Birkaç Blog Hikayesi

Buralar eskiden hep dutluktu. Sonra taze çiçeğe konan kelebekler gibi, gelenler bir üşüştüler ki; sorma gitsin.
Tabi her güzel şeyin sonu geldiği gibi, gidenler gitti, kalan sağlarla artık burada başbaşayız. Neler yazmışız, çizmişiz haydi birlikte okuyalım. Bakalım neler varmış...

tio yazar

Bugünkü şansınız :

Komşum bir ergenekoncuymuş

Hiç yorum yok:

Bir telefon geliyor komşuma, o da koşarak bana geliyor. Numarasını buraya da yazardım ama hadi yazmim, nasıl olsa durmadan değiştiriyorlar onun, bunun öptükleri...

-Beyfendi hakkınızda şikayet var, telefonlarınız dinlenmiş. Ergenekon terör örgütü üyesiymişsiniz. Yarın gözaltına alınabilirsiniz...

Komşu telefonu handsfree'ye alıyor. Merakla dinliyoruz muhabbet nereye varacak. Fonda polis telsizleri, hararetli konuşmalar. Herşey iyi kurgulanmış. Geçenlerde bir emekli öğretmen abiye de yapmışlar aynı numarayı. Garibim sanal x maceralarından olsa gerek, tırsıp ödeme bile yapmış. Biraz da bu yüzden sürpriz olmuyor bize.

Hemen arkadaşla işaretleştik, dışarı çıkıp 155'i aradım:

-Polis bey, böyle böyle diyerek arkadaşımı arayan biri var, şu an telefonda oyalıyoruz. Hakkında nasıl bir işlem yapabilirsiniz?
-Aman kontör göndermeyin, kapatın telefonu.

-Kontür meselesi değil. Bizde adamın numarası var ve oyalıyoruz. Yerini tesbit etmeniz mümkün mü? (24'ü çok izlersen beklentin bu oluyor haliyle)
-Yer tesbiti çok zor da, numarasından buluyoruz ama hat yaşı 18'i tutmayan rastgele öğrenci kimlikleri üzerine çıkıyor.

-Nası yani, neticede bu telefonu biri kullanıyor, kullanan bulunamaz mı?
-İşte öyle yani, gerçek suçluya ulaşamıyoruz malesef. Küfredip, kapatın telefonu ve sakın kontör, montör göndermeyin.

-Benim kontör göndermem önemli değil de, siz bir şey yapmayacak mısınız?
-Malesef, vatandaşı uyarmak dışında bir şey yapamıyoruz.
-Teşekkür ederim, biz kendi çapımızda birşeyler yapalım o zaman.

Cep telefonunda arayan kişi yine konuşmaya devam ediyor:

-Şu arkadaşınızın çapraz sorgusunda (muhtemelen kontör almayı başarabildikleri, tanıyor olabileceğimizi düşündükleri birkaç isim sayarak şanslarını deniyorlar) ve telefon dinlemelerinde adınız geçmiş. Gidin 250 şer'lik 50 tane kontör kartı alın ve bize şifrelerini sms'le gönderin. Yoksa başınız derde girebilir. (Bunun bir de "resmi bir görevlinin karısı ile ilişkiniz tesbit edilmiş" versiyonu var.)

Telefonu alıyorum arkadaşın elinden, ve nazikçe:

-Merhaba beyfendi aradığınız süre zarfında (15dk) "aran-kazan" servisinden bize kazandırdığınız kontörler için teşekkür ederiz. İstediğiniz kontörleri yarım saat içinde hazırlarız. Ancak bacınızı gönderirseniz elden teslim etmek isteriz. (karşı tarafta bir an sessizlik.. ve artık bağırmaya başlıyorum)

-Yok, yok sen kendin gel a.q çocuğu, bacının günahı ne, bi xmediğim senin gibi ...bneler kalmıştı. seni a.q pzv...gi seni.
Telefon "Çaaatt!" diye kapanıyor.
Müteakip aramalarımızda da çalıyor ama, telefonu açan yok...

not: * argo ayarım düştü biraz özür dilerim aziz okuyucu...

Bir telefon geliyor komşuma, o da koşarak bana geliyor. Numarasını buraya da yazardım ama hadi yazmim, nasıl olsa durmadan değiştiriyorlar onun, bunun öptükleri...

-Beyfendi hakkınızda şikayet var, telefonlarınız dinlenmiş. Ergenekon terör örgütü üyesiymişsiniz. Yarın gözaltına alınabilirsiniz...

Komşu telefonu handsfree'ye alıyor. Merakla dinliyoruz muhabbet nereye varacak. Fonda polis telsizleri, hararetli konuşmalar. Herşey iyi kurgulanmış. Geçenlerde bir emekli öğretmen abiye de yapmışlar aynı numarayı. Garibim sanal x maceralarından olsa gerek, tırsıp ödeme bile yapmış. Biraz da bu yüzden sürpriz olmuyor bize.

Hemen arkadaşla işaretleştik, dışarı çıkıp 155'i aradım:

-Polis bey, böyle böyle diyerek arkadaşımı arayan biri var, şu an telefonda oyalıyoruz. Hakkında nasıl bir işlem yapabilirsiniz?
-Aman kontör göndermeyin, kapatın telefonu.

-Kontür meselesi değil. Bizde adamın numarası var ve oyalıyoruz. Yerini tesbit etmeniz mümkün mü? (24'ü çok izlersen beklentin bu oluyor haliyle)
-Yer tesbiti çok zor da, numarasından buluyoruz ama hat yaşı 18'i tutmayan rastgele öğrenci kimlikleri üzerine çıkıyor.

-Nası yani, neticede bu telefonu biri kullanıyor, kullanan bulunamaz mı?
-İşte öyle yani, gerçek suçluya ulaşamıyoruz malesef. Küfredip, kapatın telefonu ve sakın kontör, montör göndermeyin.

-Benim kontör göndermem önemli değil de, siz bir şey yapmayacak mısınız?
-Malesef, vatandaşı uyarmak dışında bir şey yapamıyoruz.
-Teşekkür ederim, biz kendi çapımızda birşeyler yapalım o zaman.

Cep telefonunda arayan kişi yine konuşmaya devam ediyor:

-Şu arkadaşınızın çapraz sorgusunda (muhtemelen kontör almayı başarabildikleri, tanıyor olabileceğimizi düşündükleri birkaç isim sayarak şanslarını deniyorlar) ve telefon dinlemelerinde adınız geçmiş. Gidin 250 şer'lik 50 tane kontör kartı alın ve bize şifrelerini sms'le gönderin. Yoksa başınız derde girebilir. (Bunun bir de "resmi bir görevlinin karısı ile ilişkiniz tesbit edilmiş" versiyonu var.)

Telefonu alıyorum arkadaşın elinden, ve nazikçe:

-Merhaba beyfendi aradığınız süre zarfında (15dk) "aran-kazan" servisinden bize kazandırdığınız kontörler için teşekkür ederiz. İstediğiniz kontörleri yarım saat içinde hazırlarız. Ancak bacınızı gönderirseniz elden teslim etmek isteriz. (karşı tarafta bir an sessizlik.. ve artık bağırmaya başlıyorum)

-Yok, yok sen kendin gel a.q çocuğu, bacının günahı ne, bi xmediğim senin gibi ...bneler kalmıştı. seni a.q pzv...gi seni.
Telefon "Çaaatt!" diye kapanıyor.
Müteakip aramalarımızda da çalıyor ama, telefonu açan yok...

not: * argo ayarım düştü biraz özür dilerim aziz okuyucu...

Ölsen gömenin olmaz, ama

Hiç yorum yok:

Sanal dünya işte...
gerçeğe yakın ilişkiler var gibi görünse de, burada güzel dostluklar kurulsa da ölsen gömenin olmaz, evinde kokar gidersin. Ama versen gömenin olur, bilmem kaç km öteden uçağa binip uçarak gelen de çıkar, ilk otobüse atlayıp inip, binen de.

Öldüğünde belki bir kaç blooger dost arkandan iyi şeyler yazar, yorum yapar, üzülür haberi olursa. Belki de ağlar, ama hepsi o kadar. Şayet, neşeli ve komik biriysen işi abartıp bloglarında bayrakları yarıya indirirler, çıplak karı, kız resmi koymazlar üç beş post. İşi çok abartan siyah kurdela takar sidebara, bir dakika da klavye başına geçmeden önce saygı duruşunda bulunur. Sana en kıyak çekecek olan ise dini inancına göre ya stavroz çıkarır , yada 3 kulhu bi fatiha okur arkandan.

Sonra unutulur gidersin, her sanal fani gibi. Reelde neler ve kimler unutulmadı ki sen unutulmayasın. Bi İbram abimiz vardı fırtına gibi, geldi geçti derler. Rahmetli de sallardı ama son damla hep damlardı derler...
(bi dost: abi diye diye beni bu abi moduna sen soktun kahrolma e mi - melankolik bi ihtiyara çevirdin - kolumu kanadımı kırdın - gençlik hayallarimi yıktın. alacağın olsun - saçı uzun aklı kısa, eksik etek seni - Allah cezanı verecek görcen sen;)

Gerçi ölmene de gerek yok 3 ay post yazma başına gelecek olan çok da farklı bir şey değil. Unutulmak ve kaybolup gitmek. Ha, bazen tam aksine (öyle zamanlar olur ki) sen de unutulmak istersin, araziye uyup kaybolmak istersin ama bu kez de bu mümkün olmaz, her yerde linkini görürsün aylar geçse de. Tası tarağı toplamak da kâr etmez böyle durumlarda, google search zaten yazılarından sülaleni bellemiş, şecereni tutmuştur çoktan.

Yine de daha güzel şeyler de olur ender de olsa bu diyarlarda.
Birinin elini tutmuşsan buna da burası (the NET) vesile olmuşsa, sevmişsen hakikatten ve o da sevmişse o zaman olay başkalaşır. Dost olarak, arkadaş olarak sevsen de başkalaşır ama hani ola ki, sevgiliyseniz (olabilenleri var galiba) olay daha da bir şirinleşip, güzelleşebilir...

Sanalın gerçeğe taşındığı ortamlar tüm risklerine, tehlikelerine rağmen güzellikler de barındırır içinde. Bütün sürprizlere ve risklere açık olmasına rağmen, iyidir insan tanımak, tanımaya çalışmak. Merakını gidermek, öğrenmek; hayalinden, sanalından çıkıp gerçeğine dokunabilmek insanların...

İyidir, iyidir...
Yoksa elin oğlu Mars'tan (2 ters 1 düz değil de) "ben dostum dünyalı" demek için onca yolu niye gelsin?

Sanal dünya işte...
gerçeğe yakın ilişkiler var gibi görünse de, burada güzel dostluklar kurulsa da ölsen gömenin olmaz, evinde kokar gidersin. Ama versen gömenin olur, bilmem kaç km öteden uçağa binip uçarak gelen de çıkar, ilk otobüse atlayıp inip, binen de.

Öldüğünde belki bir kaç blooger dost arkandan iyi şeyler yazar, yorum yapar, üzülür haberi olursa. Belki de ağlar, ama hepsi o kadar. Şayet, neşeli ve komik biriysen işi abartıp bloglarında bayrakları yarıya indirirler, çıplak karı, kız resmi koymazlar üç beş post. İşi çok abartan siyah kurdela takar sidebara, bir dakika da klavye başına geçmeden önce saygı duruşunda bulunur. Sana en kıyak çekecek olan ise dini inancına göre ya stavroz çıkarır , yada 3 kulhu bi fatiha okur arkandan.

Sonra unutulur gidersin, her sanal fani gibi. Reelde neler ve kimler unutulmadı ki sen unutulmayasın. Bi İbram abimiz vardı fırtına gibi, geldi geçti derler. Rahmetli de sallardı ama son damla hep damlardı derler...
(bi dost: abi diye diye beni bu abi moduna sen soktun kahrolma e mi - melankolik bi ihtiyara çevirdin - kolumu kanadımı kırdın - gençlik hayallarimi yıktın. alacağın olsun - saçı uzun aklı kısa, eksik etek seni - Allah cezanı verecek görcen sen;)

Gerçi ölmene de gerek yok 3 ay post yazma başına gelecek olan çok da farklı bir şey değil. Unutulmak ve kaybolup gitmek. Ha, bazen tam aksine (öyle zamanlar olur ki) sen de unutulmak istersin, araziye uyup kaybolmak istersin ama bu kez de bu mümkün olmaz, her yerde linkini görürsün aylar geçse de. Tası tarağı toplamak da kâr etmez böyle durumlarda, google search zaten yazılarından sülaleni bellemiş, şecereni tutmuştur çoktan.

Yine de daha güzel şeyler de olur ender de olsa bu diyarlarda.
Birinin elini tutmuşsan buna da burası (the NET) vesile olmuşsa, sevmişsen hakikatten ve o da sevmişse o zaman olay başkalaşır. Dost olarak, arkadaş olarak sevsen de başkalaşır ama hani ola ki, sevgiliyseniz (olabilenleri var galiba) olay daha da bir şirinleşip, güzelleşebilir...

Sanalın gerçeğe taşındığı ortamlar tüm risklerine, tehlikelerine rağmen güzellikler de barındırır içinde. Bütün sürprizlere ve risklere açık olmasına rağmen, iyidir insan tanımak, tanımaya çalışmak. Merakını gidermek, öğrenmek; hayalinden, sanalından çıkıp gerçeğine dokunabilmek insanların...

İyidir, iyidir...
Yoksa elin oğlu Mars'tan (2 ters 1 düz değil de) "ben dostum dünyalı" demek için onca yolu niye gelsin?

İbrahim Ortaç Final Edition-3

Hiç yorum yok:
İnsanoğlu doğar, büyür ve yaşar, ölür. Nasıl öldüğünüz biraz da nasıl yaşadığınızla ilgilidir. Askerlik yapanlar bilir, en ceberut çavuş bile teskere alırken duygusal bir konuşma yapar. Arkadaşlar bazılarınızın kalbini, bazılarınızın burnunu kırmış ,bazılarınızın ölmüş akrabalarının hatırını sormuş olabilirim. Bir kusurumuz varsa affedin, helalleşelim diye.

Ben o kadar da can yakıp, kâlp kırdığımı düşünmüyorum ama hasbelkader eşeklik edip haddimi aştığım, bir şekilde kalbini kırdığım blogger arkadaşlarım varsa yine de kusuruma bakmasınlar. (Hepsi haklarını, hukuklarını ve taktığım borçları, farmville deki itemlerini helal etsinler:)

Şaka bir yana, yazdıklarımızda maksadımız kimseyi incitmek değildir. Burada yazıp, çizen duygularını, düşüncelerini bizlerle paylaşan herkes bence değerlidir. Cinsiyeti, siyasi düşüncesi, tercihleri ne olursa olsun en azından temel bir hürmet ve saygıyı hak eder.

Şimdi son iki ayın değerlendirmesine geçmeden önce yukarıda resmi açıklayayım. Hani sepette pamuk kalmadı İbrahim yazacak bir şey bulamadı, ondan gidiyor diyebilecekler için koydum o resmi. Hâlâ taslakta bekleyen  yazılarım var ama bence İbrahim Ortaç'ın veda etme zamanı gelmişti. Bunu da bilin istedim.

Şu yalan dünyada her şey fani. Kaldı ki Çakma, sanal bir kahramanın ömrü ne olabilirdi? Yine de gidişimden üzüntü duyan dostlarımın hepsinden özür diliyorum. Ama aşağıda görebileceğiniz gibi ölüm bile bir yok oluş, bir ayrılık değildir. Ne diyordu Kayahan "Yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerlerde buluşuruz."


Eveet... Şimdi Kaldığımız noktadan devam edecek olursak:

KASIM

-Kasım ayı yine İbrahim Ortaç'ın anılarını paylaştığı blog yazıları ile geçti. Bu şapşal adamı okumayı seven dostları biraz da nostalji dolu bu yazılardan, Ah ah biz eskiden, su içerdik testiden deme fırsatını yakaladıkları gibi, genç okurlar da Ulan eskiler de amma da malmış diyerek gülümsediler.

-İbrahim Ortaç bu dönemde de rating konularındaki eleştirisel yazılarını sürdürdü. Gerçi kendisinin böyle bir kaygısı olmasa da "yazacak bir kukum bile yok" diye hayıflanmaktan da geri kalmadı.

-Daha önce de kadın bloggerlere hit almak için "küfür ve erkek argosu" kullanma konusunu eleştiren yazılar yazan İbrahim Ortaç "Bu yazı hit alır mı sence?" adlı blogu ile rating alacak konulara ve yazılarda kullanılması gereken usluba daha farklı bir açıdan yaklaştı.

-Kurban bayramında etli, sütlü bir mesaj yayınlamadan önce yine ortalığı kasıp kavuran telif hakları sorununa bu kez kendi yazıları üzerinden vurgu yapan İbrahim Ortaç "Asıl Kara Murat benim" repliği ile bu konuda, kendi dâhil herkesin kulağını ve dikkatini çekmeye çalıştı.

-Kasım Ayının son yazı serisi "yürek bakıcıları" ile çevremizde yaşayan güzel insanlar ve vefakâr, cefakâr dostlara özen göstermemiz, kıymetlerini bilmemiz konusunda bir dizi dikkat çekici yazı yayınladı.

ARALIK

-Aralık ayında yine Cinsel konulardaki yazılara atıf yaparak, "ilk cinsel deneyim" adıyla bir seri yazı yayınlayan İbrahim Ortaç "3 harfli dostlarımız Cinlere" dikkat çektiği bu yazısında başka beklentide olanları hayal kırıklığına uğratırken, "Vardır bir hinlik bu işin altında" diyen dostlar yine haklı çıktılar. (Meraklısına not: Bu yazı serisini 3gün üst üste yayınladıktan sonra, yine 3 harfli dostlarımızın bir tanesi ile müşerref olduk. Demek ki pek adını söylememek lazım bu arkadaşların)

-Özgün olmanın, çılgın ve fırlamalıkla eş anlamlı algılandığı günümüz dünyasını eleştiren bir yazıda "fikrinizi abuk, elinizi çabuk" tutun diyen İbram  kanlı, canlı abuk, subuk fikirlerinden ortaya karışık örnekler sundu. Öyle ki bu örneklerden bazıları gereksiz yere, bazı kulakları çınlattı. Durumdan vazife çıkaranlar, üstüne alınanlar oldu. Bu yüzden İbrahim Ortaç bloguna düştüğü "Bu blog hiç kimse üzerine alınmasın diye, okuyan herkese ithaf edilmiştir." notuna bir kez daha sevindi.

-Canı sıkıldıkça dilinde tespih ettiği can dostu, güzel insan, altın şahsiyet "Siminya"yı yine diline dolayan İbrahim Ortaç Gossip'de "Siminya'nın Kiss me Baby tadındaki LipStickli bulmacasına vurgu ve nazire yapan bir post yayınladı. (Siminya buna çok kızdı, öldürücim seni İpram diyerek saldırdı ve İbram blogu kapatmak zorunda kaldı: P)

-Gerçek hayatta zeki ve çalışkan kadınların sorunlarına vurgu yapan "Kaporta her şeydir" başlıklı yazı ile aptal ama güzel kadınlarla, zeki ama sıradan kadınlar arasındaki ikilem ve çatışmaya vurgu yapan İbrahim Ortaç "Sana noluyo lan İbram?" denilmediği için kendini bahtiyar saydı.

-Kediyi öldüren meraktır, saçı tarayan taraktır düsturundan hareketle Meraklı Kediler için uyarı mahiyetinde "kurcalama kokusu çıkar" başlıklı bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç dost ve arkadaşlarını sırf bu gereksiz merakları yüzünden kaybeden insanların dramına ve insanların doğru söylememek adına, kelimeleri nasıl eğip büktüklerine örnekler vererek vurgular yaptı.

-"Her yer Dallas, herkes Behlül" adıyla toplumsal değişim ve dönüşümümüzü, kayıp ve kazançlarımızı irdeleyen bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç Blog âleminde istemeden tanık olduğu "kimin eli, kimin cebinde durumları" ve İbram üzerinden prim yapma efektlerinden uzak olmak istediğini belirten ifadeler kullandı. Bloggerler arası kız kapmaca mücadelesinde gözü ve yeri olmadığını bu vesile ile ilgililere bir kez daha üstüne basarak vurguladı.

-"Acaba hala aramızda yaşıyorlar mı?" adlı eserinde:), birbirimize kulp takma geleneğimizin ürünü olan, insan topluluklarına yapıştırılıp, yakıştırılmış sıfatlara vurgu yaparak okurlarına "Siz hangi gruba giriyorsunuz?" sorusunu soran İbrahim Ortaç, bir istatistik yapmasa da "zamparalar, dedikoducular ve kız kurularının" blog âleminde daha güçlü ve kalabalık olduğunu gördü.

-"Eşek Saatleri"adlı postu ile son zamanlarda ülkemizde gereksiz yere yaşadığımız, iç çatışma çıkarmaya yönelik provakatif eylemlere kendi özelinden de bir bakış açısı getiren İbrahim Ortaç, kişisel ilişkilerde yaşanan "sabır taşını çatlatma" faaliyetlerinden uzak durulması, haddi aşmamanın gerekliliği konularında kendi özeleştirisini de yaptığı, pek bi sosyal içerikli sözler söyledi.

-Yine eli ayağı rahat durmayıp, nette gördüğü fotoğrafları yorumladığı bir blog daha açan İbrahim Ortaç bunun peşinden istatistikî bir yazı yayınlayarak "En çok ben izleniyorum" diye bazılarına göre hava attı, caka sattı. Ancak asıl vurgulamak istediği, bizi izleyen birilerinin varlığı ve izleyici sayısının değil işlevinin:) önemli olduğunu belirtme düşüncesindeydi.

-Son olarak, yurtdışına akıttığımız paralar ve kökleşmiş geleneklerden olan hediyeleşmenin cılkını çıkardığımız örneklere vurgu yapan İbrahim Ortaç hacı amca ve teyzelere yönelik olarak "çok sevdiği" hurma konusuna vurgu yaparak, israf ekonomisinden uzak durmaları konusunda dine çamur atmadan "Araplara (çinlilere) para yedirmeyin" demeyi başaran ve "hurma getirin" diyen ilk muhalif Türk yazarı oldu :P

-"Piraye yengemiz blogger olsaydı" adlı yazısı ile blog dışı dünyada, sanat dışı alanlarda yaşayan insanlarımıza ve bir sanatçı ile birlikte olmanın zorluklarına vurgu yapan "empati" dolu bu yazıda, değişen, dönüşen insanlığımızın ve medenileşmek adına körelen veya tam aksine deliren kıskançlık dürtülerimizin kontrolü ve karmaşık duygularımız üzerine kısa kısa notlar düştü.

-"Kadınlar soğuktan üşümüyor" adı yazısı ile hemcinslerine kadınları anlamaya yönelik çaba sarf etmelerini de öğütleyen yazarımız aynı zamanda kadınlara moda vb. etkilerle boş yere sağlıklarını tehlikeye atmamaları, en azından üşüyen yerlerini örtmeleri konusunda gizli sosyal bir mesaj verdi. Erkeklere de sevdiklerinizi sarın, kucaklayın, üşütmeyin diye direkt içten tavsiyelerde bulundu.

-Okumakta olduğunuz bu seri ile (Final Edition 1-2-3) okurlarına veda eden İbrahim Ortaç tüm dostlarını sevgi ile selamlıyor, sarıyor sarmalıyor. Hürmetlerini sunuyor ve tüm bloggerlerin yeni yılını canı gönülden kutluyor. Herkese mutluklar diliyor...

-SON-

İnsanoğlu doğar, büyür ve yaşar, ölür. Nasıl öldüğünüz biraz da nasıl yaşadığınızla ilgilidir. Askerlik yapanlar bilir, en ceberut çavuş bile teskere alırken duygusal bir konuşma yapar. Arkadaşlar bazılarınızın kalbini, bazılarınızın burnunu kırmış ,bazılarınızın ölmüş akrabalarının hatırını sormuş olabilirim. Bir kusurumuz varsa affedin, helalleşelim diye.

Ben o kadar da can yakıp, kâlp kırdığımı düşünmüyorum ama hasbelkader eşeklik edip haddimi aştığım, bir şekilde kalbini kırdığım blogger arkadaşlarım varsa yine de kusuruma bakmasınlar. (Hepsi haklarını, hukuklarını ve taktığım borçları, farmville deki itemlerini helal etsinler:)

Şaka bir yana, yazdıklarımızda maksadımız kimseyi incitmek değildir. Burada yazıp, çizen duygularını, düşüncelerini bizlerle paylaşan herkes bence değerlidir. Cinsiyeti, siyasi düşüncesi, tercihleri ne olursa olsun en azından temel bir hürmet ve saygıyı hak eder.

Şimdi son iki ayın değerlendirmesine geçmeden önce yukarıda resmi açıklayayım. Hani sepette pamuk kalmadı İbrahim yazacak bir şey bulamadı, ondan gidiyor diyebilecekler için koydum o resmi. Hâlâ taslakta bekleyen  yazılarım var ama bence İbrahim Ortaç'ın veda etme zamanı gelmişti. Bunu da bilin istedim.

Şu yalan dünyada her şey fani. Kaldı ki Çakma, sanal bir kahramanın ömrü ne olabilirdi? Yine de gidişimden üzüntü duyan dostlarımın hepsinden özür diliyorum. Ama aşağıda görebileceğiniz gibi ölüm bile bir yok oluş, bir ayrılık değildir. Ne diyordu Kayahan "Yolu sevgiden geçen herkesle, bir gün bir yerlerde buluşuruz."


Eveet... Şimdi Kaldığımız noktadan devam edecek olursak:

KASIM

-Kasım ayı yine İbrahim Ortaç'ın anılarını paylaştığı blog yazıları ile geçti. Bu şapşal adamı okumayı seven dostları biraz da nostalji dolu bu yazılardan, Ah ah biz eskiden, su içerdik testiden deme fırsatını yakaladıkları gibi, genç okurlar da Ulan eskiler de amma da malmış diyerek gülümsediler.

-İbrahim Ortaç bu dönemde de rating konularındaki eleştirisel yazılarını sürdürdü. Gerçi kendisinin böyle bir kaygısı olmasa da "yazacak bir kukum bile yok" diye hayıflanmaktan da geri kalmadı.

-Daha önce de kadın bloggerlere hit almak için "küfür ve erkek argosu" kullanma konusunu eleştiren yazılar yazan İbrahim Ortaç "Bu yazı hit alır mı sence?" adlı blogu ile rating alacak konulara ve yazılarda kullanılması gereken usluba daha farklı bir açıdan yaklaştı.

-Kurban bayramında etli, sütlü bir mesaj yayınlamadan önce yine ortalığı kasıp kavuran telif hakları sorununa bu kez kendi yazıları üzerinden vurgu yapan İbrahim Ortaç "Asıl Kara Murat benim" repliği ile bu konuda, kendi dâhil herkesin kulağını ve dikkatini çekmeye çalıştı.

-Kasım Ayının son yazı serisi "yürek bakıcıları" ile çevremizde yaşayan güzel insanlar ve vefakâr, cefakâr dostlara özen göstermemiz, kıymetlerini bilmemiz konusunda bir dizi dikkat çekici yazı yayınladı.

ARALIK

-Aralık ayında yine Cinsel konulardaki yazılara atıf yaparak, "ilk cinsel deneyim" adıyla bir seri yazı yayınlayan İbrahim Ortaç "3 harfli dostlarımız Cinlere" dikkat çektiği bu yazısında başka beklentide olanları hayal kırıklığına uğratırken, "Vardır bir hinlik bu işin altında" diyen dostlar yine haklı çıktılar. (Meraklısına not: Bu yazı serisini 3gün üst üste yayınladıktan sonra, yine 3 harfli dostlarımızın bir tanesi ile müşerref olduk. Demek ki pek adını söylememek lazım bu arkadaşların)

-Özgün olmanın, çılgın ve fırlamalıkla eş anlamlı algılandığı günümüz dünyasını eleştiren bir yazıda "fikrinizi abuk, elinizi çabuk" tutun diyen İbram  kanlı, canlı abuk, subuk fikirlerinden ortaya karışık örnekler sundu. Öyle ki bu örneklerden bazıları gereksiz yere, bazı kulakları çınlattı. Durumdan vazife çıkaranlar, üstüne alınanlar oldu. Bu yüzden İbrahim Ortaç bloguna düştüğü "Bu blog hiç kimse üzerine alınmasın diye, okuyan herkese ithaf edilmiştir." notuna bir kez daha sevindi.

-Canı sıkıldıkça dilinde tespih ettiği can dostu, güzel insan, altın şahsiyet "Siminya"yı yine diline dolayan İbrahim Ortaç Gossip'de "Siminya'nın Kiss me Baby tadındaki LipStickli bulmacasına vurgu ve nazire yapan bir post yayınladı. (Siminya buna çok kızdı, öldürücim seni İpram diyerek saldırdı ve İbram blogu kapatmak zorunda kaldı: P)

-Gerçek hayatta zeki ve çalışkan kadınların sorunlarına vurgu yapan "Kaporta her şeydir" başlıklı yazı ile aptal ama güzel kadınlarla, zeki ama sıradan kadınlar arasındaki ikilem ve çatışmaya vurgu yapan İbrahim Ortaç "Sana noluyo lan İbram?" denilmediği için kendini bahtiyar saydı.

-Kediyi öldüren meraktır, saçı tarayan taraktır düsturundan hareketle Meraklı Kediler için uyarı mahiyetinde "kurcalama kokusu çıkar" başlıklı bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç dost ve arkadaşlarını sırf bu gereksiz merakları yüzünden kaybeden insanların dramına ve insanların doğru söylememek adına, kelimeleri nasıl eğip büktüklerine örnekler vererek vurgular yaptı.

-"Her yer Dallas, herkes Behlül" adıyla toplumsal değişim ve dönüşümümüzü, kayıp ve kazançlarımızı irdeleyen bir yazı yayınlayan İbrahim Ortaç Blog âleminde istemeden tanık olduğu "kimin eli, kimin cebinde durumları" ve İbram üzerinden prim yapma efektlerinden uzak olmak istediğini belirten ifadeler kullandı. Bloggerler arası kız kapmaca mücadelesinde gözü ve yeri olmadığını bu vesile ile ilgililere bir kez daha üstüne basarak vurguladı.

-"Acaba hala aramızda yaşıyorlar mı?" adlı eserinde:), birbirimize kulp takma geleneğimizin ürünü olan, insan topluluklarına yapıştırılıp, yakıştırılmış sıfatlara vurgu yaparak okurlarına "Siz hangi gruba giriyorsunuz?" sorusunu soran İbrahim Ortaç, bir istatistik yapmasa da "zamparalar, dedikoducular ve kız kurularının" blog âleminde daha güçlü ve kalabalık olduğunu gördü.

-"Eşek Saatleri"adlı postu ile son zamanlarda ülkemizde gereksiz yere yaşadığımız, iç çatışma çıkarmaya yönelik provakatif eylemlere kendi özelinden de bir bakış açısı getiren İbrahim Ortaç, kişisel ilişkilerde yaşanan "sabır taşını çatlatma" faaliyetlerinden uzak durulması, haddi aşmamanın gerekliliği konularında kendi özeleştirisini de yaptığı, pek bi sosyal içerikli sözler söyledi.

-Yine eli ayağı rahat durmayıp, nette gördüğü fotoğrafları yorumladığı bir blog daha açan İbrahim Ortaç bunun peşinden istatistikî bir yazı yayınlayarak "En çok ben izleniyorum" diye bazılarına göre hava attı, caka sattı. Ancak asıl vurgulamak istediği, bizi izleyen birilerinin varlığı ve izleyici sayısının değil işlevinin:) önemli olduğunu belirtme düşüncesindeydi.

-Son olarak, yurtdışına akıttığımız paralar ve kökleşmiş geleneklerden olan hediyeleşmenin cılkını çıkardığımız örneklere vurgu yapan İbrahim Ortaç hacı amca ve teyzelere yönelik olarak "çok sevdiği" hurma konusuna vurgu yaparak, israf ekonomisinden uzak durmaları konusunda dine çamur atmadan "Araplara (çinlilere) para yedirmeyin" demeyi başaran ve "hurma getirin" diyen ilk muhalif Türk yazarı oldu :P

-"Piraye yengemiz blogger olsaydı" adlı yazısı ile blog dışı dünyada, sanat dışı alanlarda yaşayan insanlarımıza ve bir sanatçı ile birlikte olmanın zorluklarına vurgu yapan "empati" dolu bu yazıda, değişen, dönüşen insanlığımızın ve medenileşmek adına körelen veya tam aksine deliren kıskançlık dürtülerimizin kontrolü ve karmaşık duygularımız üzerine kısa kısa notlar düştü.

-"Kadınlar soğuktan üşümüyor" adı yazısı ile hemcinslerine kadınları anlamaya yönelik çaba sarf etmelerini de öğütleyen yazarımız aynı zamanda kadınlara moda vb. etkilerle boş yere sağlıklarını tehlikeye atmamaları, en azından üşüyen yerlerini örtmeleri konusunda gizli sosyal bir mesaj verdi. Erkeklere de sevdiklerinizi sarın, kucaklayın, üşütmeyin diye direkt içten tavsiyelerde bulundu.

-Okumakta olduğunuz bu seri ile (Final Edition 1-2-3) okurlarına veda eden İbrahim Ortaç tüm dostlarını sevgi ile selamlıyor, sarıyor sarmalıyor. Hürmetlerini sunuyor ve tüm bloggerlerin yeni yılını canı gönülden kutluyor. Herkese mutluklar diliyor...

-SON-

Assolist kompleksi

Hiç yorum yok:

eskiden de modaydı bu.
hani assolistlerin bi takım gıcık istekleri olur. yapmazsan sahneye çıkmazlar.
Nitekim en son yıldız tilbe gacımız yüzünden ibo show'da bitmişti..

başka alanlarda da yaşamıştık bir dönem bu sıkıntıları:
-Masada içki isterim ben. olmazsa laiklik elden gider...
-Lan bi dur, kim nereye gidiyo? Al şu bi şişe birayı da zıkkımlan.
-Olmaz, viski olmazsa kesin gider...
-Rakı olur mu?
-Olabilir belki, ama en az yarısı gider. Rakı pek çağdaş değil çünkü...

Devlet protokolü ya. illâ isterim. nası olsa yağma Hasan'ın böreği. Keseriz emekli maaşlarına yapılacak zamdan, salarız vergileri biraz daha küçük esnafın üstüne. başka bi arzunuz? misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir atasözü var. boşuna mı söylenmiş kardeşim? Otur zıkkımlan işte.

Benim de canım kızılcık hoşafı çekti. bak! bulmazsanız, kesin bişey elden gider yani.
-İyi hadi bakalım, bulalım size de kızılcık hoşafını İbram bey. Aman o bişey elden gitmesin, elimizde tutalım, kaçırmayalım. Din elden gitmesin diye gülsuyu, hacı yağı ile zemzem de bulunduralım protokolde. Sonra Malatya gitmesin diye kayısı, Amasyalılar küsmesin diye elma, Antalya için muz likörü. İzmire bişi olmasın diye üzüm sirkesi. olmadı ayıboğan ve öküz öldüren şarabı. Ne lan bu?
.......................
İşte bloglarda da durum böyle:
-şöyle 3-5 arkadaş toplandık. sen de yazar mısın bacım?
-Ay bilmem ki, Olmaz. kaprislerdeyim. bi bakim incelim. hayranlarım ne der?
-Abla sen biliyon mu sadece bloogerde yazan kaç Türk kızı var? Paris hiltonun blogger şubesi gibi kasılmasan olmaz mı ikoncanım ablam.
-Olsuuuun, ama siz bana yazarlık teklif ettiniz, demek ki acayip ünlüyüm. Assolistim. benim Pucca'dan neyim eksik, kilom bile fazla.
-Hee di mi? ben de Simi'den daha uzağa şeydebiliyom. Assolistim, komple kompleksim, ablam benim!

eskiden de modaydı bu.
hani assolistlerin bi takım gıcık istekleri olur. yapmazsan sahneye çıkmazlar.
Nitekim en son yıldız tilbe gacımız yüzünden ibo show'da bitmişti..

başka alanlarda da yaşamıştık bir dönem bu sıkıntıları:
-Masada içki isterim ben. olmazsa laiklik elden gider...
-Lan bi dur, kim nereye gidiyo? Al şu bi şişe birayı da zıkkımlan.
-Olmaz, viski olmazsa kesin gider...
-Rakı olur mu?
-Olabilir belki, ama en az yarısı gider. Rakı pek çağdaş değil çünkü...

Devlet protokolü ya. illâ isterim. nası olsa yağma Hasan'ın böreği. Keseriz emekli maaşlarına yapılacak zamdan, salarız vergileri biraz daha küçük esnafın üstüne. başka bi arzunuz? misafir umduğunu değil bulduğunu yer diye bir atasözü var. boşuna mı söylenmiş kardeşim? Otur zıkkımlan işte.

Benim de canım kızılcık hoşafı çekti. bak! bulmazsanız, kesin bişey elden gider yani.
-İyi hadi bakalım, bulalım size de kızılcık hoşafını İbram bey. Aman o bişey elden gitmesin, elimizde tutalım, kaçırmayalım. Din elden gitmesin diye gülsuyu, hacı yağı ile zemzem de bulunduralım protokolde. Sonra Malatya gitmesin diye kayısı, Amasyalılar küsmesin diye elma, Antalya için muz likörü. İzmire bişi olmasın diye üzüm sirkesi. olmadı ayıboğan ve öküz öldüren şarabı. Ne lan bu?
.......................
İşte bloglarda da durum böyle:
-şöyle 3-5 arkadaş toplandık. sen de yazar mısın bacım?
-Ay bilmem ki, Olmaz. kaprislerdeyim. bi bakim incelim. hayranlarım ne der?
-Abla sen biliyon mu sadece bloogerde yazan kaç Türk kızı var? Paris hiltonun blogger şubesi gibi kasılmasan olmaz mı ikoncanım ablam.
-Olsuuuun, ama siz bana yazarlık teklif ettiniz, demek ki acayip ünlüyüm. Assolistim. benim Pucca'dan neyim eksik, kilom bile fazla.
-Hee di mi? ben de Simi'den daha uzağa şeydebiliyom. Assolistim, komple kompleksim, ablam benim!