Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Neden zil takıp oynamıyorum

Hiç yorum yok:

Bazı arkadaşlar son gelişmeler üzerine zil takıp oynamadığım için tutumumu eleştiriyorlar. Tek tek anlatmaktan bıktığım için özetle düşüncelerimi ifade edeyim.

1- Temelde bırakın tutukluluğu suçluların bile "hapis" yöntemi ile cezalandırılması geride kalanlar için hayatın çekilmez olması demektir. O yüzden prensip olarak sıradan vatandaşlar için bile yargılamaların tutuksuz olması gerektiğini düşünenlerdenim.

2- Bir ülkenin en üst düzey subaylarının bir takıp darbe girişimlerinde adının olması hoş değildir ve darbeyi kim yapar, yapmaya niyetlenirse yasalar yakasına yapışmalıdır ancak kantarın topuzunun kaçtığı ve işin bir kin davasına döndüğü görüntüsü hoş olmuyor ve yöneticilerimizin dediği gibi bir ülkenin eski G.Kurmay başkanının tutuklanması "zil takıp oynanacak birşey değildir"

3- Toplumda kutuplaşma ve gerginlik iyi birşey değildir. Başka ülkelerin geçmişine bakarsak, kendi uçaklarını imha eden, tanklarını bozan ülkelerin kolayca işgale uğrayıp "demokratikleştirildiklerini" birbirine düşen halkın ve askeri güçlerin sonunda ülkenin bölünmesine sebep olduğunu görebiliriz.

4- Kin ve öç alma hisleri yönetim kademelerinde bulunmaz. Devlette devamlılık esastır sözü en azından iyi giden şeyler için gereklidir. Bugüne kadar böyleydi, şimdi sıra bizde gibi bir anlayış, "aptalca sevinmeler" ve haddini aşan söylemler sıradan vatandaşlarca sergilenmiş bile olsa tehlikelidir. Dünün mağdurları, bugünün mağrurları gibi davranmamalıdır. Keser döner sap döner sözündeki keser; her zaman tek tur dönen bir şey değildir.

5- Sürüp giden bir terör ve sonucunda yitirilen canlar konusunda sıradan vatandaşlar olarak bizlerin de düşünmemiz gereken şeyler vardır. Özellikle yiten her "can'ın" ateş düşen bir ocağı, ağlayan anaları ve dağlanan yürekleri beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Son olarak elim bir "kaza" neticesi kaybedilen 35 vatandaşımız'a "kaçakçıydılar zaten" diyerek "oh olmuş denilemeyeceği gibi" diğer taraftan "birgün sıra bize de gelecek" tarzı faşist yaklaşımlar sadece kin ve nefretten beslenenlerin işine yarar.

6- Demokrasi hepimize gereklidir ve kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de istemedikçe "kamil insan" olmamız mümkün değildir. Aslolan güç ve yetki elindeyken insanlara adaletli, iyi niyetli davranabilmektir. Onların haklarını da kendi hakları gibi savunabilmek gerekir. Bu yüzden ezilmişlik ve mağdurluk hissi ile son yaşanan gelişmeler karşısında ne kin ve nefret kusmak ne de zil takıp oynamak bence doğru birşey değildir. Saygılarımla.

Bazı arkadaşlar son gelişmeler üzerine zil takıp oynamadığım için tutumumu eleştiriyorlar. Tek tek anlatmaktan bıktığım için özetle düşüncelerimi ifade edeyim.

1- Temelde bırakın tutukluluğu suçluların bile "hapis" yöntemi ile cezalandırılması geride kalanlar için hayatın çekilmez olması demektir. O yüzden prensip olarak sıradan vatandaşlar için bile yargılamaların tutuksuz olması gerektiğini düşünenlerdenim.

2- Bir ülkenin en üst düzey subaylarının bir takıp darbe girişimlerinde adının olması hoş değildir ve darbeyi kim yapar, yapmaya niyetlenirse yasalar yakasına yapışmalıdır ancak kantarın topuzunun kaçtığı ve işin bir kin davasına döndüğü görüntüsü hoş olmuyor ve yöneticilerimizin dediği gibi bir ülkenin eski G.Kurmay başkanının tutuklanması "zil takıp oynanacak birşey değildir"

3- Toplumda kutuplaşma ve gerginlik iyi birşey değildir. Başka ülkelerin geçmişine bakarsak, kendi uçaklarını imha eden, tanklarını bozan ülkelerin kolayca işgale uğrayıp "demokratikleştirildiklerini" birbirine düşen halkın ve askeri güçlerin sonunda ülkenin bölünmesine sebep olduğunu görebiliriz.

4- Kin ve öç alma hisleri yönetim kademelerinde bulunmaz. Devlette devamlılık esastır sözü en azından iyi giden şeyler için gereklidir. Bugüne kadar böyleydi, şimdi sıra bizde gibi bir anlayış, "aptalca sevinmeler" ve haddini aşan söylemler sıradan vatandaşlarca sergilenmiş bile olsa tehlikelidir. Dünün mağdurları, bugünün mağrurları gibi davranmamalıdır. Keser döner sap döner sözündeki keser; her zaman tek tur dönen bir şey değildir.

5- Sürüp giden bir terör ve sonucunda yitirilen canlar konusunda sıradan vatandaşlar olarak bizlerin de düşünmemiz gereken şeyler vardır. Özellikle yiten her "can'ın" ateş düşen bir ocağı, ağlayan anaları ve dağlanan yürekleri beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Son olarak elim bir "kaza" neticesi kaybedilen 35 vatandaşımız'a "kaçakçıydılar zaten" diyerek "oh olmuş denilemeyeceği gibi" diğer taraftan "birgün sıra bize de gelecek" tarzı faşist yaklaşımlar sadece kin ve nefretten beslenenlerin işine yarar.

6- Demokrasi hepimize gereklidir ve kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de istemedikçe "kamil insan" olmamız mümkün değildir. Aslolan güç ve yetki elindeyken insanlara adaletli, iyi niyetli davranabilmektir. Onların haklarını da kendi hakları gibi savunabilmek gerekir. Bu yüzden ezilmişlik ve mağdurluk hissi ile son yaşanan gelişmeler karşısında ne kin ve nefret kusmak ne de zil takıp oynamak bence doğru birşey değildir. Saygılarımla.

İstenmeyen kıllar, tüyler, şeyler

Hiç yorum yok:
İstenmeyen tüy diye birşey var hepimizin aklında, bu yüzden tarih boyunca "çam sakızı" çoban armağanı diye küçümsenirken, çobanın aklının fikrinin "pürüzsüz bacaklar"da olduğu hep unutulmuş. Oysa eskiler işi biliyormuş ama olay o zamanlar bir sektör haline dönmemiş. Onu kapitalizm becermiş, herşeyimizi becerebildiği gibi.

"Karınca yumurtası" da yumurta gibi bir cilt için olmazsa olmazdanmış eskiden. Bu yüzden herkes neyine hayran olmuştur bilemem ama ben "Zeyna"nın o devirde bile bu kadar pürüzsüz bacaklara sahip olmasını hep takdir etmişimdir. Ancak anlamadığım birşey "Romalı askerlerin" de tüysüz bacaklara sahip olması. Nedense erkek milletinde tüysüz bacak olabileceğini almıyor insanın aklı.

Nitekim bazı aktristlerin sanat uğruna "soyunurum da sevişirim de" diyerek vurguladıkları sanat aşkına kapılan aktörlerin de gerekirse "kadın rolüne de girer, tüylerimi tavuk gibi de yolarım" diyebilmeleri pek de gurur verici. Şahsen ben bir tek "istenen tüyüme" elletmem. Ancak bazı insanların burnunda, kulağında ve yanağında biten tüyleri yolmak da çok hoşuma gider

Bu istenmeyen tüy olayına bizim bakışımızla Avrupa'lıların bakışı da farklı. Bizim Türk'lüğün gururu haline getirdiğimiz "bıyık" Avrupa'da istenmeyen tüy kategorisine girerken, mazallah "koltuk altı ile etek arası" istenen tüy kategorisine alınmış çoktan. Sonra "el şeyine" hayran olmayı ilke edinmiş bazı arkadaşlar "Avrupa'da öyle mi" adamlar, günde en az 2 kere duş alıyor,  kardeşim bik bik bik diye kafamızı ütülüyor. Ben şahsen kıçını yıkamayıp peçeteye silen adamın kaç kere duş aldığı ile ilgilenmem. Etek ya da koltuk altı tüyünü matah gibi uzatan adam ya da kadının ter kokusunu bastıracak parfümü de tanımıyorum.

Kapitalist mantık herşeyden para kazanmayı iyi beceriyor. Epilasyon pazarı kadının yüzünden, bacaklarına ordan kolundaki tüye kadar yolarken, kasıklarında tüy bitmeyen hatunlar için "çakma yada takma kasık tüyü" satılıyor. Yani kolundaki tüyü yoldurmaya da para veriyorsun, kasıklarına tüy kondurmaya da. Maksat para veresin, daha çok tüketesin. Cübbeli'nin dediği gibi "günaha girmek için bi hayli masraf etmek gerek, içki para, kumar para, fuhuş para, abdest namaz ise bedava" Promosyana bak:)

Şimdi bu yazı uzar gider de, sizde belli bir yerden sonrasını zaten  okumazsınız. O yüzden istenmeyen haller, istenmeyen huylar ve istenmeyen şeyleri de gelecek yazıya bırakmak lazım. Okursunuz umarım, okursunuz değil mi? Yoksa bu yazıyı da istenmeyen tüy kabilinden "eften, püften bir yazı" diye bakar geçer misiniz?

Hamiş: Şimdi bu notu aslında yazının içinde bir yerlere yedirmem lazım ama siz araya kaynak yaptım varsayın. Şahsen beni kan tutuyor ve tavuk gibi yeni yolunmuş, dipleri kan kırmızısı olmuş, hatta bazı yerleri de alınamamış kadın bacaklarına bakamıyorum. Gerçi mevsim yaz değil ama böyle bacaklarını yolup da "alem biraz tüysüz bacak görsün" diye sokağa çorapsız çıkan ablalalar bizi de düşünüp pantalon neyim giyseler diyorum.
İstenmeyen tüy diye birşey var hepimizin aklında, bu yüzden tarih boyunca "çam sakızı" çoban armağanı diye küçümsenirken, çobanın aklının fikrinin "pürüzsüz bacaklar"da olduğu hep unutulmuş. Oysa eskiler işi biliyormuş ama olay o zamanlar bir sektör haline dönmemiş. Onu kapitalizm becermiş, herşeyimizi becerebildiği gibi.

"Karınca yumurtası" da yumurta gibi bir cilt için olmazsa olmazdanmış eskiden. Bu yüzden herkes neyine hayran olmuştur bilemem ama ben "Zeyna"nın o devirde bile bu kadar pürüzsüz bacaklara sahip olmasını hep takdir etmişimdir. Ancak anlamadığım birşey "Romalı askerlerin" de tüysüz bacaklara sahip olması. Nedense erkek milletinde tüysüz bacak olabileceğini almıyor insanın aklı.

Nitekim bazı aktristlerin sanat uğruna "soyunurum da sevişirim de" diyerek vurguladıkları sanat aşkına kapılan aktörlerin de gerekirse "kadın rolüne de girer, tüylerimi tavuk gibi de yolarım" diyebilmeleri pek de gurur verici. Şahsen ben bir tek "istenen tüyüme" elletmem. Ancak bazı insanların burnunda, kulağında ve yanağında biten tüyleri yolmak da çok hoşuma gider

Bu istenmeyen tüy olayına bizim bakışımızla Avrupa'lıların bakışı da farklı. Bizim Türk'lüğün gururu haline getirdiğimiz "bıyık" Avrupa'da istenmeyen tüy kategorisine girerken, mazallah "koltuk altı ile etek arası" istenen tüy kategorisine alınmış çoktan. Sonra "el şeyine" hayran olmayı ilke edinmiş bazı arkadaşlar "Avrupa'da öyle mi" adamlar, günde en az 2 kere duş alıyor,  kardeşim bik bik bik diye kafamızı ütülüyor. Ben şahsen kıçını yıkamayıp peçeteye silen adamın kaç kere duş aldığı ile ilgilenmem. Etek ya da koltuk altı tüyünü matah gibi uzatan adam ya da kadının ter kokusunu bastıracak parfümü de tanımıyorum.

Kapitalist mantık herşeyden para kazanmayı iyi beceriyor. Epilasyon pazarı kadının yüzünden, bacaklarına ordan kolundaki tüye kadar yolarken, kasıklarında tüy bitmeyen hatunlar için "çakma yada takma kasık tüyü" satılıyor. Yani kolundaki tüyü yoldurmaya da para veriyorsun, kasıklarına tüy kondurmaya da. Maksat para veresin, daha çok tüketesin. Cübbeli'nin dediği gibi "günaha girmek için bi hayli masraf etmek gerek, içki para, kumar para, fuhuş para, abdest namaz ise bedava" Promosyana bak:)

Şimdi bu yazı uzar gider de, sizde belli bir yerden sonrasını zaten  okumazsınız. O yüzden istenmeyen haller, istenmeyen huylar ve istenmeyen şeyleri de gelecek yazıya bırakmak lazım. Okursunuz umarım, okursunuz değil mi? Yoksa bu yazıyı da istenmeyen tüy kabilinden "eften, püften bir yazı" diye bakar geçer misiniz?

Hamiş: Şimdi bu notu aslında yazının içinde bir yerlere yedirmem lazım ama siz araya kaynak yaptım varsayın. Şahsen beni kan tutuyor ve tavuk gibi yeni yolunmuş, dipleri kan kırmızısı olmuş, hatta bazı yerleri de alınamamış kadın bacaklarına bakamıyorum. Gerçi mevsim yaz değil ama böyle bacaklarını yolup da "alem biraz tüysüz bacak görsün" diye sokağa çorapsız çıkan ablalalar bizi de düşünüp pantalon neyim giyseler diyorum.