* Günün Yazısı :

Şşşşt. Aloo kime diyorum ben?

Hiç yorum yok:
Sevgili Saygıdeğer okuyucu: Birikmiş bir kaç blog yazısını biraz iştah yokluğundan biraz iş çokluğundan bir kalemde çıkarayım istedim. Klavyeye dokundum, tuşlara bastım, blog yazımı yazdım. Buyrun, Okursanız...
1- Kadinus Cesidus'ları yazdıktan sonra "erkek çeşitlerini" de yazmam konusunda bir kaç dosttan ısrarlı teklifler aldım. Ama dedim ya bu konu kadınların işi. Çünkü ben pek tanıyacak kadar erkeklerle sıkı fıkı olmadım. Bilemem. Yine de sizlere özellikle net aleminde uzak durmanız gereken bir kaç erkek çeşidini yazarak kıyak geçmiş olayım. Buyrun:

a- kuzu postunda dolaşan kurt adamlar (nete yeni giren, bunalımdaki kadınları birkaç tatlı söz, bir kaç güzel resim, sunu video ile avlarlar) aman dikkatli olun, fena çarparlar.

b- sanal aşıklar (kolayca arızaya bağlayabilen tiplerdir. başınıza bela olurlar. önce davranışları hoşunuza gider ama ondan sonra tüm hayatınızın sahibi olmaya çalışırlar. kıskanırlar, trip yaparlar, mail vslerinizi okumaya kalkarlar. ayrılırsanız sağda solda dedikodunuzu  yaparlar. huzurunuzu kaçırırlar.

c- evli ama mutsuzlar (ah canım deyip acıklı öykülerini dinlersiniz ve bu dünyada ne kadınlar var böyle cici adamları üzüyorlar diye teselli edesiniz gelir. özellikle yaşlı ve olgun erkek meraklısı iseniz aman dikkat. bu adamların öyküleri hep aynıdır, sizin gibi dinleyenleri değişir sadece.)

d- üstadlar, çok bilmişler (iyi yazarlar, iyi kasarlar, eski kaşarlardır. yazdıklarınızı onlara beğendirmek isterken kurbanları olabilirsiniz. hazretler tarafından kabul göreyim derken azıcık araştırırsanız o tezgaha ne ilk ne de son düşen olduğunuzu görürsünüz. aradığınız yalan ve sanal aşkı kısa süreliğine size yaşatabilirler. bile bile lades olmak isterseniz, orası size kalmış.)

e- sanal jigololar (orta yaş bunalımına düşmüş kadınları hedef alırlar. överler, methederler, unuttuğunuz çiçek ve güllerle sizi karşılarlar. bunların dişi modelleri 100 kontöre tavken, bu delikanlılar daha masraflıdır. reele sıçratırsanız kredi ve kefalet ile başlayıp, iliğinizi kemiğinizi kuruturlar.

f- The İbrahim Ortach'lar. (en tehlikeli modellerdir. dudak ve kulak mesafesinden çok daha uzak durmanız şiddetle tavsiye edilir.)

2- Sevdiğiniz erkek tarafından bir gün terkedilmek istemiyorsanız,  aşağıdakilerin bir veya bir kaçını asla yapmayın.

a - Sesiniz erkeğinizden daha yüksek çıkmasın. Bağırıp, çağırıp onu sık sık azarlamayın.

b- Size hediye alıyorsa, beğenmemezlik etmeyin. Memnuniyetsizliğinizi fazla ve anında belli etmeyin. Nankörleşmeyin.

c- Erkeğinizi fazla serbest bırakmayın ama çok fazla da üstüne düşüp, hesaba çekmeyin. Sonra o da sizi hesaba çekmeye başlar da, burnunuzdan fitil fitil getirir. Bir erkeğin bahane bulup, suçu üzerinize atabilme kapasitesi 10 kaplan gücündedir.

d- O kankam, bu arkadaşım, bu daha çocuk sayılır diyerek eski, yeni sevgililerinizi  ya da hayranlarınızı ona itelemeye çalışmayın. Kıskanmadığını sandığınız bir erkeğin bile tersi çok pistir.

e- Bir erkeğe yalan söyleyecekseniz iki kere düşünün. Çünkü erkekler yalan konusunda uzmanlaşmışlardır. O yüzden yalancı yalancıyı dakikada tanır, bilir. Hiç ummadığınız bir anda fena yakalanırsınız.

f- Size sabrettiğini farketmişseniz, merak edip sınırlarını zorlamayın. Yeterli sıcaklığa ulaşmışsa bir erkeğin öfkesi sudan çok daha çabuk kaynar.

g- Benim şu an aklıma gelenler bunlar ama bir dip not olarak da diyebilirim ki: Yukarıda sayılanları toplum içinde, arkadaş yanında hiç yapmayın. İki kere olumsuz etkilidir.

Şimdilik benden bu kadar, kalın sağlıcakla.

T.İ.O
Sevgili Saygıdeğer okuyucu: Birikmiş bir kaç blog yazısını biraz iştah yokluğundan biraz iş çokluğundan bir kalemde çıkarayım istedim. Klavyeye dokundum, tuşlara bastım, blog yazımı yazdım. Buyrun, Okursanız...
1- Kadinus Cesidus'ları yazdıktan sonra "erkek çeşitlerini" de yazmam konusunda bir kaç dosttan ısrarlı teklifler aldım. Ama dedim ya bu konu kadınların işi. Çünkü ben pek tanıyacak kadar erkeklerle sıkı fıkı olmadım. Bilemem. Yine de sizlere özellikle net aleminde uzak durmanız gereken bir kaç erkek çeşidini yazarak kıyak geçmiş olayım. Buyrun:

a- kuzu postunda dolaşan kurt adamlar (nete yeni giren, bunalımdaki kadınları birkaç tatlı söz, bir kaç güzel resim, sunu video ile avlarlar) aman dikkatli olun, fena çarparlar.

b- sanal aşıklar (kolayca arızaya bağlayabilen tiplerdir. başınıza bela olurlar. önce davranışları hoşunuza gider ama ondan sonra tüm hayatınızın sahibi olmaya çalışırlar. kıskanırlar, trip yaparlar, mail vslerinizi okumaya kalkarlar. ayrılırsanız sağda solda dedikodunuzu  yaparlar. huzurunuzu kaçırırlar.

c- evli ama mutsuzlar (ah canım deyip acıklı öykülerini dinlersiniz ve bu dünyada ne kadınlar var böyle cici adamları üzüyorlar diye teselli edesiniz gelir. özellikle yaşlı ve olgun erkek meraklısı iseniz aman dikkat. bu adamların öyküleri hep aynıdır, sizin gibi dinleyenleri değişir sadece.)

d- üstadlar, çok bilmişler (iyi yazarlar, iyi kasarlar, eski kaşarlardır. yazdıklarınızı onlara beğendirmek isterken kurbanları olabilirsiniz. hazretler tarafından kabul göreyim derken azıcık araştırırsanız o tezgaha ne ilk ne de son düşen olduğunuzu görürsünüz. aradığınız yalan ve sanal aşkı kısa süreliğine size yaşatabilirler. bile bile lades olmak isterseniz, orası size kalmış.)

e- sanal jigololar (orta yaş bunalımına düşmüş kadınları hedef alırlar. överler, methederler, unuttuğunuz çiçek ve güllerle sizi karşılarlar. bunların dişi modelleri 100 kontöre tavken, bu delikanlılar daha masraflıdır. reele sıçratırsanız kredi ve kefalet ile başlayıp, iliğinizi kemiğinizi kuruturlar.

f- The İbrahim Ortach'lar. (en tehlikeli modellerdir. dudak ve kulak mesafesinden çok daha uzak durmanız şiddetle tavsiye edilir.)

2- Sevdiğiniz erkek tarafından bir gün terkedilmek istemiyorsanız,  aşağıdakilerin bir veya bir kaçını asla yapmayın.

a - Sesiniz erkeğinizden daha yüksek çıkmasın. Bağırıp, çağırıp onu sık sık azarlamayın.

b- Size hediye alıyorsa, beğenmemezlik etmeyin. Memnuniyetsizliğinizi fazla ve anında belli etmeyin. Nankörleşmeyin.

c- Erkeğinizi fazla serbest bırakmayın ama çok fazla da üstüne düşüp, hesaba çekmeyin. Sonra o da sizi hesaba çekmeye başlar da, burnunuzdan fitil fitil getirir. Bir erkeğin bahane bulup, suçu üzerinize atabilme kapasitesi 10 kaplan gücündedir.

d- O kankam, bu arkadaşım, bu daha çocuk sayılır diyerek eski, yeni sevgililerinizi  ya da hayranlarınızı ona itelemeye çalışmayın. Kıskanmadığını sandığınız bir erkeğin bile tersi çok pistir.

e- Bir erkeğe yalan söyleyecekseniz iki kere düşünün. Çünkü erkekler yalan konusunda uzmanlaşmışlardır. O yüzden yalancı yalancıyı dakikada tanır, bilir. Hiç ummadığınız bir anda fena yakalanırsınız.

f- Size sabrettiğini farketmişseniz, merak edip sınırlarını zorlamayın. Yeterli sıcaklığa ulaşmışsa bir erkeğin öfkesi sudan çok daha çabuk kaynar.

g- Benim şu an aklıma gelenler bunlar ama bir dip not olarak da diyebilirim ki: Yukarıda sayılanları toplum içinde, arkadaş yanında hiç yapmayın. İki kere olumsuz etkilidir.

Şimdilik benden bu kadar, kalın sağlıcakla.

T.İ.O

Biraz ordan, biraz burdan, accık da şurdan

2 yorum:


 Bir şeyler yazıyorsanız, okunmak hoşunuza gider, yorum almak, sözlerinizin karşıda bir etkisi olduğunu görmek, etkinize bir tepki almak, güzel şeylerdir bunlar. Nitekim bu konuda oldukça hoş anılarım vardır, sözümün dokunduğu yerlerden geri dönüşleri üzerine.

İşte geçenlerde bir arkadaş facebook’da paylaştığım bir yazıma şu yorumu yapmış “İpraam abi senin yazılarda bi başkalık var nedense. Böyle kekremsi bir tat, bir sehli mümteni (*) havası... yazmaya çalışıyorum yazamıyorum.:)”

Bu esprili yorum hoşuma gitti açıkçası çünkü ben 3 adamı üstad bildim hayatımda ve yazdıklarını örnek aldım. “Yunus Emre , Nasrettin Hoca ve Orhan Veli” Yunus’un sadelik ve güzelliği, Hocanın pratik zekası ve nüktedanlığı, Orhan Veli’nin akıcı, akılcı ve sade şiiri.

Hepsinin bende bir terkibi oluştu ise bu berbat eksik ve kusurlu karışımın adı da İbrahim ORTAÇ olmuş ve siz de beğenmişseniz ne mutlu bana.
Bunu bu yazı vesilesi ile vurgulamak istedim.

Şimdi de son bi kaç olaya gözatalım dilerseniz.

Biliyorsunuz politika yazmayı sevmem ama yazmadan da duramam. Sevmem çünkü hangi konuda fikir belirtsem diğer fikre angaje olduğumu sanırlar. Kimiler AK partici kimileri Gomonist diye sevmiyor. Orta yolu da ben bulamıyorum ama bir kez daha şeytanın avukatı olup, bir şeyler söyleyelim bakalım.

1- TOKİ başkanın sonunda özür dilemiş. Doğrusu da buydu. Her ne kadar Gsaray standında yaşanan olay tatsız ve çirkin görülse de şurası bir gerçek ki stadyumlar, arena gibidir ki zaten burasının adı Telekom ARENA’ydı.

Bizzat başbakan hasbel kader futbol oynadığı için Stadyumlarda seyircilerin neler diyebileceğini iyi bilir. Toki başkanının durduk yerde Gsaray’ın eski yönetimini yerden yere vurmaya kalkması cehaletin daniskasıdır.

Arenalar seçim meydanlarına benzemez. Kim ne söyler ve düşünürse düşünsün olay tirajik bir trafik kazasıdır. Tarafların artık olayı abartmaması gerekir.

2- Ergenekon davasının gönüllü avukatları kaldı mı hala bilmiyorum ama son balyoz planı belgelerinde öldürülmesi planlanan 16 tane aydının adı yer alıyormuş.

Uğur Mumcu’ların, Çetin EMEÇ’lerin katillerini arayıp, hesabını soran sivil insiyatif sahibi vatandaşlarımızın oturup kalkıp Ergenekon’un avukatlığı yapılır mı düşünmelerinin zamanı geldi de geçiyor sanırım. Türkiye’deki faili meçhul siyasi cinayetlerin faili olan birkaç örgüt kabak gibi sırıtıyor ortada, biz hala mı görmüyoruz.

Güneydoğu’da 13 gencin cesedinden sonra kimvurduya gitmiş 15 vatandaşın daha cesedine ulaşıldı. Ne için yapılmış olursa olsun evinizden çıkan evlatlarınızın kafalarına birer tane sıkılıp, bir çukura gömüldüklerini düşünmek hiç hoş değil.

Devlet görevini asıl şimdi yapıyor bence. Katilleri birbir açığa çıkarıyor. Suçlular hala tam olarak bulunamasa da güneydoğuda vatandaşın devlete güvenmesi konusunda ciddi adımlar atılıyor.

Terör örgütünü ve terörizmi tasvip etmemiz asla mümkün değil ama birileri de devletin adını kullanarak o bölgede çok zulümler işlemişler. Öyle gözüküyor. Yaraları kardeşlik ruhu ile sarmalı. Güneydoğulu kardeşler de artık provakasyonlara kolayca kanmamalı.



Bir de sahi, sizlerde ne var ne yok, neler yapıyorsunuz bakalım. Bir çok kişi blog yazmıyor bu aralar. Tweet, feed gidiyor. Başka nerelerde ne yapıyorsunuz. Kestane kebap, acele cevap.

Bu yazı pek komik ve neşeli olmadı ama, durum budur.
Paylaştım

T.İ.O

Hamiş:
(*) sehli mümteni: 1.edebiyatta, çok basit görünen; fakat benzeri kolay kolay yazılamayan beytlere, kıtalara verilen ad. 
dahası:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=sehl-i%20m%C3%BCmteni




 Bir şeyler yazıyorsanız, okunmak hoşunuza gider, yorum almak, sözlerinizin karşıda bir etkisi olduğunu görmek, etkinize bir tepki almak, güzel şeylerdir bunlar. Nitekim bu konuda oldukça hoş anılarım vardır, sözümün dokunduğu yerlerden geri dönüşleri üzerine.

İşte geçenlerde bir arkadaş facebook’da paylaştığım bir yazıma şu yorumu yapmış “İpraam abi senin yazılarda bi başkalık var nedense. Böyle kekremsi bir tat, bir sehli mümteni (*) havası... yazmaya çalışıyorum yazamıyorum.:)”

Bu esprili yorum hoşuma gitti açıkçası çünkü ben 3 adamı üstad bildim hayatımda ve yazdıklarını örnek aldım. “Yunus Emre , Nasrettin Hoca ve Orhan Veli” Yunus’un sadelik ve güzelliği, Hocanın pratik zekası ve nüktedanlığı, Orhan Veli’nin akıcı, akılcı ve sade şiiri.

Hepsinin bende bir terkibi oluştu ise bu berbat eksik ve kusurlu karışımın adı da İbrahim ORTAÇ olmuş ve siz de beğenmişseniz ne mutlu bana.
Bunu bu yazı vesilesi ile vurgulamak istedim.

Şimdi de son bi kaç olaya gözatalım dilerseniz.

Biliyorsunuz politika yazmayı sevmem ama yazmadan da duramam. Sevmem çünkü hangi konuda fikir belirtsem diğer fikre angaje olduğumu sanırlar. Kimiler AK partici kimileri Gomonist diye sevmiyor. Orta yolu da ben bulamıyorum ama bir kez daha şeytanın avukatı olup, bir şeyler söyleyelim bakalım.

1- TOKİ başkanın sonunda özür dilemiş. Doğrusu da buydu. Her ne kadar Gsaray standında yaşanan olay tatsız ve çirkin görülse de şurası bir gerçek ki stadyumlar, arena gibidir ki zaten burasının adı Telekom ARENA’ydı.

Bizzat başbakan hasbel kader futbol oynadığı için Stadyumlarda seyircilerin neler diyebileceğini iyi bilir. Toki başkanının durduk yerde Gsaray’ın eski yönetimini yerden yere vurmaya kalkması cehaletin daniskasıdır.

Arenalar seçim meydanlarına benzemez. Kim ne söyler ve düşünürse düşünsün olay tirajik bir trafik kazasıdır. Tarafların artık olayı abartmaması gerekir.

2- Ergenekon davasının gönüllü avukatları kaldı mı hala bilmiyorum ama son balyoz planı belgelerinde öldürülmesi planlanan 16 tane aydının adı yer alıyormuş.

Uğur Mumcu’ların, Çetin EMEÇ’lerin katillerini arayıp, hesabını soran sivil insiyatif sahibi vatandaşlarımızın oturup kalkıp Ergenekon’un avukatlığı yapılır mı düşünmelerinin zamanı geldi de geçiyor sanırım. Türkiye’deki faili meçhul siyasi cinayetlerin faili olan birkaç örgüt kabak gibi sırıtıyor ortada, biz hala mı görmüyoruz.

Güneydoğu’da 13 gencin cesedinden sonra kimvurduya gitmiş 15 vatandaşın daha cesedine ulaşıldı. Ne için yapılmış olursa olsun evinizden çıkan evlatlarınızın kafalarına birer tane sıkılıp, bir çukura gömüldüklerini düşünmek hiç hoş değil.

Devlet görevini asıl şimdi yapıyor bence. Katilleri birbir açığa çıkarıyor. Suçlular hala tam olarak bulunamasa da güneydoğuda vatandaşın devlete güvenmesi konusunda ciddi adımlar atılıyor.

Terör örgütünü ve terörizmi tasvip etmemiz asla mümkün değil ama birileri de devletin adını kullanarak o bölgede çok zulümler işlemişler. Öyle gözüküyor. Yaraları kardeşlik ruhu ile sarmalı. Güneydoğulu kardeşler de artık provakasyonlara kolayca kanmamalı.



Bir de sahi, sizlerde ne var ne yok, neler yapıyorsunuz bakalım. Bir çok kişi blog yazmıyor bu aralar. Tweet, feed gidiyor. Başka nerelerde ne yapıyorsunuz. Kestane kebap, acele cevap.

Bu yazı pek komik ve neşeli olmadı ama, durum budur.
Paylaştım

T.İ.O

Hamiş:
(*) sehli mümteni: 1.edebiyatta, çok basit görünen; fakat benzeri kolay kolay yazılamayan beytlere, kıtalara verilen ad. 
dahası:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=sehl-i%20m%C3%BCmteni


Meleklerle iletişim kurmaya doğru giderken

2 yorum:


Her insanın iletişim macerası ana karnına tekme attığı anlarla başlar, hişt birader bana bak diye omzunuzu dürten ayıların ana karnındaki o ilk gelişim evresinde kaldığını düşünebilirsiniz çünkü iletişimin ilk yolu dürtmektir. Nitekim facebook’da içimizdeki öküz için dürtme düğmesini koymuştur oraya…

Doğduktan sonra, avazımız çıktığı kadar bağırarak iletişim kurma yolunu deneriz. Gerçi erkeklerin daha o anda bazı hemşirelerin kendilerine gösterdikleri ilgi yüzünden başka bir iletişim yolu daha keşfettikleri söylenirse de inanmayın, laf-ı güzaftır.

Karnımız acıkınca zırlarız. Henüz iletişimin kendisi bir ihtiyaç haline gelmediğinden o yıllarda iletişimi ihtiyaçlarımızın giderilmesinde kullanırız. Nitekim ağlamayan çocuğa meme vermezler sözü oradan gelir.

Zaman geçtikçe biz de büyürüz. Elimizle kolumuzla, orta parmağımızla iletişim kurmayı öğreniriz. Sonrasında ise ağzımız laf yapmaya başlar. Parmağımızla işaret ederek istediklerimizi, dilimizin döndüğünce ifade edip, derdimizi anlatmak için dilimizi kullanmaya başlarız.

