* Günün Yazısı :

Bakın daha neler neler oldu

2 yorum:

Uzun süredir blog yazısı yazmıyorum. Bir çok blogger'de öyle sanırım. Arada bir günlük modunda blog tutan arkadaşları saymazsak durum bu. Ya vaktiyle çok yazdım ya da sosyal medya, Facebook şeysinde hergün aforizma yumurtlamaktan vakit bulamıyorum.

Bakın neler oldu geçen süre zarfında. Ülke gündemi malum. Bi adamı üstüste 3-5kere seçersen ister istemez kendisi ve çevresi havalanıyor. Kendi havası başımızın üstüne bir yere kadar da, iktidara oy veren %51 seçmenin hepsi sen benim kim olduğumu biliyor musun havasına girerse iyi olmuyor be abi. Demokrasi bu değil sanki. (buraya gündem de hoşunuza gitmeyen gelişmeleri ekleyebilirsiniz)


Başka neler mi oldu, siz onları biliyorsunuz. Aziz YILDIRIM hüküm giymeden hapis yattı, hüküm giydi suçlu bulunduğu halde serbest kaldı falan filan. Tabi biz bu işten birşey anlamadık bir Fenerbahçe'li olarak bile. Milletvekilleri hala içerde, yasama dönemini orda kapatacaklar sanırım ama iyi tarafı maaşlar çalışacak sanki. Öte yandan PKK'ya pembe gözlüklerle bakanlarda malum örgütün "kan" kırmızısına meraklı olduğunu görmüşlerdir sanırım. Ha bir de uçağımız düşürüldü Suriye tarafından. Ancak üstüste gelen çelişkili haberlerden biz yine ne olduğunu anlayamadık. Neyse her zamanki gibi Vatan Sağolsun.



Sonra beklenen sıcaklar geldi. Hem de bayağı iyi geldi hani. 48derece ve üstü rekorlara imza atarak. Haliyle donuyoruz nidalarının yerini yanıyoruz türünde şikayetler aldı ama yine de keyfi yerinde olanlar sosyal medya da "uzanmışım kumsala" tarzı görüntülerini paylaşmaya devam ettiler. Bu arada ben de tatile giden bir kaç arkadaşın angaryasına katlanınca dünyanın en zor işinin hatır gönül için "zoraki yapılan işler" olduğunu öğrendim.

Özgürlük kavramının da içi boşaltıldı ya da değişti. Bir zamanlar amerikan kotu ile solculuk yapma geleneğinin yerini "özgürlük=alkol" tarzı söylemler aldı. Özgür kalmak istiyorsan "birana sahip çık" türü söylemler, One Love gençlik festivali dolayısıyla bolca dile getirildi. Artık günümüzün özgürlük söylemleri, "alkol", "etnik ayrımcılık" ve bir de "cezaevindeki ergenekoncular"la sınırlı. Hani benim ekmeğim anne...

İşler güçler dersen, hiçbir zaman yandaş olmayı beceremediğimizden bu devirde de çok değişen birşey olmadı. Gerçi genel anlamda iyiye gidiş trendinden etkilendik ve biraz toparlandık ama hala delik büyük, yara derin. Bir iletimde dediğim gibi "Mutlu mesut yaşayıp gidiyorduk, sonra geldi bankanın biri kredi kartı verdi."Gerçekten de bankacılık ve iletişim sektörü sütün kaymağını yerken, bizim de iliğimizi kemiğimizi sömürüyor...

Derken Ramazan'da geliverdi. Ruhu ve bedeni yenileme mevsimi. Hayatın alışılagelmiş düzeni ya da düzensizliğine bir nefeslik ara verme zamanı. Umarım bunu isteyen herkes başarır ve gönlünce bir Ramazan geçirir. Benim de balkonu biraz küçültme şansım olur. Her ne kadar erkeğin ve marulun göbeklisi makbul dense de, bir yerden sonra iyi olmuyor. Hazır bakanlıkta sigaradan sonra, göbeğe de savaş açmışken bu fırsatı değerlendirmeli.

Bu aralar canım çok sıkılır oldu. Kendim de dahil herşeyden çabucak bıkar oldum. Sanırım havalardan. Artık çalışmak istemiyorum. Tatile çıkasım var. Ramazan gelmeden bayram hesabı yapar oldum. İhtiyarladım ya ondan. Biraz klavyeyi fareyi bırakıp, çapayı tırmığı ele alarak tarla bahçe ile uğraşmalı. Toprağa yaklaştıkça, toprağa basarak hem stresi azaltmalı, hem de havasına girmeli gidişlerin...

İşte öyle....

Not: Siminya dostumuz da kitap bastırdı. Alın okuyun. Fırsat bu fırsat.

Uzun süredir blog yazısı yazmıyorum. Bir çok blogger'de öyle sanırım. Arada bir günlük modunda blog tutan arkadaşları saymazsak durum bu. Ya vaktiyle çok yazdım ya da sosyal medya, Facebook şeysinde hergün aforizma yumurtlamaktan vakit bulamıyorum.

Bakın neler oldu geçen süre zarfında. Ülke gündemi malum. Bi adamı üstüste 3-5kere seçersen ister istemez kendisi ve çevresi havalanıyor. Kendi havası başımızın üstüne bir yere kadar da, iktidara oy veren %51 seçmenin hepsi sen benim kim olduğumu biliyor musun havasına girerse iyi olmuyor be abi. Demokrasi bu değil sanki. (buraya gündem de hoşunuza gitmeyen gelişmeleri ekleyebilirsiniz)


Başka neler mi oldu, siz onları biliyorsunuz. Aziz YILDIRIM hüküm giymeden hapis yattı, hüküm giydi suçlu bulunduğu halde serbest kaldı falan filan. Tabi biz bu işten birşey anlamadık bir Fenerbahçe'li olarak bile. Milletvekilleri hala içerde, yasama dönemini orda kapatacaklar sanırım ama iyi tarafı maaşlar çalışacak sanki. Öte yandan PKK'ya pembe gözlüklerle bakanlarda malum örgütün "kan" kırmızısına meraklı olduğunu görmüşlerdir sanırım. Ha bir de uçağımız düşürüldü Suriye tarafından. Ancak üstüste gelen çelişkili haberlerden biz yine ne olduğunu anlayamadık. Neyse her zamanki gibi Vatan Sağolsun.



Sonra beklenen sıcaklar geldi. Hem de bayağı iyi geldi hani. 48derece ve üstü rekorlara imza atarak. Haliyle donuyoruz nidalarının yerini yanıyoruz türünde şikayetler aldı ama yine de keyfi yerinde olanlar sosyal medya da "uzanmışım kumsala" tarzı görüntülerini paylaşmaya devam ettiler. Bu arada ben de tatile giden bir kaç arkadaşın angaryasına katlanınca dünyanın en zor işinin hatır gönül için "zoraki yapılan işler" olduğunu öğrendim.

Özgürlük kavramının da içi boşaltıldı ya da değişti. Bir zamanlar amerikan kotu ile solculuk yapma geleneğinin yerini "özgürlük=alkol" tarzı söylemler aldı. Özgür kalmak istiyorsan "birana sahip çık" türü söylemler, One Love gençlik festivali dolayısıyla bolca dile getirildi. Artık günümüzün özgürlük söylemleri, "alkol", "etnik ayrımcılık" ve bir de "cezaevindeki ergenekoncular"la sınırlı. Hani benim ekmeğim anne...

İşler güçler dersen, hiçbir zaman yandaş olmayı beceremediğimizden bu devirde de çok değişen birşey olmadı. Gerçi genel anlamda iyiye gidiş trendinden etkilendik ve biraz toparlandık ama hala delik büyük, yara derin. Bir iletimde dediğim gibi "Mutlu mesut yaşayıp gidiyorduk, sonra geldi bankanın biri kredi kartı verdi."Gerçekten de bankacılık ve iletişim sektörü sütün kaymağını yerken, bizim de iliğimizi kemiğimizi sömürüyor...

Derken Ramazan'da geliverdi. Ruhu ve bedeni yenileme mevsimi. Hayatın alışılagelmiş düzeni ya da düzensizliğine bir nefeslik ara verme zamanı. Umarım bunu isteyen herkes başarır ve gönlünce bir Ramazan geçirir. Benim de balkonu biraz küçültme şansım olur. Her ne kadar erkeğin ve marulun göbeklisi makbul dense de, bir yerden sonra iyi olmuyor. Hazır bakanlıkta sigaradan sonra, göbeğe de savaş açmışken bu fırsatı değerlendirmeli.

Bu aralar canım çok sıkılır oldu. Kendim de dahil herşeyden çabucak bıkar oldum. Sanırım havalardan. Artık çalışmak istemiyorum. Tatile çıkasım var. Ramazan gelmeden bayram hesabı yapar oldum. İhtiyarladım ya ondan. Biraz klavyeyi fareyi bırakıp, çapayı tırmığı ele alarak tarla bahçe ile uğraşmalı. Toprağa yaklaştıkça, toprağa basarak hem stresi azaltmalı, hem de havasına girmeli gidişlerin...

İşte öyle....

Not: Siminya dostumuz da kitap bastırdı. Alın okuyun. Fırsat bu fırsat.

Acemaşiran

2 yorum:


Sevgili günlük

kalkamam dedim ama zoruma gitti
biz eskiden böyle değildik ki
sabahları erken kalkar
sabahçı kahvelerinde fırından yeni çıkmış sıcacık pidenin yanında yudumlardık çaylarımızı


kalk dedim oğlum!
böyle olmaz uykuda olsa yenilmemen gerek
gerçi kuşlar da yardım etti kalkmam için
yine de elimde çalar saat öylece uyumuşum bir süre daha.


aslında sokağa çıkınca biraz mahcupdum
benden erkenciler vardı
zaten ben "hep erken yada geç kalırdım hayata."


şöyle bır adımlayayım kasabayı
sabah sabah şu tatlı su akan çeşmede
avuçlarıma tatlı bırkaç yudumda alayım senı kimseler yokken


hayret çarşıda eskiden sabahçı lokantaları açık olurdu.
ya, ben şimdi çorba içmeden mi gidip eve yatıcam.
yatmak mı yatmamam gerek
iyi de gece de uyumadım doğru dürüst
Olsun Türk milleti çalışkandır.


hımm bak buldum işte
elleri sarmısak temizliyor ustanın.
Sarmısak kokulu ellere umutsuz soruyorum
-usta çorban hazırlanmadı mı daha.
hazır hazır gel...


girdim içeri ocaktaki ne çorbası sormadım ki
yaz serınliği henüz ama içimi ısıtacak birşey olsun da.
Aa kelle geldı sirkeli terbiyeli
keşke yumurtayla da yapsaydı terbiyesini az da yanına biber turşusu
Allaah. klasik Türk mutfağı geyiği
Ağzı çorba kokan bir milletiz hala annem annem.


İşler nasıl usta diyorum,
ya dıyor kimse kalmadı ki sabah gelen
geçen yıla göre bile yarı yarıya azaldı. evet haklı
ben çorbamı içene kadar da kimse gelmedi
Ey halkım sabahları çorba içmiyormusun..
ben bıle içiyorum uyuma halkım
sen de uyuma can dost.


zaten üzgünüm kalkamam dedim diye.
uyan günlüğüm uyan.
kasabalı karabasanın geldi


şimdi çorbamızı içtik 5 lira verdim
usta geriye 3 çevirdi
demek ki sabah bir porsiyon çorba 2 lira
yine birşeyler öğrendin oğlum şanslısın ve de bahtiyar
1 bardak çay kaç para acaba? "sabah fiatı yani" onu da öğreniriz
iyi de sen nerden çıkardın sabahları çayın ve çorbanın fiatının değiştiğini.
Ne bileyim abi burası Türkiye.


selam verdim
kahvede 3-5 kişi. selamımı aldılar
ya bunlar hep ihtiyar delikanlı.
merhabaa dediler sıradan. merhaba abisi merhaba
ya ne güzel eskiden imrenirdim
ihtiyarlar kendı aralarında böyle yapardı.
Ama bana da dediler, bende mi ihtiyarladım acaba.


oysa ben
sabahleyin çiğ damlasını taze bahar kokusunu
kuş seslerini duymak ve birde seni*N*için uyandım


sabah baktımda 5 ila 9 arasında
koca bir 4 saat ben boşuna yaşamışım yıllardır
noldu bana ya...


neyse bir bardak çay kırk kuruşmuş
kasabalar da çay ucuz olur
hayatı gibi insanların
ya büyük şehirde yaşasam mesela İstanbul'da


Aslında bunlardan çok fazlasını da öğrendim
bir kere oduncu Ahmet ağa o odunları ihtiyaç ayaklarına kesip getirmiş
Üç yılda zor satmış. yoksa ticari dese izin vermezlermiş
üstelik traktörcü Hasan'ın da kendi kabahati
binlira yeter demiş nakliye, traktör başına
-kendi aptallığı az istedi dedi adam.
düşündüm adam haklı.


sonra şöyle birşey en son bir adam tutmuş
incecik incecik mangallık kıydırmış bir traktörünü kendine
üstelik işçi parasını bile oduncuya ödetmiş.
Ehlikeyf Hasan yahu çıtır çıtır odun
bence oduncu kesin haklı üstelik traktörcü de burda yok.


sonra biliyormusun
uçakları bağlarlarmış o kalın halatlarla rüzgar alıp gitmesin diye
Amerika'dan ne paralar verip geiırmişiz
iyi ki Amerika varmış.


ya kelebekleri neden bağlarlar?
O halatlarla bir kuyunun içine birşey bağlayıp atsan
elli sene sonra çektin mi sapasağlam çıkarırmış.
beni de böyle assana incir dalına.

hava çok rüzgarlı olursa üç halat bağlanıyor bir uçağa.
ben hep gemileri bağlarlar sanırdım
iskele babası derken başka babalar da görmek varmış nasipde


güzel sohbet yahu sevdim
elimde çayın üstü demir on kuruşla oynarken aklıma geldi.
bu gün ödemeler var para kazanmalıyım ben de.
iyi de sen niye aklıma geliyorsun?
gel tabi de ama uslu dur biraz.


Offffffff ! caddeler boş ama hava güzel.
kuşlara bak, yıllardır aynı güzel şarkı.
Bilmem ki hiç mi unutmazlar
bir kuş kaç yıl yaşar şiirannem.?


ya ben, sence ben kolay ölürmüyüm. hayalimdeyken sen...
Sabah sabah hüzün yok oğlum! düşün hele, uyuduğun zamana yazık.


sen klasik bır Türk'sün.
bir de Light ve Gold'u oluyor bunun
Light'ının sakalı ve bıyığı olmaz herhalde. Fatih Sultan Mehmet light mıydı gold mu. Ya, soft u o da olur mu ki. şşştt suss be güpegündüz düşüme girme
delii....  seni köfte hor seni.


bak dükkana doğru geldim kumrular selamladı yine
yuvadan yeni kalkmışlar
birazdan yavrular da uyanır
peki ama şurdakinin eşi nerde?


hımm evet gördüm o da birşeyler arıyor rızk endişesi işte
biraz ekmek kırıntısı mı alsaydım lokantadan cebime.
hadi be ağzın çorba kokar senin. şiir softtur oğlum.
ağzım ne kokacak supangle mi.
ne bileyim abi?


bak bu bir günlük öyküsü sabahın
sen her sabah erken kalksan neler yazarsın kımbilir.
öyle haklsın da gece uyuyamıyorum ki sensiz, sabah kalkayım.


son birşey daha öğrendim
bu traktörcü var ya abi
Sosyalistmiş.
Sosyalistler yaramaz abi
öyle dedi ihtiyar amcam sosyalistse at gitsin yaramaz
gerçi o da sende yürü İran'a diyormuş ama
Amcam diyor ki İran zaten hapı yutmuş
bu memleket İran olmaz ama İran bu memlekete benzeyebilirmiş bir gün.


İyi de İran'da mollalar sevmez mi abi!.
ki gencecik fidanları kessinler
Peki o zaman neden eski şiirler Farsça?
neden peki "Acemaşiran?"
...
ya Prag'da bahar..?



Sevgili günlük

kalkamam dedim ama zoruma gitti
biz eskiden böyle değildik ki
sabahları erken kalkar
sabahçı kahvelerinde fırından yeni çıkmış sıcacık pidenin yanında yudumlardık çaylarımızı


kalk dedim oğlum!
böyle olmaz uykuda olsa yenilmemen gerek
gerçi kuşlar da yardım etti kalkmam için
yine de elimde çalar saat öylece uyumuşum bir süre daha.


aslında sokağa çıkınca biraz mahcupdum
benden erkenciler vardı
zaten ben "hep erken yada geç kalırdım hayata."


şöyle bır adımlayayım kasabayı
sabah sabah şu tatlı su akan çeşmede
avuçlarıma tatlı bırkaç yudumda alayım senı kimseler yokken


hayret çarşıda eskiden sabahçı lokantaları açık olurdu.
ya, ben şimdi çorba içmeden mi gidip eve yatıcam.
yatmak mı yatmamam gerek
iyi de gece de uyumadım doğru dürüst
Olsun Türk milleti çalışkandır.


hımm bak buldum işte
elleri sarmısak temizliyor ustanın.
Sarmısak kokulu ellere umutsuz soruyorum
-usta çorban hazırlanmadı mı daha.
hazır hazır gel...


girdim içeri ocaktaki ne çorbası sormadım ki
yaz serınliği henüz ama içimi ısıtacak birşey olsun da.
Aa kelle geldı sirkeli terbiyeli
keşke yumurtayla da yapsaydı terbiyesini az da yanına biber turşusu
Allaah. klasik Türk mutfağı geyiği
Ağzı çorba kokan bir milletiz hala annem annem.


İşler nasıl usta diyorum,
ya dıyor kimse kalmadı ki sabah gelen
geçen yıla göre bile yarı yarıya azaldı. evet haklı
ben çorbamı içene kadar da kimse gelmedi
Ey halkım sabahları çorba içmiyormusun..
ben bıle içiyorum uyuma halkım
sen de uyuma can dost.


zaten üzgünüm kalkamam dedim diye.
uyan günlüğüm uyan.
kasabalı karabasanın geldi


şimdi çorbamızı içtik 5 lira verdim
usta geriye 3 çevirdi
demek ki sabah bir porsiyon çorba 2 lira
yine birşeyler öğrendin oğlum şanslısın ve de bahtiyar
1 bardak çay kaç para acaba? "sabah fiatı yani" onu da öğreniriz
iyi de sen nerden çıkardın sabahları çayın ve çorbanın fiatının değiştiğini.
Ne bileyim abi burası Türkiye.


selam verdim
kahvede 3-5 kişi. selamımı aldılar
ya bunlar hep ihtiyar delikanlı.
merhabaa dediler sıradan. merhaba abisi merhaba
ya ne güzel eskiden imrenirdim
ihtiyarlar kendı aralarında böyle yapardı.
Ama bana da dediler, bende mi ihtiyarladım acaba.


oysa ben
sabahleyin çiğ damlasını taze bahar kokusunu
kuş seslerini duymak ve birde seni*N*için uyandım


sabah baktımda 5 ila 9 arasında
koca bir 4 saat ben boşuna yaşamışım yıllardır
noldu bana ya...


neyse bir bardak çay kırk kuruşmuş
kasabalar da çay ucuz olur
hayatı gibi insanların
ya büyük şehirde yaşasam mesela İstanbul'da


Aslında bunlardan çok fazlasını da öğrendim
bir kere oduncu Ahmet ağa o odunları ihtiyaç ayaklarına kesip getirmiş
Üç yılda zor satmış. yoksa ticari dese izin vermezlermiş
üstelik traktörcü Hasan'ın da kendi kabahati
binlira yeter demiş nakliye, traktör başına
-kendi aptallığı az istedi dedi adam.
düşündüm adam haklı.


sonra şöyle birşey en son bir adam tutmuş
incecik incecik mangallık kıydırmış bir traktörünü kendine
üstelik işçi parasını bile oduncuya ödetmiş.
Ehlikeyf Hasan yahu çıtır çıtır odun
bence oduncu kesin haklı üstelik traktörcü de burda yok.


sonra biliyormusun
uçakları bağlarlarmış o kalın halatlarla rüzgar alıp gitmesin diye
Amerika'dan ne paralar verip geiırmişiz
iyi ki Amerika varmış.


ya kelebekleri neden bağlarlar?
O halatlarla bir kuyunun içine birşey bağlayıp atsan
elli sene sonra çektin mi sapasağlam çıkarırmış.
beni de böyle assana incir dalına.

hava çok rüzgarlı olursa üç halat bağlanıyor bir uçağa.
ben hep gemileri bağlarlar sanırdım
iskele babası derken başka babalar da görmek varmış nasipde


güzel sohbet yahu sevdim
elimde çayın üstü demir on kuruşla oynarken aklıma geldi.
bu gün ödemeler var para kazanmalıyım ben de.
iyi de sen niye aklıma geliyorsun?
gel tabi de ama uslu dur biraz.


Offffffff ! caddeler boş ama hava güzel.
kuşlara bak, yıllardır aynı güzel şarkı.
Bilmem ki hiç mi unutmazlar
bir kuş kaç yıl yaşar şiirannem.?


ya ben, sence ben kolay ölürmüyüm. hayalimdeyken sen...
Sabah sabah hüzün yok oğlum! düşün hele, uyuduğun zamana yazık.


sen klasik bır Türk'sün.
bir de Light ve Gold'u oluyor bunun
Light'ının sakalı ve bıyığı olmaz herhalde. Fatih Sultan Mehmet light mıydı gold mu. Ya, soft u o da olur mu ki. şşştt suss be güpegündüz düşüme girme
delii....  seni köfte hor seni.


bak dükkana doğru geldim kumrular selamladı yine
yuvadan yeni kalkmışlar
birazdan yavrular da uyanır
peki ama şurdakinin eşi nerde?


hımm evet gördüm o da birşeyler arıyor rızk endişesi işte
biraz ekmek kırıntısı mı alsaydım lokantadan cebime.
hadi be ağzın çorba kokar senin. şiir softtur oğlum.
ağzım ne kokacak supangle mi.
ne bileyim abi?


bak bu bir günlük öyküsü sabahın
sen her sabah erken kalksan neler yazarsın kımbilir.
öyle haklsın da gece uyuyamıyorum ki sensiz, sabah kalkayım.


son birşey daha öğrendim
bu traktörcü var ya abi
Sosyalistmiş.
Sosyalistler yaramaz abi
öyle dedi ihtiyar amcam sosyalistse at gitsin yaramaz
gerçi o da sende yürü İran'a diyormuş ama
Amcam diyor ki İran zaten hapı yutmuş
bu memleket İran olmaz ama İran bu memlekete benzeyebilirmiş bir gün.


İyi de İran'da mollalar sevmez mi abi!.
ki gencecik fidanları kessinler
Peki o zaman neden eski şiirler Farsça?
neden peki "Acemaşiran?"
...
ya Prag'da bahar..?

Yaşadığınız bu hayat size armağandır. Ben de öyleyim.

2 yorum:


Bu dünyaya gelmemiz başlı başına bir mucizedir. Onca sperm içinde en şanslısı olarak yumurtaya ulaşırsınız. Anne karnında büyümeniz, doğmanız ve ilk aldığınız nefes de başlı başına bir mucizedir. İnsan yavrusu canlılar içinde en savunmasız olandır. Büyümesi, ayağa kalkıp yürümesi yıllarını alır. Vahşi hayata bırakılsa neredeyse sıfır yaşama şansı vardır.

Oysa bu küçük canlı kısa sürede inanılmaz gelişme gösterir. Fiziksel gelişiminden daha hayret uyandırıcı yanı zihni ve bunun sayesinde bedenine hükmetmesidir. Herhangi bir özrü yoksa yürümesi, el kullanma becerileri, zekâsı, konuşması, düşünsel gelişimi hep mucizevîdir.

Bizzat kendisi ailesi için bir armağandır. Bu dünya için bir armağandır. Başkalarının hayatına girecektir, sevecek sevilecektir. Onlar için armağandır. Yazılmış bir kaderi olsa da yaşamının her anında insiyatif kullandığını hissedecek. Tanrının kendine verdiği eşref-i mahlûkat gücünü hayatının her alanında kullanabilecektir.

Birey olduktan sonra da olmadan önce de, sevinçleri, mutlulukları olacak, hüzünler acılar yaşayacak, bazen isyan edecek, bazen oturup ağlayacak. Kaderin ve kazanın başına getirdikleriyle iyi kötü bir ömür sürecektir.

Aşklar yaşayacak, sevilecek, şarkılar söyleyecek, dans edecek. Tanrıya yaklaşıp ibadet edecek veya uzaklaşıp isyana sürüklenecektir. Ama ne olursa olsun başka hiçbir canlıya nasip olmayan bir şeyi. Bilinci, duyguları ile düşünecek, haz alacak sevinip üzülecektir.

Hiç kimsenin kaderi birbirine uymayacak ama herkes kendi yaşadıklarını en iyi ve en kötü sanmaya devam edecektir. Bizzat kendisi yaşayarak görecektir ki insan sosyal bir canlıdır. Topluluk haline geldikten sonra her ne kadar içimizde ötekileştirme eğilimi artsa da başkası olmadan yaşayamadığımızı görüp, birlikte yaşamanın ve hayatı paylaşmanın tadını da alacağız.

Zamanla yaşadığımız her şeyin ve bizzat şikâyetçi de olsak bu hayatın bize verilmiş bir armağan, bir şans olduğunun farkına varacağız ve dudağımızdan şu cümleler dökülecek…
-Bu hayat bana verilmiş bir armağandır. Bu hayat size verilmiş bir armağandır. Ben de öyleyim.

Evladınızdım. Doğdum sevip okşadınız, yüreğinize sevinç, mutluluk oldum. Büyüdüm hastalandım üzüldünüz, şefkat ve merhametinize vesile oldum. Üzdüm sizi kırdım incittim sabrı öğrendiniz sayemde. Belki benden kötülük gördünüz ama sevabını Mevla’dan beklediniz. Size ödül de ceza da ben oldum ama hayatınızı doldurdum.

Bazen annenizdim, sevip bağrıma bastım, bazen babanızdım sevip okşadım. Sevgiliniz oldum. Size şiirler yazdım, öyküler, masallar anlattım. Yerden alıp göğe fırlattım. Sizin için gözyaşı döküp, ağladım. Kelimeleri zincir zincir, ilmek ilmek birbirine bağladım.

Hasta ruhlarınıza şifa oldum bazen. Bazen kendi ruhumun hezeyanları ile sizi üzdüm, sınadım, sınandım. Klavuzunuz oldum çoğu zaman. Bir yerden bir yere götürdüm. Sevdiniz yeni ulaştığınız durakları. Bazen yoldan çıkardım, pişman oldunuz, tövbenize vesile oldum. Bazen günahlarınızın, bazen tövbelerinizin bazen de birlikte uçsuz bucaksız, uçuk kaçık veya ulvi-süfli sohbetlerinizin arkadaşı oldum.


Hayatı veya bir anı paylaştık sizinle. Belki kırmızı ışıkta karşılaştık. Belki sinemada, tiyatroda belki aynı otobüs koltuğunda yan yana yolculuk ettik hiç birbirimizi tanımadan. Belki size bir nane şekeri uzattım. Belki sigaranızın dumanı öksürttü de sizi azarladım.

Belki de karşılaştık kim bilir. Olmadık bir yerde olmadık bir zamanda, olmadık bir satırın, olmadık bir hecenin, olmadık bir cümlenin içinde. Selamlaştık, tanıştık, konuştuk sevdik birbirimizi. Gözyaşı döktük, öfkelendik, kızdık. Birlikte zamanlar tükettik. Hasta olduk, uykusuz kaldık. Birlikte gülüp, birlikte ağladık. Kısa yada uzun zamanlar paylaştık.

Belki dedeniz, nineniz oldum sonra ya da hiç kimsesizdiniz kimseniz oldum. Sizle birikimlerimi paylaştım. Hayat tecrübelerimi.
İnsanlığın güzel yanı biraz da bu belki. Ölümlü olsak da kendimizden bir şeyleri gelecek kuşaklara aktarmak istiyoruz. Çırpınıyor paylaşıyoruz.

Ey! insanlar unutmayın. İçinde yaşadığınız bu hayat size bir armağandır. Bütün zorluk ve sıkıntılarına rağmen öyledir. Ben de öyleyim. Kıymetimi bilin.


(*) Not: herkes bizzat kendisini buradaki BEN yerine koyabilir.


Bu dünyaya gelmemiz başlı başına bir mucizedir. Onca sperm içinde en şanslısı olarak yumurtaya ulaşırsınız. Anne karnında büyümeniz, doğmanız ve ilk aldığınız nefes de başlı başına bir mucizedir. İnsan yavrusu canlılar içinde en savunmasız olandır. Büyümesi, ayağa kalkıp yürümesi yıllarını alır. Vahşi hayata bırakılsa neredeyse sıfır yaşama şansı vardır.

Oysa bu küçük canlı kısa sürede inanılmaz gelişme gösterir. Fiziksel gelişiminden daha hayret uyandırıcı yanı zihni ve bunun sayesinde bedenine hükmetmesidir. Herhangi bir özrü yoksa yürümesi, el kullanma becerileri, zekâsı, konuşması, düşünsel gelişimi hep mucizevîdir.

Bizzat kendisi ailesi için bir armağandır. Bu dünya için bir armağandır. Başkalarının hayatına girecektir, sevecek sevilecektir. Onlar için armağandır. Yazılmış bir kaderi olsa da yaşamının her anında insiyatif kullandığını hissedecek. Tanrının kendine verdiği eşref-i mahlûkat gücünü hayatının her alanında kullanabilecektir.

Birey olduktan sonra da olmadan önce de, sevinçleri, mutlulukları olacak, hüzünler acılar yaşayacak, bazen isyan edecek, bazen oturup ağlayacak. Kaderin ve kazanın başına getirdikleriyle iyi kötü bir ömür sürecektir.

Aşklar yaşayacak, sevilecek, şarkılar söyleyecek, dans edecek. Tanrıya yaklaşıp ibadet edecek veya uzaklaşıp isyana sürüklenecektir. Ama ne olursa olsun başka hiçbir canlıya nasip olmayan bir şeyi. Bilinci, duyguları ile düşünecek, haz alacak sevinip üzülecektir.

Hiç kimsenin kaderi birbirine uymayacak ama herkes kendi yaşadıklarını en iyi ve en kötü sanmaya devam edecektir. Bizzat kendisi yaşayarak görecektir ki insan sosyal bir canlıdır. Topluluk haline geldikten sonra her ne kadar içimizde ötekileştirme eğilimi artsa da başkası olmadan yaşayamadığımızı görüp, birlikte yaşamanın ve hayatı paylaşmanın tadını da alacağız.

Zamanla yaşadığımız her şeyin ve bizzat şikâyetçi de olsak bu hayatın bize verilmiş bir armağan, bir şans olduğunun farkına varacağız ve dudağımızdan şu cümleler dökülecek…
-Bu hayat bana verilmiş bir armağandır. Bu hayat size verilmiş bir armağandır. Ben de öyleyim.

Evladınızdım. Doğdum sevip okşadınız, yüreğinize sevinç, mutluluk oldum. Büyüdüm hastalandım üzüldünüz, şefkat ve merhametinize vesile oldum. Üzdüm sizi kırdım incittim sabrı öğrendiniz sayemde. Belki benden kötülük gördünüz ama sevabını Mevla’dan beklediniz. Size ödül de ceza da ben oldum ama hayatınızı doldurdum.

Bazen annenizdim, sevip bağrıma bastım, bazen babanızdım sevip okşadım. Sevgiliniz oldum. Size şiirler yazdım, öyküler, masallar anlattım. Yerden alıp göğe fırlattım. Sizin için gözyaşı döküp, ağladım. Kelimeleri zincir zincir, ilmek ilmek birbirine bağladım.

Hasta ruhlarınıza şifa oldum bazen. Bazen kendi ruhumun hezeyanları ile sizi üzdüm, sınadım, sınandım. Klavuzunuz oldum çoğu zaman. Bir yerden bir yere götürdüm. Sevdiniz yeni ulaştığınız durakları. Bazen yoldan çıkardım, pişman oldunuz, tövbenize vesile oldum. Bazen günahlarınızın, bazen tövbelerinizin bazen de birlikte uçsuz bucaksız, uçuk kaçık veya ulvi-süfli sohbetlerinizin arkadaşı oldum.


Hayatı veya bir anı paylaştık sizinle. Belki kırmızı ışıkta karşılaştık. Belki sinemada, tiyatroda belki aynı otobüs koltuğunda yan yana yolculuk ettik hiç birbirimizi tanımadan. Belki size bir nane şekeri uzattım. Belki sigaranızın dumanı öksürttü de sizi azarladım.

Belki de karşılaştık kim bilir. Olmadık bir yerde olmadık bir zamanda, olmadık bir satırın, olmadık bir hecenin, olmadık bir cümlenin içinde. Selamlaştık, tanıştık, konuştuk sevdik birbirimizi. Gözyaşı döktük, öfkelendik, kızdık. Birlikte zamanlar tükettik. Hasta olduk, uykusuz kaldık. Birlikte gülüp, birlikte ağladık. Kısa yada uzun zamanlar paylaştık.

Belki dedeniz, nineniz oldum sonra ya da hiç kimsesizdiniz kimseniz oldum. Sizle birikimlerimi paylaştım. Hayat tecrübelerimi.
İnsanlığın güzel yanı biraz da bu belki. Ölümlü olsak da kendimizden bir şeyleri gelecek kuşaklara aktarmak istiyoruz. Çırpınıyor paylaşıyoruz.

Ey! insanlar unutmayın. İçinde yaşadığınız bu hayat size bir armağandır. Bütün zorluk ve sıkıntılarına rağmen öyledir. Ben de öyleyim. Kıymetimi bilin.


(*) Not: herkes bizzat kendisini buradaki BEN yerine koyabilir.

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım