* Günün Yazısı :

Kolaya kaçan ağaç


ERKAN BAL

Kolaya kaçan ağaç nedir bilir misiniz?
Sarmaşıklar sarılıp tutunarak ilerler. Engel aşmaları için bizatihi engellerine tutunarak devam ederler yollarına. Engelleri klavuzları olur bir bakıma. Oysa ağaçların yükselmeleri gerekir. Onların zor ve uzun bir yolculukları vardır.

Özgürlüğe doğru, gökyüzüne doğru uzanır ağaçların elleri.
Peki bir ağacın önüne engel çıkarsa...

Fidanken uğraştığınca güçlü değildir ağaç. Betonu delip kayaları parçaladığınca ilerleyemez filizler, kolları kökleri kadar güçlü değildir.

İşte o zaman ağaç kolayına kaçar hayatın. Mücadele ederek yaşamak zor geldiğinde, yine de bir yolunu bulur ve devam eder. Bağrına sokulmuş bir hançerin, bir taşın acısını içine gömüp daha gövdeden 1metre kadar yükselmişken, açar kollarını ve der ki... sen güneye, sen kuzeye.... bir den iki olur böylece ağaç...

Sonra önüne bir başka engel çıkar.
Bir başka ağaç, sert esen bir rüzgar, bir kaya bir duvar, bir elektrik direği.
Sık bir ormanda yaşamadığından yalnızdır ağaç. Çevresinde dağlar, taşlar uçan kuşlar olsa da, hep yalnızdır. Ama siz onun yalnızlığını fark edemezsiniz.

Google'da bile yüzlerce "yanlız ağaç resmi" bulabilirsiniz ama "kolaya kaçan ağaç" resimsizdir. Siliktir sulieti, çünkü aslında o ağaç tam yanıbaşınızdadır. Ta yüreğinizdedir kökleri, içinizdedir. Gülümsediği objektiflerde bile gözükmez kolaya kaçtığı o ağacın.

Ağaç bu kez eğer dallarını, çevresinden dolaşır zorlukların, kenarından kıyısından ama hedefi olan gökyüzüne uzatır dallarını ışığa.
Öyle ya da böyle daima ışığa...

 Hayat önümüze engeller çıkarır. Mücadele etmek özünde iyi bir şeydir. Çaresizlik, hele öğrenilmiş çaresizlik çok kötü birşeydir ama bazen adına sivil itaatsizlik de denilen pasif bir direniş sergiler yüreğimiz. Bu aslında köşeye sıkışan bir farenin en kolay yaptığı şeydir. Bir başka yöne yönelmek, ama aklında, yüreğinde asıl hedefini hiç unutmadan.

Zorlukları aşmaya çalışırız böylece. Evet hayat eski tadından çok şeyler eksiltmiştir. Dalların ve kolların artık heybetli duruşu yoktur ağaç için. Diğerleri kadar mağrur ve dik yükseltemez belki başını. Kolaya kaçan ağacın boynu büküklüğünde bile bir sıra dışılık, çekicilik olsa da herkes en düzgün ağaca yönelir doğal olarak. En heybetlisine Vayy be!... der.

Oysa kolaya kaçan ağacın başına gelenler belki de diğer ağaçların yok olup gitmesine yol açabilecek kadar kötü yangınlardır. Hani, reçinesi için yüreğini kazırlar bir çam ağacının... Ortasında kocaman bir oyuk ama o yaşamaya devam eder. Kendi onarır, kendi yaralarını. Ya da bir yıldırım düşer ortasına, sel, fırtına yıkar geçer. İkiye bölünür, parçalanır. Yanık izleri, yara izleriyle doludur bedeni, ruhu kadar acısı yüzüne de yansır.

Ama kolaya kaçan ağaç bilir: Bu dünyada aslolan yaşamaktır. Sevgiyle, iyilikle güzellikle, sabırla zorlukları yenebilmektir işin esası...

Her biten günün ardından, yine bir burukluk ve hüzünle uyansa da, sabah önüne çıkacak güçlüklere karşı savunmasız gözükse de, umutla ışığa uzatır filizlerini.
O ağaç, hayatla başetmenin yolunu, (yaşadığı onca zorluktan sonra) kolaya kaçarak bulmuştur...

Bu yazıyı paylaş: :

2 Yorum var:

  1. Bazen bir ağaç kadar olamıyoruz ne acı...

    YanıtlaSil
  2. @Pabuç: Bodoslama gitmek pek iyi netice vermiyor hayatın üstüne. Kolaylaştırın güçleştirmeyin denmişken hem de...

    YanıtlaSil

Buraya yorum yazabilirsiniz. Niye yazmıyorsunuz?

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım