Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Bütün kızlar bana hasta

Hiç yorum yok:

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Haydi canım başka kapıya, başka kapıya

Hiç yorum yok:

Onlar bana taktı, ben de onlara taktım şu son günlerde… Nefes alacak bir Aralık bulursam maillerimi okuyabileceğim. Hani kapıya dayanan pazarlamacıları da geçtiler. Israrla bir şey satmaya çalışmaları bir tarafa, söyledikleri öyle yenilir yutulur şeyler değil ki birader.

Nereden akıllarına geldi, nerede böyle bir izlenim bıraktım veya nereden yanlış duyum aldılarsa bir kere boyumun kısa olduğuna kanaat getirmişler. İlla boyumu uzatma sevdasına düşmüşler. Her türlü doğal ve kimyasal terkipten tutun, 8 derste boy uzatma kurs CD'lerine kadar hepsinin spamleri dolduruyor mail kutumu.

Ben efendi adamım, sordular mı mail adresimi pat diye söylerim. Öyle kandırmaca mail adresi falan da kullanmam. Çöp postaysa çöp posta derim, özenle bloke ederim; olmadı yahoo’nun veya antivirüsümün kötü adres listesine alırım. Bilirim ki yüzlerce, binlerce varyasyonla yeniden gelecekler ama olsun. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Savaşarak geri çekilirim en azından. Ya da galiptir bu yolda mağlup diyerek kendimi avuturum.



















Boyum yetmemiş, son günlerde falıma bakmış olmalılar ki; artık ömrümün de kısa olduğuna kanaat getirmişler.
Sağlıklı uzun bir ömür vaat ediyorlar. Seçenekler yine aynı: kredi kartı bilgilerim ve internet üzerinden sipariş vereceğim bitkisel ve kimyasal mutluluk reçeteleri…

İstediğim uzunca bir aralık verseler artık şu maillere, şöyle ömrüm kadar sürecek.
Normal maillerim ancak onlarca spam, çöp posta arasında, bir Aralık bulakacaksın ki akıllı uslu bir mail okuyabilesin. Ne çok kurumsal mutlu etmek isteyenim varmış, hem de uluslararası... Sanırsınız kadınlar (pardon adamlar) beni mutlu etmeye vakfetmiş kendini. Her mail de ayrı bir erotik hatun resmi.

Allah iyiliğinizi versin sevgili spam'ciler.
Mütevazı bir insanım ama; ne kelim, ne fodul ne de boyum kısa herkesten. Sağlığım da yerinde şükür. Gidin başkasına satın şu mutluluk reçetelerinizi…



Onlar bana taktı, ben de onlara taktım şu son günlerde… Nefes alacak bir Aralık bulursam maillerimi okuyabileceğim. Hani kapıya dayanan pazarlamacıları da geçtiler. Israrla bir şey satmaya çalışmaları bir tarafa, söyledikleri öyle yenilir yutulur şeyler değil ki birader.

Nereden akıllarına geldi, nerede böyle bir izlenim bıraktım veya nereden yanlış duyum aldılarsa bir kere boyumun kısa olduğuna kanaat getirmişler. İlla boyumu uzatma sevdasına düşmüşler. Her türlü doğal ve kimyasal terkipten tutun, 8 derste boy uzatma kurs CD'lerine kadar hepsinin spamleri dolduruyor mail kutumu.

Ben efendi adamım, sordular mı mail adresimi pat diye söylerim. Öyle kandırmaca mail adresi falan da kullanmam. Çöp postaysa çöp posta derim, özenle bloke ederim; olmadı yahoo’nun veya antivirüsümün kötü adres listesine alırım. Bilirim ki yüzlerce, binlerce varyasyonla yeniden gelecekler ama olsun. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Savaşarak geri çekilirim en azından. Ya da galiptir bu yolda mağlup diyerek kendimi avuturum.



















Boyum yetmemiş, son günlerde falıma bakmış olmalılar ki; artık ömrümün de kısa olduğuna kanaat getirmişler.
Sağlıklı uzun bir ömür vaat ediyorlar. Seçenekler yine aynı: kredi kartı bilgilerim ve internet üzerinden sipariş vereceğim bitkisel ve kimyasal mutluluk reçeteleri…

İstediğim uzunca bir aralık verseler artık şu maillere, şöyle ömrüm kadar sürecek.
Normal maillerim ancak onlarca spam, çöp posta arasında, bir Aralık bulakacaksın ki akıllı uslu bir mail okuyabilesin. Ne çok kurumsal mutlu etmek isteyenim varmış, hem de uluslararası... Sanırsınız kadınlar (pardon adamlar) beni mutlu etmeye vakfetmiş kendini. Her mail de ayrı bir erotik hatun resmi.

Allah iyiliğinizi versin sevgili spam'ciler.
Mütevazı bir insanım ama; ne kelim, ne fodul ne de boyum kısa herkesten. Sağlığım da yerinde şükür. Gidin başkasına satın şu mutluluk reçetelerinizi…


Sapına kadar cinsellik, köküne kadar dinsellik

Hiç yorum yok:

Efendim memleket ergenekonumsu gündemler ile sarsılırken, yine gözden kaçırıp, geç kaldığımız değişimler oluyor toplumumuzda. Görmüyoruz. görmezden geliyoruz. Biz görmeyince sorun yok sanıyoruz. Oysa g
eçenlerde bir öğrmeten arkadaş anlattı ilkokul çağındaki veletlerin çantalarından "çükkaldıran" hapları çıkıyormuş. Aynı şekilde bir başkası oğlunun bilgisayar odasına kendini kitleme gibi bir alışkanlık edindiğinden yakındı. İçeride sanal alem yapıyor sanırım dedi.

Bendeniz şahsen cinselliğin de, dinselliğin de kaynağından ve ergenlik öncesinde öğretilmeye başlanması taraftarıyım. Eskiden "alaylı" gelenekte abiler amcalar, yengeler bu eğitim görevini kör topal yapıyor olsa da artık o sistem komple dejenere olmuş durumda. Öte yandan "mektepli" olmak, sorunları çözmeye yetmedi. Bilakis yeni nesillerin hızla daha çabuk ergenleşmesi sonucu bir takım istenmeyen gelişmeler de yaşanır oldu.

Dünün sadece "konuşmak" sonra "çıkmak" olarak adlandırılan "flört"den "birlikte olmak" çizgisine doğru gelişen cinselliği, bugün genç ergenlerin ruhunda bir takım hasarlar oluşturmaya başladı. (sakın birileri benim cinsellikle ilgili "yobazlık" yaptığımı söylemesin döverim.)

Artık genç ergenler bir çok uyarandan etkileniyor. Romantik, platonik aşklar, sevgilinin gözlerine, kaşlarına şiir yazmalar büyük çoğunluğun derdi değil. Onlar direk "meme ve kalça" ile ilgileniyorlar. Canım ne var bunda diyebilirsiniz ama siz cinsel eğitimi okulunda vermezseniz ve bunu ergenler en kolay öğrenebildikleri yol olan "net"den öğrenirlerse haliyle bir takım sorunlar da olacak.

Eğitim sistemimiz ne yazık ki  "hem dinsel eğitimi öcü görecek kadar çağdaşlık" hem de "cinsel eğitimi ayıp görecek kadar yobazlık" arasnda sıkışıp kalmış durumda. Oysa her iki olgu da hayatın gerçeği ve olmazsa olmazı büyük çoğunluk için.

Genç bir ergenin x sitelerde özellikle pompalanan "fantezi ya da extrem" şeyleri hayatın normali görmesi. "oral iyidir, anal candır, kuku mu o da neymiş" türü bir algı geliştirmesi sonucunda ileride kız arkadaşı veya eşi ile yaşayabileceği sorunları bir düşünün bakalım. Hele kızcağız bu konuda iyice cahilse kafayı sıyırması işten değil. Bir de lisede çıktıkları kızın videosunu çekip arkadaşlarına gösterecek ruh halindeki sersemlerin olduğunu düşünürseniz olayın vehametini anlarsınız. 

Haydar Dümen amcam diyor ki; "wc'de taharetlenirken eli ayağı titreyen kızlar var, ya da çocuk askere gidicek tek yumurtalı, ailesinin bundan haberi yok, bi kere bile bakmamışlar." Belki de bazılarınız bu satırları okurken içinizden "Ay ibram ayıp şeyler yazmış" okumayayım diyeceksiniz de bunlar ayıp değil hayatın realitesi.

Demem o ki, sağlıklı bir cinsel eğitimin okullarda verilmesi zamanı geldi de geçiyor bile. bilmem yönetmenlerimiz bunun farkında mı? Yönetmen dedim özellikle çünkü; her gün yeni bir film görüyoruz artık, garip ve yetim ülkemde. Birileri eyvah memleket elden gitti diye bağırırken, bakıyorsunuz çıkan ses kayıtlardan memlekette neler olmuş neler.

Ha tabi, bana sorarsanız bu cinsel eğitimi işin bok'unu çıkarmadan kadın öğretmenler kızlara, erkek öğretmenler erkeklere vermeli. yok canım "tevhidi tedrisata aykırı" felam demeyin. İbram haremlik selamlık cinsel eğitim istiyo gibi düşünmeyin. İşin doğası bu.

Biz eskiden "ağaç işleri" dersi yapardık seçmeli derste. Kızlar da "pasta, kek" pişirirlerdi. Yoksa kız erkek, bir arada gördüğümüz fen dersinde bile "zigottan, terliksi hayvanın cinsel yaşamından, mendelin fasülyeleri döllemesinden" ilham alıp, kızlara yan yan bakıp olmayan bıyıklarımızı bükerken onlar da kendi aralarında pembiş yanaklarıyla kikirdeşirlerdi. Ateşle barutu tutuşturmadan, tadında tutmalı cinsel eğitimi de. Ha bi de cinsel bilgiler öğretmenlerine "pezo ya da orospu" gözüyle bakmayan bir toplumsal algı geliştirmemiz gerekecek. En zoru da bu belki.

Aynı şey dinsel eğitim için de geçerli. Kaynağı ilahiyat fakülteleri olan, ilahi bilgilerini sağlam kaynaklardan üniversite düzeyinde alıp, öğretmenlik formasyonu da olan kişilerle bunu okullarda vermek yerine "dini eğitim öcü" diyerek öğrencileri bundan mahrum bırakırsanız; onları tarikatların, sahte şeyhlerin, Ali Kalkancıların kucağına atmış olursunuz.

Ruhlarının en çalkantılı anında bakarsınız çocuklarınız sapık bir tarikat şeyhinin kucağına oturmuş, din adına sandığı bir şeyleri yapıyor. Ülkemizde durum bu kadar vahim olmasa da bu olmayacağı anlamını taşımaz.
Anne babası ve öz kardeşiyle görüşmeyip de, şeyhi ile uzak diyarlara uçabilen kızlarımız bunu bir kere daha düşünmeliler ancak bunu düşünmeleri içinde siz onlara "temel bir dini eğitim" vermelisiniz.

Bu konuda "diyanet işleri" diye bir kurumdan yararlanmalısınız. Onun fikirlerinden istifade etmelisiniz. Yav diyanet de "başı örtmek dinin emri" dedi diye huylanıp, diyaneti suçlamamalısınız. Dinin de kendi içinde kuralları vardır  ve siz istediniz diye değişmez.

Sanıldığının aksine "diyanet işleri" kurumu yobazların en sevmediği Cumhuriyet değerlerinden biridir. Çünkü akılla dini harmanlayan, istisnalar olsa da büyük oranda düzgün üst kadrolardan oluşur. Ancak diyanet yerine sapkın tarikatlere bırakırsanız meydanı içinde okuma yazma bile bilmeyen nice Ali Kalkancılar olan insan öğütme makinalarına teslim etmiş olursunuz çocuklarınızı. Üstelik siz onu dinden uzak tutmaya çalışırken bakarsınız o inatla yobazın kralı olmuş.

Hassasiyetlerimizi belirlerken okullarda verilecek "cinsel eğitimin" bir bozulma değil, bilakis zaten bozulan algılarımızın düzeltilmesine yönelik bir çaba olduğunun, aynı şekilde "dinsel eğitim"in de yobazlık değil bilakis yobazlığa karşı bir sigorta olduğunun bilincinde olmamız ve herşeye düşünmeden karşı çıkma hastalığından vazgeçmemiz gerek..

Bence...

Efendim memleket ergenekonumsu gündemler ile sarsılırken, yine gözden kaçırıp, geç kaldığımız değişimler oluyor toplumumuzda. Görmüyoruz. görmezden geliyoruz. Biz görmeyince sorun yok sanıyoruz. Oysa g
eçenlerde bir öğrmeten arkadaş anlattı ilkokul çağındaki veletlerin çantalarından "çükkaldıran" hapları çıkıyormuş. Aynı şekilde bir başkası oğlunun bilgisayar odasına kendini kitleme gibi bir alışkanlık edindiğinden yakındı. İçeride sanal alem yapıyor sanırım dedi.

Bendeniz şahsen cinselliğin de, dinselliğin de kaynağından ve ergenlik öncesinde öğretilmeye başlanması taraftarıyım. Eskiden "alaylı" gelenekte abiler amcalar, yengeler bu eğitim görevini kör topal yapıyor olsa da artık o sistem komple dejenere olmuş durumda. Öte yandan "mektepli" olmak, sorunları çözmeye yetmedi. Bilakis yeni nesillerin hızla daha çabuk ergenleşmesi sonucu bir takım istenmeyen gelişmeler de yaşanır oldu.

Dünün sadece "konuşmak" sonra "çıkmak" olarak adlandırılan "flört"den "birlikte olmak" çizgisine doğru gelişen cinselliği, bugün genç ergenlerin ruhunda bir takım hasarlar oluşturmaya başladı. (sakın birileri benim cinsellikle ilgili "yobazlık" yaptığımı söylemesin döverim.)

Artık genç ergenler bir çok uyarandan etkileniyor. Romantik, platonik aşklar, sevgilinin gözlerine, kaşlarına şiir yazmalar büyük çoğunluğun derdi değil. Onlar direk "meme ve kalça" ile ilgileniyorlar. Canım ne var bunda diyebilirsiniz ama siz cinsel eğitimi okulunda vermezseniz ve bunu ergenler en kolay öğrenebildikleri yol olan "net"den öğrenirlerse haliyle bir takım sorunlar da olacak.

Eğitim sistemimiz ne yazık ki  "hem dinsel eğitimi öcü görecek kadar çağdaşlık" hem de "cinsel eğitimi ayıp görecek kadar yobazlık" arasnda sıkışıp kalmış durumda. Oysa her iki olgu da hayatın gerçeği ve olmazsa olmazı büyük çoğunluk için.

Genç bir ergenin x sitelerde özellikle pompalanan "fantezi ya da extrem" şeyleri hayatın normali görmesi. "oral iyidir, anal candır, kuku mu o da neymiş" türü bir algı geliştirmesi sonucunda ileride kız arkadaşı veya eşi ile yaşayabileceği sorunları bir düşünün bakalım. Hele kızcağız bu konuda iyice cahilse kafayı sıyırması işten değil. Bir de lisede çıktıkları kızın videosunu çekip arkadaşlarına gösterecek ruh halindeki sersemlerin olduğunu düşünürseniz olayın vehametini anlarsınız. 

Haydar Dümen amcam diyor ki; "wc'de taharetlenirken eli ayağı titreyen kızlar var, ya da çocuk askere gidicek tek yumurtalı, ailesinin bundan haberi yok, bi kere bile bakmamışlar." Belki de bazılarınız bu satırları okurken içinizden "Ay ibram ayıp şeyler yazmış" okumayayım diyeceksiniz de bunlar ayıp değil hayatın realitesi.

Demem o ki, sağlıklı bir cinsel eğitimin okullarda verilmesi zamanı geldi de geçiyor bile. bilmem yönetmenlerimiz bunun farkında mı? Yönetmen dedim özellikle çünkü; her gün yeni bir film görüyoruz artık, garip ve yetim ülkemde. Birileri eyvah memleket elden gitti diye bağırırken, bakıyorsunuz çıkan ses kayıtlardan memlekette neler olmuş neler.

Ha tabi, bana sorarsanız bu cinsel eğitimi işin bok'unu çıkarmadan kadın öğretmenler kızlara, erkek öğretmenler erkeklere vermeli. yok canım "tevhidi tedrisata aykırı" felam demeyin. İbram haremlik selamlık cinsel eğitim istiyo gibi düşünmeyin. İşin doğası bu.

Biz eskiden "ağaç işleri" dersi yapardık seçmeli derste. Kızlar da "pasta, kek" pişirirlerdi. Yoksa kız erkek, bir arada gördüğümüz fen dersinde bile "zigottan, terliksi hayvanın cinsel yaşamından, mendelin fasülyeleri döllemesinden" ilham alıp, kızlara yan yan bakıp olmayan bıyıklarımızı bükerken onlar da kendi aralarında pembiş yanaklarıyla kikirdeşirlerdi. Ateşle barutu tutuşturmadan, tadında tutmalı cinsel eğitimi de. Ha bi de cinsel bilgiler öğretmenlerine "pezo ya da orospu" gözüyle bakmayan bir toplumsal algı geliştirmemiz gerekecek. En zoru da bu belki.

Aynı şey dinsel eğitim için de geçerli. Kaynağı ilahiyat fakülteleri olan, ilahi bilgilerini sağlam kaynaklardan üniversite düzeyinde alıp, öğretmenlik formasyonu da olan kişilerle bunu okullarda vermek yerine "dini eğitim öcü" diyerek öğrencileri bundan mahrum bırakırsanız; onları tarikatların, sahte şeyhlerin, Ali Kalkancıların kucağına atmış olursunuz.

Ruhlarının en çalkantılı anında bakarsınız çocuklarınız sapık bir tarikat şeyhinin kucağına oturmuş, din adına sandığı bir şeyleri yapıyor. Ülkemizde durum bu kadar vahim olmasa da bu olmayacağı anlamını taşımaz.
Anne babası ve öz kardeşiyle görüşmeyip de, şeyhi ile uzak diyarlara uçabilen kızlarımız bunu bir kere daha düşünmeliler ancak bunu düşünmeleri içinde siz onlara "temel bir dini eğitim" vermelisiniz.

Bu konuda "diyanet işleri" diye bir kurumdan yararlanmalısınız. Onun fikirlerinden istifade etmelisiniz. Yav diyanet de "başı örtmek dinin emri" dedi diye huylanıp, diyaneti suçlamamalısınız. Dinin de kendi içinde kuralları vardır  ve siz istediniz diye değişmez.

Sanıldığının aksine "diyanet işleri" kurumu yobazların en sevmediği Cumhuriyet değerlerinden biridir. Çünkü akılla dini harmanlayan, istisnalar olsa da büyük oranda düzgün üst kadrolardan oluşur. Ancak diyanet yerine sapkın tarikatlere bırakırsanız meydanı içinde okuma yazma bile bilmeyen nice Ali Kalkancılar olan insan öğütme makinalarına teslim etmiş olursunuz çocuklarınızı. Üstelik siz onu dinden uzak tutmaya çalışırken bakarsınız o inatla yobazın kralı olmuş.

Hassasiyetlerimizi belirlerken okullarda verilecek "cinsel eğitimin" bir bozulma değil, bilakis zaten bozulan algılarımızın düzeltilmesine yönelik bir çaba olduğunun, aynı şekilde "dinsel eğitim"in de yobazlık değil bilakis yobazlığa karşı bir sigorta olduğunun bilincinde olmamız ve herşeye düşünmeden karşı çıkma hastalığından vazgeçmemiz gerek..

Bence...

Tipsiz olduğum kadar, küstahım da.

Hiç yorum yok:


İtiraf ediyorum evet.
Bazen katlanılması zor bir tipimdir. Kahrım çekilmez olabilir. Öküzlüğüm tutabilir.

Gerçi eğitilebilir ve evcilleştirilebilir bir Yengeç olduğum söylenir ama bu sabır ve yürek işidir bilek işi değil.
O yüzden çelimsizliğime rağmen benimle bilek güreşine tutuşanlar hiçbir zaman zafer sarhoşluğunun sevincini yaşayamazlar. Çünkü bileğimi bükmelerine gerek yoktur. Bırakırımi koyveririm zaten gitsin. Kazanma hevesleri kursaklarında kalır...

Tipsiz olduğumu söylememe zaten gerek yok. Her ne kadar Notredamın kamburu gibi olmasam da sıradan bir insanoğluyum işte. Gerçi memleketimden bir Hülya Avşar'la ülkemizin ilk erkek güzeli de çıkmıştır ama ben o standartlara uyamadım hiç. Yani fiziğim iyiydi ama lisedeki fizik dersini kasdediyorum. Etimi budumu değil.

Bir de ne hikmetse kendinin farkında olan insanları ne kadar seversem, kendinin farkındalığını abartanlarla yıldızım bir o kadar barışmaz. Bu tabi benim beceriksizliğim. Yoksa romantikliğim de tadındadır. Öküzlüğüm de. Ancak siz hangisine rastgelmişseniz o biraz sizin bahtsızlığınızla ya da tam aksi beklentilerinizle ilgilidir. Yani beklediğiniz gibi biri çıkmam genelde. Kelek sandığınızda kavun, kavun sandığınızda kelek çıkabilirim...

Her neyse. Bir anı ile bitireyim bu postu. Maksadım da oydu zaten.

Klasiktir belki. Ben de ilkokulda bir kıza aşıktım. Etrafında erkek sinek uçurtmazdım ama o ortaokulda benden önce büyüdü, abla oldu ve üst sınıflardaki abilerle çıkmaya başladı. Böylece bendeniz  de terkedildim:) İçime kapandım ve ne kadar romantik olursam olayım bir daha eskisi gibi öyle kızlarla konuşmayı bir türlü beceremedim, utandım sıkıldım vs.. O gün bu gün aynı haldeyim.

işte o dönemlerde bir çorap reklamı çıktı televizyonlara. Türkiye'nin ilk ince naylon çorabı sanırım Jill diye bir marka. Ajda Pekkan'ı oynattılar reklamda. Bando mızıka ve göklerde uçuşan konfetiler eşliğinde sokakta çorap markası devlet töreniyle geliyor ve Ajda hanım en son karede gözüküyordu. Sunucu Ajda hanıma çok güzel olduğunu söylüyor, kamera bacaklarındaki çorapları gösteriyordu. Ajda hanım da kırıtıp "teveccühünüz" diyordu.

Bu replik, bir tuttu pir tuttu.  Kızlar arasında çok yayıldı. Herkes kırıtmakta ve en ufak iltifatta bütün kızlar "Ay çok merci, teveccühünüz" ayaklarına yatmaktaydı. İşte
ne olduysa, nasıl olduysa o gün uzun süredir ilgi duyduğum ama bir türlü açılamadığım bir kız arkadaşıma ( sanırım saçlarını yaptırmıştı). Ben de iltifat ettim.

-Bugün çok güzelsiniz hanımefendi diyerek, yarı esprili bir şekilde. O da gayet hoş bir şekilde kırıtarak;
-Ay! teveccühünüz! diyince benim içimdeki  Cem Yılmaz birden dışarı fırladı. Kıza tutup bir kaç güzel kelime daha söylemek yerine;
-"Yok canım, ne teveccühü o zat-ı alinizin hüsn-ü kuruntusu efendim" deyiverdim.

Kız şok olmuş gibi birden mosmor oldu ve "salak" diyerek kafasını çevirip gitti. İki ay kadar da yüzüme bile bakmadı, konuşmadı benimle. İşte o gün bugündür  beceremiyorum iltifat etmeyi ben insanlara. Ya da bakıyorum en olmadık zamanda öküzlüğüm galebe çalıyor ve "tabi canım ister lokum derken yok yemicem tokum" diyorum.

Ne yapayım bu da benim kusurum.
Tipsiz olduğum kadar, küstahım da. Hatta ne küstahı düpedüz boğa:)
Haa! siz  beyaz Türkler ona, Öküz de diyorsunuz.  Bu da benim çok da umurumdaydı afedersiniz.


İtiraf ediyorum evet.
Bazen katlanılması zor bir tipimdir. Kahrım çekilmez olabilir. Öküzlüğüm tutabilir.

Gerçi eğitilebilir ve evcilleştirilebilir bir Yengeç olduğum söylenir ama bu sabır ve yürek işidir bilek işi değil.
O yüzden çelimsizliğime rağmen benimle bilek güreşine tutuşanlar hiçbir zaman zafer sarhoşluğunun sevincini yaşayamazlar. Çünkü bileğimi bükmelerine gerek yoktur. Bırakırımi koyveririm zaten gitsin. Kazanma hevesleri kursaklarında kalır...

Tipsiz olduğumu söylememe zaten gerek yok. Her ne kadar Notredamın kamburu gibi olmasam da sıradan bir insanoğluyum işte. Gerçi memleketimden bir Hülya Avşar'la ülkemizin ilk erkek güzeli de çıkmıştır ama ben o standartlara uyamadım hiç. Yani fiziğim iyiydi ama lisedeki fizik dersini kasdediyorum. Etimi budumu değil.

Bir de ne hikmetse kendinin farkında olan insanları ne kadar seversem, kendinin farkındalığını abartanlarla yıldızım bir o kadar barışmaz. Bu tabi benim beceriksizliğim. Yoksa romantikliğim de tadındadır. Öküzlüğüm de. Ancak siz hangisine rastgelmişseniz o biraz sizin bahtsızlığınızla ya da tam aksi beklentilerinizle ilgilidir. Yani beklediğiniz gibi biri çıkmam genelde. Kelek sandığınızda kavun, kavun sandığınızda kelek çıkabilirim...

Her neyse. Bir anı ile bitireyim bu postu. Maksadım da oydu zaten.

Klasiktir belki. Ben de ilkokulda bir kıza aşıktım. Etrafında erkek sinek uçurtmazdım ama o ortaokulda benden önce büyüdü, abla oldu ve üst sınıflardaki abilerle çıkmaya başladı. Böylece bendeniz  de terkedildim:) İçime kapandım ve ne kadar romantik olursam olayım bir daha eskisi gibi öyle kızlarla konuşmayı bir türlü beceremedim, utandım sıkıldım vs.. O gün bu gün aynı haldeyim.

işte o dönemlerde bir çorap reklamı çıktı televizyonlara. Türkiye'nin ilk ince naylon çorabı sanırım Jill diye bir marka. Ajda Pekkan'ı oynattılar reklamda. Bando mızıka ve göklerde uçuşan konfetiler eşliğinde sokakta çorap markası devlet töreniyle geliyor ve Ajda hanım en son karede gözüküyordu. Sunucu Ajda hanıma çok güzel olduğunu söylüyor, kamera bacaklarındaki çorapları gösteriyordu. Ajda hanım da kırıtıp "teveccühünüz" diyordu.

Bu replik, bir tuttu pir tuttu.  Kızlar arasında çok yayıldı. Herkes kırıtmakta ve en ufak iltifatta bütün kızlar "Ay çok merci, teveccühünüz" ayaklarına yatmaktaydı. İşte
ne olduysa, nasıl olduysa o gün uzun süredir ilgi duyduğum ama bir türlü açılamadığım bir kız arkadaşıma ( sanırım saçlarını yaptırmıştı). Ben de iltifat ettim.

-Bugün çok güzelsiniz hanımefendi diyerek, yarı esprili bir şekilde. O da gayet hoş bir şekilde kırıtarak;
-Ay! teveccühünüz! diyince benim içimdeki  Cem Yılmaz birden dışarı fırladı. Kıza tutup bir kaç güzel kelime daha söylemek yerine;
-"Yok canım, ne teveccühü o zat-ı alinizin hüsn-ü kuruntusu efendim" deyiverdim.

Kız şok olmuş gibi birden mosmor oldu ve "salak" diyerek kafasını çevirip gitti. İki ay kadar da yüzüme bile bakmadı, konuşmadı benimle. İşte o gün bugündür  beceremiyorum iltifat etmeyi ben insanlara. Ya da bakıyorum en olmadık zamanda öküzlüğüm galebe çalıyor ve "tabi canım ister lokum derken yok yemicem tokum" diyorum.

Ne yapayım bu da benim kusurum.
Tipsiz olduğum kadar, küstahım da. Hatta ne küstahı düpedüz boğa:)
Haa! siz  beyaz Türkler ona, Öküz de diyorsunuz.  Bu da benim çok da umurumdaydı afedersiniz.