* Günün Yazısı :

İlişkiler, yalnızlık ve yalnızlaştırma üzerine



Kalabalıklar içersinde yalnız kalmak. Günümüz insanın en büyük handikabı. Bir yandan bütün dünyadan haberdar olmak, sokağa çıktığında birbirine sürtünerek yürümek, itiş kakış metroya, metrobüse binmek ama kimseye selam vermeden ipod'una, cep telefonuna veya elindeki kitaba gömülmek.

Aslında çok kültürlü biri olup da sabah akşam kitap okuduğundan bile değil, kitaba saklanmak, içine sığınmak, yalnızlığını gizlemek için kitap okumak. Yalnızlığı gizlemek adına bloglar açmak, sosyal medya fırlaması olmak, onlarca takipçisi, yorumcusu olmak, ama aslında hep yalnız kalmak. Günümüzde medyatik görünen birçok insanın yaşadığı bir duygudur bu.

Siz sosyal medya ünlülerinin birçoğunun etrafındaki kalabalıktan bunaldığını sanırsınız değil mi? Oysa öyle değil, onlar o kalabalığı özlerler. Bakmayın öyle öf, püf bıktım nefret ettim, yeter yalnız kalmak istiyorum diye  yazdıklarına. Adsız yorumcuların küfürlerine bile muhtaç hissederler kendilerini bazen. Çünkü en yakın arkadaşı ile, bile paylaşabildikleri ortak şeyler yoktur birçoğunun.

Orasını, burasını koyarlar fotoğrafını çekip, mutlu anlarını ölümsüzleştirip, face mesajı, tweet, feed yaparlar. Oysa birçoğu boydan bir resmini paylaşamayacak kadar oturdukları o koltukta göt, göbek büyütmektedir. Yine birçoğu aynı ortamı paylaştıkları insanlarla aynı filme gidemeyecek, aynı diziyi izleyemeyecek, aynı esprilere gülemeyecek ve aynı ince belli bardaktan bir yudum çayı gözgöze içemeyecek kadar yalnızdır.

Bu günümüz insanın şehirleşme ve teknoloji ile birlikte gömüldüğü asosyallik bataklığı ya da farklı bir sosyalleşme türünün tezahürüdür. Bakmayın siz hadi şurada buluşup içelim, burada eğlenelim, canım benim, en sevdiğim arkadaşım muhabbetlerine. O arkadaşların hiç birisi herhangi bir mahalle ya da okul arkadaşınızın, akrabanız, eş dostunuzun yerini tutmaz. Ne kadar iyi insanlar olsak da birbirimizi tanıyacak reel altyapıya ve zamana yeterince sahip değiliz çünkü. Zaten o fırsatı bulanlar için de çoğu zaman büyü çabuk bozulur, iki canciğer arkadaş en ufak bir sorunda birbirlerinin ne mal olduğunu anlarlar.

Öte yandan bir de bu yalnızlığı giderirken yaşayıp birbirimize yaşattığımız bir yalnızlık türü daha var ki; o daha vahim. Bir şekilde tanışıp arkadaş, dost, sevgili olarak birbirine yakınlaşan insanların, sevdikleri insanı kıskanıp onu reel ve sanal çevresinden koparması ile başlayan bu süreç, iki insanın birbirine zaman ayırmakta zorlanması sonucu inanılmaz boyutlarda başka bir yalnızlık hissine yol açar. Hayatı çekilmez hale getirir.

Sevdiğimiz insanı, tanıdığımız çevrede olan biteni bildiğimizden öncelikle oradan koparmaya çalışırız. Msn listesindeki kalabalıklar, karşı cinsten insanların kazara gördüğümüz mesajları, içimizdeki kaybetme korkusu ile birleşir ve biz adeta sevdiğimiz insanın sadece bizimle nefes alıp vermesini isteriz. Farkında olmadığımız bu durum, bize de yaşatılmaya başlayınca hiç de hoş bir şey yapmadığımızı anlasak bile, artık olan olmuş, atı alan Üsküdar'ı geçmiş, iki insan yıpratıcı bir sürecin içine sürüklenmiştir.

Başlarda her iki tarafında hoşuna giden bu durum yüzünden kimse olan bitenin farkına varmaz. Birtek o çevrede benzer olayları daha önce yaşayan, daha önce ağzı sütten yanmış arkadaşlar dışında. Reel dünyada kızlar, sevgililerini hızla kız arkadaşlarının bulunduğu ortamlardan uzaklaştırırlar. Çünkü kız arkadaşları artık sevgililerini ellerinden alabilecek bir rakibe dönüşmüştür onların gözlerinde. Erkekler de bunun bir benzerini kız arkadaşlarının her şeyine karışarak, herşeylerini kısıtlayarak yaparlar.

Bu yalnızlaştırma ve kendimize bağlı, bağımlı hale getirme duygusu, tıpkı bir annenin yaşadığı yalnızlık hissini evladını sürekli kendine muhtaç bir durumda tutması ve farkında olmadan onu hayata hazırlamakta geç kalması sonucunu doğurduğu gibi, ilişkilerde de bir bağımlılık ortamı oluşturur. Kendinize bilerek ve isteyerek bağımlı hale getirdiğiniz kişi, önce derin bir yalnızlığın içine düşer ve  bir müddet sonra da sizi rahatsız etmeye başlar.

Telefonlarınız kontrol edilir, neredeydin, ne yapıyordun, şuraya bunu yazmışsın, burada bunu demişsin. Akşam eve geç gelmişsin, kaçta uyudun ki uyanamadın? şeklinde sürer gider sorular. Farkında olmadan, hatta biraz da hoşunuza giderek önce yalnızlaştırıp, kendinize bağımlı hale getirdiğiniz, ardından farklılıklarını yok edip kendinize benzettiğiniz insan derin bir yalnızlık yaşarken siz belki kısa sürecek yalancı bir bahar havası yaşarsınız.

Öyle ya, bir zamanlar yana yakıla peşinden koştuğunuz biri şimdi sizi düşünmekte, arayıp sormakta, merak etmekte ve kendi dünyasından soyutlanmış, size endeksli bir yaşam sürmektedir. Oysa bu yaptığınız hem kendinize hem de karşınızdaki insana büyük bir kötülüktür. Bunu anladığınızda düzeltmeye çalışmanız ve süreci tersine çevirmeniz de bir hayli zordur.

O yüzden siz siz olun, sevdiklerinizi boğmayın, onları kendinize benzetmeye çalışmayın. Yalnızlaştırıp kendinize bağımlı hale getirmeyin. Aynı şekilde kendinizde karşınızdaki insanı saplantı haline getirip, hayatınızın merkezine yerleştirmeyin. Dışarıda hayat her şekilde devam eder. Sizli ya da sizsiz. Bunu asla unutmayın.

İşin özeti: İnsanların yalnızlık reçetelerindeki gerçek ilaç, sevgiden, önce kendisini, sonra yakın çevresini, giderek büyüyen bir çember etkisi ile sevmesinden geçer. Siz sevmeye çemberin dışından başlar ve karşınızdaki insanın yakın çevresini, arkadaşlarını yok ederseniz ve o merkeze kendinizi koyarsanız, o insanın hayatında oluşan boşluk ve yalnızlık hissini doldurmanız çok zor olabilir.

Siz siz olun, şunu asla unutmayın. İnsanlar zaten yalnız, sevdiklerinizi kıskanacağım, kendime bağlayacağım derken, büsbütün yalnızlaştırmayın...
Bu yazıyı paylaş: :

0 Yorum var:

Yorum Gönder

Buraya yorum yazabilirsiniz. Niye yazmıyorsunuz?

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım