Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

14 Şubat'ı Ölümsüzleştirmek

Hiç yorum yok:


Mail atın, SMS gönderin, pasta, çiçek gönderin, ilginç bir hediye bulun, olmadı kalkın gidin, belinize bir kurdela bağlayın (denenmiştir) "sana en güzel sevgililer günü hediyesi benim" diye kendinizi armağan edin.

Sarılın, saçlarını koklayın, sahilde elele tutuşup gezin, yemeğe çıkın, konsere gidin, hiç olmadık bir yerde öpün, öpüşün, gönlünü alın da isterse dağa kaldırın, ister fındık fıstık yiyip birlikte bir film izleyin, isterseniz dokunup dansedin, ister başınızın üstünde taşıyın, ister bacak omza yapın.


Ne yaparsanız yapın 14 Şubat'ı ölümsüzleştirin. 13 Şubat'a kadar ihmal ettiğiniz sevdiklerini, sevgilinizi (hayatınızda bir değişiklik yaparak) daha çok sevdiğinizi gösterin. İş orda kalmasın, kıçınızı dönerek yatar hale gelmiş bir ilişkiniz varsa mesafeleri kaldırın, sorunları çözün, rutin hale gelen ilişkinize can, heyecan katın.

Birlikte daha çok vakit geçirin. Özleseniz de özletmeyin. Çünkü bir şekilde şuursuzca harcadığımız insan ömrü gerçek bir sevgiye yetmeyecek kadar kısadır.

Dünden iyi olsun herşey. Onun sevmediği bir huyunuz varsa değiştirin, kilo verin, sigarayı bırakın, günlük traş olun ya da kirli sakal bırakın. Kendinizden geçmeden ilişkiniz adına güzel bir adım atın. Yaraları sarın, kırıkları ekleyin, hatıraları tazeleyin. Yine yeniden aşık olun, onu kendinize daha beter aşık edin.

14 Şubat'dan sonra ilişkinizde en az 1 şey daha iyi yönde gelişsin. Bir dahaki 14 Şubat'da buna 1 şey daha ekleyin. Herşey iyiye güzele doğru evrilsin... İster kul olun, ister eş, dost, arkadaş, sevgili, sevdiğinize verebileceğiniz en güzel hediye "bizim için birşeyler yapıyorum" mesajıdır.
 Bunu asla unutmayın...


Mail atın, SMS gönderin, pasta, çiçek gönderin, ilginç bir hediye bulun, olmadı kalkın gidin, belinize bir kurdela bağlayın (denenmiştir) "sana en güzel sevgililer günü hediyesi benim" diye kendinizi armağan edin.

Sarılın, saçlarını koklayın, sahilde elele tutuşup gezin, yemeğe çıkın, konsere gidin, hiç olmadık bir yerde öpün, öpüşün, gönlünü alın da isterse dağa kaldırın, ister fındık fıstık yiyip birlikte bir film izleyin, isterseniz dokunup dansedin, ister başınızın üstünde taşıyın, ister bacak omza yapın.


Ne yaparsanız yapın 14 Şubat'ı ölümsüzleştirin. 13 Şubat'a kadar ihmal ettiğiniz sevdiklerini, sevgilinizi (hayatınızda bir değişiklik yaparak) daha çok sevdiğinizi gösterin. İş orda kalmasın, kıçınızı dönerek yatar hale gelmiş bir ilişkiniz varsa mesafeleri kaldırın, sorunları çözün, rutin hale gelen ilişkinize can, heyecan katın.

Birlikte daha çok vakit geçirin. Özleseniz de özletmeyin. Çünkü bir şekilde şuursuzca harcadığımız insan ömrü gerçek bir sevgiye yetmeyecek kadar kısadır.

Dünden iyi olsun herşey. Onun sevmediği bir huyunuz varsa değiştirin, kilo verin, sigarayı bırakın, günlük traş olun ya da kirli sakal bırakın. Kendinizden geçmeden ilişkiniz adına güzel bir adım atın. Yaraları sarın, kırıkları ekleyin, hatıraları tazeleyin. Yine yeniden aşık olun, onu kendinize daha beter aşık edin.

14 Şubat'dan sonra ilişkinizde en az 1 şey daha iyi yönde gelişsin. Bir dahaki 14 Şubat'da buna 1 şey daha ekleyin. Herşey iyiye güzele doğru evrilsin... İster kul olun, ister eş, dost, arkadaş, sevgili, sevdiğinize verebileceğiniz en güzel hediye "bizim için birşeyler yapıyorum" mesajıdır.
 Bunu asla unutmayın...

Ezan sesini duydu, müslüman oldu

Hiç yorum yok:

İyi günler sevgili blogseverler. Bir ezan sesini duydu, Müslüman oldu haber bülteni ile daha birlikteyiz. Bu haftanın şanslı Celebrity'si geçenlerde ülkemize gelip, zil zurna sarhoş sokağa işerken Paparazzi flashları patlayınca, donuna işeyen ünlü Hollywood aktörü bilmem kim...

Büyük ihtimalle ezan sesini duyup Müslüman olan bu şahıs, ileride ülkemize "bilmem kim hoca efendi" olarak saçlı sakallı gelmiş olacağından bugünlerin kıymetini bilin ve geç kalmadan hikmet dolu elini öpüp, yanağından bir makas almayı ihmal etmeyin.


Biz Müslümanlar bir garip olduk. Sanırım teknoloji ve güç yarışında bir kaç adım geri düştükten sonra, 19un esrarı, ezanın hikmeti, bal peteğindeki Allah yazısı gibi şeylerle avunur olduk. Allah (c.c) insanı yaratılmışların en şereflisi kıldığı gibi, Müslümanlar da seçilmiş bir topluluktur. Ancak Müslümanların olması gereken özellikleri içinde  her gördüğünden medet ummak değil, çalışmak, ilim öğrenmek ve başarılı olmak önde gelir.

Kimsenin imanını sorgulama lüksümüz yok. Hoş gelsinler, güzel ezanları dinlesinler ve Müslüman olsunlar. Ancak merkezi sisteme geçti geçeli diyanet işlerinin müezzinlerin ezan okumayı unuttuğundan şikâyet etmesi bir yana, o
patlak hoparlör cızırtıları ve kulak tırmalayan ses sistemlerini nereye koyacağız. 


Yani ülkenin birçok kısmında hala Müslümanlar bile "tenekeden çıkan ezan sesinden" rahatsız olup sesini çıkaramazken, çişini tutamayan Hollywood oyuncuların büyük ihtimal Sultan Ahmet'deki ezan sesinden Müslüman olmaları tabi ki takdire şayan bir şey.

Hikmetinden sual olunmaz ama, mevlam hepimize akıl fikir vermiş, görünen köy ortada. Hatta Osmanlı'da sesi çirkin bir müezzinin bizzat padişahça ödüllendirilip kovulduğuna dair bir fıkra vardır. Meraklısına anlatabilirim.
Diyanet işleri başkanlığının son dönemde müezzinlere yönelik musiki bilgisi eğitimleri vermesi tabi ki güzel bir şey. Nitekim Hafız Burhan diye bir gerçeğimiz varken, Bülbül hoca, Kani Karaca gerçeği varken müezzinlerimizin güzel ezan okuması neden mümkün olmasın, ki oluyor da.
 

Ancak hoparlör cızırtısını kesemezseniz o iş hallolmaz. Lütfen camilere avize almak için yarışan ve bundan sevap bekleyen hayırsever cami derneği temsilcilerine "
ses sistemi en iyisinden olsun" diye bir ricada bulunun. Belki "Teee minarenin üstünde kim görecek o hoparlörü" avize şıkır şıkır diyenler de olabilir ama siz görünmeyen ibadetlerin daha sevap olduğundan dem vurup işi bağlayabilirsiniz.

Yoksa biz çok daha "E
ndülüs işgal edilirken, Meleklerin cinsiyetini tartışan ulemalar gibi" uzaya gidince kıbleyi nasıl bulacağız muhabbeti yaparken kendimizi "Nail Armstrong Hoca efendi" ayda ezan sesini duydu diye kandırır dururuz. 

Burnumuzun dibinde Müslümanların kulakları tırmalanır, ibadet ehli olmayanların gürültü şikâyetlerini bile "vay zındık, bre kâfir" diye kızarak karşılarken, elin Amerika'lısının ezan duyup Müslüman olması umudu ile avunur, dururuz... 


Hamiş:
Bu bir ezan eleştirisi değil, Hoparlör eleştirisidir. Doğru sözü yanlış gözle okuyup, borazan çalabilecek olanlara duyurulur...

İyi günler sevgili blogseverler. Bir ezan sesini duydu, Müslüman oldu haber bülteni ile daha birlikteyiz. Bu haftanın şanslı Celebrity'si geçenlerde ülkemize gelip, zil zurna sarhoş sokağa işerken Paparazzi flashları patlayınca, donuna işeyen ünlü Hollywood aktörü bilmem kim...

Büyük ihtimalle ezan sesini duyup Müslüman olan bu şahıs, ileride ülkemize "bilmem kim hoca efendi" olarak saçlı sakallı gelmiş olacağından bugünlerin kıymetini bilin ve geç kalmadan hikmet dolu elini öpüp, yanağından bir makas almayı ihmal etmeyin.


Biz Müslümanlar bir garip olduk. Sanırım teknoloji ve güç yarışında bir kaç adım geri düştükten sonra, 19un esrarı, ezanın hikmeti, bal peteğindeki Allah yazısı gibi şeylerle avunur olduk. Allah (c.c) insanı yaratılmışların en şereflisi kıldığı gibi, Müslümanlar da seçilmiş bir topluluktur. Ancak Müslümanların olması gereken özellikleri içinde  her gördüğünden medet ummak değil, çalışmak, ilim öğrenmek ve başarılı olmak önde gelir.

Kimsenin imanını sorgulama lüksümüz yok. Hoş gelsinler, güzel ezanları dinlesinler ve Müslüman olsunlar. Ancak merkezi sisteme geçti geçeli diyanet işlerinin müezzinlerin ezan okumayı unuttuğundan şikâyet etmesi bir yana, o
patlak hoparlör cızırtıları ve kulak tırmalayan ses sistemlerini nereye koyacağız. 


Yani ülkenin birçok kısmında hala Müslümanlar bile "tenekeden çıkan ezan sesinden" rahatsız olup sesini çıkaramazken, çişini tutamayan Hollywood oyuncuların büyük ihtimal Sultan Ahmet'deki ezan sesinden Müslüman olmaları tabi ki takdire şayan bir şey.

Hikmetinden sual olunmaz ama, mevlam hepimize akıl fikir vermiş, görünen köy ortada. Hatta Osmanlı'da sesi çirkin bir müezzinin bizzat padişahça ödüllendirilip kovulduğuna dair bir fıkra vardır. Meraklısına anlatabilirim.
Diyanet işleri başkanlığının son dönemde müezzinlere yönelik musiki bilgisi eğitimleri vermesi tabi ki güzel bir şey. Nitekim Hafız Burhan diye bir gerçeğimiz varken, Bülbül hoca, Kani Karaca gerçeği varken müezzinlerimizin güzel ezan okuması neden mümkün olmasın, ki oluyor da.
 

Ancak hoparlör cızırtısını kesemezseniz o iş hallolmaz. Lütfen camilere avize almak için yarışan ve bundan sevap bekleyen hayırsever cami derneği temsilcilerine "
ses sistemi en iyisinden olsun" diye bir ricada bulunun. Belki "Teee minarenin üstünde kim görecek o hoparlörü" avize şıkır şıkır diyenler de olabilir ama siz görünmeyen ibadetlerin daha sevap olduğundan dem vurup işi bağlayabilirsiniz.

Yoksa biz çok daha "E
ndülüs işgal edilirken, Meleklerin cinsiyetini tartışan ulemalar gibi" uzaya gidince kıbleyi nasıl bulacağız muhabbeti yaparken kendimizi "Nail Armstrong Hoca efendi" ayda ezan sesini duydu diye kandırır dururuz. 

Burnumuzun dibinde Müslümanların kulakları tırmalanır, ibadet ehli olmayanların gürültü şikâyetlerini bile "vay zındık, bre kâfir" diye kızarak karşılarken, elin Amerika'lısının ezan duyup Müslüman olması umudu ile avunur, dururuz... 


Hamiş:
Bu bir ezan eleştirisi değil, Hoparlör eleştirisidir. Doğru sözü yanlış gözle okuyup, borazan çalabilecek olanlara duyurulur...