Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Eben ölsün cımtıstak, neredesin destancı?

Hiç yorum yok:


Çıktığı günden beri Org'la çalınan müziklerden pek hoşlanmam. Aslında hoşlanmadığım Org'un her çalgının sesini verebilmesi değil de, adına Ritim dedikleri her şarkının arka fonuna "olmazsa olmaz" kabilinden konulan "cım tıs tak" sesleri.

Üç şarkıyı, türküyü üst üste aynı "cımtıstak"larla dinleyince zaten olayın sadece "cımtıstak"tan ibaret olduğunu düşünüyorsunuz oysa yanılıyorsunuz. Aynı şarkı, türküyü gitar, piyano veya saz ile dinleyince özgünlüğü yakalayabiliyorsunuz. Biz çok sesliliği de "gürültü" olarak anladık sanırsam ve her zamanki gibi yine yanıldık.

Tüketerek var olmaya çalışan toplumumuzda yeni bir trend de elde malzeme kalmayınca eski şarkıları türküleri Pop müzik çalgıları ve ritimleri ile söylemek. Bazı sanatçılar bunu "Nostalji" adı altında gayet iyi bir şekilde icra edebiliyor "Candan ERÇETİN" gibi . Ancak özellikle yeni yetmelerin her eski şarkı türküyü bulup, eşeği boyayıp babasına satan uyanık Kayserili tüccar gibi "cımtıstak"layıp bize kakalaması pek de hoş olmuyor.

Hadi buna bile katlanacağız ama bir de insan "cımtıstak"ladığı müziğin sözlerine bir bakar yahu. Eski bir türkü vardı "iyi günün dostu zor günde hani?" diye. Bu türkü'de halay çeker oynardı folklor ekibi "İzzet ALTINMEŞE" türküyü ağlamaklı gözlerle söylerken. Biz de arkadaşlara güler misin, ağlar mısın der gülerdik.

Ablamız Türkü'yü "cımtıslak"lamış. "Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa" diyor demesine de; Klipte binmiş yarı çıplak bir limuzine, diskoda diğer kızlar, herkes göbek atıyor. Hani "vermem seni ellere" derken, diskodaki herkese potansiyel "veresim var" tarzı bir yaklaşım sergileniyor.

Haydi, bakalım eller havaya "cımtıstak cımtıstak" Hey onbeşli, onbeşli / Onbeşliler gidiyor kızların gözü yaşlı" (kıvır, yandan, oh, oh.)
-Ulan gözünüz kör olmasın
o türkü Çanakkale savaşlarında artık 15 yaşındaki delikanlıların da askere alınması üzerine yazılmış. Bu türküde göbek mi atılır?
-Olsun artık pop yaptık ya. Oh oh!

Eben ölsün "cımtıstak" , nenen ölsün "oh yandan" nedir yavrum bu rezalet. Her hoş melodi kıvrak ve oynak bir havaya çevrilmek zorunda mı? Dans edip, göbek attığınız türkülere bir dikkat edin yahu. Bunun Çanakkale'de Anzak koyunda ayinle başlayıp, faşingle günü bitiren Anzaklar'ın yaptıklarından ne farkı var? Her şeyi popüler kültüre kurban etmek zorunda mıyız?

Destancılar. Bugünün 3. sayfa haberlerini seçip dünün Türkiye'sinde "gazete pek ulaşmayan köy kahvelerinde" A3 ebadında gazete kağıdına bastırdıkları bir takım haberleri, dörtlükler halinde şiirlerle de süsleyip "1TL" gibi bir bedelle satan yurdum insanlarıydı.

"Fatma kızı, babası başlık parası için yaşlı bir adama satacak olmuş, kız da kaderine isyan edip sevdiği gençle kaçmış. Sonra bunları bulup, bir yerde vurarak öldürmüşler" örneğinden yola çıkıp; Ana sayfada kocaman bir "genç damat ve gelin resmi" ve iri puntolarla yazılmış dörtlükler halinde bu talihsiz çiftin hayat hikâyesini sunarlardı bizlere, destanımsı bir tatla...

Destancı, hazırladığı bir yapraklı gazetemsi dokümanın şiirlerini hem kahve kahve dolaşıp okur, hem de satmaya uğraşırdı. Ama en azından bir emek sarf eder, dramatik bir dil kullanır, olayı şiire döker, destana döker ve insanlara köy köy gezerek aktarır, para kazanmaya çalışırdı.

Günümüzde ise prof.lar bile "intihalle" prof oluyor. Başkalarının eserlerini çalıyor, "ben yazdım ben araştırdım" diyerek üzerine konuyor. Sanat eserlerinin ve sanatçıların durumu ise çok daha vahim. Şarkı örneğinde gördüğünüz gibi "birisinin gözü yaşlı, yüreği buruk" yazarak paylaştığı satırları, diğerleri göbek atarak "cımtıstak" ortamlarda üstüne yarı çıplak klipler çekerek icra-i sanat eyliyor.

Ne diyeyim. Eben ölsün "cımtıstak".



Çıktığı günden beri Org'la çalınan müziklerden pek hoşlanmam. Aslında hoşlanmadığım Org'un her çalgının sesini verebilmesi değil de, adına Ritim dedikleri her şarkının arka fonuna "olmazsa olmaz" kabilinden konulan "cım tıs tak" sesleri.

Üç şarkıyı, türküyü üst üste aynı "cımtıstak"larla dinleyince zaten olayın sadece "cımtıstak"tan ibaret olduğunu düşünüyorsunuz oysa yanılıyorsunuz. Aynı şarkı, türküyü gitar, piyano veya saz ile dinleyince özgünlüğü yakalayabiliyorsunuz. Biz çok sesliliği de "gürültü" olarak anladık sanırsam ve her zamanki gibi yine yanıldık.

Tüketerek var olmaya çalışan toplumumuzda yeni bir trend de elde malzeme kalmayınca eski şarkıları türküleri Pop müzik çalgıları ve ritimleri ile söylemek. Bazı sanatçılar bunu "Nostalji" adı altında gayet iyi bir şekilde icra edebiliyor "Candan ERÇETİN" gibi . Ancak özellikle yeni yetmelerin her eski şarkı türküyü bulup, eşeği boyayıp babasına satan uyanık Kayserili tüccar gibi "cımtıstak"layıp bize kakalaması pek de hoş olmuyor.

Hadi buna bile katlanacağız ama bir de insan "cımtıstak"ladığı müziğin sözlerine bir bakar yahu. Eski bir türkü vardı "iyi günün dostu zor günde hani?" diye. Bu türkü'de halay çeker oynardı folklor ekibi "İzzet ALTINMEŞE" türküyü ağlamaklı gözlerle söylerken. Biz de arkadaşlara güler misin, ağlar mısın der gülerdik.

Ablamız Türkü'yü "cımtıslak"lamış. "Ordu'nun dereleri aksa yukarı aksa / Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksa" diyor demesine de; Klipte binmiş yarı çıplak bir limuzine, diskoda diğer kızlar, herkes göbek atıyor. Hani "vermem seni ellere" derken, diskodaki herkese potansiyel "veresim var" tarzı bir yaklaşım sergileniyor.

Haydi, bakalım eller havaya "cımtıstak cımtıstak" Hey onbeşli, onbeşli / Onbeşliler gidiyor kızların gözü yaşlı" (kıvır, yandan, oh, oh.)
-Ulan gözünüz kör olmasın
o türkü Çanakkale savaşlarında artık 15 yaşındaki delikanlıların da askere alınması üzerine yazılmış. Bu türküde göbek mi atılır?
-Olsun artık pop yaptık ya. Oh oh!

Eben ölsün "cımtıstak" , nenen ölsün "oh yandan" nedir yavrum bu rezalet. Her hoş melodi kıvrak ve oynak bir havaya çevrilmek zorunda mı? Dans edip, göbek attığınız türkülere bir dikkat edin yahu. Bunun Çanakkale'de Anzak koyunda ayinle başlayıp, faşingle günü bitiren Anzaklar'ın yaptıklarından ne farkı var? Her şeyi popüler kültüre kurban etmek zorunda mıyız?

Destancılar. Bugünün 3. sayfa haberlerini seçip dünün Türkiye'sinde "gazete pek ulaşmayan köy kahvelerinde" A3 ebadında gazete kağıdına bastırdıkları bir takım haberleri, dörtlükler halinde şiirlerle de süsleyip "1TL" gibi bir bedelle satan yurdum insanlarıydı.

"Fatma kızı, babası başlık parası için yaşlı bir adama satacak olmuş, kız da kaderine isyan edip sevdiği gençle kaçmış. Sonra bunları bulup, bir yerde vurarak öldürmüşler" örneğinden yola çıkıp; Ana sayfada kocaman bir "genç damat ve gelin resmi" ve iri puntolarla yazılmış dörtlükler halinde bu talihsiz çiftin hayat hikâyesini sunarlardı bizlere, destanımsı bir tatla...

Destancı, hazırladığı bir yapraklı gazetemsi dokümanın şiirlerini hem kahve kahve dolaşıp okur, hem de satmaya uğraşırdı. Ama en azından bir emek sarf eder, dramatik bir dil kullanır, olayı şiire döker, destana döker ve insanlara köy köy gezerek aktarır, para kazanmaya çalışırdı.

Günümüzde ise prof.lar bile "intihalle" prof oluyor. Başkalarının eserlerini çalıyor, "ben yazdım ben araştırdım" diyerek üzerine konuyor. Sanat eserlerinin ve sanatçıların durumu ise çok daha vahim. Şarkı örneğinde gördüğünüz gibi "birisinin gözü yaşlı, yüreği buruk" yazarak paylaştığı satırları, diğerleri göbek atarak "cımtıstak" ortamlarda üstüne yarı çıplak klipler çekerek icra-i sanat eyliyor.

Ne diyeyim. Eben ölsün "cımtıstak".

Eti-ket10

Hiç yorum yok:


1 durumun değiştirilmesi gerekiyor. 1 yorumun değiştirilmesi gerekiyor... Gerekmiyor güzelim elleme kalsın. ben durumdan da yorumdan da memnunum. bana senden başka hiçbir şey gerekmiyor.


1 durumun değiştirilmesi gerekiyor. 1 yorumun değiştirilmesi gerekiyor... Gerekmiyor güzelim elleme kalsın. ben durumdan da yorumdan da memnunum. bana senden başka hiçbir şey gerekmiyor.

Hoşafın yağı kesildi

Hiç yorum yok:


Y
eniçerinin mızmızlığının boyutunu gösteren bir deyimdir bu ve ben çok severim.

Eskiden (Osmanlı imparatorluğunda askerde) pilavın arkasından aynı kazanda pişen hoşaflar devlette yapılan iyileştirmeler ve yeni malzeme alımları neticesinde ayrı kazanlarda pişirilince, pilavın bulaşığından üstünde yağ olan hoşaflar, pırıl pırıl çıkmaya başlamış.

Ama yeniçeri "hoşafın yağını kestiler" diye ayaklanmakta mahzur görmemiş.

İşte bazen iyilik yaparsın ama memnun edemezsin bazılarını. Ne yapsan, ne etsen yaranamazsın bazı insanlara. Boşuna dememişler "kaç sevaptan, kurtul günahtan diye...


Y
eniçerinin mızmızlığının boyutunu gösteren bir deyimdir bu ve ben çok severim.

Eskiden (Osmanlı imparatorluğunda askerde) pilavın arkasından aynı kazanda pişen hoşaflar devlette yapılan iyileştirmeler ve yeni malzeme alımları neticesinde ayrı kazanlarda pişirilince, pilavın bulaşığından üstünde yağ olan hoşaflar, pırıl pırıl çıkmaya başlamış.

Ama yeniçeri "hoşafın yağını kestiler" diye ayaklanmakta mahzur görmemiş.

İşte bazen iyilik yaparsın ama memnun edemezsin bazılarını. Ne yapsan, ne etsen yaranamazsın bazı insanlara. Boşuna dememişler "kaç sevaptan, kurtul günahtan diye...

Önce elindekini cebine koy! / Hatıra defterimden

Hiç yorum yok:


Bir alacak davasında başıma geldi ve nasıl davranmam gerektiğini rahmetli babam öğretti bunu. Yani "elindekini cebine koymayı"

Zor bir durumdu.
Bayağı büyükçe bir kaç "binS dolarlık" bir rakam. Bir kısmını almıştım ama adam sallıyor gerisini. Babamla gittik parayı istemeye. Adam paranın bir kısmını verdi ama yine borcu kaldı bir miktar daha. Ben ise bıkmıştım bu durumdan, sürekli gel git, iste sinirlerim harap olmuştu.

Aklımca takıntı kaldı diye posta koydum adama. Elimde paralar sinirli sinirli söyleniyorum. "Olmaz ki hep vercem diyorsun, vermiyorsun" vs vs. Adam ani bir hareketle pat diye çekti aldı paraları elimden.

-"Vermiyorum ya, git. Ne yaparsan yap, mahkemeye ver, icraya ver" dedi. Ben dondum kaldım. Elimden ciddi bir rakam uçtu gitti bir anda.

Birden babam girdi araya, önce sertçe beni azarladı. "Saygısızlık etme ne biçim konuşuyorsun abinle" falan dedi. Sonra kibarca aldı parayı adamın elinden ve sakinleştik karşılıklı olarak. Öğleden sonra da gittik, paranın geri kalanını aldık.

Adamın dükkânından ayrılırken babam öyle diyordu.
-"Salak oğlum, birine posta koyacaksan, önce parayı cebine koymayı öğren. Postayı dilediğin zaman koyarsın."

O gün bu gün, bir alacak söz konusu olduğunda ortaya ufacık bir kâğıt para bile düşse ; önce cebe indiriyorum parayı. Sonra "bu yetmez, falan fıstık" diyorum.

Demek ki neymiş: "Büyük sözü dinlemek iyiymiş"...



Bir alacak davasında başıma geldi ve nasıl davranmam gerektiğini rahmetli babam öğretti bunu. Yani "elindekini cebine koymayı"

Zor bir durumdu.
Bayağı büyükçe bir kaç "binS dolarlık" bir rakam. Bir kısmını almıştım ama adam sallıyor gerisini. Babamla gittik parayı istemeye. Adam paranın bir kısmını verdi ama yine borcu kaldı bir miktar daha. Ben ise bıkmıştım bu durumdan, sürekli gel git, iste sinirlerim harap olmuştu.

Aklımca takıntı kaldı diye posta koydum adama. Elimde paralar sinirli sinirli söyleniyorum. "Olmaz ki hep vercem diyorsun, vermiyorsun" vs vs. Adam ani bir hareketle pat diye çekti aldı paraları elimden.

-"Vermiyorum ya, git. Ne yaparsan yap, mahkemeye ver, icraya ver" dedi. Ben dondum kaldım. Elimden ciddi bir rakam uçtu gitti bir anda.

Birden babam girdi araya, önce sertçe beni azarladı. "Saygısızlık etme ne biçim konuşuyorsun abinle" falan dedi. Sonra kibarca aldı parayı adamın elinden ve sakinleştik karşılıklı olarak. Öğleden sonra da gittik, paranın geri kalanını aldık.

Adamın dükkânından ayrılırken babam öyle diyordu.
-"Salak oğlum, birine posta koyacaksan, önce parayı cebine koymayı öğren. Postayı dilediğin zaman koyarsın."

O gün bu gün, bir alacak söz konusu olduğunda ortaya ufacık bir kâğıt para bile düşse ; önce cebe indiriyorum parayı. Sonra "bu yetmez, falan fıstık" diyorum.

Demek ki neymiş: "Büyük sözü dinlemek iyiymiş"...