* Günün Yazısı :

İbram yaparsa, alâsını yapar

12 yorum:

İ
nsanın adı çıkmaya görsün. Kötüsü berbat bir şey Allah korusun da iyisi de duruma göre çok da iyi bir şey olmayabiliyor. İşte Amerika'nın 11 Eylül'ü Türkiye'nin 12 Eylül'ü var. Benin neyim eksik di mi? Kimin kızından neyim kısa. The İbrahim Ortach'ın da 12 Ekim'i var bu günden sonra:

Sabah keyifli uyandık. Pazartesi sendromundan eser de yok. Ancak işe gelene kadar. Geldik...
Yine anormal bir durum sayılmaz. Sadece adres şaşıran çaresiz insanların çare türbesi olacağımız bir günmüş...

1- İmam Efendi cemaatle mahkemelik olmuş ama sonrasında affetmiş. Davasını geri çekecekmiş. Dilekçe yazacak printerı arızalıymış, bizimkinde yazmalıymış. E o işlere bakmıyoruz desek de nafile arzuhalcilik de yaptık... İmam efendi giderken özenle masanın üstüne elindeki paralar arasında kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra 50 kuruş yerine 25 kuruş bıraktı. Biz de öğrenmiş olduk kaç paralık adam olduğumuzu...

2- Arkadaş anlaşmalı evlilik yapmış Almanya'da bir bayanla şimdi ayrılmak istiyormuş. Ancak noterden anlaşma evrakı çıkarmak pahalıymış. Mail adresinde kadının gönderdiği evrakın bir print'i alınacakmış. Printer baba türbesi olduk o kesin. Kafelere yönlendirdik "Abi yaparsan sen yaparsın" dedi. Dayanamadık. Yapıcı bir adama çıkmış namımız memlekette.

3- Mühendis arkadaş Autocad dosyasını flash'a alacakmış. İnterneti arızalı imiş. Benim pc'den çektik verdik. İyi de bana ne. İnternet kafe yok mu memlekette. O işi de biz yaptık.

4- Şımarık çocuk dedesini kapmış da gelmiş. Sınıf başkanlığına adaymış. Seçim broşürü dizayn edilecek ve 100 adet basılacakmış. Az dinleyip kırmadan incitmeden bir matbaaya yönlendirdik. Tabi ona da yaparsa İbram yapar demişler. Ne yapıcı adammışım da haberim yokmuş.

5- Servisteki yeni arkadaşlar 2 tane PC’yi onara edeyim derken göçürmüşler. El atmak bize düştü. Yaparsa İbram yapar tabi. Yapalım bakalım ha iki ha on iki ne farkeder.

6- Arkadaşın biri gereksiz yere fiyat politikamız hakkında ipucu vermiş müşteriye. Adam işimizi hafife alıyor ve verdiği parayı çok görüyor. Münasip dille anlattım. Biz yaparsak iyi sini yaparız...

7- İnternetimiz kesintili bağlanmaya başladı. Bir yerde bir cinslik var. Bulacam. Kendi himmete muhtaç dede, âleme himmet ede'yiz ama hala angarya fırtınası sürüyor.

8- Yazıcımız da çalışmadı. Network çuvalladı... Bir bakmak lazım..Onu da yapıver İbram dedi patron. Tabi efendim benden başka kim yapıcak.

9-Kargo'dan gelen ürün 3ncü kez yanlış gönderilmiş. Telefonu ve ağzımı açtım, gözümü yumdum. Yapacağınız işi adam gibi yapın dedim. Herkes ben değil ki tabi.

10- Komşu çiçek saksısı taşırken üstüne su döktüğü laptopumuzdan sonra bugün de bir tanesinin üstüne standını düşürdü. Adamın güneş şemsiyesi Resmen geldi standına çarptı aldığı rüzgârla. Stant sürüklendi bizim dükkâna girdi. Masanın üstündeki laptopun ön kısmına çarptı. Laptop çalışmıyor:(

11- Selamın aleyküm diye biri bağırdı az önce bu saatte. Aklımı aldı kapının önünde. Üstelik sarhoş gibi bir ağız yuvarlaması ile "yazıcı var mı" çocuğun dersini çıkarttıracaktım dedi. Tek kelime "yok" dedim. Allah Allah biri "elektronik sebili" olduğum yalanını yayıyor herhalde sokakta...

12- Biri kız arkadaşının bloğuna yorum yaptım diye beni engellemiş. Nasıl oluyorsa, aman kızlar gözünüzü seveyim. Bana bakmayın benim yârim var. Yorumlarım hoşunuza da gitse sırıtıp gülümsemeyin. Kimsenin tavuğuna kış demiyorum. Rahat olun arkadaşlar. Relax lütfen...

13- Bir ihbar aldım. Her an yine yaptığım bir yorum dolayısıyla hakaretengiz bir mail alabilir mişim. Ne oluyor ya... Teker teker gelin. Hem ben yorum yaparsam da iyisini yaparım.

14- Taksiye atlayıp bir kaç koli malzeme alıp getirdim işyerine. Yolda ihtiyar taksici amca bir kısmını sonra alalım bunlar çok dedi... Şaşkınım taksiye mi çok geldi, Amcaya mı bilmem ama bir kısmını bıraktım diye ikinci kez taksiye ödenecek 8 lira maaşımdan kesilecek. Bunu biliyorum. Taksici amca da en az ben kadar iyi yapıyor.

Hayır, anlamıyorum, en masum halimde bugün bunlar başıma geliyor. Sevgilim diyecek ki: Yine neler yaptın? Yapmadım sevgilim, canım, cicim. Ama o da diyecek ki ;yaparsa İbram yapar diyorlar. Hem ben de biliyorum malımı dicek. Eh pek de yanılmayacak...

Yaaaa! Kurşun döktüreyim diyecem birisi 14lüyü kapıp gelecek diye korkuyorum. Lütfen okuyun bana, üfleyin anacığım. Nazar mı değdi ne. Şu blog dünyasında burç yazanlar, fal bakanlar hangi yükselenim ebesinin hangi burcuna girdi de aksine aksine gidiyor işlerim. Azıcık bir bakın da akıl verin yahu...

Ya sabır hacı, ya sabır! Bunaldım resmen...

.......................................
Hamiş: Her gün aksatmadan gelen hayırcım, bu gece ancak şimdi geldi. Bir ton fırça attım sabah niye gelmedin, aksattın mesai diye. Normal verdiğimin 2 katı hayır verdim kendisine. Ne demişler “bir sadaka bin bela defeder” Eder bence de… Elemterefiş….

İ
nsanın adı çıkmaya görsün. Kötüsü berbat bir şey Allah korusun da iyisi de duruma göre çok da iyi bir şey olmayabiliyor. İşte Amerika'nın 11 Eylül'ü Türkiye'nin 12 Eylül'ü var. Benin neyim eksik di mi? Kimin kızından neyim kısa. The İbrahim Ortach'ın da 12 Ekim'i var bu günden sonra:

Sabah keyifli uyandık. Pazartesi sendromundan eser de yok. Ancak işe gelene kadar. Geldik...
Yine anormal bir durum sayılmaz. Sadece adres şaşıran çaresiz insanların çare türbesi olacağımız bir günmüş...

1- İmam Efendi cemaatle mahkemelik olmuş ama sonrasında affetmiş. Davasını geri çekecekmiş. Dilekçe yazacak printerı arızalıymış, bizimkinde yazmalıymış. E o işlere bakmıyoruz desek de nafile arzuhalcilik de yaptık... İmam efendi giderken özenle masanın üstüne elindeki paralar arasında kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra 50 kuruş yerine 25 kuruş bıraktı. Biz de öğrenmiş olduk kaç paralık adam olduğumuzu...

2- Arkadaş anlaşmalı evlilik yapmış Almanya'da bir bayanla şimdi ayrılmak istiyormuş. Ancak noterden anlaşma evrakı çıkarmak pahalıymış. Mail adresinde kadının gönderdiği evrakın bir print'i alınacakmış. Printer baba türbesi olduk o kesin. Kafelere yönlendirdik "Abi yaparsan sen yaparsın" dedi. Dayanamadık. Yapıcı bir adama çıkmış namımız memlekette.

3- Mühendis arkadaş Autocad dosyasını flash'a alacakmış. İnterneti arızalı imiş. Benim pc'den çektik verdik. İyi de bana ne. İnternet kafe yok mu memlekette. O işi de biz yaptık.

4- Şımarık çocuk dedesini kapmış da gelmiş. Sınıf başkanlığına adaymış. Seçim broşürü dizayn edilecek ve 100 adet basılacakmış. Az dinleyip kırmadan incitmeden bir matbaaya yönlendirdik. Tabi ona da yaparsa İbram yapar demişler. Ne yapıcı adammışım da haberim yokmuş.

5- Servisteki yeni arkadaşlar 2 tane PC’yi onara edeyim derken göçürmüşler. El atmak bize düştü. Yaparsa İbram yapar tabi. Yapalım bakalım ha iki ha on iki ne farkeder.

6- Arkadaşın biri gereksiz yere fiyat politikamız hakkında ipucu vermiş müşteriye. Adam işimizi hafife alıyor ve verdiği parayı çok görüyor. Münasip dille anlattım. Biz yaparsak iyi sini yaparız...

7- İnternetimiz kesintili bağlanmaya başladı. Bir yerde bir cinslik var. Bulacam. Kendi himmete muhtaç dede, âleme himmet ede'yiz ama hala angarya fırtınası sürüyor.

8- Yazıcımız da çalışmadı. Network çuvalladı... Bir bakmak lazım..Onu da yapıver İbram dedi patron. Tabi efendim benden başka kim yapıcak.

9-Kargo'dan gelen ürün 3ncü kez yanlış gönderilmiş. Telefonu ve ağzımı açtım, gözümü yumdum. Yapacağınız işi adam gibi yapın dedim. Herkes ben değil ki tabi.

10- Komşu çiçek saksısı taşırken üstüne su döktüğü laptopumuzdan sonra bugün de bir tanesinin üstüne standını düşürdü. Adamın güneş şemsiyesi Resmen geldi standına çarptı aldığı rüzgârla. Stant sürüklendi bizim dükkâna girdi. Masanın üstündeki laptopun ön kısmına çarptı. Laptop çalışmıyor:(

11- Selamın aleyküm diye biri bağırdı az önce bu saatte. Aklımı aldı kapının önünde. Üstelik sarhoş gibi bir ağız yuvarlaması ile "yazıcı var mı" çocuğun dersini çıkarttıracaktım dedi. Tek kelime "yok" dedim. Allah Allah biri "elektronik sebili" olduğum yalanını yayıyor herhalde sokakta...

12- Biri kız arkadaşının bloğuna yorum yaptım diye beni engellemiş. Nasıl oluyorsa, aman kızlar gözünüzü seveyim. Bana bakmayın benim yârim var. Yorumlarım hoşunuza da gitse sırıtıp gülümsemeyin. Kimsenin tavuğuna kış demiyorum. Rahat olun arkadaşlar. Relax lütfen...

13- Bir ihbar aldım. Her an yine yaptığım bir yorum dolayısıyla hakaretengiz bir mail alabilir mişim. Ne oluyor ya... Teker teker gelin. Hem ben yorum yaparsam da iyisini yaparım.

14- Taksiye atlayıp bir kaç koli malzeme alıp getirdim işyerine. Yolda ihtiyar taksici amca bir kısmını sonra alalım bunlar çok dedi... Şaşkınım taksiye mi çok geldi, Amcaya mı bilmem ama bir kısmını bıraktım diye ikinci kez taksiye ödenecek 8 lira maaşımdan kesilecek. Bunu biliyorum. Taksici amca da en az ben kadar iyi yapıyor.

Hayır, anlamıyorum, en masum halimde bugün bunlar başıma geliyor. Sevgilim diyecek ki: Yine neler yaptın? Yapmadım sevgilim, canım, cicim. Ama o da diyecek ki ;yaparsa İbram yapar diyorlar. Hem ben de biliyorum malımı dicek. Eh pek de yanılmayacak...

Yaaaa! Kurşun döktüreyim diyecem birisi 14lüyü kapıp gelecek diye korkuyorum. Lütfen okuyun bana, üfleyin anacığım. Nazar mı değdi ne. Şu blog dünyasında burç yazanlar, fal bakanlar hangi yükselenim ebesinin hangi burcuna girdi de aksine aksine gidiyor işlerim. Azıcık bir bakın da akıl verin yahu...

Ya sabır hacı, ya sabır! Bunaldım resmen...

.......................................
Hamiş: Her gün aksatmadan gelen hayırcım, bu gece ancak şimdi geldi. Bir ton fırça attım sabah niye gelmedin, aksattın mesai diye. Normal verdiğimin 2 katı hayır verdim kendisine. Ne demişler “bir sadaka bin bela defeder” Eder bence de… Elemterefiş….

Sonunda bu da oldu ya...

2 yorum:

Duygusal bir çocuk olduğumdan ve vaktiyle çok Yeşilçam filmine ablaların yanında beleş gitmişliğimden "sulu göz" bir adamımdır. Duygusal iniş çıkışlarım yıl içerisinde tölere edilebilir seviyelerde seyreder ve genelde baş edebildiğim bir durumdur.

Gençliğimde "Kürkü için öldürülen Foklara, ABD'nin yediği boklara ve zulüm gören halklara" ağlamışlığım var. Bu duygusal durumun "bahar" geldiğinde azdığına veya bir periyoda bağlı olduğuna dair bir his de var içimde. Gerçi rahmetli babam "bizim oğlanın aybaşı tuttu yine" diyerek bunu çok iyi özetlese de bu duygusal iniş çıkışlar sanatçı yüreğimi çok yoruyor son zamanlarda.

Derken bir de buna ufak yollu bir depresyon eklenince olan oldu anlayacağın aziz okuyucu. "Sevgilim beni eskisi kadar sevmiyor'la başlayıp, lan göbekten mi gözükmüyor bu çocuğun başı adlı cinsel kaygı belirtileri içeren klip" ile devam eden süreç sonunda, iyice psikopata bağladım evlerden ırak.

Sabah başka, akşam başka bir ruh hali, karşıdakinin ses tonundan, huyuna suyuna her gün gördüğüm davranışına takma durumları, üşüme, terleme, sıkıntı basması, hafakanlar, korkular, kaygılar, şüpheler de eklenince bir güzel işin boku çıktı.

Erken yatıyorum uykuya doymuyorum. Geç yatıyorum, uyuyasım gelmiyor. Kuruyemişin çıtırına merak sarıp, saçlarıma düşen akları, tararken kelimi gizliyorum. Yeni nesil pop şarkıcılar dinlemeye merak sarıyorum. Hiç olmadığım kadar görünüşümü önemsiyorum ama öte yandan parmağımı oynatasım gelmiyor. Yaptığım işten de, çişten de bir haz almıyorum derken hayırlısıyla "Andropoz'a" girmişiz.

Zaten yaş 40+ lara girince şüphelenmek lazımdı, geç bile kaldı arkadaş. İşin kötüsü ben bu hali anlayana kadar eş, dost, arkadaş, sevgili derken birçok insanın kalbini kırdım geçirdim bu arada. Aferin bana değil mi. E ne bileyim ben, avuç avuç badem yemem gereken bir döneme girdiğimi. Hayırlı olsun.

Şimdi "kimse beni sevmiyor" diyerek triplere giren, selam verene fırça atan abileri daha iyi anlıyorum. Alışacağız ne yapalım. Ölümlü dünya. Yaşamak da yaşlanmak da kader. Saçlar ağarıyor, göbekler büyüyor, boy-lar kısalıyor. Vitamin ve enerji içeceği ihtiyacı baş gösteriyor:)

İşin kötüsü insan sevdiğini üzüyor farkında olmadan. Hele bir de işin sanal boyutu varsa o arkadaşların işi reelden daha zor. Yok, telefona geç cevap verdin diye trip yapmalar, yok Face'de laf sokmalar. Yok, Msn'de gizlenip saklanmalar. Üzüntüler, sıkıntılar, kalp kırmalar, incitmeler...

O dediğimden bende yok ama "amama koyim" :(

Duygusal bir çocuk olduğumdan ve vaktiyle çok Yeşilçam filmine ablaların yanında beleş gitmişliğimden "sulu göz" bir adamımdır. Duygusal iniş çıkışlarım yıl içerisinde tölere edilebilir seviyelerde seyreder ve genelde baş edebildiğim bir durumdur.

Gençliğimde "Kürkü için öldürülen Foklara, ABD'nin yediği boklara ve zulüm gören halklara" ağlamışlığım var. Bu duygusal durumun "bahar" geldiğinde azdığına veya bir periyoda bağlı olduğuna dair bir his de var içimde. Gerçi rahmetli babam "bizim oğlanın aybaşı tuttu yine" diyerek bunu çok iyi özetlese de bu duygusal iniş çıkışlar sanatçı yüreğimi çok yoruyor son zamanlarda.

Derken bir de buna ufak yollu bir depresyon eklenince olan oldu anlayacağın aziz okuyucu. "Sevgilim beni eskisi kadar sevmiyor'la başlayıp, lan göbekten mi gözükmüyor bu çocuğun başı adlı cinsel kaygı belirtileri içeren klip" ile devam eden süreç sonunda, iyice psikopata bağladım evlerden ırak.

Sabah başka, akşam başka bir ruh hali, karşıdakinin ses tonundan, huyuna suyuna her gün gördüğüm davranışına takma durumları, üşüme, terleme, sıkıntı basması, hafakanlar, korkular, kaygılar, şüpheler de eklenince bir güzel işin boku çıktı.

Erken yatıyorum uykuya doymuyorum. Geç yatıyorum, uyuyasım gelmiyor. Kuruyemişin çıtırına merak sarıp, saçlarıma düşen akları, tararken kelimi gizliyorum. Yeni nesil pop şarkıcılar dinlemeye merak sarıyorum. Hiç olmadığım kadar görünüşümü önemsiyorum ama öte yandan parmağımı oynatasım gelmiyor. Yaptığım işten de, çişten de bir haz almıyorum derken hayırlısıyla "Andropoz'a" girmişiz.

Zaten yaş 40+ lara girince şüphelenmek lazımdı, geç bile kaldı arkadaş. İşin kötüsü ben bu hali anlayana kadar eş, dost, arkadaş, sevgili derken birçok insanın kalbini kırdım geçirdim bu arada. Aferin bana değil mi. E ne bileyim ben, avuç avuç badem yemem gereken bir döneme girdiğimi. Hayırlı olsun.

Şimdi "kimse beni sevmiyor" diyerek triplere giren, selam verene fırça atan abileri daha iyi anlıyorum. Alışacağız ne yapalım. Ölümlü dünya. Yaşamak da yaşlanmak da kader. Saçlar ağarıyor, göbekler büyüyor, boy-lar kısalıyor. Vitamin ve enerji içeceği ihtiyacı baş gösteriyor:)

İşin kötüsü insan sevdiğini üzüyor farkında olmadan. Hele bir de işin sanal boyutu varsa o arkadaşların işi reelden daha zor. Yok, telefona geç cevap verdin diye trip yapmalar, yok Face'de laf sokmalar. Yok, Msn'de gizlenip saklanmalar. Üzüntüler, sıkıntılar, kalp kırmalar, incitmeler...

O dediğimden bende yok ama "amama koyim" :(

Homos Kadınus Sapianus Cesitus (Hatun Çeşitleri)

10 yorum:
Dünyaya gelen her âdemoğlu zamanla hatun milletini tanır, bilir.
Kimi anasını, kimi kendisini ağlattığından yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var diyerek belleğinin tasnif bölümünde "kadınus" canlılarını kategorize etmeye başlar.

Gerçi her kadının tipik lafı "beni kategorize etme, beni başkalarıyla kıyaslama" olsa da balık hafızalı erkek canlısının birazcık akıllı olanları aynı yerden defalarca sokulup, zehirlenmemek için bir tasnif memuru, bir kütüphane memuru gibi "kadınus"ları kategorize etmeye devam eder.
Eder ki; ileride başına gelecek şeylerde birazcık daha uyanık olsun. Derdinin dermanını gönlünün fermanını çabucak bulsun. Buyurun sizlere Homos Kadinus Sapianus Cesidus'lar. Hatta çeşit, çeşiduslar.
::::::::::::::::::::::::::::::::
Womenus Bırbırus: Soğuk nevale tarzında tiplerdir. Cold girl'ler, kendini beğenmişlerdir. Bazı salak erkekuslar tarafından aşırı pohpohlandıklarından dünyayı kukularının üzerinde dönüyor zannederler. Burunlarını sürtecek bir âşık bulmadıkları sürecede bu halleri sürer gider. Hatta kendilerini rollerine öyle kaptırırlar ki; bazen âşık olma şansını yakalasalar bile, sadece bu tripleri yüzünden kendilerini kasa kasa, ellerindeki aptal erkekus aşıkus'u da kaçırırlar.

Womenus Cırcırus: Hastalıklı tiplerdir. Dertleri hiç bitmez, baş ağrıları geçmez. Canları isteyince sevişirler. İş yapmayı sevmezler. Şikâyetçidirler. Onları memnun etmek için kendinizi paralarsınız, yine de fayda etmez. Hastalık hastadırlar. Adet dönemleri(niz) zor geçer. "Ben hasta olmak istiyor muyum?" diye cümleler kursalar da, aslında durumlarından hiç de şikâyetçi değillerdir. Dikkatli olunması ve mesafeli durulması gerekli yaratıklardır.

Womenus Dırdırus: Geveze, dedikoducu, kafa eti yiyen, tribik canlılardır. Bir sussa da konuşsak, bir sussa da sevişsek der durursunuz ama nafile. Bir cümleyi havada takla attırıp, defalarca yeni bir şey anlatıyormuş gibi tekrar edebilirler. Dinlemediğinizi anlarlarsa, "ne anlattım ben şimdi, konu neydi?" gibi sorularla canınızdan bezdirebilirler. Soğan yediler de ağızları kokmuyorsa susturmak için, öpüşmeyi tercih edebilirsiniz. Orası size kalmış.

Womenus Fırfırus: Uçarı tiplerdir. Gezmeyi tozmayı severler. Eğlence düşkünüdürler. Masraflı tiplerdir. Hayatınıza anlam ve borç katarlar. Kendilerine ek kart çıkarmaya gelmez. Takıp, takıştırmayı, sürüp sürüştürmeyi ve inadına piyasa vakti muhallebiciye gitmeyi severler. Çocuksu ses tonuyla cıvıldar gibi konuşup, sekerek yürümeye meraklıdırlar. Sakın çarşı pazara birlikte çıkmayın, sizi alışverişten nefret ettirebilirler. Vizyondaki aşk filmlerine gitmeye ve evde pigtail fantezilerine uygundurlar.

Womenus Gırgırus: Her yola gelen neşeli tiplerdir. Onlarla hoş vakit geçirilir. Kendileriyle, bara, pavyona, kanyona ve türkü barlara gidilebilir. Sporun en azından sizin de hoşlanacağınız bir kaç dalına (!) düşkündürler. Aktivisttirler. Hayal gücünüze itiraz etmezler. Fıkra kültürleri geniştir. Erkeklerle sanal, reel sohbetleri yüzünden kıskançlık triplerine girebilirsiniz. Bu konuda relax olabilirseniz birlikte iyi vakit geçirirsiniz. Sizi memnun ederler.

Womenus Hırhırus: Kavgacı tiplerdir. Şirrettirler, baş belasıdırlar ama bu özelliklerini sevgileriyle iyi gizlerler. Sevgili bulana kadar feminist, zengin olana kadar koministtirler. Aşka karşı temkinli dursalar da sevdiler mi fena kaptırırlar, burnunuzdan getirirler. İçlerinde gizli bir "erkekus kıskancus hayvanı" vardır. Ellerinden gelse kıskandıkları zaman sizi dövebilirler. Gereksiz şeylere kafayı takarlar, olmadık konulardan sorun icat ederler. Kavgayla beslenirler. Kafalarında bir tahtanın eksik, değilse de çatlak olduğunu düşünebilirsiniz. Onlara size olan sevgileri yüzünden tahammül etseniz de, kısa zamanda kendilerinden bıktırır, hatta nefret ettirirler. Birlikte olmaya dayanamaz, uzaklaşırsınız.

Womenus Mırmırus: Soba yanında yatan kedi gibidirler. Aslında her kadın arasıra, bazen böyledir. Bu tipler, birlikte bir odaya kapanıp, bir ömür geçirebileceğinizi düşündüğünüz tiplerdir. Soğuk kış günlerinde, hafta sonları için idealdirler. Yumuşacık, pamuk gibidirler. Sıcacık oldukları kadar, sıcaklığınıza muhtaç tiplerdir. Çiçek böcek bir halde,  tavan yapmış bir romantizmi birlikte yaşamak için idealdirler. Uzun süre aynı konumda kalamasalar da bu halleri ile "değme gitsin, tadından yenmez" yaratıklardır.

Womenus Pırpırus: Heyecanlı tiplerdir. Genç yada fiziken ve ruhen genç kalmayı bir şekilde başarmış canlılardır. Uçarı gözükürler ama belli bir yaştan sonra gizledikleri temkinli bir halleri vardır. Güvensizdirler ve aslında insana pek de güven vermezler. Aldatılacaklarını düşündükleri için bile sizi aldatabilirler. Sözlerini pek dikkate almamanız tavsiye edilir. Kendileriyle hoş vakit geçirilir ama asla güvenip, bağlanmaya gelmez. Sevda dolmuşuna binseler de, ilk gözlerine kestirdikleri durakta inmekten çekinmezler. Sevip bağlanırsanız, canınızı yakarlar.

Womenus Sırsırus: Hoş sohbet ve kanka modu çok iyi olan tiplerdir. Kendileriyle iyi sohbet edilir, sır tutarlar. Gizli hayranınız olabilirler, siz de pek çaktırmadan onlara hayran olabilirsiniz. Karşı cins içinde bulunmaz Hint kumaşı gibi tiplerdir. Sürekli derdinizi anlatarak, onu canından bezdirmediğiniz sürece hep yanınızda olurlar. Arada siz de onların hal hatırını sorup, dertlerini dinlemelisiniz. Yoksa kendilerini kötü hissedebilirler. Sevgilinizden ayrıldığınız zamanlarda da, birlikteyken de kendileriyle irtibatı kesmemelisiniz. Gerçi başka birine âşıkken pek çoğumuzun aklına bile gelmezler ama kötü gün dostu oldukları kadar iyi günde de sizi mutlu eden yaratıklardır. Kıymetleri bilinmelidir.

Womenus Şırşırus: Alkol ve keyif verici şeylere düşkün tiplerdir. İçki içmeyenleri sizi adam edilmesi gereken, canlı türü olarak görebilirler. Bu durumda en az diğer sarhoşlar kadar çekilmez olabilirler. Alkol düşkünleri ise, her gece bir barda, gönlüm hovarda tarzı takılırlar. Bazıları Fuckbody olduklarını anlamazlar bile. Daldan dala, kucaktan kucağa gezer dururlar. Hasta olmaları ve size bazı hastalıkları bulaştırmaları ihtimal dâhilindedir. Kendileriyle mesafeyi koruduğunuz sürece fazla bir sorun yaşamazsınız. İçkiyle birlikte sigara içme ihtimalleri de yüksek olduğundan dudaklarından uzak durmanız ya da cebinizde çiklet bulundurmanız tavsiye edilir. Su testisi olduklarından bir gün birinin elinde kalabilirler. Bu siz olmasanız, sizin için iyi olur.

Womenus Zırzırus: Ağlak arabesk tiplerdir. İyi, hoş insanlardır ama börtü böceğe, ota boka, kuşlara çiçeklere, balinalara, dünya barışına kadar birçok konuda ağlamak için sebep bulabilirler. Olmadık bir anda keyfinizin içine edebiliteleri vardır. İnsancıl yanınızın ağır bastığı, kendinizi insanlığa adamayı düşündüğünüz durumlarda yanınızda olmazsa olmaz kişilerdendirler. Kıymetlidirler, değerlidirler, sevilesidirler. Olgunlaştıkça tatlarından yenmezler.

Womenus Mükemmelus: Genelde son sevgilinizdir. Yukarıdaki özelliklerin hepsi onda bulunsa da, hiç biri bulunmasa da sizin için fark etmez. Yanında gözünüz dünyayı görmez. Onu tüm özür ve kusurlardan müstağniymiş gibi görürsünüz. Hayat arkadaşınızdır, gönül yoldaşınızdır. Sevdiğinizdir, sevgilinizdir. Canınız, cananınız, cancağızınızdır. Kör gözlerinizin şifası, susuz dudaklarınızın cilasıdır. İlk değilse de, son göz ağrınızdır. Yada aksi ispatlanana kadar siz öyle sanırsınız...

Uzun sözün kısası: Mutlaka her "erkekus dangalakus" canlısının bu listeye ekleyebileceği bir "kadinus uyanikus" canlısı vardır ama benim adım Hıdır, elimden gelen budur. Gerisini siz bileceksiniz, bulacaksınız.

Şimdi Söyleyin bakalım siz yukarıdakilerden hangisi sizsiniz, yada sizinki hangisi?

T.İ.O - 2011
Dünyaya gelen her âdemoğlu zamanla hatun milletini tanır, bilir.
Kimi anasını, kimi kendisini ağlattığından yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var diyerek belleğinin tasnif bölümünde "kadınus" canlılarını kategorize etmeye başlar.

Gerçi her kadının tipik lafı "beni kategorize etme, beni başkalarıyla kıyaslama" olsa da balık hafızalı erkek canlısının birazcık akıllı olanları aynı yerden defalarca sokulup, zehirlenmemek için bir tasnif memuru, bir kütüphane memuru gibi "kadınus"ları kategorize etmeye devam eder.
Eder ki; ileride başına gelecek şeylerde birazcık daha uyanık olsun. Derdinin dermanını gönlünün fermanını çabucak bulsun. Buyurun sizlere Homos Kadinus Sapianus Cesidus'lar. Hatta çeşit, çeşiduslar.
::::::::::::::::::::::::::::::::
Womenus Bırbırus: Soğuk nevale tarzında tiplerdir. Cold girl'ler, kendini beğenmişlerdir. Bazı salak erkekuslar tarafından aşırı pohpohlandıklarından dünyayı kukularının üzerinde dönüyor zannederler. Burunlarını sürtecek bir âşık bulmadıkları sürecede bu halleri sürer gider. Hatta kendilerini rollerine öyle kaptırırlar ki; bazen âşık olma şansını yakalasalar bile, sadece bu tripleri yüzünden kendilerini kasa kasa, ellerindeki aptal erkekus aşıkus'u da kaçırırlar.

Womenus Cırcırus: Hastalıklı tiplerdir. Dertleri hiç bitmez, baş ağrıları geçmez. Canları isteyince sevişirler. İş yapmayı sevmezler. Şikâyetçidirler. Onları memnun etmek için kendinizi paralarsınız, yine de fayda etmez. Hastalık hastadırlar. Adet dönemleri(niz) zor geçer. "Ben hasta olmak istiyor muyum?" diye cümleler kursalar da, aslında durumlarından hiç de şikâyetçi değillerdir. Dikkatli olunması ve mesafeli durulması gerekli yaratıklardır.

Womenus Dırdırus: Geveze, dedikoducu, kafa eti yiyen, tribik canlılardır. Bir sussa da konuşsak, bir sussa da sevişsek der durursunuz ama nafile. Bir cümleyi havada takla attırıp, defalarca yeni bir şey anlatıyormuş gibi tekrar edebilirler. Dinlemediğinizi anlarlarsa, "ne anlattım ben şimdi, konu neydi?" gibi sorularla canınızdan bezdirebilirler. Soğan yediler de ağızları kokmuyorsa susturmak için, öpüşmeyi tercih edebilirsiniz. Orası size kalmış.

Womenus Fırfırus: Uçarı tiplerdir. Gezmeyi tozmayı severler. Eğlence düşkünüdürler. Masraflı tiplerdir. Hayatınıza anlam ve borç katarlar. Kendilerine ek kart çıkarmaya gelmez. Takıp, takıştırmayı, sürüp sürüştürmeyi ve inadına piyasa vakti muhallebiciye gitmeyi severler. Çocuksu ses tonuyla cıvıldar gibi konuşup, sekerek yürümeye meraklıdırlar. Sakın çarşı pazara birlikte çıkmayın, sizi alışverişten nefret ettirebilirler. Vizyondaki aşk filmlerine gitmeye ve evde pigtail fantezilerine uygundurlar.

Womenus Gırgırus: Her yola gelen neşeli tiplerdir. Onlarla hoş vakit geçirilir. Kendileriyle, bara, pavyona, kanyona ve türkü barlara gidilebilir. Sporun en azından sizin de hoşlanacağınız bir kaç dalına (!) düşkündürler. Aktivisttirler. Hayal gücünüze itiraz etmezler. Fıkra kültürleri geniştir. Erkeklerle sanal, reel sohbetleri yüzünden kıskançlık triplerine girebilirsiniz. Bu konuda relax olabilirseniz birlikte iyi vakit geçirirsiniz. Sizi memnun ederler.

Womenus Hırhırus: Kavgacı tiplerdir. Şirrettirler, baş belasıdırlar ama bu özelliklerini sevgileriyle iyi gizlerler. Sevgili bulana kadar feminist, zengin olana kadar koministtirler. Aşka karşı temkinli dursalar da sevdiler mi fena kaptırırlar, burnunuzdan getirirler. İçlerinde gizli bir "erkekus kıskancus hayvanı" vardır. Ellerinden gelse kıskandıkları zaman sizi dövebilirler. Gereksiz şeylere kafayı takarlar, olmadık konulardan sorun icat ederler. Kavgayla beslenirler. Kafalarında bir tahtanın eksik, değilse de çatlak olduğunu düşünebilirsiniz. Onlara size olan sevgileri yüzünden tahammül etseniz de, kısa zamanda kendilerinden bıktırır, hatta nefret ettirirler. Birlikte olmaya dayanamaz, uzaklaşırsınız.

Womenus Mırmırus: Soba yanında yatan kedi gibidirler. Aslında her kadın arasıra, bazen böyledir. Bu tipler, birlikte bir odaya kapanıp, bir ömür geçirebileceğinizi düşündüğünüz tiplerdir. Soğuk kış günlerinde, hafta sonları için idealdirler. Yumuşacık, pamuk gibidirler. Sıcacık oldukları kadar, sıcaklığınıza muhtaç tiplerdir. Çiçek böcek bir halde,  tavan yapmış bir romantizmi birlikte yaşamak için idealdirler. Uzun süre aynı konumda kalamasalar da bu halleri ile "değme gitsin, tadından yenmez" yaratıklardır.

Womenus Pırpırus: Heyecanlı tiplerdir. Genç yada fiziken ve ruhen genç kalmayı bir şekilde başarmış canlılardır. Uçarı gözükürler ama belli bir yaştan sonra gizledikleri temkinli bir halleri vardır. Güvensizdirler ve aslında insana pek de güven vermezler. Aldatılacaklarını düşündükleri için bile sizi aldatabilirler. Sözlerini pek dikkate almamanız tavsiye edilir. Kendileriyle hoş vakit geçirilir ama asla güvenip, bağlanmaya gelmez. Sevda dolmuşuna binseler de, ilk gözlerine kestirdikleri durakta inmekten çekinmezler. Sevip bağlanırsanız, canınızı yakarlar.

Womenus Sırsırus: Hoş sohbet ve kanka modu çok iyi olan tiplerdir. Kendileriyle iyi sohbet edilir, sır tutarlar. Gizli hayranınız olabilirler, siz de pek çaktırmadan onlara hayran olabilirsiniz. Karşı cins içinde bulunmaz Hint kumaşı gibi tiplerdir. Sürekli derdinizi anlatarak, onu canından bezdirmediğiniz sürece hep yanınızda olurlar. Arada siz de onların hal hatırını sorup, dertlerini dinlemelisiniz. Yoksa kendilerini kötü hissedebilirler. Sevgilinizden ayrıldığınız zamanlarda da, birlikteyken de kendileriyle irtibatı kesmemelisiniz. Gerçi başka birine âşıkken pek çoğumuzun aklına bile gelmezler ama kötü gün dostu oldukları kadar iyi günde de sizi mutlu eden yaratıklardır. Kıymetleri bilinmelidir.

Womenus Şırşırus: Alkol ve keyif verici şeylere düşkün tiplerdir. İçki içmeyenleri sizi adam edilmesi gereken, canlı türü olarak görebilirler. Bu durumda en az diğer sarhoşlar kadar çekilmez olabilirler. Alkol düşkünleri ise, her gece bir barda, gönlüm hovarda tarzı takılırlar. Bazıları Fuckbody olduklarını anlamazlar bile. Daldan dala, kucaktan kucağa gezer dururlar. Hasta olmaları ve size bazı hastalıkları bulaştırmaları ihtimal dâhilindedir. Kendileriyle mesafeyi koruduğunuz sürece fazla bir sorun yaşamazsınız. İçkiyle birlikte sigara içme ihtimalleri de yüksek olduğundan dudaklarından uzak durmanız ya da cebinizde çiklet bulundurmanız tavsiye edilir. Su testisi olduklarından bir gün birinin elinde kalabilirler. Bu siz olmasanız, sizin için iyi olur.

Womenus Zırzırus: Ağlak arabesk tiplerdir. İyi, hoş insanlardır ama börtü böceğe, ota boka, kuşlara çiçeklere, balinalara, dünya barışına kadar birçok konuda ağlamak için sebep bulabilirler. Olmadık bir anda keyfinizin içine edebiliteleri vardır. İnsancıl yanınızın ağır bastığı, kendinizi insanlığa adamayı düşündüğünüz durumlarda yanınızda olmazsa olmaz kişilerdendirler. Kıymetlidirler, değerlidirler, sevilesidirler. Olgunlaştıkça tatlarından yenmezler.

Womenus Mükemmelus: Genelde son sevgilinizdir. Yukarıdaki özelliklerin hepsi onda bulunsa da, hiç biri bulunmasa da sizin için fark etmez. Yanında gözünüz dünyayı görmez. Onu tüm özür ve kusurlardan müstağniymiş gibi görürsünüz. Hayat arkadaşınızdır, gönül yoldaşınızdır. Sevdiğinizdir, sevgilinizdir. Canınız, cananınız, cancağızınızdır. Kör gözlerinizin şifası, susuz dudaklarınızın cilasıdır. İlk değilse de, son göz ağrınızdır. Yada aksi ispatlanana kadar siz öyle sanırsınız...

Uzun sözün kısası: Mutlaka her "erkekus dangalakus" canlısının bu listeye ekleyebileceği bir "kadinus uyanikus" canlısı vardır ama benim adım Hıdır, elimden gelen budur. Gerisini siz bileceksiniz, bulacaksınız.

Şimdi Söyleyin bakalım siz yukarıdakilerden hangisi sizsiniz, yada sizinki hangisi?

T.İ.O - 2011

G noktası yalanı bitiyor mu?

17 yorum:

Düşündüm, taşındım şu G noktası olayının abartıldığı kanısına vardım.
Yani hatunun biri tutmuş önsevişme kesmemiş, iyice bir tadını çıkaralım olayın diyerek yememiş, içmemiş uydurmuş böyle bişeyi. Aslında ben bu regl ağrısı olayına, başım, kıçım ağrıyo olayına nasıl inanmıyosam G noktasına da inanmıyorum. Şeyinizden uyduruyosunuz kızlar, yok! öyle bişi.

Bizi bedava köle gibi çalıştırıyonuz. Eskiden beri geleneksel hakkımız olan; gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, 5 dakkada beşiktaş, cigaramı yakarım, keyfime bakarım olayımızın içine ettiniz. Canınız istemeyince "başım ağrıyo" yu nasıl icad ettiyseniz, işin keyfini çıkaralım, erkekler bi güzel dil döksün diyerek de "G" noktasını icad ettiniz kanımca...

Uyanın! ey erkek milleti uyanın. İpin ucunu kaçırdık, kumandayı kaptırdık. Bu regl ağrısı, baş ağrısı, mm sızısı, düz duvara tırmanma sendromu, G noktası, yalan bunların hepsi yalan. Kızlar keyif yapıyo biz amelelik. Ne zaman akıllancanız olm. G noktası bulunmadı diye, veremden ölen kız mı var? İşletiyorlar oğlum sizi.

"Olur mu İbrahim bey, ben araştırmacı gazeteciyimdir, fazla mesaiden çekinmem, G noktası aramak definecilik gibi bir hastalıktır. Çalışır, çabalarım" mı diyosunuz? İyi halt yiyosunuz. Biz 3-5 tanesini bulduk da noldu? 6ncı yine "ara ibram ara" diyo...

Kızlar eskiden, ne güsel orgazm taklidi yaparken, şimdi de orgazm olamama taklidi yapıyor. Siz başınızı eğmiş, eşşek gibim çalışırken, yalvar, yakar dil dökerken, sanki kare bulmaca çözüyonuz, ya da iç hastalıkları uzmanı Operatör dr. oldunuz da hasta muayene ediyonus gibi: "Yok orası dil, hah şurası, az ağrıyo, az daha ilerde, dur yavaş, tamam yaklaştın, falan filan" millet keyfinde, küreğinde siz erkekler işletildiğinizi anlamıyorsunuz ki.

El, etek öpmekle dil aşınmaz diyen sevgili hemcinslerim artık uyanın!.. Bitsin artık bu G noktası yalanı. Eski güzel günlerimiz geri gelsin. Köle gibi çalışıp, fazla mesai yapmayalım..
Bizim de canımız istemeyince (oluyo mu öyle bişi bilmem gerçi de) kıçımız ağrıyamaz mı mesela? Ya da ne bilim: "istedim de vermedin, musluk damlattı ama sular akmadı, ağrıdan kıvranıyom, çabuk çocuğa ilgi göster" diyemez miyiz? (zaten öyle diyerek mi ikna ediyonus - aferim, sizi köftehorlar sizi)

Bir link verelim de azıcık da kızlar okusun yaa!..
Bizim de bir sürü sıkıntılarımız var. Bizim de parmak basılması gereken noktalarımız var. Biz de insanız, azcık abartılmış ilgi beklemek bizim de hakkımız. Zaten neslimiz tükenmek üzere, di mi ama kızlar?

Yemişim "G" noktanızı, bizde noktadan bol ne var...

Faideli link:
Her kadının bilmesi gereken, hayati öneme haiz olmazsa olmaz noktalar:p



Düşündüm, taşındım şu G noktası olayının abartıldığı kanısına vardım.
Yani hatunun biri tutmuş önsevişme kesmemiş, iyice bir tadını çıkaralım olayın diyerek yememiş, içmemiş uydurmuş böyle bişeyi. Aslında ben bu regl ağrısı olayına, başım, kıçım ağrıyo olayına nasıl inanmıyosam G noktasına da inanmıyorum. Şeyinizden uyduruyosunuz kızlar, yok! öyle bişi.

Bizi bedava köle gibi çalıştırıyonuz. Eskiden beri geleneksel hakkımız olan; gözlerimi kaparım vazifemi yaparım, 5 dakkada beşiktaş, cigaramı yakarım, keyfime bakarım olayımızın içine ettiniz. Canınız istemeyince "başım ağrıyo" yu nasıl icad ettiyseniz, işin keyfini çıkaralım, erkekler bi güzel dil döksün diyerek de "G" noktasını icad ettiniz kanımca...

Uyanın! ey erkek milleti uyanın. İpin ucunu kaçırdık, kumandayı kaptırdık. Bu regl ağrısı, baş ağrısı, mm sızısı, düz duvara tırmanma sendromu, G noktası, yalan bunların hepsi yalan. Kızlar keyif yapıyo biz amelelik. Ne zaman akıllancanız olm. G noktası bulunmadı diye, veremden ölen kız mı var? İşletiyorlar oğlum sizi.

"Olur mu İbrahim bey, ben araştırmacı gazeteciyimdir, fazla mesaiden çekinmem, G noktası aramak definecilik gibi bir hastalıktır. Çalışır, çabalarım" mı diyosunuz? İyi halt yiyosunuz. Biz 3-5 tanesini bulduk da noldu? 6ncı yine "ara ibram ara" diyo...

Kızlar eskiden, ne güsel orgazm taklidi yaparken, şimdi de orgazm olamama taklidi yapıyor. Siz başınızı eğmiş, eşşek gibim çalışırken, yalvar, yakar dil dökerken, sanki kare bulmaca çözüyonuz, ya da iç hastalıkları uzmanı Operatör dr. oldunuz da hasta muayene ediyonus gibi: "Yok orası dil, hah şurası, az ağrıyo, az daha ilerde, dur yavaş, tamam yaklaştın, falan filan" millet keyfinde, küreğinde siz erkekler işletildiğinizi anlamıyorsunuz ki.

El, etek öpmekle dil aşınmaz diyen sevgili hemcinslerim artık uyanın!.. Bitsin artık bu G noktası yalanı. Eski güzel günlerimiz geri gelsin. Köle gibi çalışıp, fazla mesai yapmayalım..
Bizim de canımız istemeyince (oluyo mu öyle bişi bilmem gerçi de) kıçımız ağrıyamaz mı mesela? Ya da ne bilim: "istedim de vermedin, musluk damlattı ama sular akmadı, ağrıdan kıvranıyom, çabuk çocuğa ilgi göster" diyemez miyiz? (zaten öyle diyerek mi ikna ediyonus - aferim, sizi köftehorlar sizi)

Bir link verelim de azıcık da kızlar okusun yaa!..
Bizim de bir sürü sıkıntılarımız var. Bizim de parmak basılması gereken noktalarımız var. Biz de insanız, azcık abartılmış ilgi beklemek bizim de hakkımız. Zaten neslimiz tükenmek üzere, di mi ama kızlar?

Yemişim "G" noktanızı, bizde noktadan bol ne var...

Faideli link:
Her kadının bilmesi gereken, hayati öneme haiz olmazsa olmaz noktalar:p


Sarılıp öpsen olmaz

3 yorum:

Sağdan saysan 29 soldan saysan 29.
bir kaç ingilizce harf de kullanıyoruz. toplasan 32 dişin kadar harfin var işte kullandığın. smileyleri ekle. biraz inilti, of puf ses efekti.. şşşş ler oha ve çüşş...leri de eklesen yok işte neticede eldeki malzeme bu.

iki harfi yanyana getirip hece, hecelerden bilmece yapıyoruz. eski günlerdeki hece tabloları gibi sen ab diyorsun ben ba veya her ikimizde ma_ma diyoruz mecburen. hece tablosunun yasaklı ilk hecesi yüzünden. üç harflilere geliyor sonra sıra al_lar artık mor oluyor. sen rom diyorsun ben pis sarhoş diye sırıtıyorum. cin gibi nic ler buluyoruz. yarı türkçe yarı ingilizcemizle..
sonra sen kelimelere anlam katmaya başlıyorsun. aşk diyorsun birdenbire kelimeler tutuşuyor dilinde. ben kekeliyorum sev_gi de kalıyorum. sonra kuş dilince be_ge ne_gen se_ge ni_gi....
böyle sürüyor dilimizde kelimelerin yolculuğu...
cümleler çıkıyor ortaya ardından. havadan sudan ve Sudan'dan konuşabiliyoruz böylece.

bir fırsatını bulup sonra sarılıyorum sana harf harf hece hece cümlelerimle . gündüz ve her gece kollarıma ve koynuma alıyorum...
yağmur yağıyor diyorsun, hava soğuk diyorsun ve üşüyorsun... ısıtmayı diliyorum. uf! o luyorum....

böyle kalmıyor. herkesle konuşuyoruz yanıbaşımızdakinden başlayarak. hal hatır soruyoruz. birbirimizi öğreniyoruz. oturduğumuz semtleri. caddeleri sokakları. blog oluyoruz sonra okunuyoruz. roman öykü ve şiir. kelimeler kelimeler kelimeler...

oysa ne kadar kolay bir sen olsak bu dünyada ve bir ben 1D olmasa mesafeler.

kelimelere de ihtiyaç duymazdık seslere de. hatta gözlerimizi de kapardık karanlık gecelerde bile.
nefesin yeterdi...
ellerin yeterdi
kokun yeterdi
dokun yeterdi...
ama gel gör ki şimdi...

hal hatır sormak için bile seni sokak ortasında (kelimesiz) sarılıp öpsemmm olmaz....
not: niye öpemicekmişsin diyen sayın okuyucu.
aslında bu yazının konusu insanın kelimelere ihtiyaç duymadığı kurgusal bir dünyada sadece dokunarak iletişim kurması üzerine bir kurmacaydı... ve sarılıp öpsem olmaz ifadesi kadın erkek farketmeden herhangi bir insanla dokunarak iletişim kurmak üzerine söylenmişti. ancak romantizm ağır bastı ve yazı romantizmin kurbanı oldu. siz bi de öbür türlü kurgulandığını düşünüverin bi zahmet...

Sağdan saysan 29 soldan saysan 29.
bir kaç ingilizce harf de kullanıyoruz. toplasan 32 dişin kadar harfin var işte kullandığın. smileyleri ekle. biraz inilti, of puf ses efekti.. şşşş ler oha ve çüşş...leri de eklesen yok işte neticede eldeki malzeme bu.

iki harfi yanyana getirip hece, hecelerden bilmece yapıyoruz. eski günlerdeki hece tabloları gibi sen ab diyorsun ben ba veya her ikimizde ma_ma diyoruz mecburen. hece tablosunun yasaklı ilk hecesi yüzünden. üç harflilere geliyor sonra sıra al_lar artık mor oluyor. sen rom diyorsun ben pis sarhoş diye sırıtıyorum. cin gibi nic ler buluyoruz. yarı türkçe yarı ingilizcemizle..
sonra sen kelimelere anlam katmaya başlıyorsun. aşk diyorsun birdenbire kelimeler tutuşuyor dilinde. ben kekeliyorum sev_gi de kalıyorum. sonra kuş dilince be_ge ne_gen se_ge ni_gi....
böyle sürüyor dilimizde kelimelerin yolculuğu...
cümleler çıkıyor ortaya ardından. havadan sudan ve Sudan'dan konuşabiliyoruz böylece.

bir fırsatını bulup sonra sarılıyorum sana harf harf hece hece cümlelerimle . gündüz ve her gece kollarıma ve koynuma alıyorum...
yağmur yağıyor diyorsun, hava soğuk diyorsun ve üşüyorsun... ısıtmayı diliyorum. uf! o luyorum....

böyle kalmıyor. herkesle konuşuyoruz yanıbaşımızdakinden başlayarak. hal hatır soruyoruz. birbirimizi öğreniyoruz. oturduğumuz semtleri. caddeleri sokakları. blog oluyoruz sonra okunuyoruz. roman öykü ve şiir. kelimeler kelimeler kelimeler...

oysa ne kadar kolay bir sen olsak bu dünyada ve bir ben 1D olmasa mesafeler.

kelimelere de ihtiyaç duymazdık seslere de. hatta gözlerimizi de kapardık karanlık gecelerde bile.
nefesin yeterdi...
ellerin yeterdi
kokun yeterdi
dokun yeterdi...
ama gel gör ki şimdi...

hal hatır sormak için bile seni sokak ortasında (kelimesiz) sarılıp öpsemmm olmaz....
not: niye öpemicekmişsin diyen sayın okuyucu.
aslında bu yazının konusu insanın kelimelere ihtiyaç duymadığı kurgusal bir dünyada sadece dokunarak iletişim kurması üzerine bir kurmacaydı... ve sarılıp öpsem olmaz ifadesi kadın erkek farketmeden herhangi bir insanla dokunarak iletişim kurmak üzerine söylenmişti. ancak romantizm ağır bastı ve yazı romantizmin kurbanı oldu. siz bi de öbür türlü kurgulandığını düşünüverin bi zahmet...

Sevdin mi, delisini seveceksin adamın

7 yorum:

şahsen ben bunu herkesten çok daha geç anlamış olabilirim ama  bu verilen eğitimin bir devantajı diye düşünüyorum. akılla sevilmiyor, akıllı da sevilmiyor. hani aşk bir delilik halidir derler ya; deli olmadan delilikten söz etmek mümkün mü.

o yüzden bu delilik sürsün sürebildiği kadar mümkünse. çünkü akıllı adam işi değil aşk, sevda bildiğim, öğrendiğim bu benim.
aşkın, sevdanın hesaba kitaba uymadığı kesin de iş orda kalsa iyi tabi. oysa benim zihnim puşt bir kere. içinde bir şeytan barındırıyor. çok düz bakılması gereken şeylere, tıpkı akıl oyunlarındaki gibi girift bilmeceler halinde bakıyor. böyle olunca da kolayca çözebildiğim bir insanı sevmem ya da bir dostluğu uzun boylu sürdürebilmem imkansız hale geliyor.

çünkü öküzün altında buzağı aramasam da kurcalamadan duramıyorum. sinir oluyor görünsemde sürprizlerden hoşlanıyorum.

peki bu konuda tek suçlu ben miyim. arkadaşlarımın, dostlarımın, gönül koyduklarımın hiç mi kabahati yok. bugüne kadar annem dahil tüm sevdiklerim bana deli dedi ve ben de onların benden pek de akıllı olmadığına hükmettim. zaten akıllı insanın benim gibi bir deliyle ne işi olabilir ki. iyi ki delilerle dost, arkadaş, yar, yaren olmuşum.

iyi ki sizin burun kıvırıp geçtiğiniz, sıradan görünen ama asla sıradan olmayan insanlarla dost olmuşum.

benden size acizane bir tavsiye.
istikrarsız, dengesiz, takıntılı insanlarla aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık ne kadar yıpratıcı olursa olsun bir o kadar da keyif vericidir. tad alırsınız, bu durumdan hoşlanır ve mutlu olursunuz. işin aslı; rakı nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa ve nasıl aslan sütü varken inek sütüyle sarhoş olunamıyorsa; aşık olunacak, sevilecek, arkadaşlık edilecek adamlar ve kadınlar içinde birazıcık çatlak, takıntılı, muhteris, deli dolu, neşeli, uçuk kaçık olanlar iyidir.

tercih sebebidir. eş, dost, arkadaş seçerken öyle yapın siz de derim.

en azından benim rastladığım ve keyif aldığım modeller hep öyle. karşınızdakinin ne yapacağını kestiremezsiniz, bu önce sizi gerer ama mutlu da eder. çünkü her an bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. beyninizi yorar ama insan beyni yorulmaktan da hoşlanır. kalbinizi yorar ama kalbiniz heyecanı, acı çekmeyi de sever. liste böyle uzayıp gider.

şöyle düşünün; yok mu çevrenizde deli bu oğlan, "deli bu kız ya" dediğiniz bir arkadaşınız. öyle olmadık şeyler yapıp, sizi neşelendiren, güldüren, gününüzü güzelleştiren. bir de sessiz, pısırık, ya da herşeyi önceden planlanmış gibi, aklınıza bir fikir geldiğinde ne diyeceğini, ne yapacağını noktasına virgülüne kadar düşünüp kestirebildiğiniz arkadaşlarınız. hangisi daha güzel ve neşe, heyecan kaynağı sizce...

tabi ki sağdaki, deli olan:))

sözün özü. hani derler ya; akıllısı beni bulmaz, delisi dibimden ayrılmaz. seviyorum ben (kendim gibi) delileri. sağ olsunlar, var olsunlar.
ya siz?

şahsen ben bunu herkesten çok daha geç anlamış olabilirim ama  bu verilen eğitimin bir devantajı diye düşünüyorum. akılla sevilmiyor, akıllı da sevilmiyor. hani aşk bir delilik halidir derler ya; deli olmadan delilikten söz etmek mümkün mü.

o yüzden bu delilik sürsün sürebildiği kadar mümkünse. çünkü akıllı adam işi değil aşk, sevda bildiğim, öğrendiğim bu benim.
aşkın, sevdanın hesaba kitaba uymadığı kesin de iş orda kalsa iyi tabi. oysa benim zihnim puşt bir kere. içinde bir şeytan barındırıyor. çok düz bakılması gereken şeylere, tıpkı akıl oyunlarındaki gibi girift bilmeceler halinde bakıyor. böyle olunca da kolayca çözebildiğim bir insanı sevmem ya da bir dostluğu uzun boylu sürdürebilmem imkansız hale geliyor.

çünkü öküzün altında buzağı aramasam da kurcalamadan duramıyorum. sinir oluyor görünsemde sürprizlerden hoşlanıyorum.

peki bu konuda tek suçlu ben miyim. arkadaşlarımın, dostlarımın, gönül koyduklarımın hiç mi kabahati yok. bugüne kadar annem dahil tüm sevdiklerim bana deli dedi ve ben de onların benden pek de akıllı olmadığına hükmettim. zaten akıllı insanın benim gibi bir deliyle ne işi olabilir ki. iyi ki delilerle dost, arkadaş, yar, yaren olmuşum.

iyi ki sizin burun kıvırıp geçtiğiniz, sıradan görünen ama asla sıradan olmayan insanlarla dost olmuşum.

benden size acizane bir tavsiye.
istikrarsız, dengesiz, takıntılı insanlarla aşk, sevgi, dostluk, arkadaşlık ne kadar yıpratıcı olursa olsun bir o kadar da keyif vericidir. tad alırsınız, bu durumdan hoşlanır ve mutlu olursunuz. işin aslı; rakı nasıl şişede durduğu gibi durmuyorsa ve nasıl aslan sütü varken inek sütüyle sarhoş olunamıyorsa; aşık olunacak, sevilecek, arkadaşlık edilecek adamlar ve kadınlar içinde birazıcık çatlak, takıntılı, muhteris, deli dolu, neşeli, uçuk kaçık olanlar iyidir.

tercih sebebidir. eş, dost, arkadaş seçerken öyle yapın siz de derim.

en azından benim rastladığım ve keyif aldığım modeller hep öyle. karşınızdakinin ne yapacağını kestiremezsiniz, bu önce sizi gerer ama mutlu da eder. çünkü her an bir sürprizle karşılaşabilirsiniz. beyninizi yorar ama insan beyni yorulmaktan da hoşlanır. kalbinizi yorar ama kalbiniz heyecanı, acı çekmeyi de sever. liste böyle uzayıp gider.

şöyle düşünün; yok mu çevrenizde deli bu oğlan, "deli bu kız ya" dediğiniz bir arkadaşınız. öyle olmadık şeyler yapıp, sizi neşelendiren, güldüren, gününüzü güzelleştiren. bir de sessiz, pısırık, ya da herşeyi önceden planlanmış gibi, aklınıza bir fikir geldiğinde ne diyeceğini, ne yapacağını noktasına virgülüne kadar düşünüp kestirebildiğiniz arkadaşlarınız. hangisi daha güzel ve neşe, heyecan kaynağı sizce...

tabi ki sağdaki, deli olan:))

sözün özü. hani derler ya; akıllısı beni bulmaz, delisi dibimden ayrılmaz. seviyorum ben (kendim gibi) delileri. sağ olsunlar, var olsunlar.
ya siz?

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım