* Günün Yazısı :

Ezan sesini duydu, müslüman oldu

6 yorum:

İyi günler sevgili blogseverler. Bir ezan sesini duydu, Müslüman oldu haber bülteni ile daha birlikteyiz. Bu haftanın şanslı Celebrity'si geçenlerde ülkemize gelip, zil zurna sarhoş sokağa işerken Paparazzi flashları patlayınca, donuna işeyen ünlü Hollywood aktörü bilmem kim...

Büyük ihtimalle ezan sesini duyup Müslüman olan bu şahıs, ileride ülkemize "bilmem kim hoca efendi" olarak saçlı sakallı gelmiş olacağından bugünlerin kıymetini bilin ve geç kalmadan hikmet dolu elini öpüp, yanağından bir makas almayı ihmal etmeyin.


Biz Müslümanlar bir garip olduk. Sanırım teknoloji ve güç yarışında bir kaç adım geri düştükten sonra, 19un esrarı, ezanın hikmeti, bal peteğindeki Allah yazısı gibi şeylerle avunur olduk. Allah (c.c) insanı yaratılmışların en şereflisi kıldığı gibi, Müslümanlar da seçilmiş bir topluluktur. Ancak Müslümanların olması gereken özellikleri içinde  her gördüğünden medet ummak değil, çalışmak, ilim öğrenmek ve başarılı olmak önde gelir.

Kimsenin imanını sorgulama lüksümüz yok. Hoş gelsinler, güzel ezanları dinlesinler ve Müslüman olsunlar. Ancak merkezi sisteme geçti geçeli diyanet işlerinin müezzinlerin ezan okumayı unuttuğundan şikâyet etmesi bir yana, o
patlak hoparlör cızırtıları ve kulak tırmalayan ses sistemlerini nereye koyacağız. 


Yani ülkenin birçok kısmında hala Müslümanlar bile "tenekeden çıkan ezan sesinden" rahatsız olup sesini çıkaramazken, çişini tutamayan Hollywood oyuncuların büyük ihtimal Sultan Ahmet'deki ezan sesinden Müslüman olmaları tabi ki takdire şayan bir şey.

Hikmetinden sual olunmaz ama, mevlam hepimize akıl fikir vermiş, görünen köy ortada. Hatta Osmanlı'da sesi çirkin bir müezzinin bizzat padişahça ödüllendirilip kovulduğuna dair bir fıkra vardır. Meraklısına anlatabilirim.
Diyanet işleri başkanlığının son dönemde müezzinlere yönelik musiki bilgisi eğitimleri vermesi tabi ki güzel bir şey. Nitekim Hafız Burhan diye bir gerçeğimiz varken, Bülbül hoca, Kani Karaca gerçeği varken müezzinlerimizin güzel ezan okuması neden mümkün olmasın, ki oluyor da.
 

Ancak hoparlör cızırtısını kesemezseniz o iş hallolmaz. Lütfen camilere avize almak için yarışan ve bundan sevap bekleyen hayırsever cami derneği temsilcilerine "
ses sistemi en iyisinden olsun" diye bir ricada bulunun. Belki "Teee minarenin üstünde kim görecek o hoparlörü" avize şıkır şıkır diyenler de olabilir ama siz görünmeyen ibadetlerin daha sevap olduğundan dem vurup işi bağlayabilirsiniz.

Yoksa biz çok daha "E
ndülüs işgal edilirken, Meleklerin cinsiyetini tartışan ulemalar gibi" uzaya gidince kıbleyi nasıl bulacağız muhabbeti yaparken kendimizi "Nail Armstrong Hoca efendi" ayda ezan sesini duydu diye kandırır dururuz. 

Burnumuzun dibinde Müslümanların kulakları tırmalanır, ibadet ehli olmayanların gürültü şikâyetlerini bile "vay zındık, bre kâfir" diye kızarak karşılarken, elin Amerika'lısının ezan duyup Müslüman olması umudu ile avunur, dururuz... 


Hamiş:
Bu bir ezan eleştirisi değil, Hoparlör eleştirisidir. Doğru sözü yanlış gözle okuyup, borazan çalabilecek olanlara duyurulur...

İyi günler sevgili blogseverler. Bir ezan sesini duydu, Müslüman oldu haber bülteni ile daha birlikteyiz. Bu haftanın şanslı Celebrity'si geçenlerde ülkemize gelip, zil zurna sarhoş sokağa işerken Paparazzi flashları patlayınca, donuna işeyen ünlü Hollywood aktörü bilmem kim...

Büyük ihtimalle ezan sesini duyup Müslüman olan bu şahıs, ileride ülkemize "bilmem kim hoca efendi" olarak saçlı sakallı gelmiş olacağından bugünlerin kıymetini bilin ve geç kalmadan hikmet dolu elini öpüp, yanağından bir makas almayı ihmal etmeyin.


Biz Müslümanlar bir garip olduk. Sanırım teknoloji ve güç yarışında bir kaç adım geri düştükten sonra, 19un esrarı, ezanın hikmeti, bal peteğindeki Allah yazısı gibi şeylerle avunur olduk. Allah (c.c) insanı yaratılmışların en şereflisi kıldığı gibi, Müslümanlar da seçilmiş bir topluluktur. Ancak Müslümanların olması gereken özellikleri içinde  her gördüğünden medet ummak değil, çalışmak, ilim öğrenmek ve başarılı olmak önde gelir.

Kimsenin imanını sorgulama lüksümüz yok. Hoş gelsinler, güzel ezanları dinlesinler ve Müslüman olsunlar. Ancak merkezi sisteme geçti geçeli diyanet işlerinin müezzinlerin ezan okumayı unuttuğundan şikâyet etmesi bir yana, o
patlak hoparlör cızırtıları ve kulak tırmalayan ses sistemlerini nereye koyacağız. 


Yani ülkenin birçok kısmında hala Müslümanlar bile "tenekeden çıkan ezan sesinden" rahatsız olup sesini çıkaramazken, çişini tutamayan Hollywood oyuncuların büyük ihtimal Sultan Ahmet'deki ezan sesinden Müslüman olmaları tabi ki takdire şayan bir şey.

Hikmetinden sual olunmaz ama, mevlam hepimize akıl fikir vermiş, görünen köy ortada. Hatta Osmanlı'da sesi çirkin bir müezzinin bizzat padişahça ödüllendirilip kovulduğuna dair bir fıkra vardır. Meraklısına anlatabilirim.
Diyanet işleri başkanlığının son dönemde müezzinlere yönelik musiki bilgisi eğitimleri vermesi tabi ki güzel bir şey. Nitekim Hafız Burhan diye bir gerçeğimiz varken, Bülbül hoca, Kani Karaca gerçeği varken müezzinlerimizin güzel ezan okuması neden mümkün olmasın, ki oluyor da.
 

Ancak hoparlör cızırtısını kesemezseniz o iş hallolmaz. Lütfen camilere avize almak için yarışan ve bundan sevap bekleyen hayırsever cami derneği temsilcilerine "
ses sistemi en iyisinden olsun" diye bir ricada bulunun. Belki "Teee minarenin üstünde kim görecek o hoparlörü" avize şıkır şıkır diyenler de olabilir ama siz görünmeyen ibadetlerin daha sevap olduğundan dem vurup işi bağlayabilirsiniz.

Yoksa biz çok daha "E
ndülüs işgal edilirken, Meleklerin cinsiyetini tartışan ulemalar gibi" uzaya gidince kıbleyi nasıl bulacağız muhabbeti yaparken kendimizi "Nail Armstrong Hoca efendi" ayda ezan sesini duydu diye kandırır dururuz. 

Burnumuzun dibinde Müslümanların kulakları tırmalanır, ibadet ehli olmayanların gürültü şikâyetlerini bile "vay zındık, bre kâfir" diye kızarak karşılarken, elin Amerika'lısının ezan duyup Müslüman olması umudu ile avunur, dururuz... 


Hamiş:
Bu bir ezan eleştirisi değil, Hoparlör eleştirisidir. Doğru sözü yanlış gözle okuyup, borazan çalabilecek olanlara duyurulur...

Neden zil takıp oynamıyorum

1 yorum:

Bazı arkadaşlar son gelişmeler üzerine zil takıp oynamadığım için tutumumu eleştiriyorlar. Tek tek anlatmaktan bıktığım için özetle düşüncelerimi ifade edeyim.

1- Temelde bırakın tutukluluğu suçluların bile "hapis" yöntemi ile cezalandırılması geride kalanlar için hayatın çekilmez olması demektir. O yüzden prensip olarak sıradan vatandaşlar için bile yargılamaların tutuksuz olması gerektiğini düşünenlerdenim.

2- Bir ülkenin en üst düzey subaylarının bir takıp darbe girişimlerinde adının olması hoş değildir ve darbeyi kim yapar, yapmaya niyetlenirse yasalar yakasına yapışmalıdır ancak kantarın topuzunun kaçtığı ve işin bir kin davasına döndüğü görüntüsü hoş olmuyor ve yöneticilerimizin dediği gibi bir ülkenin eski G.Kurmay başkanının tutuklanması "zil takıp oynanacak birşey değildir"

3- Toplumda kutuplaşma ve gerginlik iyi birşey değildir. Başka ülkelerin geçmişine bakarsak, kendi uçaklarını imha eden, tanklarını bozan ülkelerin kolayca işgale uğrayıp "demokratikleştirildiklerini" birbirine düşen halkın ve askeri güçlerin sonunda ülkenin bölünmesine sebep olduğunu görebiliriz.

4- Kin ve öç alma hisleri yönetim kademelerinde bulunmaz. Devlette devamlılık esastır sözü en azından iyi giden şeyler için gereklidir. Bugüne kadar böyleydi, şimdi sıra bizde gibi bir anlayış, "aptalca sevinmeler" ve haddini aşan söylemler sıradan vatandaşlarca sergilenmiş bile olsa tehlikelidir. Dünün mağdurları, bugünün mağrurları gibi davranmamalıdır. Keser döner sap döner sözündeki keser; her zaman tek tur dönen bir şey değildir.

5- Sürüp giden bir terör ve sonucunda yitirilen canlar konusunda sıradan vatandaşlar olarak bizlerin de düşünmemiz gereken şeyler vardır. Özellikle yiten her "can'ın" ateş düşen bir ocağı, ağlayan anaları ve dağlanan yürekleri beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Son olarak elim bir "kaza" neticesi kaybedilen 35 vatandaşımız'a "kaçakçıydılar zaten" diyerek "oh olmuş denilemeyeceği gibi" diğer taraftan "birgün sıra bize de gelecek" tarzı faşist yaklaşımlar sadece kin ve nefretten beslenenlerin işine yarar.

6- Demokrasi hepimize gereklidir ve kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de istemedikçe "kamil insan" olmamız mümkün değildir. Aslolan güç ve yetki elindeyken insanlara adaletli, iyi niyetli davranabilmektir. Onların haklarını da kendi hakları gibi savunabilmek gerekir. Bu yüzden ezilmişlik ve mağdurluk hissi ile son yaşanan gelişmeler karşısında ne kin ve nefret kusmak ne de zil takıp oynamak bence doğru birşey değildir. Saygılarımla.

Bazı arkadaşlar son gelişmeler üzerine zil takıp oynamadığım için tutumumu eleştiriyorlar. Tek tek anlatmaktan bıktığım için özetle düşüncelerimi ifade edeyim.

1- Temelde bırakın tutukluluğu suçluların bile "hapis" yöntemi ile cezalandırılması geride kalanlar için hayatın çekilmez olması demektir. O yüzden prensip olarak sıradan vatandaşlar için bile yargılamaların tutuksuz olması gerektiğini düşünenlerdenim.

2- Bir ülkenin en üst düzey subaylarının bir takıp darbe girişimlerinde adının olması hoş değildir ve darbeyi kim yapar, yapmaya niyetlenirse yasalar yakasına yapışmalıdır ancak kantarın topuzunun kaçtığı ve işin bir kin davasına döndüğü görüntüsü hoş olmuyor ve yöneticilerimizin dediği gibi bir ülkenin eski G.Kurmay başkanının tutuklanması "zil takıp oynanacak birşey değildir"

3- Toplumda kutuplaşma ve gerginlik iyi birşey değildir. Başka ülkelerin geçmişine bakarsak, kendi uçaklarını imha eden, tanklarını bozan ülkelerin kolayca işgale uğrayıp "demokratikleştirildiklerini" birbirine düşen halkın ve askeri güçlerin sonunda ülkenin bölünmesine sebep olduğunu görebiliriz.

4- Kin ve öç alma hisleri yönetim kademelerinde bulunmaz. Devlette devamlılık esastır sözü en azından iyi giden şeyler için gereklidir. Bugüne kadar böyleydi, şimdi sıra bizde gibi bir anlayış, "aptalca sevinmeler" ve haddini aşan söylemler sıradan vatandaşlarca sergilenmiş bile olsa tehlikelidir. Dünün mağdurları, bugünün mağrurları gibi davranmamalıdır. Keser döner sap döner sözündeki keser; her zaman tek tur dönen bir şey değildir.

5- Sürüp giden bir terör ve sonucunda yitirilen canlar konusunda sıradan vatandaşlar olarak bizlerin de düşünmemiz gereken şeyler vardır. Özellikle yiten her "can'ın" ateş düşen bir ocağı, ağlayan anaları ve dağlanan yürekleri beraberinde getirdiğini unutmamak gerekir. Son olarak elim bir "kaza" neticesi kaybedilen 35 vatandaşımız'a "kaçakçıydılar zaten" diyerek "oh olmuş denilemeyeceği gibi" diğer taraftan "birgün sıra bize de gelecek" tarzı faşist yaklaşımlar sadece kin ve nefretten beslenenlerin işine yarar.

6- Demokrasi hepimize gereklidir ve kendimiz için istediğimiz hakları başkaları için de istemedikçe "kamil insan" olmamız mümkün değildir. Aslolan güç ve yetki elindeyken insanlara adaletli, iyi niyetli davranabilmektir. Onların haklarını da kendi hakları gibi savunabilmek gerekir. Bu yüzden ezilmişlik ve mağdurluk hissi ile son yaşanan gelişmeler karşısında ne kin ve nefret kusmak ne de zil takıp oynamak bence doğru birşey değildir. Saygılarımla.

İstenmeyen kıllar, tüyler, şeyler

2 yorum:
İstenmeyen tüy diye birşey var hepimizin aklında, bu yüzden tarih boyunca "çam sakızı" çoban armağanı diye küçümsenirken, çobanın aklının fikrinin "pürüzsüz bacaklar"da olduğu hep unutulmuş. Oysa eskiler işi biliyormuş ama olay o zamanlar bir sektör haline dönmemiş. Onu kapitalizm becermiş, herşeyimizi becerebildiği gibi.

"Karınca yumurtası" da yumurta gibi bir cilt için olmazsa olmazdanmış eskiden. Bu yüzden herkes neyine hayran olmuştur bilemem ama ben "Zeyna"nın o devirde bile bu kadar pürüzsüz bacaklara sahip olmasını hep takdir etmişimdir. Ancak anlamadığım birşey "Romalı askerlerin" de tüysüz bacaklara sahip olması. Nedense erkek milletinde tüysüz bacak olabileceğini almıyor insanın aklı.

Nitekim bazı aktristlerin sanat uğruna "soyunurum da sevişirim de" diyerek vurguladıkları sanat aşkına kapılan aktörlerin de gerekirse "kadın rolüne de girer, tüylerimi tavuk gibi de yolarım" diyebilmeleri pek de gurur verici. Şahsen ben bir tek "istenen tüyüme" elletmem. Ancak bazı insanların burnunda, kulağında ve yanağında biten tüyleri yolmak da çok hoşuma gider

Bu istenmeyen tüy olayına bizim bakışımızla Avrupa'lıların bakışı da farklı. Bizim Türk'lüğün gururu haline getirdiğimiz "bıyık" Avrupa'da istenmeyen tüy kategorisine girerken, mazallah "koltuk altı ile etek arası" istenen tüy kategorisine alınmış çoktan. Sonra "el şeyine" hayran olmayı ilke edinmiş bazı arkadaşlar "Avrupa'da öyle mi" adamlar, günde en az 2 kere duş alıyor,  kardeşim bik bik bik diye kafamızı ütülüyor. Ben şahsen kıçını yıkamayıp peçeteye silen adamın kaç kere duş aldığı ile ilgilenmem. Etek ya da koltuk altı tüyünü matah gibi uzatan adam ya da kadının ter kokusunu bastıracak parfümü de tanımıyorum.

Kapitalist mantık herşeyden para kazanmayı iyi beceriyor. Epilasyon pazarı kadının yüzünden, bacaklarına ordan kolundaki tüye kadar yolarken, kasıklarında tüy bitmeyen hatunlar için "çakma yada takma kasık tüyü" satılıyor. Yani kolundaki tüyü yoldurmaya da para veriyorsun, kasıklarına tüy kondurmaya da. Maksat para veresin, daha çok tüketesin. Cübbeli'nin dediği gibi "günaha girmek için bi hayli masraf etmek gerek, içki para, kumar para, fuhuş para, abdest namaz ise bedava" Promosyana bak:)

Şimdi bu yazı uzar gider de, sizde belli bir yerden sonrasını zaten  okumazsınız. O yüzden istenmeyen haller, istenmeyen huylar ve istenmeyen şeyleri de gelecek yazıya bırakmak lazım. Okursunuz umarım, okursunuz değil mi? Yoksa bu yazıyı da istenmeyen tüy kabilinden "eften, püften bir yazı" diye bakar geçer misiniz?

Hamiş: Şimdi bu notu aslında yazının içinde bir yerlere yedirmem lazım ama siz araya kaynak yaptım varsayın. Şahsen beni kan tutuyor ve tavuk gibi yeni yolunmuş, dipleri kan kırmızısı olmuş, hatta bazı yerleri de alınamamış kadın bacaklarına bakamıyorum. Gerçi mevsim yaz değil ama böyle bacaklarını yolup da "alem biraz tüysüz bacak görsün" diye sokağa çorapsız çıkan ablalalar bizi de düşünüp pantalon neyim giyseler diyorum.
İstenmeyen tüy diye birşey var hepimizin aklında, bu yüzden tarih boyunca "çam sakızı" çoban armağanı diye küçümsenirken, çobanın aklının fikrinin "pürüzsüz bacaklar"da olduğu hep unutulmuş. Oysa eskiler işi biliyormuş ama olay o zamanlar bir sektör haline dönmemiş. Onu kapitalizm becermiş, herşeyimizi becerebildiği gibi.

"Karınca yumurtası" da yumurta gibi bir cilt için olmazsa olmazdanmış eskiden. Bu yüzden herkes neyine hayran olmuştur bilemem ama ben "Zeyna"nın o devirde bile bu kadar pürüzsüz bacaklara sahip olmasını hep takdir etmişimdir. Ancak anlamadığım birşey "Romalı askerlerin" de tüysüz bacaklara sahip olması. Nedense erkek milletinde tüysüz bacak olabileceğini almıyor insanın aklı.

Nitekim bazı aktristlerin sanat uğruna "soyunurum da sevişirim de" diyerek vurguladıkları sanat aşkına kapılan aktörlerin de gerekirse "kadın rolüne de girer, tüylerimi tavuk gibi de yolarım" diyebilmeleri pek de gurur verici. Şahsen ben bir tek "istenen tüyüme" elletmem. Ancak bazı insanların burnunda, kulağında ve yanağında biten tüyleri yolmak da çok hoşuma gider

Bu istenmeyen tüy olayına bizim bakışımızla Avrupa'lıların bakışı da farklı. Bizim Türk'lüğün gururu haline getirdiğimiz "bıyık" Avrupa'da istenmeyen tüy kategorisine girerken, mazallah "koltuk altı ile etek arası" istenen tüy kategorisine alınmış çoktan. Sonra "el şeyine" hayran olmayı ilke edinmiş bazı arkadaşlar "Avrupa'da öyle mi" adamlar, günde en az 2 kere duş alıyor,  kardeşim bik bik bik diye kafamızı ütülüyor. Ben şahsen kıçını yıkamayıp peçeteye silen adamın kaç kere duş aldığı ile ilgilenmem. Etek ya da koltuk altı tüyünü matah gibi uzatan adam ya da kadının ter kokusunu bastıracak parfümü de tanımıyorum.

Kapitalist mantık herşeyden para kazanmayı iyi beceriyor. Epilasyon pazarı kadının yüzünden, bacaklarına ordan kolundaki tüye kadar yolarken, kasıklarında tüy bitmeyen hatunlar için "çakma yada takma kasık tüyü" satılıyor. Yani kolundaki tüyü yoldurmaya da para veriyorsun, kasıklarına tüy kondurmaya da. Maksat para veresin, daha çok tüketesin. Cübbeli'nin dediği gibi "günaha girmek için bi hayli masraf etmek gerek, içki para, kumar para, fuhuş para, abdest namaz ise bedava" Promosyana bak:)

Şimdi bu yazı uzar gider de, sizde belli bir yerden sonrasını zaten  okumazsınız. O yüzden istenmeyen haller, istenmeyen huylar ve istenmeyen şeyleri de gelecek yazıya bırakmak lazım. Okursunuz umarım, okursunuz değil mi? Yoksa bu yazıyı da istenmeyen tüy kabilinden "eften, püften bir yazı" diye bakar geçer misiniz?

Hamiş: Şimdi bu notu aslında yazının içinde bir yerlere yedirmem lazım ama siz araya kaynak yaptım varsayın. Şahsen beni kan tutuyor ve tavuk gibi yeni yolunmuş, dipleri kan kırmızısı olmuş, hatta bazı yerleri de alınamamış kadın bacaklarına bakamıyorum. Gerçi mevsim yaz değil ama böyle bacaklarını yolup da "alem biraz tüysüz bacak görsün" diye sokağa çorapsız çıkan ablalalar bizi de düşünüp pantalon neyim giyseler diyorum.

2011 yılı internet geyikleri

6 yorum:

Bazı şeyler değişmedi, değişmiyor, ihtimal ki değişmeyecek.

-Facebook, twitter paralı olacakmış.

-3 Mesajımı beğen duvarındayım

-İlişki durumumu beğen...

-Msn var mı, cam var mı?

-Benimkisi 22cm, 21 cm, yok valla aşağısı kurtarmaz

-Ben bunu vaktiyle twitter'de yazdım...

-Kesintisiz 15 kez orgazm garanti ediyorum (yılda mı:)

-Fotoğrafım nasıl çıkmış, beğensenize kıızz

-Hesabımı kapatıcam bir süre gidicem buralardan

-Ergenler beni eklemesin, ekleyenler silsin

-Bak küfredicem, eklemeyin şu guruplara yaaa

-Facebook mafetmiş yine sayfa tasarımını

-Kız canım ya çok fıstık çıkmışın (kızlar arasında)

-Fener şöyle, Gs böyle, oley oley oley

-Tayyip kötü, tu kaka, geliyos gümbür gümbür meydanlardayız

-Kitabım çıktı, imza günümüz, şurda burda

-Harikasın canım sen bakma onlara

-eX sevgilimle çıkan kız da bişeye benzese bari

- @at Starbuck Nişantaşı

-Sakın bu uygulamayı yüklemeyin, firüs var

-Bu ülkede yaşanmaz artık, yobazlar ele geçirdi bla bla..

-Ay şu kedilere bakın. Annesinin kuzusu, minnoşu...

-Panpişiler, saksı, esra,ceyda kardeşler öf, pöf

-Dr. Erol Köse yine kime giydirmiş...

-İlişkisi var, ilişkisi yok, ilişkisi var, ilişkisi yok

-Ay babam facebook'a girmiş...

-Ne anlıyorlar benim adımla hesap açmaya

- A utanmaz resmimi de kullanmış, yuh

-Bu mesajı paylaşmayan beni listesinden çıkarsın

-Beni takip eden 10binlerce kişi..

-Allah'ını seven, peygamberini seven paylaşsın

-Bunu paylaşmayanın bir kişinin çükü düşmüş, birinin dibi tutmuş

-Alın size mim, tepe tepe kullanın:)

Bazı şeyler değişmedi, değişmiyor, ihtimal ki değişmeyecek.

-Facebook, twitter paralı olacakmış.

-3 Mesajımı beğen duvarındayım

-İlişki durumumu beğen...

-Msn var mı, cam var mı?

-Benimkisi 22cm, 21 cm, yok valla aşağısı kurtarmaz

-Ben bunu vaktiyle twitter'de yazdım...

-Kesintisiz 15 kez orgazm garanti ediyorum (yılda mı:)

-Fotoğrafım nasıl çıkmış, beğensenize kıızz

-Hesabımı kapatıcam bir süre gidicem buralardan

-Ergenler beni eklemesin, ekleyenler silsin

-Bak küfredicem, eklemeyin şu guruplara yaaa

-Facebook mafetmiş yine sayfa tasarımını

-Kız canım ya çok fıstık çıkmışın (kızlar arasında)

-Fener şöyle, Gs böyle, oley oley oley

-Tayyip kötü, tu kaka, geliyos gümbür gümbür meydanlardayız

-Kitabım çıktı, imza günümüz, şurda burda

-Harikasın canım sen bakma onlara

-eX sevgilimle çıkan kız da bişeye benzese bari

- @at Starbuck Nişantaşı

-Sakın bu uygulamayı yüklemeyin, firüs var

-Bu ülkede yaşanmaz artık, yobazlar ele geçirdi bla bla..

-Ay şu kedilere bakın. Annesinin kuzusu, minnoşu...

-Panpişiler, saksı, esra,ceyda kardeşler öf, pöf

-Dr. Erol Köse yine kime giydirmiş...

-İlişkisi var, ilişkisi yok, ilişkisi var, ilişkisi yok

-Ay babam facebook'a girmiş...

-Ne anlıyorlar benim adımla hesap açmaya

- A utanmaz resmimi de kullanmış, yuh

-Bu mesajı paylaşmayan beni listesinden çıkarsın

-Beni takip eden 10binlerce kişi..

-Allah'ını seven, peygamberini seven paylaşsın

-Bunu paylaşmayanın bir kişinin çükü düşmüş, birinin dibi tutmuş

-Alın size mim, tepe tepe kullanın:)

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım