaşan herkes bence değerlidir. Cinsiyeti, siyasi düşüncesi, tercihleri ne olursa olsun en azından temel bir hürmet ve saygıyı hak eder.

Şimdi son iki ayın değerlendirmesine geçmeden önce yukarıda resmi açıklayayım. Hani sepette pamuk kalmadı İbrahim yazacak bir şey bulamadı, ondan gidiyor diyebilecekler için koydum o resmi. Hâlâ taslakta bekleyen  yazılarım var ama bence İbrahim Ortaç'ın veda etme zamanı gelmişti. Bunu da bilin istedim.

Şu yalan dünyada her şey fani. Kaldı ki Çakma, sanal bir kahramanın ömrü ne olabilirdi? Yine de gidişimden üzüntü duyan dostlarımın hepsinden özür diliyorum. Ama aşağıda görebileceğiniz gibi ölüm bile bir yok oluş, bir ayrılık değildir. Ne diyordu Kayahan "Yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerlerde buluşuruz."


Eveet... Şimdi Kaldığımız noktadan devam edecek olursak:

KASIM

-Kasım ayı yine İbrahim Ortaç'ın anılarını paylaştığı blog yazıları ile geçti. Bu şapşal adamı okumayı seven dostları biraz da nostalji dolu bu yazılardan, Ah ah biz eskiden, su içerdik testiden deme fırsatını yakaladıkları gibi, genç okurlar da Ulan eskiler de amma da malmış diyerek gülümsediler.

-İbrahim Ortaç bu dönemde de rating konularındaki eleştirisel yazılarını sürdürdü. Gerçi kendisinin böyle bir kaygısı olmasa da "yazacak bir kukum bile yok" diye hayıflanmaktan da geri kalmadı.

-Daha önce de kadın bloggerlere hit almak için "küfür ve erkek argosu" kullanma konusunu eleştiren yazılar yazan İbrahim Ortaç "Bu yazı hit alır mı sence?" adlı blogu ile rating alacak konulara ve yazılarda kullanılması gereken usluba daha farklı bir açıdan yaklaştı.

-Kurban bayramında etli, sütlü bir mesaj yayınlamadan önce yine ortalığı kasıp kavuran telif hakları sorununa bu kez kendi yazıları üzerinden vurgu yapan İbrahim Ortaç "Asıl Kara Murat benim" repliği ile bu konuda, kendi dâhil herkesin kulağını ve dikkatini çekmeye çalıştı.

-Kasım Ayının son yazı serisi "yürek bakıcıları" ile çevremizde yaşayan güzel insanlar ve vefakâr, cefakâr dostlara özen göstermemiz, kıymetlerini bilmemiz konusunda bir dizi dikkat çekici yazı yayınladı.

ARALIK

-Aralık ayında yine Cinsel konulardaki yazılara atıf yaparak, "ilk cinsel deneyim" adıyla bir seri yazı yayınlayan İbrahim Ortaç "3 harfli dostlarımız Cinlere" dikkat çektiği bu yazısında başka beklentide olanları hayal kırıklığına uğratırken, "Vardır bir hinlik bu işin altında" diyen dostlar yine haklı çıktılar. (Meraklısına not: Bu yazı serisini 3gün üst üste yayınladıktan sonra, yine 3 harfli dostlarımızın bir tanesi ile müşerref olduk. Demek ki pek adını söylememek lazım bu arkadaşların)

-Özgün olmanın, çılgın ve fırlamalıkla eş anlamlı algılandığı günümüz dünyasını eleştiren bir yazıda "fikrinizi abuk, elinizi çabuk" tutun diyen İbram  kanlı, canlı abuk, subuk fikirlerinden ortaya karışık örnekler sundu. Öyle ki bu örneklerden bazıları gereksiz yere, bazı kulakları çınlattı. Durumdan vazife çıkaranlar, üstüne alınanlar oldu. Bu yüzden İbrahim Ortaç bloguna düştüğü "Bu blog hiç kimse üzerine alınmasın diye, okuyan herkese ithaf edilmiştir." notuna bir kez daha sevindi.

-Canı sıkıldıkça dilinde tespih ettiği can dostu, güzel insan, altın şahsiyet "Siminya"yı yine diline dolayan İbrahim Ortaç Gossip'de "Siminya'nın Kiss me Baby tadındaki LipStickli bulmacasına vurgu ve nazire yapan bir post yayınladı. (Siminya buna çok kızdı, öldürücim seni İpram diyerek saldırdı ve İbram blogu kapatmak zorunda kaldı: P)

-Gerçek hayatta zeki ve çalışkan kadınların sorunlarına vurgu yapan "Kaporta her şeydir" başlıklı yazı ile aptal ama güzel kadınlarla, zeki ama sıradan kadınlar arasındaki ikilem ve çatışmaya vurgu yapan İbrahim Ortaç "Sana noluyo lan İbram?" denilmediği için kendini bahtiyar saydı.

-Kediyi öldüren meraktır, saçı tarayan taraktır düsturundan hareketle Meraklı Kediler için uyarı mahiyetinde "kurcalama kokusu çıkar" başlıklı bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç dost ve arkadaşlarını sırf bu gereksiz merakları yüzünden kaybeden insanların dramına ve insanların doğru söylememek adına, kelimeleri nasıl eğip büktüklerine örnekler vererek vurgular yaptı.

-"Her yer Dallas, herkes Behlül" adıyla toplumsal değişim ve dönüşümümüzü, kayıp ve kazançlarımızı irdeleyen bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç Blog âleminde istemeden tanık olduğu "kimin eli, kimin cebinde durumları" ve İbram üzerinden prim yapma efektlerinden uzak olmak istediğini belirten ifadeler kullandı. Bloggerler arası kız kapmaca mücadelesinde gözü ve yeri olmadığını bu vesile ile ilgililere bir kez daha üstüne basarak vurguladı.

-"Acaba hala aramızda yaşıyorlar mı?" adlı eserinde:), birbirimize kulp takma geleneğimizin ürünü olan, insan topluluklarına yapıştırılıp, yakıştırılmış sıfatlara vurgu yaparak okurlarına "Siz hangi gruba giriyorsunuz?" sorusunu soran İbrahim Ortaç, bir istatistik yapmasa da "zamparalar, dedikoducular ve kız kurularının" blog âleminde daha güçlü ve kalabalık olduğunu gördü.

-"Eşek Saatleri"adlı postu ile son zamanlarda ülkemizde gereksiz yere yaşadığımız, iç çatışma çıkarmaya yönelik provakatif eylemlere kendi özelinden de bir bakış açısı getiren İbrahim Ortaç, kişisel ilişkilerde yaşanan "sabır taşını çatlatma" faaliyetlerinden uzak durulması, haddi aşmamanın gerekliliği konularında kendi özeleştirisini de yaptığı, pek bi sosyal içerikli sözler söyledi.

-Yine eli ayağı rahat durmayıp, nette gördüğü fotoğrafları yorumladığı bir blog daha açan İbrahim Ortaç bunun peşinden istatistikî bir yazı yayınlayarak "En çok ben izleniyorum" diye bazılarına göre hava attı, caka sattı. Ancak asıl vurgulamak istediği, bizi izleyen birilerinin varlığı ve izleyici sayısının değil işlevinin:) önemli olduğunu belirtme düşüncesindeydi.

-Son olarak, yurtdışına akıttığımız paralar ve kökleşmiş geleneklerden olan hediyeleşmenin cılkını çıkardığımız örneklere vurgu yapan İbrahim Ortaç hacı amca ve teyzelere yönelik olarak "çok sevdiği" hurma konusuna vurgu yaparak, israf ekonomisinden uzak durmaları konusunda dine çamur atmadan "Araplara (çinlilere) para yedirmeyin" demeyi başaran ve "hurma getirin" diyen ilk muhalif Türk yazarı oldu :P

-"Piraye yengemiz blogger olsaydı" adlı yazısı ile blog dışı dünyada, sanat dışı alanlarda yaşayan insanlarımıza ve bir sanatçı ile birlikte olmanın zorluklarına vurgu yapan "empati" dolu bu yazıda, değişen, dönüşen insanlığımızın ve medenileşmek adına körelen veya tam aksine deliren kıskançlık dürtülerimizin kontrolü ve karmaşık duygularımız üzerine kısa kısa notlar düştü.

-"Kadınlar soğuktan üşümüyor" adı yazısı ile hemcinslerine kadınları anlamaya yönelik çaba sarf etmelerini de öğütleyen yazarımız aynı zamanda kadınlara moda vb. etkilerle boş yere sağlıklarını tehlikeye atmamaları, en azından üşüyen yerlerini örtmeleri konusunda gizli sosyal bir mesaj verdi. Erkeklere de sevdiklerinizi sarın, kucaklayın, üşütmeyin diye direkt içten tavsiyelerde bulundu.

-Okumakta olduğunuz bu seri ile (Final Edition 1-2-3) okurlarına veda eden İbrahim Ortaç tüm dostlarını sevgi ile selamlıyor, sarıyor sarmalıyor. Hürmetlerini sunuyor ve tüm bloggerlerin yeni yılını canı gönülden kutluyor. Herkese mutluklar diliyor...

-SON-

İnsanoğlu doğar, büyür ve yaşar, ölür. Nasıl öldüğünüz biraz da nasıl yaşadığınızla ilgilidir. Askerlik yapanlar bilir, en ceberut çavuş bile teskere alırken duygusal bir konuşma yapar. Arkadaşlar bazılarınızın kalbini, bazılarınızın burnunu kırmış ,bazılarınızın ölmüş akrabalarının hatırını sormuş olabilirim. Bir kusurumuz varsa affedin, helalleşelim diye.

Ben o kadar da can yakıp, kâlp kırdığımı düşünmüyorum ama hasbelkader eşeklik edip haddimi aştığım, bir şekilde kalbini kırdığım blogger arkadaşlarım varsa yine de kusuruma bakmasınlar. (Hepsi haklarını, hukuklarını ve taktığım borçları, farmville deki itemlerini helal etsinler:)

Şaka bir yana, yazdıklarımızda maksadımız kimseyi incitmek değildir. Burada yazıp, çizen duygularını, düşüncelerini bizlerle paylaşan herkes bence değerlidir. Cinsiyeti, siyasi düşüncesi, tercihleri ne olursa olsun en azından temel bir hürmet ve saygıyı hak eder.

Şimdi son iki ayın değerlendirmesine geçmeden önce yukarıda resmi açıklayayım. Hani sepette pamuk kalmadı İbrahim yazacak bir şey bulamadı, ondan gidiyor diyebilecekler için koydum o resmi. Hâlâ taslakta bekleyen  yazılarım var ama bence İbrahim Ortaç'ın veda etme zamanı gelmişti. Bunu da bilin istedim.

Şu yalan dünyada her şey fani. Kaldı ki Çakma, sanal bir kahramanın ömrü ne olabilirdi? Yine de gidişimden üzüntü duyan dostlarımın hepsinden özür diliyorum. Ama aşağıda görebileceğiniz gibi ölüm bile bir yok oluş, bir ayrılık değildir. Ne diyordu Kayahan "Yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerlerde buluşuruz."


Eveet... Şimdi Kaldığımız noktadan devam edecek olursak:

KASIM

-Kasım ayı yine İbrahim Ortaç'ın anılarını paylaştığı blog yazıları ile geçti. Bu şapşal adamı okumayı seven dostları biraz da nostalji dolu bu yazılardan, Ah ah biz eskiden, su içerdik testiden deme fırsatını yakaladıkları gibi, genç okurlar da Ulan eskiler de amma da malmış diyerek gülümsediler.

-İbrahim Ortaç bu dönemde de rating konularındaki eleştirisel yazılarını sürdürdü. Gerçi kendisinin böyle bir kaygısı olmasa da "yazacak bir kukum bile yok" diye hayıflanmaktan da geri kalmadı.

-Daha önce de kadın bloggerlere hit almak için "küfür ve erkek argosu" kullanma konusunu eleştiren yazılar yazan İbrahim Ortaç "Bu yazı hit alır mı sence?" adlı blogu ile rating alacak konulara ve yazılarda kullanılması gereken usluba daha farklı bir açıdan yaklaştı.

-Kurban bayramında etli, sütlü bir mesaj yayınlamadan önce yine ortalığı kasıp kavuran telif hakları sorununa bu kez kendi yazıları üzerinden vurgu yapan İbrahim Ortaç "Asıl Kara Murat benim" repliği ile bu konuda, kendi dâhil herkesin kulağını ve dikkatini çekmeye çalıştı.

-Kasım Ayının son yazı serisi "yürek bakıcıları" ile çevremizde yaşayan güzel insanlar ve vefakâr, cefakâr dostlara özen göstermemiz, kıymetlerini bilmemiz konusunda bir dizi dikkat çekici yazı yayınladı.

ARALIK

-Aralık ayında yine Cinsel konulardaki yazılara atıf yaparak, "ilk cinsel deneyim" adıyla bir seri yazı yayınlayan İbrahim Ortaç "3 harfli dostlarımız Cinlere" dikkat çektiği bu yazısında başka beklentide olanları hayal kırıklığına uğratırken, "Vardır bir hinlik bu işin altında" diyen dostlar yine haklı çıktılar. (Meraklısına not: Bu yazı serisini 3gün üst üste yayınladıktan sonra, yine 3 harfli dostlarımızın bir tanesi ile müşerref olduk. Demek ki pek adını söylememek lazım bu arkadaşların)

-Özgün olmanın, çılgın ve fırlamalıkla eş anlamlı algılandığı günümüz dünyasını eleştiren bir yazıda "fikrinizi abuk, elinizi çabuk" tutun diyen İbram  kanlı, canlı abuk, subuk fikirlerinden ortaya karışık örnekler sundu. Öyle ki bu örneklerden bazıları gereksiz yere, bazı kulakları çınlattı. Durumdan vazife çıkaranlar, üstüne alınanlar oldu. Bu yüzden İbrahim Ortaç bloguna düştüğü "Bu blog hiç kimse üzerine alınmasın diye, okuyan herkese ithaf edilmiştir." notuna bir kez daha sevindi.

-Canı sıkıldıkça dilinde tespih ettiği can dostu, güzel insan, altın şahsiyet "Siminya"yı yine diline dolayan İbrahim Ortaç Gossip'de "Siminya'nın Kiss me Baby tadındaki LipStickli bulmacasına vurgu ve nazire yapan bir post yayınladı. (Siminya buna çok kızdı, öldürücim seni İpram diyerek saldırdı ve İbram blogu kapatmak zorunda kaldı: P)

-Gerçek hayatta zeki ve çalışkan kadınların sorunlarına vurgu yapan "Kaporta her şeydir" başlıklı yazı ile aptal ama güzel kadınlarla, zeki ama sıradan kadınlar arasındaki ikilem ve çatışmaya vurgu yapan İbrahim Ortaç "Sana noluyo lan İbram?" denilmediği için kendini bahtiyar saydı.

-Kediyi öldüren meraktır, saçı tarayan taraktır düsturundan hareketle Meraklı Kediler için uyarı mahiyetinde "kurcalama kokusu çıkar" başlıklı bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç dost ve arkadaşlarını sırf bu gereksiz merakları yüzünden kaybeden insanların dramına ve insanların doğru söylememek adına, kelimeleri nasıl eğip büktüklerine örnekler vererek vurgular yaptı.

-"Her yer Dallas, herkes Behlül" adıyla toplumsal değişim ve dönüşümümüzü, kayıp ve kazançlarımızı irdeleyen bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç Blog âleminde istemeden tanık olduğu "kimin eli, kimin cebinde durumları" ve İbram üzerinden prim yapma efektlerinden uzak olmak istediğini belirten ifadeler kullandı. Bloggerler arası kız kapmaca mücadelesinde gözü ve yeri olmadığını bu vesile ile ilgililere bir kez daha üstüne basarak vurguladı.

-"Acaba hala aramızda yaşıyorlar mı?" adlı eserinde:), birbirimize kulp takma geleneğimizin ürünü olan, insan topluluklarına yapıştırılıp, yakıştırılmış sıfatlara vurgu yaparak okurlarına "Siz hangi gruba giriyorsunuz?" sorusunu soran İbrahim Ortaç, bir istatistik yapmasa da "zamparalar, dedikoducular ve kız kurularının" blog âleminde daha güçlü ve kalabalık olduğunu gördü.

-"Eşek Saatleri"adlı postu ile son zamanlarda ülkemizde gereksiz yere yaşadığımız, iç çatışma çıkarmaya yönelik provakatif eylemlere kendi özelinden de bir bakış açısı getiren İbrahim Ortaç, kişisel ilişkilerde yaşanan "sabır taşını çatlatma" faaliyetlerinden uzak durulması, haddi aşmamanın gerekliliği konularında kendi özeleştirisini de yaptığı, pek bi sosyal içerikli sözler söyledi.

-Yine eli ayağı rahat durmayıp, nette gördüğü fotoğrafları yorumladığı bir blog daha açan İbrahim Ortaç bunun peşinden istatistikî bir yazı yayınlayarak "En çok ben izleniyorum" diye bazılarına göre hava attı, caka sattı. Ancak asıl vurgulamak istediği, bizi izleyen birilerinin varlığı ve izleyici sayısının değil işlevinin:) önemli olduğunu belirtme düşüncesindeydi.

-Son olarak, yurtdışına akıttığımız paralar ve kökleşmiş geleneklerden olan hediyeleşmenin cılkını çıkardığımız örneklere vurgu yapan İbrahim Ortaç hacı amca ve teyzelere yönelik olarak "çok sevdiği" hurma konusuna vurgu yaparak, israf ekonomisinden uzak durmaları konusunda dine çamur atmadan "Araplara (çinlilere) para yedirmeyin" demeyi başaran ve "hurma getirin" diyen ilk muhalif Türk yazarı oldu :P

-"Piraye yengemiz blogger olsaydı" adlı yazısı ile blog dışı dünyada, sanat dışı alanlarda yaşayan insanlarımıza ve bir sanatçı ile birlikte olmanın zorluklarına vurgu yapan "empati" dolu bu yazıda, değişen, dönüşen insanlığımızın ve medenileşmek adına körelen veya tam aksine deliren kıskançlık dürtülerimizin kontrolü ve karmaşık duygularımız üzerine kısa kısa notlar düştü.

-"Kadınlar soğuktan üşümüyor" adı yazısı ile hemcinslerine kadınları anlamaya yönelik çaba sarf etmelerini de öğütleyen yazarımız aynı zamanda kadınlara moda vb. etkilerle boş yere sağlıklarını tehlikeye atmamaları, en azından üşüyen yerlerini örtmeleri konusunda gizli sosyal bir mesaj verdi. Erkeklere de sevdiklerinizi sarın, kucaklayın, üşütmeyin diye direkt içten tavsiyelerde bulundu.

-Okumakta olduğunuz bu seri ile (Final Edition 1-2-3) okurlarına veda eden İbrahim Ortaç tüm dostlarını sevgi ile selamlıyor, sarıyor sarmalıyor. Hürmetlerini sunuyor ve tüm bloggerlerin yeni yılını canı gönülden kutluyor. Herkese mutluklar diliyor...

-SON-

Assolist kompleksi

Hiç yorum yok:

eskiden de modaydı bu.
hani assolistlerin bi takım gıcık istekleri olur. yapmazsan sahneye çıkmazlar.
Nitekim en son yıldız tilbe gacımız yüzünden ibo show'da bitmişti..

başka alanlarda da yaşamıştık bir dönem bu sıkıntıları:
-Masada içki isterim ben. olmazsa laiklik elden gider...
-Lan bi dur, kim nereye gidiyo? Al şu bi şişe birayı da zıkkımlan.
-Olmaz, viski olmazsa kesin gider...
-Rakı olur mu?
-Olabilir belki, ama en az yarısı gider. Rakı pek çağdaş değil çünkü...

Devlet protokolü ya. illâ isterim. nası olsa yağma Hasan'ın böreği. Keseriz emekli maaşlarına yapılacak zamdan, salarız vergileri biraz daha küçük esnafın üstüne. başka bi arzunuz? misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir atasözü var. boşuna mı söylenmiş kardeşim? Otur zıkkımlan işte.

Benim de canım kızılcık hoşafı çekti. bak! bulmazsanız, kesin bişey elden gider yani.
-İyi hadi bakalım, bulalım size de kızılcık hoşafını İbram bey. Aman o bişey elden gitmesin, elimizde tutalım, kaçırmayalım. Din elden gitmesin diye gülsuyu, hacı yağı ile zemzem de bulunduralım protokolde. Sonra Malatya gitmesin diye kayısı, Amasyalılar küsmesin diye elma, Antalya için muz likörü. İzmire bişi olmasın diye üzüm sirkesi. olmadı ayıboğan ve öküz öldüren şarabı. Ne lan bu?
.......................
İşte bloglarda da durum böyle:
-şöyle 3-5 arkadaş toplandık. sen de yazar mısın bacım?
-Ay bilmem ki, Olmaz. kaprislerdeyim. bi bakim incelim. hayranlarım ne der?
-Abla sen biliyon mu sadece bloogerde yazan kaç Türk kızı var? Paris hiltonun blogger şubesi gibi kasılmasan olmaz mı ikoncanım ablam.
-Olsuuuun, ama siz bana yazarlık teklif ettiniz, demek ki acayip ünlüyüm. Assolistim. benim Pucca'dan neyim eksik, kilom bile fazla.
-Hee di mi? ben de Simi'den daha uzağa şeydebiliyom. Assolistim, komple kompleksim, ablam benim!

eskiden de modaydı bu.
hani assolistlerin bi takım gıcık istekleri olur. yapmazsan sahneye çıkmazlar.
Nitekim en son yıldız tilbe gacımız yüzünden ibo show'da bitmişti..

başka alanlarda da yaşamıştık bir dönem bu sıkıntıları:
-Masada içki isterim ben. olmazsa laiklik elden gider...
-Lan bi dur, kim nereye gidiyo? Al şu bi şişe birayı da zıkkımlan.
-Olmaz, viski olmazsa kesin gider...
-Rakı olur mu?
-Olabilir belki, ama en az yarısı gider. Rakı pek çağdaş değil çünkü...

Devlet protokolü ya. illâ isterim. nası olsa yağma Hasan'ın böreği. Keseriz emekli maaşlarına yapılacak zamdan, salarız vergileri biraz daha küçük esnafın üstüne. başka bi arzunuz? misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir atasözü var. boşuna mı söylenmiş kardeşim? Otur zıkkımlan işte.

Benim de canım kızılcık hoşafı çekti. bak! bulmazsanız, kesin bişey elden gider yani.
-İyi hadi bakalım, bulalım size de kızılcık hoşafını İbram bey. Aman o bişey elden gitmesin, elimizde tutalım, kaçırmayalım. Din elden gitmesin diye gülsuyu, hacı yağı ile zemzem de bulunduralım protokolde. Sonra Malatya gitmesin diye kayısı, Amasyalılar küsmesin diye elma, Antalya için muz likörü. İzmire bişi olmasın diye üzüm sirkesi. olmadı ayıboğan ve öküz öldüren şarabı. Ne lan bu?
.......................
İşte bloglarda da durum böyle:
-şöyle 3-5 arkadaş toplandık. sen de yazar mısın bacım?
-Ay bilmem ki, Olmaz. kaprislerdeyim. bi bakim incelim. hayranlarım ne der?
-Abla sen biliyon mu sadece bloogerde yazan kaç Türk kızı var? Paris hiltonun blogger şubesi gibi kasılmasan olmaz mı ikoncanım ablam.
-Olsuuuun, ama siz bana yazarlık teklif ettiniz, demek ki acayip ünlüyüm. Assolistim. benim Pucca'dan neyim eksik, kilom bile fazla.
-Hee di mi? ben de Simi'den daha uzağa şeydebiliyom. Assolistim, komple kompleksim, ablam benim!

Atmosfere girme becerisi

Hiç yorum yok:

Bazı insanların yüz derisi kalın ve doğuştan yetenekliler, farklı atmosfer koşulları onları pek etkilemiyor. karşısındaki insanın soğuk veya sıcak davranmasını umursamadan tüm hoşgörü sınırlarını zorlayarak atmosfere giriyorlar.
bu arkadaşların aynı zamanda anında bulundukları ortama uyum sağlama yetenekleri var, biz gravatlı beyfendilere bile cümle kurmaya korkarken adamlar pat diye hanfendilerin yamacında derin sohbete ve hafif dekolteye dalabiliyorlar.

kıskanmıyorum.
alet işler el övünür. bizim de işleyen aletlerimiz var ama kullanılmaya kullanılmaya çenemiz pas tutuyor haliyle. Öyle işler var ki, tahmin edersiniz adamın çenesi düşük, yüzü yırtıksa olmayacak iş değil. Oysa benim kendini aşamamış naçiz bedenim malesef bu tür yanaşma ve kıvırma hareketlerinde becerikli değil. Çenem, kaşım, gözüm ve geri kalan organlarım atmosfere hemen dalamıyor, alemlere akamıyor, bir köşede boynu bükük yetimler gibi kalakalıyorum.

bu yaşa geldim hatunun birini görsem direk göğsüne veya gözüne bakamıyorum. Öküz gibi terleyip, süt dökmüş kedi gibi başımı öne eğiyorum. İlla eski model su soğutmalı otomobiller gibi ısınacak bir süre gerekiyor bana ve ne yazık ki işin kesişme faslı pek uzun sürüyor. en sonunda kız kısmısı da "kime yazılıyo bu aval aval" diyerek başka erkeklerin karasularına çekip gidiyor haliyle.

Hayır, işten atılcam korkusu olmasa iş görüşmelerinde bile durum aynı olacak. iki lafı bir araya getirip konuşamıcam neredeyse.
Bazen bayi toplantıları falan oluyor. müşteri temsilcilerimiz (bayan) maşallah defileye gelmiş gibi yırtmaç, dekolte derken önce göğüsleriyle karşılıyorlar müşterilerimizi. bende ise tık icraat yok. bazen ben de bayan müşterilerimize yakamı, bağrımı açayım diyorum ama göğüs kıllarım biraz daha aşağılarda olduğu için bir hayli düğme açmam gerek. o da mümkün değil, deniz veya yatak dışında herhangi bir yerde...

Hemen diyeceksiniz ki kadınlar zaten öyle fazla kıllı erkekleri sevmez. Kıçımı yiyin siz benim. Bizim patron orangutanın şeysi kadar kıllı ve neredeyse boynunun yarısına kadar gömlek yakasından fışkırıyor tüyleri ama işyerindeki kızların cilvelerinden geçtim, girdiği her ortamda anında gündemi çekip alıyor adam. gerçi "kıroysam da para bende" demesi yeter ama ağzı laf yapıyor işte. benim gibi dut yemiş bülbül olacak değil ya para konuşturuyor adamı...

Daha önce de anlatmıştım, ne olduysa ergenlikte oldu bana. salak bi romantik oldum çıktım. Oysa ondan önce az çok kızlarla seksek oynamışlığım, kıyıda köşede çimdirip, ellemişliğim vardı. Az edebiyat merakı, üstüne bol romantizm sosu beni b..ktan bi yemek haline çevirdi. Kimse tadıma bakmak bile istemiyor bu günlerde. Off! ulan offf...

Hiç anlamıyorum ki arkadaş, bu kızlar edebiyattan sanattan değil de bazı lavuk arkadaşların anlattığı belaltı fıkralardan ne anlıyor? Hatta bırak fıkrasını bi arkadaş var itin teki: resmen sohbetlerde "geçen gün bi kızla çıktım, bixtim, bi xtim" diye cümle kuruyor lavuk. Ama kızlar gülerek dinliyorlar herifi. Hatta ne diyeyim bazılarının gülünce gözlerinin içi gülüyor. Nirvanaya ermek için sıra bekleyen müridler gibi heyecan ve iştahla dinliyorlar adamı. Karizma denilen ve bende olmayan şey bu olsa gerek.

Sen gel de şimdi bu kızlara çiçek, böcek cümleler kur. Aşktan, sevgiden bahset kim yiyosa. Kimse de yemiyo haliyle. Romantizm çoktan ölmüş, beni de gömmeye memur etmişler. Ya da son temsilcisi olarak canım memleketime fahri ateşe atamışlar sanki.

Anladım ben anladım.
Geçmiş bizim devrimiz çoktan...



Bazı insanların yüz derisi kalın ve doğuştan yetenekliler, farklı atmosfer koşulları onları pek etkilemiyor. karşısındaki insanın soğuk veya sıcak davranmasını umursamadan tüm hoşgörü sınırlarını zorlayarak atmosfere giriyorlar.
bu arkadaşların aynı zamanda anında bulundukları ortama uyum sağlama yetenekleri var, biz gravatlı beyfendilere bile cümle kurmaya korkarken adamlar pat diye hanfendilerin yamacında derin sohbete ve hafif dekolteye dalabiliyorlar.

kıskanmıyorum.
alet işler el övünür. bizim de işleyen aletlerimiz var ama kullanılmaya kullanılmaya çenemiz pas tutuyor haliyle. Öyle işler var ki, tahmin edersiniz adamın çenesi düşük, yüzü yırtıksa olmayacak iş değil. Oysa benim kendini aşamamış naçiz bedenim malesef bu tür yanaşma ve kıvırma hareketlerinde becerikli değil. Çenem, kaşım, gözüm ve geri kalan organlarım atmosfere hemen dalamıyor, alemlere akamıyor, bir köşede boynu bükük yetimler gibi kalakalıyorum.

bu yaşa geldim hatunun birini görsem direk göğsüne veya gözüne bakamıyorum. Öküz gibi terleyip, süt dökmüş kedi gibi başımı öne eğiyorum. İlla eski model su soğutmalı otomobiller gibi ısınacak bir süre gerekiyor bana ve ne yazık ki işin kesişme faslı pek uzun sürüyor. en sonunda kız kısmısı da "kime yazılıyo bu aval aval" diyerek başka erkeklerin karasularına çekip gidiyor haliyle.

Hayır, işten atılcam korkusu olmasa iş görüşmelerinde bile durum aynı olacak. iki lafı bir araya getirip konuşamıcam neredeyse.
Bazen bayi toplantıları falan oluyor. müşteri temsilcilerimiz (bayan) maşallah defileye gelmiş gibi yırtmaç, dekolte derken önce göğüsleriyle karşılıyorlar müşterilerimizi. bende ise tık icraat yok. bazen ben de bayan müşterilerimize yakamı, bağrımı açayım diyorum ama göğüs kıllarım biraz daha aşağılarda olduğu için bir hayli düğme açmam gerek. o da mümkün değil, deniz veya yatak dışında herhangi bir yerde...

Hemen diyeceksiniz ki kadınlar zaten öyle fazla kıllı erkekleri sevmez. Kıçımı yiyin siz benim. Bizim patron orangutanın şeysi kadar kıllı ve neredeyse boynunun yarısına kadar gömlek yakasından fışkırıyor tüyleri ama işyerindeki kızların cilvelerinden geçtim, girdiği her ortamda anında gündemi çekip alıyor adam. gerçi "kıroysam da para bende" demesi yeter ama ağzı laf yapıyor işte. benim gibi dut yemiş bülbül olacak değil ya para konuşturuyor adamı...

Daha önce de anlatmıştım, ne olduysa ergenlikte oldu bana. salak bi romantik oldum çıktım. Oysa ondan önce az çok kızlarla seksek oynamışlığım, kıyıda köşede çimdirip, ellemişliğim vardı. Az edebiyat merakı, üstüne bol romantizm sosu beni b..ktan bi yemek haline çevirdi. Kimse tadıma bakmak bile istemiyor bu günlerde. Off! ulan offf...

Hiç anlamıyorum ki arkadaş, bu kızlar edebiyattan sanattan değil de bazı lavuk arkadaşların anlattığı belaltı fıkralardan ne anlıyor? Hatta bırak fıkrasını bi arkadaş var itin teki: resmen sohbetlerde "geçen gün bi kızla çıktım, bixtim, bi xtim" diye cümle kuruyor lavuk. Ama kızlar gülerek dinliyorlar herifi. Hatta ne diyeyim bazılarının gülünce gözlerinin içi gülüyor. Nirvanaya ermek için sıra bekleyen müridler gibi heyecan ve iştahla dinliyorlar adamı. Karizma denilen ve bende olmayan şey bu olsa gerek.

Sen gel de şimdi bu kızlara çiçek, böcek cümleler kur. Aşktan, sevgiden bahset kim yiyosa. Kimse de yemiyo haliyle. Romantizm çoktan ölmüş, beni de gömmeye memur etmişler. Ya da son temsilcisi olarak canım memleketime fahri ateşe atamışlar sanki.

Anladım ben anladım.
Geçmiş bizim devrimiz çoktan...


Twitter tadında minik postlar

Hiç yorum yok:

-Merakla beklenen 3G'nin reklam kampanyalarının topunu başarısız buluyorum. Yok ota yarıcakmış, bota yarıcakmış. Yurdum insanı kahir ekseriyetle "bi göster memelerini bakim" için kullanmazsa namerdim. İnsan bi magnum tadında reklam yapar, bak nasıl patlıyor satışlar... (ben bunu bi post yapim)

-İzleyici kitlemi arttırmak için, al gülüm ver gülüm kabilinden toplu yorum programı arıyorum. -""Ay kısss çok güzel şeyler yazmışsın aynı benim duygularım", erkek bloglarında da "abi ne güzel goldü o be!" tadında yorumlargörürseniz spam sanıp silmeyin ben şeeettircem yakında...

-Yahoo'nun "istenmeyen posta" tanımlamasına gıcığım. "Amma da geçirmişler size mailleri" tadında bir görüntüsü oluyor ordaki spam bildirimlerinin. Posta yerine mail dese olmaz mı? Konulan postanın istenmeyeni, isteneni de mi var?

-Size feminist olduğumu söylemişmiydim? Ne zaman oldum bilmiyorum ama bir ara bi hayli işime yaramıştı. Vejeteryan olmam da gerekti bi dönem ama etsiz bir dünyada yaşamayı göze alamadım kızı terkettim.

-"ben küçüÇükken" diye bir yazı yazmayı planlıyordum. Portakalda vitamin olan bir erkeğin serüvenini anlatıyordu. Tırstım yazmadım. Zaten bu notları da taslaklarımı silerken yazıyorum.

-Sevilecek ve sevişilecek kızlar ayrımı üzerine bir yazı taslağım da aynı akıbete uğradı. Artık kızların hepsi sevilecek...

-Kelimelere takla attırmak üzerine belgesel tadında bir yazı planlıyordum. Bi kaç güzel insan bu konuyu yazdı. Durun bakalım belki uygun bir mecra bulursam akıcam.

-Ruhumun melankolik, bay hüzün ve bay abazan halleri için farklı bloglar açmayı planlıyorum. İçimdeki ..bne uyanırsa gay blogum bile olabilir.

Böylece yazacağım yazılardan burda bahsederek taslaklarımı siliyorum. İki yazım kaldı onları da en kısa zamanda tamamlarsam okursunuz. Hadi bakalım bu kadar traş ve ağda yeter.

Şimdi doğruuu evinize!..


-Merakla beklenen 3G'nin reklam kampanyalarının topunu başarısız buluyorum. Yok ota yarıcakmış, bota yarıcakmış. Yurdum insanı kahir ekseriyetle "bi göster memelerini bakim" için kullanmazsa namerdim. İnsan bi magnum tadında reklam yapar, bak nasıl patlıyor satışlar... (ben bunu bi post yapim)

-İzleyici kitlemi arttırmak için, al gülüm ver gülüm kabilinden toplu yorum programı arıyorum. -""Ay kısss çok güzel şeyler yazmışsın aynı benim duygularım", erkek bloglarında da "abi ne güzel goldü o be!" tadında yorumlargörürseniz spam sanıp silmeyin ben şeeettircem yakında...

-Yahoo'nun "istenmeyen posta" tanımlamasına gıcığım. "Amma da geçirmişler size mailleri" tadında bir görüntüsü oluyor ordaki spam bildirimlerinin. Posta yerine mail dese olmaz mı? Konulan postanın istenmeyeni, isteneni de mi var?

-Size feminist olduğumu söylemişmiydim? Ne zaman oldum bilmiyorum ama bir ara bi hayli işime yaramıştı. Vejeteryan olmam da gerekti bi dönem ama etsiz bir dünyada yaşamayı göze alamadım kızı terkettim.

-"ben küçüÇükken" diye bir yazı yazmayı planlıyordum. Portakalda vitamin olan bir erkeğin serüvenini anlatıyordu. Tırstım yazmadım. Zaten bu notları da taslaklarımı silerken yazıyorum.

-Sevilecek ve sevişilecek kızlar ayrımı üzerine bir yazı taslağım da aynı akıbete uğradı. Artık kızların hepsi sevilecek...

-Kelimelere takla attırmak üzerine belgesel tadında bir yazı planlıyordum. Bi kaç güzel insan bu konuyu yazdı. Durun bakalım belki uygun bir mecra bulursam akıcam.

-Ruhumun melankolik, bay hüzün ve bay abazan halleri için farklı bloglar açmayı planlıyorum. İçimdeki ..bne uyanırsa gay blogum bile olabilir.

Böylece yazacağım yazılardan burda bahsederek taslaklarımı siliyorum. İki yazım kaldı onları da en kısa zamanda tamamlarsam okursunuz. Hadi bakalım bu kadar traş ve ağda yeter.

Şimdi doğruuu evinize!..

Bende konu gani, ucuza verebilirim size yani

Hiç yorum yok:

bu alemi tanımak ve kralı olmak adına bol bol blog okumaya gayret ediyorum. bakıyorum ki bir çoğu konu bulamadım puff diye şikayet ediyor.
konu sıkıntısı çekenler. bir zamanlar kayahan abimiz benim onlarca albümlük şarkım var demişti aslı çıktı. köşe oldu resmen.

ben buralarda yeniyim ama bende konu gani. sıkıntı çekenlere konu başı 1 DOLAR'dan konu verebilirim yani.

bu alemi tanımak ve kralı olmak adına bol bol blog okumaya gayret ediyorum. bakıyorum ki bir çoğu konu bulamadım puff diye şikayet ediyor.
konu sıkıntısı çekenler. bir zamanlar kayahan abimiz benim onlarca albümlük şarkım var demişti aslı çıktı. köşe oldu resmen.

ben buralarda yeniyim ama bende konu gani. sıkıntı çekenlere konu başı 1 DOLAR'dan konu verebilirim yani.

El el üstünde, kimin eli var?

Hiç yorum yok:

Gönül halkama eklenmiş iki güzel dost (dbp ve bgwm) sağolsunlar! beni mim zinciri'ne eklemişler. Üstelik koşulları ağır bir mim. Bir ödül alıyorsunuz ama neredeyse 7 blogu'da bu zincire bulaştırmazsanız başınıza taş yağacak kabilinden de şartları var.
Her zamanki gibi cevaplıyor ama zinciri kırıyor ve kimseciklere bulaştırmıyorum. Mazeretim ise bana bulaşanın ve benim bulaştıklarımın iflah olmaması efendim. Kabul buyrun ve affedin lütfen..

Durumdan vazife çıkaran 7 blogger bu zinciri devam ettirmek adına üstüne alınabilir ve dilerse yazabilir. Ben karışmam. Şartı 7 kişiyi daha bu ödüle layık görmek ve halkaya dahil etmekmiş. Haliyle ben kimseyi dahil etmiyorum, sizi bilemem:)

Gelelim benim ile ilgili (7+3) ilginç bilgiye:

1-Hayatımda hiç bir zaman karizmatik, yakışıklı ve kel olmadım.

2-Küçükken kızların gözbebeğiydim, sonra yüzüme bakan olmadı.

3-Gözlerim çabuk dolar, hüznüm yüzümden okunur. Duygusalım.

4-Ay'da oturup dünyayı seyretmek isterdim. Küçük prens gibi.

5-Çocukları çok seviyorum. Bir çocuk yuvası açmak hayalim.

6-Utangacım. Mahcubum. Kolay kolay ilk adımı atan ben olmam.

7-Çok pis küserim. Kırılır, darılırım. İnatlaşırsam çekilmez olurum.

8-Şımarabilirim, haddimi aşabilirim. Kulağımın çekilmesi gerekebilir.

9-Okul müsamerelerinde kötü ve kaybeden adamı en iyi ben oynardım.

10-Çoğunlukla ilk söylediğim doğrudur ama inanmazsanız size dilediğiniz kadar yalan söyleyebilirim.

Bu tür soruları genelde değil, özelde cevaplamayı severim. Starbucks'a gidelim mi, hem laflarken bişeyler de içeriz?

Gönül halkama eklenmiş iki güzel dost (dbp ve bgwm) sağolsunlar! beni mim zinciri'ne eklemişler. Üstelik koşulları ağır bir mim. Bir ödül alıyorsunuz ama neredeyse 7 blogu'da bu zincire bulaştırmazsanız başınıza taş yağacak kabilinden de şartları var.
Her zamanki gibi cevaplıyor ama zinciri kırıyor ve kimseciklere bulaştırmıyorum. Mazeretim ise bana bulaşanın ve benim bulaştıklarımın iflah olmaması efendim. Kabul buyrun ve affedin lütfen..

Durumdan vazife çıkaran 7 blogger bu zinciri devam ettirmek adına üstüne alınabilir ve dilerse yazabilir. Ben karışmam. Şartı 7 kişiyi daha bu ödüle layık görmek ve halkaya dahil etmekmiş. Haliyle ben kimseyi dahil etmiyorum, sizi bilemem:)

Gelelim benim ile ilgili (7+3) ilginç bilgiye:

1-Hayatımda hiç bir zaman karizmatik, yakışıklı ve kel olmadım.

2-Küçükken kızların gözbebeğiydim, sonra yüzüme bakan olmadı.

3-Gözlerim çabuk dolar, hüznüm yüzümden okunur. Duygusalım.

4-Ay'da oturup dünyayı seyretmek isterdim. Küçük prens gibi.

5-Çocukları çok seviyorum. Bir çocuk yuvası açmak hayalim.

6-Utangacım. Mahcubum. Kolay kolay ilk adımı atan ben olmam.

7-Çok pis küserim. Kırılır, darılırım. İnatlaşırsam çekilmez olurum.

8-Şımarabilirim, haddimi aşabilirim. Kulağımın çekilmesi gerekebilir.

9-Okul müsamerelerinde kötü ve kaybeden adamı en iyi ben oynardım.

10-Çoğunlukla ilk söylediğim doğrudur ama inanmazsanız size dilediğiniz kadar yalan söyleyebilirim.

Bu tür soruları genelde değil, özelde cevaplamayı severim. Starbucks'a gidelim mi, hem laflarken bişeyler de içeriz?

Matematikçiler ve şairler tembeldir vesselam

Hiç yorum yok:

hani herşeyin formülünü yazıp, çizen adamlar var ya. obebi, okeki bulan adamlar, aslında çok tembeldirler bence. kestirmeden gitme arzuları yüzünden onca zaman uğraşıp, bulurlar formülleri.

şairler de öyledir. Ooo işin yoksa iki saat mektup yaz sevgiline deyip, kestirmeden ruha dokunan kelimeleri bulurlar. katlettikleri zaman, kendilerinin kazandırdıkları güzel şeyler bizimdir.

hani herşeyin formülünü yazıp, çizen adamlar var ya. obebi, okeki bulan adamlar, aslında çok tembeldirler bence. kestirmeden gitme arzuları yüzünden onca zaman uğraşıp, bulurlar formülleri.

şairler de öyledir. Ooo işin yoksa iki saat mektup yaz sevgiline deyip, kestirmeden ruha dokunan kelimeleri bulurlar. katlettikleri zaman, kendilerinin kazandırdıkları güzel şeyler bizimdir.

Ben ettim sen etme

Hiç yorum yok:
BigaripwoMen beni mimlememiş çünkü ben zaten bu alemde mimliyim efendim. Bir başka mim'e ne gerek var. Ancak en sevdiği blogger ödülünü bana vermiş kendisi yazdığı MiM'de. Şahsen bu ödül yerine Oscar verseler bunun kadar makbule geçmezdi. Oscar dediğin nedir ki Allahın kel bronzdan bir erkek şeysi...

Neysem üstüme farz olmadan hemen şu olayı da sünnetleyelim. Üstelik bu Mim bir de resimli olacakmış. Bre gafil tam Ramazan öncesi benden resimli mim' istenir mi? Zaten her soruya birden çok cevabım olacağı için sadece ilk soruyu resimledim. Buyrun:

En sevdiğim blogger:
İsmini çıkartamadım ama siz onu resminden tanırsınız. Gıcık herifin biri ama fena yazmıyor bu yakışıklı:p



En sevdiğiniz yer:
İstanbul / Türkiye / Dünya / Samanyolu şeklinde özetlenebilir..

En sevdiğiniz aksesuar:
Kalem - Uzaktan kumanda ve Mouse

En sevdiğiniz Tv Programı:
Sağlam komedi dizileri - Cnbc-e dizileri : Özellikle belirtmek gerekirse: Benim Annem bir melek ve Geniş Aile, bir zamanlar Ekmek Teknesi vardı. Yabancılardan bilim-kurgu dizileri

En sevdiğiniz evcil hayvan:
Tabi ki japon balığı. Ağzı var dili yok. Mümkünse kavanozda ve sadece bir tane.

En sevdiğiniz içecek:
Malesef Coca Cola. İlave etmem gerekirse: Mix meyve kokteylleri - Frappe - İce tea mango ve şeftali. Tabi milli içeceğimiz Çay'ı unutmadan.

En sevdiğiniz tatlı:
İstisnasız tüm tatlıları severim. Geldiğimde hepsini yapabilirsin BGWM:p
İllâ belirmek gerekirse: Kaymaklı ekmek kadayıfı, Pastalar (frambuazlı) ve Dondurma

En sevdiğiniz Yemek:
Kebaplar (özellikle adana) , Yöresel yemekler, Kumpir

En sevdiğim film:
Buz devrinden başka mı:p
Soğuk dağ, Ötekiler, Kuzuların sessizliği, Mesaj (contact), Ps: i love you

En sevdiğiniz pc programı:
Bu aralar : Combofix Klasiklerden: Winamp - Winrar - İrfanview

En sevdiğiniz çizgi film karakteri:
Heidi, Fred Çakmaktaş, Değerli, Pembe Panter, Ayı yogi

En sevdiğiniz yazar/şair:
Orhan Veli / Nihat genç

Tabiki her zamanki gibi kör nokta olarak kimseciklere MİM göndermiyorum efendim.
Dileyen yazabilir...
BigaripwoMen beni mimlememiş çünkü ben zaten bu alemde mimliyim efendim. Bir başka mim'e ne gerek var. Ancak en sevdiği blogger ödülünü bana vermiş kendisi yazdığı MiM'de. Şahsen bu ödül yerine Oscar verseler bunun kadar makbule geçmezdi. Oscar dediğin nedir ki Allahın kel bronzdan bir erkek şeysi...

Neysem üstüme farz olmadan hemen şu olayı da sünnetleyelim. Üstelik bu Mim bir de resimli olacakmış. Bre gafil tam Ramazan öncesi benden resimli mim' istenir mi? Zaten her soruya birden çok cevabım olacağı için sadece ilk soruyu resimledim. Buyrun:

En sevdiğim blogger:
İsmini çıkartamadım ama siz onu resminden tanırsınız. Gıcık herifin biri ama fena yazmıyor bu yakışıklı:p



En sevdiğiniz yer:
İstanbul / Türkiye / Dünya / Samanyolu şeklinde özetlenebilir..

En sevdiğiniz aksesuar:
Kalem - Uzaktan kumanda ve Mouse

En sevdiğiniz Tv Programı:
Sağlam komedi dizileri - Cnbc-e dizileri : Özellikle belirtmek gerekirse: Benim Annem bir melek ve Geniş Aile, bir zamanlar Ekmek Teknesi vardı. Yabancılardan bilim-kurgu dizileri

En sevdiğiniz evcil hayvan:
Tabi ki japon balığı. Ağzı var dili yok. Mümkünse kavanozda ve sadece bir tane.

En sevdiğiniz içecek:
Malesef Coca Cola. İlave etmem gerekirse: Mix meyve kokteylleri - Frappe - İce tea mango ve şeftali. Tabi milli içeceğimiz Çay'ı unutmadan.

En sevdiğiniz tatlı:
İstisnasız tüm tatlıları severim. Geldiğimde hepsini yapabilirsin BGWM:p
İllâ belirmek gerekirse: Kaymaklı ekmek kadayıfı, Pastalar (frambuazlı) ve Dondurma

En sevdiğiniz Yemek:
Kebaplar (özellikle adana) , Yöresel yemekler, Kumpir

En sevdiğim film:
Buz devrinden başka mı:p
Soğuk dağ, Ötekiler, Kuzuların sessizliği, Mesaj (contact), Ps: i love you

En sevdiğiniz pc programı:
Bu aralar : Combofix Klasiklerden: Winamp - Winrar - İrfanview

En sevdiğiniz çizgi film karakteri:
Heidi, Fred Çakmaktaş, Değerli, Pembe Panter, Ayı yogi

En sevdiğiniz yazar/şair:
Orhan Veli / Nihat genç

Tabiki her zamanki gibi kör nokta olarak kimseciklere MİM göndermiyorum efendim.
Dileyen yazabilir...

İbram abiniz tesettüre girecek mi?

Hiç yorum yok:

Mevsim Ramazan...
Büyük gazetelerimiz başladılar bile Ramazan hediyeleri vermeye. Show Tv biri bayan 4 muhabirini hacca gönderdi, her gün damardan yayın yapmak için. Modaya uymak lazım. Niye geri kalalım ne kadar gündemde kalırsak o kadar iyi...

Madem mevsime uygun, Ayşe Arman'ın peşinden ben de tesettüre girsem olmaz mı? Nasıl olsa Ahmet Hakan girmez bu aralar. Zaten eskiden yaşadığım kasabada erkeklerin türbana, çarşafa girmesi yaşanmadık bir şey değil. Genelde düğün evlerine erkekler sokulmadığı için sevdiği kızlara yakın olmak isteyen erkeklerle, oynamak için sıra bekleyen kızlara çimdik atmak derdindeki tacizci sapıklar yapardı bunu. Eh ben hiç yapmadım ama bu beceremem de demek değil tabi ki...

Sanat camiasında pek moda olduğu üzere tesettür öncesini ağda, epilasyonla halledecek değilim elbet. Saçımın sakalımın bir tek teline dokundurtmam. Bıyıklarımı da yoldurtmam efendim. Milli değerlere saygılı bir şekilde takarım türbanımı. Olmadı burka ne güne duruyor. Hatta demeç vermem gerekirse benim ninem de türbanlıydı, dedem de onu görmek için düğün evine çarşaflı gitmiş bile diyebilirim. Arkasından bir kaç oruç kavgası, cinayeti de çaktım mı bloguma gelsin ratingler.

Ayrıca bir de ramazan sayfası hazırlıyorum. Lütfen oylarınızla bana destek verin efendim. Anket yaptık ama milletin benim ramazan sayfamın Tan gazetesinin vaktiyle yaptığı Ramazan sayfalarına benzeyeceğine dair kaygıları had safhada olmalı ki anket oyları hiç beklediğim gibi gitmiyor: p

Bu memlekette ramazan sayfası hazırlanacaksa onun da kralını İbram abiniz yapar haliyle.
Hadi bakalım fareler elimizde, sol köşede anketimize oylarınızı beklerim.
Ya da OKEY İBRAM yazıp Turkcell 3169'a gönderin. Hadi canlarım benim:)

Mevsim Ramazan...
Büyük gazetelerimiz başladılar bile Ramazan hediyeleri vermeye. Show Tv biri bayan 4 muhabirini hacca gönderdi, her gün damardan yayın yapmak için. Modaya uymak lazım. Niye geri kalalım ne kadar gündemde kalırsak o kadar iyi...

Madem mevsime uygun, Ayşe Arman'ın peşinden ben de tesettüre girsem olmaz mı? Nasıl olsa Ahmet Hakan girmez bu aralar. Zaten eskiden yaşadığım kasabada erkeklerin türbana, çarşafa girmesi yaşanmadık bir şey değil. Genelde düğün evlerine erkekler sokulmadığı için sevdiği kızlara yakın olmak isteyen erkeklerle, oynamak için sıra bekleyen kızlara çimdik atmak derdindeki tacizci sapıklar yapardı bunu. Eh ben hiç yapmadım ama bu beceremem de demek değil tabi ki...

Sanat camiasında pek moda olduğu üzere tesettür öncesini ağda, epilasyonla halledecek değilim elbet. Saçımın sakalımın bir tek teline dokundurtmam. Bıyıklarımı da yoldurtmam efendim. Milli değerlere saygılı bir şekilde takarım türbanımı. Olmadı burka ne güne duruyor. Hatta demeç vermem gerekirse benim ninem de türbanlıydı, dedem de onu görmek için düğün evine çarşaflı gitmiş bile diyebilirim. Arkasından bir kaç oruç kavgası, cinayeti de çaktım mı bloguma gelsin ratingler.

Ayrıca bir de ramazan sayfası hazırlıyorum. Lütfen oylarınızla bana destek verin efendim. Anket yaptık ama milletin benim ramazan sayfamın Tan gazetesinin vaktiyle yaptığı Ramazan sayfalarına benzeyeceğine dair kaygıları had safhada olmalı ki anket oyları hiç beklediğim gibi gitmiyor: p

Bu memlekette ramazan sayfası hazırlanacaksa onun da kralını İbram abiniz yapar haliyle.
Hadi bakalım fareler elimizde, sol köşede anketimize oylarınızı beklerim.
Ya da OKEY İBRAM yazıp Turkcell 3169'a gönderin. Hadi canlarım benim:)

Sizi yazdım canlarım

Hiç yorum yok:


Yesari'den sonra Dbp'de blog aleminden tanıdıkları hakkında kanaatlerini sıralamış. hoşuma gitti açıkçası bu durum. gerçi ben gossip'te dokunup geçmiştim bu konulara ama aynı şey değil. arkadaşların değerlendirmeleri daha samimi...
Birkaç cümlecik de ben samimiyet gösterisinde bulunayım. bakalım ahir ömrümde blog aleminden tanıdıklarımdan kimler kalmış aklımda.

Copolitik: kendisine tuhaf bir yakınlık duyduğum, samimiyetini sevdiğim blogculardan birisi. bir yazısı dolayısı ile tanıştım ve sevdim. çok okuyamasam da iyi bir insan olduğunu düşünüyorum.

BigaripwoMen: kankim benim. müstesna şahsiyet. aynı okulda okusak korkmadan sırtımı dönüp yatabilcem yurt arkadaşım olabilecek insan. güzel ve matrak görüntüsünün altında kapalı kutu.

KYBLE F: Cici bir kız, yaramazlık yapsa da, kantarın topuzunu kaçırdım mı diye düşüncek kadar ince narin düşünceli. çok fazla tanımıyorum hızlı giriş yaptı, sonra sakinleşti mi ne. daha sık okumalıyım onu.

Orijinal Delikanlı: Yüzük kardeşi olabilcem bi genç. Net konusundaki bilgisinden faydalanmam gerek. Hala delikanlı olduğu için hayat biraz daha olgunlaştırırsa tadından yenmez.

Pusarık: pek tanımıyorum. iyi bir izlenimi var bende. ff'den de anımsıyorum. daha iyi okumalıyım onu. söz veriyorum.

Cache: Sıkı yazar. okunası insan. KALP (^) değil, yürek taşıdığı kanısındayım. Az kendini beğenmiş sanki.

Qutunthiyişi:
Sağlam arkadaş. Tesbitleri yerinde. Okunur, faydalanılır bir blogger. Tavsiyelik ama her konuda hemfikir değilim kendisiyle. İşin güzel tarafı da bu.

Such: ilk göz ağrılarımdan. Ben onu takip edemiyorum ama o RsS'den okur, yorumunu yapar-dı.

La78'ers: FF'den laf paslaştığım bir arkadaş. çok tanımam ama severim.

Damat Ferit:
Birlikte herşey yapılabilecek bir insan hissi veren adam. Tarık Akan:) kanka gibi sevdim uzaktan.

Pilli Cadı:
Bizden yorum hakkını esirgese de. Arada okumaktan ve atışmaktan zevk aldığım bir blogger.

Bidost: kendimi hakikatten abisiymişim hissi verebilen güzel şahsiyet. Bi gün kendi elimle gelin etcem.

Siyah Kelebek: Tanıdığım günden beri yaşını bilmesem de hürmette kusur ederim diye titrediğim, abla hissi veren (afedersin kelebek) hoş bir anne, hanım kadın.

Devenin_bale_pabucu: Vicdanımın sesi. Gıpta ettiğim bir güzellik.

Yejades: şirin, tatlı cadı gibi algıladığım bir blogger. bilmem belki avatarındandır.

Missipipi: Tehlikeli yaratık. Güzel insan. Deli kız. çizagrafiker, işssiz, hıııh..

Siminya: Kola tenekesinden bu dünyaya armağan edilmiş güzellik. İnsan

delininbiri: sanki aynısından iki tane, biri bizim evde olduğunu düşündüğüm blogger. İçimde ona karşı garip bir sevgi var. Ailemizin kızı.

Yosun: Kayboldu gitti sanki, bi ziyaretine gitmeli hocamın.

Hevesli bardak: Özledim onu da. iyiydi. Arada dokundururdu yorumları. severdim.

Serzeniş Meraklısı: Sıkı çocuktur, okurum.

Balböcüğü:
nerdesin kız?

Pucca: Matruşka. En içindekilerden korksam da merak ediyorum. İpuçlarını gizlememiş ama genel ilgi kaportaya..

Ateş Böceği: delinin biri bi dost'la üçünü aynı kızlar yurdunun bir odasında istihdam etsem iyi arkadaş olurlardı dediğim. Aileden gibi hissettiğim bi kız. Samimi ve dokunaklı yazıyor arada.

Efsa: bezelyenin annesi, isterse güzel yazıyor, az daha isterse daha güzel de yazacak.

Emine ALBAYRAK:
Hoş ve güzel insan. O bir melek...

Hayal Meyal: Özlediklerimden

Ramazan: O bir beyefendi.

Ceset İzleri: üretken biri.... benim bir arkadaş risaleleri yazarı.

Ay Işığı : gizemli biri, merak uyandırmıştı bende. Arada kayboluyor.

Yesari: hiç bulaşmam. ikizi evlerden ırak:) sağlam yazıyor. beğeni ile izliyorum. Taşıyıcı:p

Kediye kafa atan psikopat fare: kızlar yurduna 4ncü olabilir. sırf avatarındaki eşek için bile sevebilirim onu.

Lolla: Şiir gibi yazar. Samimidir. Mimseverdir. Okunası bir blogger...

Evren: Güzel yazıyor... Okumak lazım

nebenolabildimnebaşkası: okunması gerekli biri, daha çok okunmalı. çözemedim...

Serra Demirci: Okumayı ihmal ettiklerimden. yeniden okumalı... napıyo acaba?

Sarhoş Kedi:
Arada bir geliyorlar ona ama sıkı yazar. Severim uzaktan...

Uzağa giden kadın:
Derin yazıyor, dokunaklı cümleleri var. Bazen algıda zorlanıyorum. Az erişilmez ve soğuk dursa da, gizli bir hüzün var yazdıklarında.

Zennube: Müstesna kişilik. Resimlerine hastayım. daha sıkı yazıyor şimdilerde...


Yesari'den sonra Dbp'de blog aleminden tanıdıkları hakkında kanaatlerini sıralamış. hoşuma gitti açıkçası bu durum. gerçi ben gossip'te dokunup geçmiştim bu konulara ama aynı şey değil. arkadaşların değerlendirmeleri daha samimi...
Birkaç cümlecik de ben samimiyet gösterisinde bulunayım. bakalım ahir ömrümde blog aleminden tanıdıklarımdan kimler kalmış aklımda.

Copolitik: kendisine tuhaf bir yakınlık duyduğum, samimiyetini sevdiğim blogculardan birisi. bir yazısı dolayısı ile tanıştım ve sevdim. çok okuyamasam da iyi bir insan olduğunu düşünüyorum.

BigaripwoMen: kankim benim. müstesna şahsiyet. aynı okulda okusak korkmadan sırtımı dönüp yatabilcem yurt arkadaşım olabilecek insan. güzel ve matrak görüntüsünün altında kapalı kutu.

KYBLE F: Cici bir kız, yaramazlık yapsa da, kantarın topuzunu kaçırdım mı diye düşüncek kadar ince narin düşünceli. çok fazla tanımıyorum hızlı giriş yaptı, sonra sakinleşti mi ne. daha sık okumalıyım onu.

Orijinal Delikanlı: Yüzük kardeşi olabilcem bi genç. Net konusundaki bilgisinden faydalanmam gerek. Hala delikanlı olduğu için hayat biraz daha olgunlaştırırsa tadından yenmez.

Pusarık: pek tanımıyorum. iyi bir izlenimi var bende. ff'den de anımsıyorum. daha iyi okumalıyım onu. söz veriyorum.

Cache: Sıkı yazar. okunası insan. KALP (^) değil, yürek taşıdığı kanısındayım. Az kendini beğenmiş sanki.

Qutunthiyişi:
Sağlam arkadaş. Tesbitleri yerinde. Okunur, faydalanılır bir blogger. Tavsiyelik ama her konuda hemfikir değilim kendisiyle. İşin güzel tarafı da bu.

Such: ilk göz ağrılarımdan. Ben onu takip edemiyorum ama o RsS'den okur, yorumunu yapar-dı.

La78'ers: FF'den laf paslaştığım bir arkadaş. çok tanımam ama severim.

Damat Ferit:
Birlikte herşey yapılabilecek bir insan hissi veren adam. Tarık Akan:) kanka gibi sevdim uzaktan.

Pilli Cadı:
Bizden yorum hakkını esirgese de. Arada okumaktan ve atışmaktan zevk aldığım bir blogger.

Bidost: kendimi hakikatten abisiymişim hissi verebilen güzel şahsiyet. Bi gün kendi elimle gelin etcem.

Siyah Kelebek: Tanıdığım günden beri yaşını bilmesem de hürmette kusur ederim diye titrediğim, abla hissi veren (afedersin kelebek) hoş bir anne, hanım kadın.

Devenin_bale_pabucu: Vicdanımın sesi. Gıpta ettiğim bir güzellik.

Yejades: şirin, tatlı cadı gibi algıladığım bir blogger. bilmem belki avatarındandır.

Missipipi: Tehlikeli yaratık. Güzel insan. Deli kız. çizagrafiker, işssiz, hıııh..

Siminya: Kola tenekesinden bu dünyaya armağan edilmiş güzellik. İnsan

delininbiri: sanki aynısından iki tane, biri bizim evde olduğunu düşündüğüm blogger. İçimde ona karşı garip bir sevgi var. Ailemizin kızı.

Yosun: Kayboldu gitti sanki, bi ziyaretine gitmeli hocamın.

Hevesli bardak: Özledim onu da. iyiydi. Arada dokundururdu yorumları. severdim.

Serzeniş Meraklısı: Sıkı çocuktur, okurum.

Balböcüğü:
nerdesin kız?

Pucca: Matruşka. En içindekilerden korksam da merak ediyorum. İpuçlarını gizlememiş ama genel ilgi kaportaya..

Ateş Böceği: delinin biri bi dost'la üçünü aynı kızlar yurdunun bir odasında istihdam etsem iyi arkadaş olurlardı dediğim. Aileden gibi hissettiğim bi kız. Samimi ve dokunaklı yazıyor arada.

Efsa: bezelyenin annesi, isterse güzel yazıyor, az daha isterse daha güzel de yazacak.

Emine ALBAYRAK:
Hoş ve güzel insan. O bir melek...

Hayal Meyal: Özlediklerimden

Ramazan: O bir beyefendi.

Ceset İzleri: üretken biri.... benim bir arkadaş risaleleri yazarı.

Ay Işığı : gizemli biri, merak uyandırmıştı bende. Arada kayboluyor.

Yesari: hiç bulaşmam. ikizi evlerden ırak:) sağlam yazıyor. beğeni ile izliyorum. Taşıyıcı:p

Kediye kafa atan psikopat fare: kızlar yurduna 4ncü olabilir. sırf avatarındaki eşek için bile sevebilirim onu.

Lolla: Şiir gibi yazar. Samimidir. Mimseverdir. Okunası bir blogger...

Evren: Güzel yazıyor... Okumak lazım

nebenolabildimnebaşkası: okunması gerekli biri, daha çok okunmalı. çözemedim...

Serra Demirci: Okumayı ihmal ettiklerimden. yeniden okumalı... napıyo acaba?

Sarhoş Kedi:
Arada bir geliyorlar ona ama sıkı yazar. Severim uzaktan...

Uzağa giden kadın:
Derin yazıyor, dokunaklı cümleleri var. Bazen algıda zorlanıyorum. Az erişilmez ve soğuk dursa da, gizli bir hüzün var yazdıklarında.

Zennube: Müstesna kişilik. Resimlerine hastayım. daha sıkı yazıyor şimdilerde...

Evet, Narsistim de, bundan sana ne oluyor peki?

Hiç yorum yok:

burda yoktur diyordum ama varmış o tiplerden.

blog dünyası özgürlüktür falan diyordum oysa. bugün ilk özel mailimi aldım. ablanın biri narsist misin sen, her postuna resmini koymuşsun? demiş.

evet, narsistim de, bu alemin ablası sen misin ki posta koyuyorsun anlamış değilim yani?

burda yoktur diyordum ama varmış o tiplerden.

blog dünyası özgürlüktür falan diyordum oysa. bugün ilk özel mailimi aldım. ablanın biri narsist misin sen, her postuna resmini koymuşsun? demiş.

evet, narsistim de, bu alemin ablası sen misin ki posta koyuyorsun anlamış değilim yani?

İbram abiniz aslında Ayşe teyzeniz olabilir

Hiç yorum yok:


İnsan yaratıldı...
Örtünme ihtiyacı hissetti ve asma yaprağından medet umdu. Öykü böyle başladı derler. Sonra giyinmeye başladı. Yaptığı birçok şeyin dışında moda sektörü de o günlerde mi gelişti bilinmez. Beğeni, üstüne giyileni yakıştırma ve özentinin hikâyesi de başlamış oldu böylece.

Aslında topluluk kültürü oluştuktan sonra insanlarda bir takım birleşmeler ve ayrışmalar olduğu gibi beğeni ve özenti standartları da oluştu diye düşünüyorum. Tabi bu işte soyluların, krallar ve kraliçelerin önemi büyük... Suya vuran insan aksi ve ayna'nın icadı büyük bir gelişme sektör açısından. Kadın kendini erkeğin ya da başka kadınların gözleri dışında tanımladı ilk kez. Suya vuran aksini görmek için dere kenarına gitmektense, her zaman karşısında duran bir öteki benle konuşmaya başladı.
—"Ayna ayna söyle bu akşam ne giyeyim balo'da" sözü o zamandan kalmadır.

Fazla ciğer, dalak yedikleri bir gün erkeğin beğenisini keşfedip kanlı canlı dudaklara sahip olmak için ruj’u keşfetmişlerdir diye düşünüyorum. Yolculuğun bundan sonrası ve giyinme ve soyunma kültürü apayrı bir yazı konusu...

Ancak üstüyle başıyla oynayan insanın kendi ruhuyla ne zaman oynamaya başladığı pek bilinmiyor tarafımca. Şeytan oyuna girdikten sonra mı? Zaten oyundaydı da forvet oynamaya başladıktan sonra mı bu kadar insan bedenini bırakıp ruhu ile oynamaya başladı bilinmez. Tarihteki ilk deli kimdi ve kimler o deliye özendi yine bilmiyorum. Çin imparatoru ve delilik yağmurları öyküsünü bildiğinizi varsayarak oraya da gönderme yapmıyorum ama merak ediyorum insan ne zaman kendi ruhuyla ve diğer ruhlarla dans etmeye başladı?

İnternet'in icadı ile başlayan süreç ise apayrı bir milat oldu. İnternet kafede yanımda oturan minik delikanlının "Abi kimse benimle konuşmuyor lütfen bana bir kız nicki alır mısın?" dediğini anımsıyorum. Demek ki insanlar iletişime bu kadar açmış veya bu kadar yalnız.

İletişimin büyüsünün ardından ruhumuza giydirdiğimiz elbiseler de çoğalmaya başladı. Şimdilerde çift kimlikli dediğimiz insanlar gayet normal insan statüsünde. Artık hepimiz Yeşilçam aktörleri, aktristleri gibi rol kesiyoruz. İnternet ünlülerimiz var. Poposu yerinden zor kalkan kızlarımız afeti devran. Saçı sakalı, kaportası dağılmış ben gibi ihtiyarlar Clark Gable ya da Brad Pitt takılıyor...

Yani insanoğlu olarak eşref-i mahlûkat olarak başladığımız yolculuğa eşşek-i mahlûkat olarak devam ediyoruz. Farklı Nickler farklı kimliklerimiz oluyor. Bir nickimizle ağır abi, diğeriyle çılgın kız olarak aynı mekânda Ff'liyenlerimiz var belki de.

İnternet sayesinde saç, sakal, türban, örtü, bikini sorunlarımızı da çözdük. Hatta kadın, erkek kim kimdir o kaygımız bile yok artık. Çünkü ruhlar dilediğince giyinik, dilediğince çıplak ve unisex. Hepimiz hissettiğimiz yaşta ve beğendiğimiz ya da ruhumuzun yansıtmak isteği kimlikteyiz artık.

İki değil ikiyüz yüzlüyüz artık. Zengin kız, fakir oğlan derdi yok. Çirkin kızlar da, çıtır delikanlılarla sohbette, muhabbette. Kültür, sınıf, yaş farkı da ortadan kalktı. Seçici olmanın kriteri sadece karşındaki ruhu okumaya ve okşamaya çalışmak belki de. Hoş bazılarımız hala anasının nikâhına kadar karşısındakini bilmek istemekte. İki sohbetten sonra telefona, kameraya sarılmakta ama çoğunluğun kimle değil biriyle konuşma ihtiyacı için burada olduğu ve büyük bir toplumsal yalnızlaşmaya sürüklendiğimiz gerçeği de apaçık ortada duruyor.

Naylon kızları, naylon erkekleri çoktan geçtik. Şimdi rağbet bedenî değil, ruhi esneklikte.
Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete...




İnsan yaratıldı...
Örtünme ihtiyacı hissetti ve asma yaprağından medet umdu. Öykü böyle başladı derler. Sonra giyinmeye başladı. Yaptığı birçok şeyin dışında moda sektörü de o günlerde mi gelişti bilinmez. Beğeni, üstüne giyileni yakıştırma ve özentinin hikâyesi de başlamış oldu böylece.

Aslında topluluk kültürü oluştuktan sonra insanlarda bir takım birleşmeler ve ayrışmalar olduğu gibi beğeni ve özenti standartları da oluştu diye düşünüyorum. Tabi bu işte soyluların, krallar ve kraliçelerin önemi büyük... Suya vuran insan aksi ve ayna'nın icadı büyük bir gelişme sektör açısından. Kadın kendini erkeğin ya da başka kadınların gözleri dışında tanımladı ilk kez. Suya vuran aksini görmek için dere kenarına gitmektense, her zaman karşısında duran bir öteki benle konuşmaya başladı.
—"Ayna ayna söyle bu akşam ne giyeyim balo'da" sözü o zamandan kalmadır.

Fazla ciğer, dalak yedikleri bir gün erkeğin beğenisini keşfedip kanlı canlı dudaklara sahip olmak için ruj’u keşfetmişlerdir diye düşünüyorum. Yolculuğun bundan sonrası ve giyinme ve soyunma kültürü apayrı bir yazı konusu...

Ancak üstüyle başıyla oynayan insanın kendi ruhuyla ne zaman oynamaya başladığı pek bilinmiyor tarafımca. Şeytan oyuna girdikten sonra mı? Zaten oyundaydı da forvet oynamaya başladıktan sonra mı bu kadar insan bedenini bırakıp ruhu ile oynamaya başladı bilinmez. Tarihteki ilk deli kimdi ve kimler o deliye özendi yine bilmiyorum. Çin imparatoru ve delilik yağmurları öyküsünü bildiğinizi varsayarak oraya da gönderme yapmıyorum ama merak ediyorum insan ne zaman kendi ruhuyla ve diğer ruhlarla dans etmeye başladı?

İnternet'in icadı ile başlayan süreç ise apayrı bir milat oldu. İnternet kafede yanımda oturan minik delikanlının "Abi kimse benimle konuşmuyor lütfen bana bir kız nicki alır mısın?" dediğini anımsıyorum. Demek ki insanlar iletişime bu kadar açmış veya bu kadar yalnız.

İletişimin büyüsünün ardından ruhumuza giydirdiğimiz elbiseler de çoğalmaya başladı. Şimdilerde çift kimlikli dediğimiz insanlar gayet normal insan statüsünde. Artık hepimiz Yeşilçam aktörleri, aktristleri gibi rol kesiyoruz. İnternet ünlülerimiz var. Poposu yerinden zor kalkan kızlarımız afeti devran. Saçı sakalı, kaportası dağılmış ben gibi ihtiyarlar Clark Gable ya da Brad Pitt takılıyor...

Yani insanoğlu olarak eşref-i mahlûkat olarak başladığımız yolculuğa eşşek-i mahlûkat olarak devam ediyoruz. Farklı Nickler farklı kimliklerimiz oluyor. Bir nickimizle ağır abi, diğeriyle çılgın kız olarak aynı mekânda Ff'liyenlerimiz var belki de.

İnternet sayesinde saç, sakal, türban, örtü, bikini sorunlarımızı da çözdük. Hatta kadın, erkek kim kimdir o kaygımız bile yok artık. Çünkü ruhlar dilediğince giyinik, dilediğince çıplak ve unisex. Hepimiz hissettiğimiz yaşta ve beğendiğimiz ya da ruhumuzun yansıtmak isteği kimlikteyiz artık.

İki değil ikiyüz yüzlüyüz artık. Zengin kız, fakir oğlan derdi yok. Çirkin kızlar da, çıtır delikanlılarla sohbette, muhabbette. Kültür, sınıf, yaş farkı da ortadan kalktı. Seçici olmanın kriteri sadece karşındaki ruhu okumaya ve okşamaya çalışmak belki de. Hoş bazılarımız hala anasının nikâhına kadar karşısındakini bilmek istemekte. İki sohbetten sonra telefona, kameraya sarılmakta ama çoğunluğun kimle değil biriyle konuşma ihtiyacı için burada olduğu ve büyük bir toplumsal yalnızlaşmaya sürüklendiğimiz gerçeği de apaçık ortada duruyor.

Naylon kızları, naylon erkekleri çoktan geçtik. Şimdi rağbet bedenî değil, ruhi esneklikte.
Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete...


Hamama giren terlermiş

Hiç yorum yok:

Sıcak su...
Güzel oluyor şahsen şu yaz gününde bile. İnsanı yumuşatıyor. Keseyi bastıkça kirleri daha bir kolay çıkıyor insan bedeninin. Ruhu? Daha onu keselemedik. Zaten o biraz zor ama çıkmayan canda umut vardır derler. Ümidvarız...

Hamama gittik gitmesine de, pişmanlığım yoktur. Güzel yer neme lazım. Deniz de o kadar uzağında değil. .....Termal Resort diyorlar namına. Yani yıldızlı turistik tesislerden bir eksiği yok. Bir elin yağda bir elin balda. Tek sorun hava sıcak, su sıcak. Gerçi sen soğuk aradın da bulamadın mı? Var tabi...

SPA’sı da güzel. Müşterileri de. Ben dedecik beni evvel zaman hamamlarına götürecek sanıyordum hakkını yemişim. Memnunum cidden. Hesap her şey dahil ödendiği için de bir sıkıntım yok. Ayrıca interneti de var. Biraz kazık tarife ama hiç yoktan iyidir. Demek ki az ve öz bağlanıcaz. Laptopum yanımda olduğu için yazılarımı yazar bir kaç dakikada postalarım neticede.

Yerleşip, sıcak suyla jakuzide ilk tanışma sonrasında yedim, içtim bir güzel tıkındım ve bilgisayarımın başına geçtim.(hamam fantezisi bekleyenler boşuna bekler benden söylemesi). Maillerimi Outlook’uma indirip offline okumaya başladım.

Bir yandan da şöyle bir klasörlere ve mail gönderenlere göz gezdirdim. Madem tatile çıktık bir sonbahar temizliği yapılmalı değil mi?

Bakalım kimlerden mail gelmiş?


Sıcak su...
Güzel oluyor şahsen şu yaz gününde bile. İnsanı yumuşatıyor. Keseyi bastıkça kirleri daha bir kolay çıkıyor insan bedeninin. Ruhu? Daha onu keselemedik. Zaten o biraz zor ama çıkmayan canda umut vardır derler. Ümidvarız...

Hamama gittik gitmesine de, pişmanlığım yoktur. Güzel yer neme lazım. Deniz de o kadar uzağında değil. .....Termal Resort diyorlar namına. Yani yıldızlı turistik tesislerden bir eksiği yok. Bir elin yağda bir elin balda. Tek sorun hava sıcak, su sıcak. Gerçi sen soğuk aradın da bulamadın mı? Var tabi...

SPA’sı da güzel. Müşterileri de. Ben dedecik beni evvel zaman hamamlarına götürecek sanıyordum hakkını yemişim. Memnunum cidden. Hesap her şey dahil ödendiği için de bir sıkıntım yok. Ayrıca interneti de var. Biraz kazık tarife ama hiç yoktan iyidir. Demek ki az ve öz bağlanıcaz. Laptopum yanımda olduğu için yazılarımı yazar bir kaç dakikada postalarım neticede.

Yerleşip, sıcak suyla jakuzide ilk tanışma sonrasında yedim, içtim bir güzel tıkındım ve bilgisayarımın başına geçtim.(hamam fantezisi bekleyenler boşuna bekler benden söylemesi). Maillerimi Outlook’uma indirip offline okumaya başladım.

Bir yandan da şöyle bir klasörlere ve mail gönderenlere göz gezdirdim. Madem tatile çıktık bir sonbahar temizliği yapılmalı değil mi?

Bakalım kimlerden mail gelmiş?

Ak Sakallı Dede ile Tası Tarağı Toplayamayan Adam

Hiç yorum yok:

Hayrolsun, dün gece rüyamda aksakallı bir dede gördüm.
-"Oğlum İbram fazla havalandın çocuğum ama hep irtifa kaybettin sen biraz da irtifa kaydet" dedi.

Ben de dedim ki:
-"Dede karizma yapıyorum, hayranlarım fanlarım var yakında radyoda djliğe de başlıcam. kitabım çıkıcak" falan derken dedecik lafımı balla kesti.
"-Yavrum kitabın zaten yazılıyo sen yorma bu kadar kendini. hayatın roman oluyo farkında değilsin ama vakti gelince okuyacaksın. Sen biraz dinlen çocuğum tatile çık" dedi.

-"Olur mu dedecik hayatımın ev verimli çağında" felam diyecek oldum.
-"Bak ibram bu kıyağımı da unutma sana hamamda yer ayırttım. Termal resort hadi bakim tatile bir kaç hafta gözüm görmesin seni" dedi.
Baktım biletler beleş, pabuç da pahalı. "Yaw dedecik ne iş, hamam mamam bu sıcakta şöyle Maldiw ya da Şelşew adaları yok muydu?" dedim bir bilet daha uzattı: "Ahiret airlines"

-"Yok dedecim o biletler sende kalsın. Tamam mesaj alındı, ben bi gidip güzelce keselenip, arınıp yunayım ama az müsade et ortalığı toparlıyayım" dedim.
-"Sen zahmet etme çocuğum, ölüme gitmiyon ki, öyle bir durumda dahi arkanı toplarlar, öleni gömerler merak etme" dedi...

Yani tası tarağı buralarda bırakıp, dede zoruyla termal bir yolculuğa çıkıyorum aziz okuyucu. Arada bir yazdıklarımla idare edin. Bu termal yolculuk nası bişiydir bilmiyorum. Astral yolculuk yapıp Nirvana'ya eriliyo ama Termal yolculuk'ta hamamın neresine erebiliyoruz bilmem...

-"Yapma dede, etme dede" dedim. Nasıl aksakallı dedemden kurtulurum diye ama
-"Ulan dua et işte kart zampara sanıyo millet seni sen adam olcan".
-"Dedecim, benim de niyetim bozuk olmasa öyle sanmazlar, biz buralarda buna karizma diyoruz" dedim ama dinlemedi.

-"Lan karizmasını yediğimin veledi, şimdiye kadar kaç kızla fink attın say bakim" dedi..
Ana okuluna yeni başlamış çocuklar gibi bir elimle diğer eliminin parmaklarını tutup saymaya başladım.
-"5-10 yüz"dedim yemedi. "isim isim say"dedi. "Hale, jale, bütün mahalle" diye başladım. Dedecik onu da yemedi.

-"Yavrum senin diline vuran eline, beline vurmadan bu işi çözmek lazım"
dedi.
-"Aa! dur dede, bak hatırladım. ben ilkokulda bi kızdan makas aldıydım" dedim.
-"A salak oğlum millet ne makaslar .. töbe töbe"
dedi. "bak elimdeki adam edilecek eşek herifler listinde Tap10 a girmişsin işte, sevildiğini bil"dedi..

Aksakallı dedeme dedim ki:
-"Hadi gidelim ben yaslı gider, tez gelir, kısa zamanda bir de antalya, bodrum yaparım" di mi?

Dedem elindeki Şeb-i aruz davetiyelerini gösterdi:
-"Hadi sen bi git gel hayırlısıyla ak pak ol, sonra ver elini Konya" dedi. "Ardından Urfa balıklı göl, Hacı bektaş. Yarım hacı bile oluruz len hacı" dedi sırtıma vururken. "Sonra gülyağı tesbih takke işine de girer, belki senle ortak oluruz" diye ekledi.

Anlaşılan o ki dedemin elinden kurtulmam biraz zor. Bir müddet içerik tatilindeyim sevgili okuyucularım. Kendimi yıllık bakıma alıyorum ama gözüm üzerinizde, söz arada size de bakarım...

Hayrolsun, dün gece rüyamda aksakallı bir dede gördüm.
-"Oğlum İbram fazla havalandın çocuğum ama hep irtifa kaybettin sen biraz da irtifa kaydet" dedi.

Ben de dedim ki:
-"Dede karizma yapıyorum, hayranlarım fanlarım var yakında radyoda djliğe de başlıcam. kitabım çıkıcak" falan derken dedecik lafımı balla kesti.
"-Yavrum kitabın zaten yazılıyo sen yorma bu kadar kendini. hayatın roman oluyo farkında değilsin ama vakti gelince okuyacaksın. Sen biraz dinlen çocuğum tatile çık" dedi.

-"Olur mu dedecik hayatımın ev verimli çağında" felam diyecek oldum.
-"Bak ibram bu kıyağımı da unutma sana hamamda yer ayırttım. Termal resort hadi bakim tatile bir kaç hafta gözüm görmesin seni" dedi.
Baktım biletler beleş, pabuç da pahalı. "Yaw dedecik ne iş, hamam mamam bu sıcakta şöyle Maldiw ya da Şelşew adaları yok muydu?" dedim bir bilet daha uzattı: "Ahiret airlines"

-"Yok dedecim o biletler sende kalsın. Tamam mesaj alındı, ben bi gidip güzelce keselenip, arınıp yunayım ama az müsade et ortalığı toparlıyayım" dedim.
-"Sen zahmet etme çocuğum, ölüme gitmiyon ki, öyle bir durumda dahi arkanı toplarlar, öleni gömerler merak etme" dedi...

Yani tası tarağı buralarda bırakıp, dede zoruyla termal bir yolculuğa çıkıyorum aziz okuyucu. Arada bir yazdıklarımla idare edin. Bu termal yolculuk nası bişiydir bilmiyorum. Astral yolculuk yapıp Nirvana'ya eriliyo ama Termal yolculuk'ta hamamın neresine erebiliyoruz bilmem...

-"Yapma dede, etme dede" dedim. Nasıl aksakallı dedemden kurtulurum diye ama
-"Ulan dua et işte kart zampara sanıyo millet seni sen adam olcan".
-"Dedecim, benim de niyetim bozuk olmasa öyle sanmazlar, biz buralarda buna karizma diyoruz" dedim ama dinlemedi.

-"Lan karizmasını yediğimin veledi, şimdiye kadar kaç kızla fink attın say bakim" dedi..
Ana okuluna yeni başlamış çocuklar gibi bir elimle diğer eliminin parmaklarını tutup saymaya başladım.
-"5-10 yüz"dedim yemedi. "isim isim say"dedi. "Hale, jale, bütün mahalle" diye başladım. Dedecik onu da yemedi.

-"Yavrum senin diline vuran eline, beline vurmadan bu işi çözmek lazım"
dedi.
-"Aa! dur dede, bak hatırladım. ben ilkokulda bi kızdan makas aldıydım" dedim.
-"A salak oğlum millet ne makaslar .. töbe töbe"
dedi. "bak elimdeki adam edilecek eşek herifler listinde Tap10 a girmişsin işte, sevildiğini bil"dedi..

Aksakallı dedeme dedim ki:
-"Hadi gidelim ben yaslı gider, tez gelir, kısa zamanda bir de antalya, bodrum yaparım" di mi?

Dedem elindeki Şeb-i aruz davetiyelerini gösterdi:
-"Hadi sen bi git gel hayırlısıyla ak pak ol, sonra ver elini Konya" dedi. "Ardından Urfa balıklı göl, Hacı bektaş. Yarım hacı bile oluruz len hacı" dedi sırtıma vururken. "Sonra gülyağı tesbih takke işine de girer, belki senle ortak oluruz" diye ekledi.

Anlaşılan o ki dedemin elinden kurtulmam biraz zor. Bir müddet içerik tatilindeyim sevgili okuyucularım. Kendimi yıllık bakıma alıyorum ama gözüm üzerinizde, söz arada size de bakarım...
Hiç yorum yok:


Gossip İbram'dan kaçmaz: bloglarda kim ne halt yiyor

Hiç yorum yok:
Herşeyi devletten veya paparazzilerden beklemek olmaz . Kendi dedikodunu kendin üretcen. bu konuda akıl verdim çömez bloggerlara ama, kimse verdiğim aklın kamışa sürülecek cinsten olmadığına karar vermiş olmalı ki dikkate alıp dedikodu yazmadı. Yani iş başa düştü. Ahanda yazıyorum..

Belki farkında değilsiniz ama sevgili bloggerciler. bir süredir gözüm üzerinizde. çoğunuzu izliyorum. bazılarınızı çaktırmadan bazılarınızı göstere göstere üstelik. izlersen izle lan yavşak. nolcak ki biz de seni izleriz diyen sekN kişi de beni dik dikizliyor... izlesinler bakalım. saklıcak bişim yok. keşke meraklısına göstercek, ikizlere takke kabilinden fazladan bişilerim olsa:p

Şimdi siz öyle annenizden, babanızdan, olmadı öğretmeninizden, hocanızdan, kocanızdan, hanımdan, ah canımdan, flörtünüzden gizli açık aşikare bişiler yazan blog yazarları. Yandınız yavrum siz. "ibrahimden kaçmaz" ekibi sizleri izledi ve kısa bir haber turu ile kamuoyuna ifşa ediyor... Vay utanmazlar vay... tüüüü... neler neler yapmışlar sayın seyirciler..
şu blog aleminin haline bakınnnnnnın..rezalet, rezalet...

__________________________________________________:


* Blog dünyasının sosyetik güzellerinden Pucca uzun süredir yeşil sahalardan uzak kalmaktan doğan abazanlığını geçen yazısında bozarak bitirdi. Büyük bir iştahla yeri göğü inleterek ulaştığı orgazmı öyle bi anlattı ki ben dahil hepimizin kızın yerinde olasımız geldi. Geldi de malesef bir çoğumuzun malum sebeplerden dolayı dükkan kapalı modunda yazılar yazmasına sebep oldu. Lakin fenteziye doymayan Pucca nın bugünlerde "erkek olmaya" meraklandığı söyleniyor. bi erkek olursa son yazısında hepimizi sevip, okşayıp öpebilir. demedi demeyin. tedbir almakta gecikmeyin...

* Sanal alemin hit canavarı Siminya gizli gizli güzel yazılar yazmasının cezasını grand father tarafından "güzel yazma defterine o kadar para verdik ne hale çevirmişsin diye güzelce bir sopa yiyerek çekti". Bi süre kendine gelemeyen Siminya'yı ekibi kısa sürede kendine getirmekte gecikmedi. Silkin ve kendine gel, titre ve yeniden orgazm ol moduna dönmek adına; oldu da bitti maşallah, bi daha sopa yemem işallah tarzında yaz kurtul adlı bir yazıyla blog dünyasının hitlerini yerinden oynatmak için 31.nci kez yeniden reenkarne oldu.


* Lafı kodu mu oturtan rahatsız hatun hepimizin içinde gizli tek yol devrim moduna vurgu yaptığı son yazısında hepimizi haşladı. Kısa sürede haşlanmış mısır kıvamına geldiğimiz bu yazıdan sonra olayın şokunu atlatıp yine "sev genç" modunaa dönmemiz üzerine sizden bi ot olmaz diyen rahatsız hatun eskiden olduğu gibi yine mavi gömlekli adama hayran olmaya başladı. Lakin bu kez mavi gömlekli adamın adı Bülent Ecevit değil...

* Yazdığı yazılar kadar infosundaki duştan yeni çıkmış sarı elbiseli, sağ bacağı hafif meydanda hatun resmiyle de dikkatleri üzerine çeken akrep kızı efsa evlilikler, ayrılıklar üzerine yazdığı dokunaklı yazıları ile yine bizi ikilemlere itmeye devam ediyor. Bazı gelinlik firmaları ve nikah şekeri üreticilerinin efsa nın blogunun halkı evlenmekten soğuttuğu için kapatılmasını isteyeceği öne sürülüyor.


* Konuşturduğu fotoğraf yazıları ve insanın aklını, kurcalayıp ruhunu derinden etkileyen blogların mimarı olan Uzağa giden kadın o kadar uzaktan bu fotoğrafları nasıl görüyor lan? dedirtmesinin yanında, azıcık yakına gelse de hatunu bi görsek tarzı meraklar uyandırmakta. Ayrıca son yazısı Amor ile kapadokyada iki eşeğin aşk öyküsünü işleyen uzağa giden kadın 'ın bu yazısını okuyup da "Ah! ulan rıza. Şimdi kapadokyada eşek olmak vardı" diyenlerin sayısında devlet istatistik enstütüsü rakamlarına göre acayip artış gözlendi.

* Umutsuz aşkların ve bitmez tükenmez bilmez antibiyotiklerin mağduru bi dost 'un eşek'e olan aşkını okudukça sızlayan yüreğimiz, eşek hakketten bu kızın kıymetini bilmicek kadar eşekmiş dememize yol açarken, bi dost 'un klasik bir türk kızı repliğiyle "size ne ex aşkım değil mi döver de sever de" dediği iddia edilmekte...


* Deniz kabuğu blogunun yazarı Emine ALBAYRAK burçlara getirdiği farklı yorumlara bi türlü aklı yatmayan benim gibi aklı evvellere burçlarını yükselenlerini ve hangi hayvan olduklarını anlata anlata yorulmuş olmali ki ipod'una korsan olarak yüklediği kenan doğulunun beyaz yalan albümünü dinlerken kameralarımıza yakalandı.

* İbrahim'e var bu kızda bir iş dedirten Ay Işığı hala güzel ve dokunaklı yazılar yazmaya devam ediyor. Bir aşk treninden düşmüş ve sonuncu eros kazasını zihninde atlatamamış görüntüsü veren ay ışığı umut vaad eden güzeller (güzel yazanlar) listemizin başında yer almaya devam edecek gibi.


* Hastalardan öğrendiklerini benbugunbunuogrendim.blogspot adresinde bizlere duyurarak hepimizi hasta eden Dr. bey'in son yazıları halkı ürkütmeye devam ediyor. nasıl kuş gribi oldum, domuz gribi ve ben o resimdeki gripin içen regl olmuş kızım adlı blog yazıları okurlarda merak uyandırırken azıcık da tırsarak bloga yaklaşılmasına neden oluyor...

Şimdi porgramımıza kısa bir ara veriyoruz... Sunucunuz ve yapımcınız İbrahim Ortaç yepisyeni dedikoduları ile gelecek programda huzurunuzda olacak anacım. Lütfen bizi izlemeye devam edin... İzlemek için yapmanız gerekeni biliyonuz herhalde. Sağ köşede izle diyo ya.. tıkla güzelim.. korkma yemiyos izleyeni...


Gelecek Porgram:

* Ateş böceği ben önceki hayatımda mona lisaydım takıntısını yenip, şimdilerde özgürlük heykeliydim aslında modunda yazılar yazıyor. Okuyoruz...

* Ceset izleri neden böyle bir korkunç ve ürkünç nicki olduğunu sonunda itiraf etti. 15 yaşına kadar rüyalarına giren ve altını sürekli ıslatmasına sebep olan korkunç filim ibrahimden kaçmaz farkıyla ilk defa bu sinemada...
* Dominamatrix son Yunan harbinden kalma yara izlerini gösteriyor. Gösteriyor deyince başka bişi umanlar adam gibi yazıyı okusunlar, sonra mal gibi biz resimlere baktık bişi göremedik demeyin yani...

* Sahnelerin ürkek ve acemi bloggeri nevinneyinyinvarsenin ufaktan blog alemine dalış yaptığı acıklı hayat hikayesinden sonra, mutluluğu aradığı ama herkesten gizlediği msn aşkını anlatıyor..
* delinin biri aslında akıllıya muhtaç bir gizli ajan mı. yoksa başka bir numarası mı var? hepsi ama hepsi ibrahimden kaçmaz farkıyla gelecek yazıda...


Çookkk yakında:

YOSUN such siyah kelebek kibrit kutusu Kediye Kafa Atan Psikopat Fare Can Evren Serra Demirci balböcüğü SarhoşKedi devenin_bale_papucu Dozi Wilwarin HaYaL MeYaL Absinthe paper doll.. yejades


herkes kasar, ibrahim yazar/gossip ibram'dan kaçmaz
Herşeyi devletten veya paparazzilerden beklemek olmaz . Kendi dedikodunu kendin üretcen. bu konuda akıl verdim çömez bloggerlara ama, kimse verdiğim aklın kamışa sürülecek cinsten olmadığına karar vermiş olmalı ki dikkate alıp dedikodu yazmadı. Yani iş başa düştü. Ahanda yazıyorum..

Belki farkında değilsiniz ama sevgili bloggerciler. bir süredir gözüm üzerinizde. çoğunuzu izliyorum. bazılarınızı çaktırmadan bazılarınızı göstere göstere üstelik. izlersen izle lan yavşak. nolcak ki biz de seni izleriz diyen sekN kişi de beni dik dikizliyor... izlesinler bakalım. saklıcak bişim yok. keşke meraklısına göstercek, ikizlere takke kabilinden fazladan bişilerim olsa:p

Şimdi siz öyle annenizden, babanızdan, olmadı öğretmeninizden, hocanızdan, kocanızdan, hanımdan, ah canımdan, flörtünüzden gizli açık aşikare bişiler yazan blog yazarları. Yandınız yavrum siz. "ibrahimden kaçmaz" ekibi sizleri izledi ve kısa bir haber turu ile kamuoyuna ifşa ediyor... Vay utanmazlar vay... tüüüü... neler neler yapmışlar sayın seyirciler..
şu blog aleminin haline bakınnnnnnın..rezalet, rezalet...

__________________________________________________:


* Blog dünyasının sosyetik güzellerinden Pucca uzun süredir yeşil sahalardan uzak kalmaktan doğan abazanlığını geçen yazısında bozarak bitirdi. Büyük bir iştahla yeri göğü inleterek ulaştığı orgazmı öyle bi anlattı ki ben dahil hepimizin kızın yerinde olasımız geldi. Geldi de malesef bir çoğumuzun malum sebeplerden dolayı dükkan kapalı modunda yazılar yazmasına sebep oldu. Lakin fenteziye doymayan Pucca nın bugünlerde "erkek olmaya" meraklandığı söyleniyor. bi erkek olursa son yazısında hepimizi sevip, okşayıp öpebilir. demedi demeyin. tedbir almakta gecikmeyin...

* Sanal alemin hit canavarı Siminya gizli gizli güzel yazılar yazmasının cezasını grand father tarafından "güzel yazma defterine o kadar para verdik ne hale çevirmişsin diye güzelce bir sopa yiyerek çekti". Bi süre kendine gelemeyen Siminya'yı ekibi kısa sürede kendine getirmekte gecikmedi. Silkin ve kendine gel, titre ve yeniden orgazm ol moduna dönmek adına; oldu da bitti maşallah, bi daha sopa yemem işallah tarzında yaz kurtul adlı bir yazıyla blog dünyasının hitlerini yerinden oynatmak için 31.nci kez yeniden reenkarne oldu.


* Lafı kodu mu oturtan rahatsız hatun hepimizin içinde gizli tek yol devrim moduna vurgu yaptığı son yazısında hepimizi haşladı. Kısa sürede haşlanmış mısır kıvamına geldiğimiz bu yazıdan sonra olayın şokunu atlatıp yine "sev genç" modunaa dönmemiz üzerine sizden bi ot olmaz diyen rahatsız hatun eskiden olduğu gibi yine mavi gömlekli adama hayran olmaya başladı. Lakin bu kez mavi gömlekli adamın adı Bülent Ecevit değil...

* Yazdığı yazılar kadar infosundaki duştan yeni çıkmış sarı elbiseli, sağ bacağı hafif meydanda hatun resmiyle de dikkatleri üzerine çeken akrep kızı efsa evlilikler, ayrılıklar üzerine yazdığı dokunaklı yazıları ile yine bizi ikilemlere itmeye devam ediyor. Bazı gelinlik firmaları ve nikah şekeri üreticilerinin efsa nın blogunun halkı evlenmekten soğuttuğu için kapatılmasını isteyeceği öne sürülüyor.


* Konuşturduğu fotoğraf yazıları ve insanın aklını, kurcalayıp ruhunu derinden etkileyen blogların mimarı olan Uzağa giden kadın o kadar uzaktan bu fotoğrafları nasıl görüyor lan? dedirtmesinin yanında, azıcık yakına gelse de hatunu bi görsek tarzı meraklar uyandırmakta. Ayrıca son yazısı Amor ile kapadokyada iki eşeğin aşk öyküsünü işleyen uzağa giden kadın 'ın bu yazısını okuyup da "Ah! ulan rıza. Şimdi kapadokyada eşek olmak vardı" diyenlerin sayısında devlet istatistik enstütüsü rakamlarına göre acayip artış gözlendi.

* Umutsuz aşkların ve bitmez tükenmez bilmez antibiyotiklerin mağduru bi dost 'un eşek'e olan aşkını okudukça sızlayan yüreğimiz, eşek hakketten bu kızın kıymetini bilmicek kadar eşekmiş dememize yol açarken, bi dost 'un klasik bir türk kızı repliğiyle "size ne ex aşkım değil mi döver de sever de" dediği iddia edilmekte...


* Deniz kabuğu blogunun yazarı Emine ALBAYRAK burçlara getirdiği farklı yorumlara bi türlü aklı yatmayan benim gibi aklı evvellere burçlarını yükselenlerini ve hangi hayvan olduklarını anlata anlata yorulmuş olmali ki ipod'una korsan olarak yüklediği kenan doğulunun beyaz yalan albümünü dinlerken kameralarımıza yakalandı.

* İbrahim'e var bu kızda bir iş dedirten Ay Işığı hala güzel ve dokunaklı yazılar yazmaya devam ediyor. Bir aşk treninden düşmüş ve sonuncu eros kazasını zihninde atlatamamış görüntüsü veren ay ışığı umut vaad eden güzeller (güzel yazanlar) listemizin başında yer almaya devam edecek gibi.


* Hastalardan öğrendiklerini benbugunbunuogrendim.blogspot adresinde bizlere duyurarak hepimizi hasta eden Dr. bey'in son yazıları halkı ürkütmeye devam ediyor. nasıl kuş gribi oldum, domuz gribi ve ben o resimdeki gripin içen regl olmuş kızım adlı blog yazıları okurlarda merak uyandırırken azıcık da tırsarak bloga yaklaşılmasına neden oluyor...

Şimdi porgramımıza kısa bir ara veriyoruz... Sunucunuz ve yapımcınız İbrahim Ortaç yepisyeni dedikoduları ile gelecek programda huzurunuzda olacak anacım. Lütfen bizi izlemeye devam edin... İzlemek için yapmanız gerekeni biliyonuz herhalde. Sağ köşede izle diyo ya.. tıkla güzelim.. korkma yemiyos izleyeni...


Gelecek Porgram:

* Ateş böceği ben önceki hayatımda mona lisaydım takıntısını yenip, şimdilerde özgürlük heykeliydim aslında modunda yazılar yazıyor. Okuyoruz...

* Ceset izleri neden böyle bir korkunç ve ürkünç nicki olduğunu sonunda itiraf etti. 15 yaşına kadar rüyalarına giren ve altını sürekli ıslatmasına sebep olan korkunç filim ibrahimden kaçmaz farkıyla ilk defa bu sinemada...
* Dominamatrix son Yunan harbinden kalma yara izlerini gösteriyor. Gösteriyor deyince başka bişi umanlar adam gibi yazıyı okusunlar, sonra mal gibi biz resimlere baktık bişi göremedik demeyin yani...

* Sahnelerin ürkek ve acemi bloggeri nevinneyinyinvarsenin ufaktan blog alemine dalış yaptığı acıklı hayat hikayesinden sonra, mutluluğu aradığı ama herkesten gizlediği msn aşkını anlatıyor..
* delinin biri aslında akıllıya muhtaç bir gizli ajan mı. yoksa başka bir numarası mı var? hepsi ama hepsi ibrahimden kaçmaz farkıyla gelecek yazıda...


Çookkk yakında:

YOSUN such siyah kelebek kibrit kutusu Kediye Kafa Atan Psikopat Fare Can Evren Serra Demirci balböcüğü SarhoşKedi devenin_bale_papucu Dozi Wilwarin HaYaL MeYaL Absinthe paper doll.. yejades


herkes kasar, ibrahim yazar/gossip ibram'dan kaçmaz

Adamı da zehirleyemem ya!

Hiç yorum yok:
Resim, Eskişehir Tepebaşı belediyesi ve HAYTAP (Hayvan hakları federasyonu'nun) bir duyarlık projesine ait. Bu dünyada yalnız olmadığımızı kedi köpek cinsinden başka hayvanlarla bir arada yaşadığımızı vurgulamak adına yapılmış. Bir de bulduğumuz her yere beton döküp hayvanların yaşama alanını ota değil de b.ka çevirdiğimiz için içecek su bulabilmeleri adına kapımızın önüne bir tas su bari koymamızı söylüyor. Eskiden atalarımız kurtlar, çakallar aç kalmasın diye dağlara koyun kesip atarlarmış desem bazılarımızın bugünki algı düzeyimiz ile o hassasiyeti anlaması mümkün değil.

Tabi kediyi köpeği pet shoplarda görüp sonra da kırıp döktüğümüz oyuncaklar gibi kapının önüne koyanlarımız bu sıkıntının ne olduğunu pek anlamayabilir. Marketlerden alıp, kedi köpek mamasına alıştırıp sokağa salıverdiğiniz hayvan bir müddet sonra açlıktan ölmezse artık çöp karıştırmayı öğrenmesi gerekir. O yüzden sokağa atmak yerine bakabilecek birine vermeyi tercih edin ya da hayvan besleme işine hiç bulaşmayın...

Ayrıca akşama kadar o bar senin bu meyhane benim deyip de nette de gördüğümüz kedisine köpeğine içki içirenlerden de olmayın. Kapının önüne bir tas şarap, iki duble rakı falan koymayın hayvanlara. Ya su, ya süt, ya da et. Vejetaryen olup marul , taze fasülye falan da bırakmayın, bu hayvanlar inek değil, sokaklarda tavuklar başıboş dolaşmıyor şehirlerimizde.

Diyorsunuz ki İbram abi'nin kafasının tası atmış yine, hırlayacak yer arıyor. Evet doğru. Yoksa ben niye bulaşim sağa sola durduk yerde. Komşum balkonunda köpek beslemeye karar vermese. Üstelik işyerinin balkonunda. Gündüz sev okşa, gece bırak benim yatak odamın kenarına xtir ol git. Oh! Lanet olsun komşumun hayvan sevgisine. A be eşek herif ben de severim hayvanı ama bakabileceksen bak şuna. Gece yarısından sabaha kadar havlıyor hayvan. Sabah ise karnı mı acıkıyor, annesini mi özlüyor yoksa çişi mi geliyor ağlıyor saatlerce. Hal böyle olunca da 3 gündür geç yatıp erken kalkıyorum.

Sabaha doğru yataktan kalkıp oturma odasında yere uzandım. Kemiklerim ağrıyor resmen. Bu sabah söyledim arkadaşa gördüm minik köpeciği de. Hayvan adamdan daha anlayışlı duruyor. Yüzünden belli işte acıktığı ve zincire bağlanmaktan hoşlanmadığı. Biraz gezdirin bunu sonra da evinize götürün. Bu hayvan insana alışmış. Üstelik küçük, annesini de özlüyordur, süt de verin dedim ama amcam peki efendimci memurlar gibi başını sallasa da bi halt yiyeceğini sanmıyorum. Neymiş oğlu çok sevmiş ama karısı evde bakmalarına izin vermiyormuş o da işyerine getirmiş. Hem büyüyünce hırsızları da korkuturmuş. Pişkinliğe vurup, "pencere balkon açık yatıyorsun komşu sana da faydası olur bak" demez mi.

Şikâyet etmek zorunda kalmak istemediğimi ama buna katlanamayacağımı söyledim. Şeytan diyor ki, dicem de neler diyor bilseniz. "komşunun balkonuna el bombası, kimyasal silah ve zehirli et atmaya kadar her türlü adilik geliyor aklıma" ama insan yanım düşünüp düşünüp diyor ki "hayvanın günahı ne" insan insan olmadıktan sonra.

Adamı da zehirleyemem ya...
Resim, Eskişehir Tepebaşı belediyesi ve HAYTAP (Hayvan hakları federasyonu'nun) bir duyarlık projesine ait. Bu dünyada yalnız olmadığımızı kedi köpek cinsinden başka hayvanlarla bir arada yaşadığımızı vurgulamak adına yapılmış. Bir de bulduğumuz her yere beton döküp hayvanların yaşama alanını ota değil de b.ka çevirdiğimiz için içecek su bulabilmeleri adına kapımızın önüne bir tas su bari koymamızı söylüyor. Eskiden atalarımız kurtlar, çakallar aç kalmasın diye dağlara koyun kesip atarlarmış desem bazılarımızın bugünki algı düzeyimiz ile o hassasiyeti anlaması mümkün değil.

Tabi kediyi köpeği pet shoplarda görüp sonra da kırıp döktüğümüz oyuncaklar gibi kapının önüne koyanlarımız bu sıkıntının ne olduğunu pek anlamayabilir. Marketlerden alıp, kedi köpek mamasına alıştırıp sokağa salıverdiğiniz hayvan bir müddet sonra açlıktan ölmezse artık çöp karıştırmayı öğrenmesi gerekir. O yüzden sokağa atmak yerine bakabilecek birine vermeyi tercih edin ya da hayvan besleme işine hiç bulaşmayın...

Ayrıca akşama kadar o bar senin bu meyhane benim deyip de nette de gördüğümüz kedisine köpeğine içki içirenlerden de olmayın. Kapının önüne bir tas şarap, iki duble rakı falan koymayın hayvanlara. Ya su, ya süt, ya da et. Vejetaryen olup marul , taze fasülye falan da bırakmayın, bu hayvanlar inek değil, sokaklarda tavuklar başıboş dolaşmıyor şehirlerimizde.

Diyorsunuz ki İbram abi'nin kafasının tası atmış yine, hırlayacak yer arıyor. Evet doğru. Yoksa ben niye bulaşim sağa sola durduk yerde. Komşum balkonunda köpek beslemeye karar vermese. Üstelik işyerinin balkonunda. Gündüz sev okşa, gece bırak benim yatak odamın kenarına xtir ol git. Oh! Lanet olsun komşumun hayvan sevgisine. A be eşek herif ben de severim hayvanı ama bakabileceksen bak şuna. Gece yarısından sabaha kadar havlıyor hayvan. Sabah ise karnı mı acıkıyor, annesini mi özlüyor yoksa çişi mi geliyor ağlıyor saatlerce. Hal böyle olunca da 3 gündür geç yatıp erken kalkıyorum.

Sabaha doğru yataktan kalkıp oturma odasında yere uzandım. Kemiklerim ağrıyor resmen. Bu sabah söyledim arkadaşa gördüm minik köpeciği de. Hayvan adamdan daha anlayışlı duruyor. Yüzünden belli işte acıktığı ve zincire bağlanmaktan hoşlanmadığı. Biraz gezdirin bunu sonra da evinize götürün. Bu hayvan insana alışmış. Üstelik küçük, annesini de özlüyordur, süt de verin dedim ama amcam peki efendimci memurlar gibi başını sallasa da bi halt yiyeceğini sanmıyorum. Neymiş oğlu çok sevmiş ama karısı evde bakmalarına izin vermiyormuş o da işyerine getirmiş. Hem büyüyünce hırsızları da korkuturmuş. Pişkinliğe vurup, "pencere balkon açık yatıyorsun komşu sana da faydası olur bak" demez mi.

Şikâyet etmek zorunda kalmak istemediğimi ama buna katlanamayacağımı söyledim. Şeytan diyor ki, dicem de neler diyor bilseniz. "komşunun balkonuna el bombası, kimyasal silah ve zehirli et atmaya kadar her türlü adilik geliyor aklıma" ama insan yanım düşünüp düşünüp diyor ki "hayvanın günahı ne" insan insan olmadıktan sonra.

Adamı da zehirleyemem ya...