Dilimizi kullandığımız farklı bir iletişim kanalı daha olsa da, o cinsel bilgiler dersinin alanına girdiğinden konumuz dışıdır. Altı da üstü de Fransızca demekle yetinelim. Bahsettiğimiz Fransızca'nın da yabancı bir dil olmadığını, kendi dilinizi kullanmanız gerektiğini belirtelim yeter.

Okumayı ve yazmayı, dürtmek ve konuşmaktan sonra öğreniriz. Hangisi önce gelişir bilinmez ama okuyup yazamayanlarımız olduğuna göre demek ki okumayı önce öğreniriz. Bu sayede kitaplar, dergiler, TV'ler, bilgisayarlar ile iletişim kurmayı öğreniriz. Artık bizim için iletişim bir araç olmanın yanında, yavaş yavaş  olmazsa olmaz bir ihtiyaç halini almıştır.

İşte bu fakirin bu aşamalardan sonraki iletişim macerası :

1- Ortaokul’da beğendiği kızlara mektup yazıp, defterlerinin arasına ve paltolarının ceplerine koymak, yazdığı mektupları içine taş sarıp balkonlarına atmak.

2- Yabancı dil ayağına “pen friend” amaçlı kız arkadaş edinmek için yurtdışına mektup atma denemeleri yapmak.

2a- Tmeditasyon teknikleri ile zihinlere ulaşmaya çalışmak. Bir gece önceden yatmadan planlanmış rüyalar görmeye çalışmak.

3- Çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, yazı, makale ve fıkralar yazmak. İnsanlara bir şeyler söyleyeyip, meramını anlatmak.

3a- Okuyup, üfleyen bazı hocamsı vatandaşlara takılıp, iyi kötü cinlerle çat pat iletişim kurmak. Öbür âlemden mesajlar almaya çalışmak.

4- Çanak antenler yokken çatılara Yunanistan kanallarını izleyecek antenler kurmak. Elde anten, kiremit tepelerinde deli gibi gezmek.

5- İlk halk bandı telsizimi alsam da elde telsiz “break, break bayan arkadaş arıyorum diyemeyip utanmak” yüzünden telsizleri satmak.

5a- FM radyolar kurup, amatör radyoculuk yapmak. Bunu daha sonra PC üzerinden sürdürüp, MP3 radyoları açmak. Canlı yayınlara çıkmak.

6- Bilgisayarla ve internetle tanışma evresi:
Mirc sohbet programından siyah text metinlerle insanlarla iletişim kurmaya çalışmak. Hoş sohbetlerde söz söylemek, ağustos böceği gibi şiirler yazmak.

7- SWC Superonline Word Club’da bugünün bloglarına benzer sayfalar düzenlemek. İnsanlarla swc kulüp üzerinden letişim kurmak.

8- İlk online sohbet programlarından yeşil çiçekli ICQ ile tanışmak. Küçük icq numaralarının revaçta olduğu ortamlarda insanlarla geyiksel iletişimler kurmak. İcq numarasını ezberlemek yüzünden,  bankada SGK numaram bu diye görevlilerle tartışmak. Sonra, aptal durumuna düşmek.

9-Yahoo Messenger, Aol, odigo vb. programları denemek. Aynı anda birden çok iletişim kanalını kullanarak parmaklarını ve beynini lüzumsuz yere yormak. Sakız çiğnerken yolda da yürüyebilirim, ayaklarım da dolaşmaz diyerek bir nevi multitasking'le övünmek.

10- Msn, SKYPE ile, iş dışında da sohbet amaçlı iletişimler kurmak. Ses ve görüntünün keşfi ile yeni ufuklar, yeni umutlar ve hayal kırıklıkları ile tanışmak. Sormaktan bıktığı bazı şeyleri görerek zıvanadan çıkmak.

11-Gtalk ile mail sayfasından iletişim kurmanın rahatlığını yaşamak. Bir veya birkaç arkadaş ile sohbet ederken, iş de yapabilmenin rahatlığını yaşamak.

12- Blogger öncesi Wordpress ile bloglar hazırlamak, arkadaş grupları oluşturmak. Ardından bloglar ile halka açılmak. Kaleminden kan ve bal damlatıp, arada yorumlar da yaparak sosyal medyada yer almaya başlamak. Bol bol iş ve laf üretmek. Lafı daha bolca üretmek. Blog üstüne blog açıp, okuyucuyu da bıktırmak. Tacizlere uğrayıp blog kapamak, sonra yeniden açmak.

13-Twitter’e birkaç defa katılıp, bir halt anlayamayınca boş vermek. Hâlâ, ne işe yarıyor len bu twitter? Diyenler arasında mahsur ve mahzun kalmış olmak.

14- Facebook’tan uzak durmaya çalışıp sonunda ipin ucunu koyuvermek. 3-5-10 derken bir kaç 100 hiç tanımadığı arkadaş edinmek. Sonunda Facebook’a biraz biraz ısınmak. Bu aralar gündemine face'i daha fazla almak.

15- Friendfeed belasına bir kaç kez bulaşıp, geceleri uykusuz kalmak, gereksiz sinir harbi yaşamak ve sonunda FF'i terk etmek.

16-Yahoo Meme, google buzz vb. servislerden bir halt anlamamak. Denemeye bile yeltenmemek. 


17- Formspring. me ye göz kırpmak ama bir türlü hesap açmamak. Tumblr ile ilgilense de bu konuda kararsız kalmak. Paylaşacak resimlerin belden aşağı olmazsa bir işe yaramayacağı gibi bir ön yargı sahibi olmak. Vazcaymak.

18- Tüm bunları yaparken reel arkadaşlarından sürekli şikâyetler almak. Arkadaşların "Lan, niye kendi kendine gülüyon oğlum. Bir yüzümüze bak lan. Kestin iyice muhabbeti ha. Kıçını kaldırsan o koltuktan da, bir ziyaretimize gelsen" türü sitemlerine muhatap olmak.

19- İşlevsel cep telefonlarını bir türlü öğrenemezken sonunda yolculuklar yüzünden pes edip 3g, wap, cepten msn ile tanışmak ve beceremese de kullanır gibi yapmak.

20- Arada kaynamış irili ufaklı birkaç yöntem ve uygulama daha saymak mümkün tabi ki. Neticede boşa geçmiş zamanların yanında, bir kaç iyi dost, arkadaş edinmek. İnsanlarla çeşitli kültürel, edebi veya edepsiz sohbetler yapmak.

Say say bitmiyor bu konular değil mi?
Şahsen sizin de benzer hikâyeleriniz vardır, bundan eminim.

Ben şöyle 10 yıl içerisinde aklıma ve başıma gelenleri bir bir sıralayıverdim. Mutlaka siz de bu listeye "online sohbet programları, sesli chatler, radyo chatler, siber âlemler, çeşitli gruplar, forumlar, sözlükler, itiraf.com'lar" ya da aklınıza gelen bir sürü uygulamaları ekleyebilirsiniz.

Neticede hepsi insanlar tarafından, insanlar için üretilmiş iletişim kanalları. Ama hangisin 21'nci yüzyılın "kendini kalabalıklar içinde yalnız hissetme hastalı"ğına çare bulduğunu sorarsanız, cevabı tabi ki E şıkkı. Hiçbiri.

Ben artık bu işin sonunun nereye varacağını biliyorum.
Uzaylılarla iletişim kuramadık ama en sonunda meleklerle iletişim kuracağımızı düşünüyorum.

Tabi sandığınız gibi, adı melek olan ya da yukarıdaki resimde gördüğünüz hayali fıstıklarla değil. Eğer sonumuz topluca gelirse önce İsrafil’le ardından da Azrail’le. Ondan sonra kabir melekleri, sorgu sual melekleri, huriler, gılmanlar, cehennem zebanileri


Aştık artık olayı hepimiz.
Yanıbaşımızdakilerle giderek uzaklaşsak da, sonunda başkalarıyla iletişimin dibine vuracağız bu gidişle.
Hadi bakalım hayırlısı.


Her insanın iletişim macerası ana karnına tekme attığı anlarla başlar, hişt birader bana bak diye omzunuzu dürten ayıların ana karnındaki o ilk gelişim evresinde kaldığını düşünebilirsiniz çünkü iletişimin ilk yolu dürtmektir. Nitekim facebook’da içimizdeki öküz için dürtme düğmesini koymuştur oraya…

Doğduktan sonra, avazımız çıktığı kadar bağırarak iletişim kurma yolunu deneriz. Gerçi erkeklerin daha o anda bazı hemşirelerin kendilerine gösterdikleri ilgi yüzünden başka bir iletişim yolu daha keşfettikleri söylenirse de inanmayın, laf-ı güzaftır.

Karnımız acıkınca zırlarız. Henüz iletişimin kendisi bir ihtiyaç haline gelmediğinden o yıllarda iletişimi ihtiyaçlarımızın giderilmesinde kullanırız. Nitekim ağlamayan çocuğa meme vermezler sözü oradan gelir.

Zaman geçtikçe biz de büyürüz. Elimizle kolumuzla, orta parmağımızla iletişim kurmayı öğreniriz. Sonrasında ise ağzımız laf yapmaya başlar. Parmağımızla işaret ederek istediklerimizi, dilimizin döndüğünce ifade edip, derdimizi anlatmak için dilimizi kullanmaya başlarız.

Dilimizi kullandığımız farklı bir iletişim kanalı daha olsa da, o cinsel bilgiler dersinin alanına girdiğinden konumuz dışıdır. Altı da üstü de Fransızca demekle yetinelim. Bahsettiğimiz Fransızca'nın da yabancı bir dil olmadığını, kendi dilinizi kullanmanız gerektiğini belirtelim yeter.

Okumayı ve yazmayı, dürtmek ve konuşmaktan sonra öğreniriz. Hangisi önce gelişir bilinmez ama okuyup yazamayanlarımız olduğuna göre demek ki okumayı önce öğreniriz. Bu sayede kitaplar, dergiler, TV'ler, bilgisayarlar ile iletişim kurmayı öğreniriz. Artık bizim için iletişim bir araç olmanın yanında, yavaş yavaş  olmazsa olmaz bir ihtiyaç halini almıştır.

İşte bu fakirin bu aşamalardan sonraki iletişim macerası :

1- Ortaokul’da beğendiği kızlara mektup yazıp, defterlerinin arasına ve paltolarının ceplerine koymak, yazdığı mektupları içine taş sarıp balkonlarına atmak.

2- Yabancı dil ayağına “pen friend” amaçlı kız arkadaş edinmek için yurtdışına mektup atma denemeleri yapmak.

2a- Tmeditasyon teknikleri ile zihinlere ulaşmaya çalışmak. Bir gece önceden yatmadan planlanmış rüyalar görmeye çalışmak.

3- Çeşitli dergi ve gazetelerde şiir, yazı, makale ve fıkralar yazmak. İnsanlara bir şeyler söyleyeyip, meramını anlatmak.

3a- Okuyup, üfleyen bazı hocamsı vatandaşlara takılıp, iyi kötü cinlerle çat pat iletişim kurmak. Öbür âlemden mesajlar almaya çalışmak.

4- Çanak antenler yokken çatılara Yunanistan kanallarını izleyecek antenler kurmak. Elde anten, kiremit tepelerinde deli gibi gezmek.

5- İlk halk bandı telsizimi alsam da elde telsiz “break, break bayan arkadaş arıyorum diyemeyip utanmak” yüzünden telsizleri satmak.

5a- FM radyolar kurup, amatör radyoculuk yapmak. Bunu daha sonra PC üzerinden sürdürüp, MP3 radyoları açmak. Canlı yayınlara çıkmak.

6- Bilgisayarla ve internetle tanışma evresi:
Mirc sohbet programından siyah text metinlerle insanlarla iletişim kurmaya çalışmak. Hoş sohbetlerde söz söylemek, ağustos böceği gibi şiirler yazmak.

7- SWC Superonline Word Club’da bugünün bloglarına benzer sayfalar düzenlemek. İnsanlarla swc kulüp üzerinden letişim kurmak.

8- İlk online sohbet programlarından yeşil çiçekli ICQ ile tanışmak. Küçük icq numaralarının revaçta olduğu ortamlarda insanlarla geyiksel iletişimler kurmak. İcq numarasını ezberlemek yüzünden,  bankada SGK numaram bu diye görevlilerle tartışmak. Sonra, aptal durumuna düşmek.

9-Yahoo Messenger, Aol, odigo vb. programları denemek. Aynı anda birden çok iletişim kanalını kullanarak parmaklarını ve beynini lüzumsuz yere yormak. Sakız çiğnerken yolda da yürüyebilirim, ayaklarım da dolaşmaz diyerek bir nevi multitasking'le övünmek.

10- Msn, SKYPE ile, iş dışında da sohbet amaçlı iletişimler kurmak. Ses ve görüntünün keşfi ile yeni ufuklar, yeni umutlar ve hayal kırıklıkları ile tanışmak. Sormaktan bıktığı bazı şeyleri görerek zıvanadan çıkmak.

11-Gtalk ile mail sayfasından iletişim kurmanın rahatlığını yaşamak. Bir veya birkaç arkadaş ile sohbet ederken, iş de yapabilmenin rahatlığını yaşamak.

12- Blogger öncesi Wordpress ile bloglar hazırlamak, arkadaş grupları oluşturmak. Ardından bloglar ile halka açılmak. Kaleminden kan ve bal damlatıp, arada yorumlar da yaparak sosyal medyada yer almaya başlamak. Bol bol iş ve laf üretmek. Lafı daha bolca üretmek. Blog üstüne blog açıp, okuyucuyu da bıktırmak. Tacizlere uğrayıp blog kapamak, sonra yeniden açmak.

13-Twitter’e birkaç defa katılıp, bir halt anlayamayınca boş vermek. Hâlâ, ne işe yarıyor len bu twitter? Diyenler arasında mahsur ve mahzun kalmış olmak.

14- Facebook’tan uzak durmaya çalışıp sonunda ipin ucunu koyuvermek. 3-5-10 derken bir kaç 100 hiç tanımadığı arkadaş edinmek. Sonunda Facebook’a biraz biraz ısınmak. Bu aralar gündemine face'i daha fazla almak.

15- Friendfeed belasına bir kaç kez bulaşıp, geceleri uykusuz kalmak, gereksiz sinir harbi yaşamak ve sonunda FF'i terk etmek.

16-Yahoo Meme, google buzz vb. servislerden bir halt anlamamak. Denemeye bile yeltenmemek. 


17- Formspring. me ye göz kırpmak ama bir türlü hesap açmamak. Tumblr ile ilgilense de bu konuda kararsız kalmak. Paylaşacak resimlerin belden aşağı olmazsa bir işe yaramayacağı gibi bir ön yargı sahibi olmak. Vazcaymak.

18- Tüm bunları yaparken reel arkadaşlarından sürekli şikâyetler almak. Arkadaşların "Lan, niye kendi kendine gülüyon oğlum. Bir yüzümüze bak lan. Kestin iyice muhabbeti ha. Kıçını kaldırsan o koltuktan da, bir ziyaretimize gelsen" türü sitemlerine muhatap olmak.

19- İşlevsel cep telefonlarını bir türlü öğrenemezken sonunda yolculuklar yüzünden pes edip 3g, wap, cepten msn ile tanışmak ve beceremese de kullanır gibi yapmak.

20- Arada kaynamış irili ufaklı birkaç yöntem ve uygulama daha saymak mümkün tabi ki. Neticede boşa geçmiş zamanların yanında, bir kaç iyi dost, arkadaş edinmek. İnsanlarla çeşitli kültürel, edebi veya edepsiz sohbetler yapmak.

Say say bitmiyor bu konular değil mi?
Şahsen sizin de benzer hikâyeleriniz vardır, bundan eminim.

Ben şöyle 10 yıl içerisinde aklıma ve başıma gelenleri bir bir sıralayıverdim. Mutlaka siz de bu listeye "online sohbet programları, sesli chatler, radyo chatler, siber âlemler, çeşitli gruplar, forumlar, sözlükler, itiraf.com'lar" ya da aklınıza gelen bir sürü uygulamaları ekleyebilirsiniz.

Neticede hepsi insanlar tarafından, insanlar için üretilmiş iletişim kanalları. Ama hangisin 21'nci yüzyılın "kendini kalabalıklar içinde yalnız hissetme hastalı"ğına çare bulduğunu sorarsanız, cevabı tabi ki E şıkkı. Hiçbiri.

Ben artık bu işin sonunun nereye varacağını biliyorum.
Uzaylılarla iletişim kuramadık ama en sonunda meleklerle iletişim kuracağımızı düşünüyorum.

Tabi sandığınız gibi, adı melek olan ya da yukarıdaki resimde gördüğünüz hayali fıstıklarla değil. Eğer sonumuz topluca gelirse önce İsrafil’le ardından da Azrail’le. Ondan sonra kabir melekleri, sorgu sual melekleri, huriler, gılmanlar, cehennem zebanileri


Aştık artık olayı hepimiz.
Yanıbaşımızdakilerle giderek uzaklaşsak da, sonunda başkalarıyla iletişimin dibine vuracağız bu gidişle.
Hadi bakalım hayırlısı.

Ben o pezevenkleri merak ediyorum asıl

4 yorum:

TudoRs çakması "Muhteşem Yüzyıl" adlı dizi etrafında koparılmaya çalışılan fırtınayı ben de gülerek izliyorum. Dizinin jeneriklerinden birini iki dakika izledim. Bir kere role tipi gitse de padişahı oynayan arkadaşın ruhsuz ses ve replikleri ile o dizi nasıl olsa tutmaz. Hoş bin bir gece nasıl tutmuştu o da muamma.

Konuya tamamen sinema dili olarak bakıyor ve cık olmamış diyorum. Diziyi çekenler TudoRs'taki kralı oynayan aktörün çakmak çakmak bakışları ile bizim padişahı oynayan aktörün gözlerindeki meymenetsizliği bir karşılaştırsınlar yeter.

Bir tarihçi danışmanı var mıydı diziyi çekenlerin, olaylarda gerçek payı var mıydı kısmını es geçiyorum ama pek alelacele özensizce bir şey ortaya konulduğu ortada. Zaten çakma bir dizi çekiyorsanız bazı şeyler soksanız da durmaz yerinde. Bu da öyle olmuş.

Tepkilere gelince Muhteşem Süleyman sevişmiştir efendim. Mahremi vardır mutlaka bize düşmez de. Cihanı titreten padişahlarınızın yorganı titretemediğini düşünmeyiniz lütfen. Padişah macunu diye bir şey var bu memlekette. Demek ki neymiş eline, beline, diline sahip olmasıyla övündüğümüz atalarımız gerektiğinde o işin de kralını yapmışlardır yahu.

Hem övünmeyi severiz cinsel gücümüzle, hem de kızarız böyle filmlere. Baltacı ile Katerina'yı çekseler tabi durum böyle olmaz. Katherina Rus ya, gururumuz incinmesin, okşansın yeter. Hiç birimiz de Baltacı o işi yapmamıştır demeyiz.

Dizi mizi hikâyeleri böyle de, asıl bir anda gündemi değiştiren olaylardan biri Cübbesiyle ünlü ve şu sıralar medyatik olan hoca efendimize ait olduğu iddia edilen seks kaseti görüntüleri oldu. Hoca efendi izlemeyin dediği için de bazıları bak kendisi olduğu kesin yoksa izlemeyin der mi diyorlar.

Canım kardeşim adam din adamı. O ç.k benim değil gidin bakın isterse mi diyecek. Kendince haramdan korumaya çalışıyor sizi, kendini koruyamamış olsa bile.

Herkes o konuda fikrimi sorunca gidip bir de ben izleyeyim dedim ve yine diyorum ki CIK olmamış. İnsan biraz aksiyon koyar. Aynı sıkıntıyı Deniz BAKKAL kasetlerinde de hissetmiştim. Aksiyonsuz, ruhsuz kasetler. Ben Ali TIRCA ruhunu göremedim hiç birinde.

Lütfen yani bir PornStar çıkaramıyor musunuz o kadar emek verip, onca kaset çekiyorsunuz da.Yazık size.

Şaka bir yana ben görüntülerde kim kimdir, hoca efendi midir değil midir derdinde değilim. Gülben ERGEN’LE başlayıp Gamze ÖZÇELİK'le zirve yapan bu işler, pis işler. Birileri fena halde kullanıyor bu yöntemi ve mide bulandırıyor gidişat.

Beğen beğenme Cübbeli'nin Teke Tek'le yakaladığı bir ratingi var. Adult TV izleyen Zekeriya'ları, Partisine gönül işleri karıştıran Nuri hocaları çoktan sollamış durumda. Üstelik yaptıklarını bilemem ama kimi zaman söyledikleri daha elle tutulur ve doğru şeyler.

Eee o zaman ona da bir bok atmak lazım. Ya da kirli çamaşırlarını ortaya sermek lazım. Nasıl olsa SOL’ un inatçı kalesi Deniz BAYKAL’I bir sallayıp koltuktan etmişiz, bir Cübbeli ile mi uğraşamıyacağız demişlerdir.

Her şey bir yana ben sözümün özüne geleyim. Kasetler doğru ya da çakma olsun neticede yapılan şey hoş değil. Deniz BAYKAL için de Cübbeli için de, başkaları içinde.

Ancak o kasetlerde merak ettiğim bir insan tipi var. Çanta taşıyan, hatunları getirip götüren, ceketinizi alayım, cübbenizi koyayım tarzı hareket eden adamlar. Kimi lider yakini, kimi önder müridi havasındaki pezevenkler.

Ben o pezevenkleri merak ediyorum asıl. Olaylar gerçekse nasıl kendilerine yediriyorlar bu işi, lidere bağlılık bu denli mi kör etmiş gözlerini. Tabi eğer meslekleri bu değilse. Yok, film icabı ise yaptıkları şey; siz o pezevenkleri alın işte, dizilerdeki ruhsuz adamların yerine kral yapın demiyorum ama entrikacı deyyus rolleri vardır dizilerde oralarda oynatın Hareket getirirler dizilerinize. Ödül kazandırırlar.

Ayrıca adamları iş güç sahibi de yapmış olursunuz. Nasıl çekim yapılır, nasıl rol kesilir onu öğrenirler. Bu sayede memlekette kalitesiz skandal görüntüleri yerine adam gibi pezevenk izler...

TudoRs çakması "Muhteşem Yüzyıl" adlı dizi etrafında koparılmaya çalışılan fırtınayı ben de gülerek izliyorum. Dizinin jeneriklerinden birini iki dakika izledim. Bir kere role tipi gitse de padişahı oynayan arkadaşın ruhsuz ses ve replikleri ile o dizi nasıl olsa tutmaz. Hoş bin bir gece nasıl tutmuştu o da muamma.

Konuya tamamen sinema dili olarak bakıyor ve cık olmamış diyorum. Diziyi çekenler TudoRs'taki kralı oynayan aktörün çakmak çakmak bakışları ile bizim padişahı oynayan aktörün gözlerindeki meymenetsizliği bir karşılaştırsınlar yeter.

Bir tarihçi danışmanı var mıydı diziyi çekenlerin, olaylarda gerçek payı var mıydı kısmını es geçiyorum ama pek alelacele özensizce bir şey ortaya konulduğu ortada. Zaten çakma bir dizi çekiyorsanız bazı şeyler soksanız da durmaz yerinde. Bu da öyle olmuş.

Tepkilere gelince Muhteşem Süleyman sevişmiştir efendim. Mahremi vardır mutlaka bize düşmez de. Cihanı titreten padişahlarınızın yorganı titretemediğini düşünmeyiniz lütfen. Padişah macunu diye bir şey var bu memlekette. Demek ki neymiş eline, beline, diline sahip olmasıyla övündüğümüz atalarımız gerektiğinde o işin de kralını yapmışlardır yahu.

Hem övünmeyi severiz cinsel gücümüzle, hem de kızarız böyle filmlere. Baltacı ile Katerina'yı çekseler tabi durum böyle olmaz. Katherina Rus ya, gururumuz incinmesin, okşansın yeter. Hiç birimiz de Baltacı o işi yapmamıştır demeyiz.

Dizi mizi hikâyeleri böyle de, asıl bir anda gündemi değiştiren olaylardan biri Cübbesiyle ünlü ve şu sıralar medyatik olan hoca efendimize ait olduğu iddia edilen seks kaseti görüntüleri oldu. Hoca efendi izlemeyin dediği için de bazıları bak kendisi olduğu kesin yoksa izlemeyin der mi diyorlar.

Canım kardeşim adam din adamı. O ç.k benim değil gidin bakın isterse mi diyecek. Kendince haramdan korumaya çalışıyor sizi, kendini koruyamamış olsa bile.

Herkes o konuda fikrimi sorunca gidip bir de ben izleyeyim dedim ve yine diyorum ki CIK olmamış. İnsan biraz aksiyon koyar. Aynı sıkıntıyı Deniz BAKKAL kasetlerinde de hissetmiştim. Aksiyonsuz, ruhsuz kasetler. Ben Ali TIRCA ruhunu göremedim hiç birinde.

Lütfen yani bir PornStar çıkaramıyor musunuz o kadar emek verip, onca kaset çekiyorsunuz da.Yazık size.

Şaka bir yana ben görüntülerde kim kimdir, hoca efendi midir değil midir derdinde değilim. Gülben ERGEN’LE başlayıp Gamze ÖZÇELİK'le zirve yapan bu işler, pis işler. Birileri fena halde kullanıyor bu yöntemi ve mide bulandırıyor gidişat.

Beğen beğenme Cübbeli'nin Teke Tek'le yakaladığı bir ratingi var. Adult TV izleyen Zekeriya'ları, Partisine gönül işleri karıştıran Nuri hocaları çoktan sollamış durumda. Üstelik yaptıklarını bilemem ama kimi zaman söyledikleri daha elle tutulur ve doğru şeyler.

Eee o zaman ona da bir bok atmak lazım. Ya da kirli çamaşırlarını ortaya sermek lazım. Nasıl olsa SOL’ un inatçı kalesi Deniz BAYKAL’I bir sallayıp koltuktan etmişiz, bir Cübbeli ile mi uğraşamıyacağız demişlerdir.

Her şey bir yana ben sözümün özüne geleyim. Kasetler doğru ya da çakma olsun neticede yapılan şey hoş değil. Deniz BAYKAL için de Cübbeli için de, başkaları içinde.

Ancak o kasetlerde merak ettiğim bir insan tipi var. Çanta taşıyan, hatunları getirip götüren, ceketinizi alayım, cübbenizi koyayım tarzı hareket eden adamlar. Kimi lider yakini, kimi önder müridi havasındaki pezevenkler.

Ben o pezevenkleri merak ediyorum asıl. Olaylar gerçekse nasıl kendilerine yediriyorlar bu işi, lidere bağlılık bu denli mi kör etmiş gözlerini. Tabi eğer meslekleri bu değilse. Yok, film icabı ise yaptıkları şey; siz o pezevenkleri alın işte, dizilerdeki ruhsuz adamların yerine kral yapın demiyorum ama entrikacı deyyus rolleri vardır dizilerde oralarda oynatın Hareket getirirler dizilerinize. Ödül kazandırırlar.

Ayrıca adamları iş güç sahibi de yapmış olursunuz. Nasıl çekim yapılır, nasıl rol kesilir onu öğrenirler. Bu sayede memlekette kalitesiz skandal görüntüleri yerine adam gibi pezevenk izler...

Herşeyin OKunu çıkarmadık mı YAYından

6 yorum:


Hızla tüketilen değerler üretiyoruz. Her gün bir şarkıcı hit oluyor. Yoluna deve kesesimiz geliyor, ölüp bitiyoruz ama bir Sezen AKSU daha çıkmıyor.

Çarşı pazar, alışveriş merkezlerinde rengârenk cicili, bicili kıyafetler. Kıçımıza giyeceğimiz dondan, başımızın şapkasına kadar her türlü ürün vitrinleri, rafları süslüyor.

Çocuk giyimi inanılmaz güzel, kadın iç giyimi baş döndürücü, erkekler için de değişik seçenekler mevcut ama hiç biri RUHUMUZU ısıtmıyor. Üç günde bıkıyoruz.

Kitapçılara girmeye korkuyorum. Her biri İskenderiye Kütüphanesi mübarek. Her köşe başında bir yazar kitabını imzalıyor. Herkes moda olan kitabı tüketmek peşinde.

Kütüphanesine cildinin rengine göre kitap seçenlerden, herkesin okuduğunu okumaya meraklı bir nesil türedi. Özellikle yabancı eserlerin tercümesi edebi değerden yoksun bilgisayar monotonluğunda ve ruhsuz.

Orhan PAMUK Nobel aldı ama onu kimse okumuyor. Okunanlarımız ortada, herkes günübirlik ÜN peşinde ama bir Yaşar KEMAL daha çıkmıyor.

İnternet edebiyatı aldı başını gidiyor. Her gün yüzlerce blog açılıyordu. Şimdi olay tweetlere düştü. Çok sınırlı kelimelerle konuşuyoruz. Bazılarımız HİT-MAN oldu, zart zurt deseler okumadan elimiz BEĞEN tuşuna gidiyor. Kakara kikiri yuvarlanıp gidiyoruz.

Sanal âlemden edebiyat dünyasına bir Pucca, bir Sami, bir HBB kazandırabildiğimizle seviniyoruz. Gerisi gelecek mi sanmıyorum. Zaten blog yazarları yazmayı bu denli azaltmışken, kim kimi okuyacak merak ediyorum. Pek Çok’uz ama HİÇ yokuz aynı zamanda.

Eczanelerde bin bir çeşit ilaç. Her birinin adı değişik etken maddeleri neredeyse benzer. Değişik ad ve fiyatlarla değişik renkli ambalajlarda satılıyor. Ama hiçbirisi ASPİRİN’İN yerini tutmuyor.

Al takke ver külah. Bütün hastalıkların adı değişti. Stres, reflü daha neler icat edilmedi ki. Dertlerimize çareyi psikologlarda arıyoruz. Oysa kalabalıklar içindeki YALNIZLIĞIN REÇETESİNİ yazacak doktor mezun olmadı henüz fakültesinden.

Örgütlü toplum ayağına örgütler sardı etrafımızı. Üniversiteliler gruplaşıyor. Dindarlar cemaatleşiyor. Irkçı söylemler hala prim yapıyor. Kürtçe sorunu çözdük derken, arkadaşlar bayrak istiyor, özerklik istiyor, olmadı Kürtçe şarkı söylemedi diye adam vuruyor.

Öte yanda 13 tane yurttaşın cesedi çıkıyor toprak altından kimsenin GIK’I çıkmıyor. Parti liderlerinin, cemaat önderlerinin seks kasetleri site kapattırıyor. Özgürlükler diz boyu, ÇAMUR gırtlağa kadar.

At izi, it izine karışmış. Kimin eli kimin cebinde belli değil, insanlar ilişkilerinde duyarsız. Aşklar kısa süreli bir kaç kelimenin ezbere söylenmesinden, çiçeklilerde üç kuruşluk gülle bilmem kaç liralık orkide ile kız tavlamaktan ibaret. Kızlar için de durum farklı değil, anlık ilişkiler, bir zamanlar dalga geçtiğimiz DÜZEYLİ BİRLİKTELİKLERİ mumla aratır duruma gelmiş.

Yakında bütün çocuklar, baba bir kardeş olacak kadar bir karmaşa içinde ilişkilerimiz...

Herkes yazar, herkes şair, herkes ünlü bir aktris, gitarı kapan youtube de müzisyen, OKAN’A BEYAZ’A izleyici olan konuk olmuş triplerinde. Hepimizin elinde tweet atabileceğimiz telefonlar.

Nerde çokluk? Hemen hemen her yerde ve o her yerde hiçbir şeyin kalitesi yok gibi bir şey. Nostalji özlemi mi bilmem yaşadığım duygu. İnsan öğütülüyor her yerde. En başta biz kendimiz ömrümüzü PC başında tüketiyoruz.

Tamam, eskiden her şey daha iyiydi geyiği yapmıyorum ama ne oluyor bize böyle beee???


Hızla tüketilen değerler üretiyoruz. Her gün bir şarkıcı hit oluyor. Yoluna deve kesesimiz geliyor, ölüp bitiyoruz ama bir Sezen AKSU daha çıkmıyor.

Çarşı pazar, alışveriş merkezlerinde rengârenk cicili, bicili kıyafetler. Kıçımıza giyeceğimiz dondan, başımızın şapkasına kadar her türlü ürün vitrinleri, rafları süslüyor.

Çocuk giyimi inanılmaz güzel, kadın iç giyimi baş döndürücü, erkekler için de değişik seçenekler mevcut ama hiç biri RUHUMUZU ısıtmıyor. Üç günde bıkıyoruz.

Kitapçılara girmeye korkuyorum. Her biri İskenderiye Kütüphanesi mübarek. Her köşe başında bir yazar kitabını imzalıyor. Herkes moda olan kitabı tüketmek peşinde.

Kütüphanesine cildinin rengine göre kitap seçenlerden, herkesin okuduğunu okumaya meraklı bir nesil türedi. Özellikle yabancı eserlerin tercümesi edebi değerden yoksun bilgisayar monotonluğunda ve ruhsuz.

Orhan PAMUK Nobel aldı ama onu kimse okumuyor. Okunanlarımız ortada, herkes günübirlik ÜN peşinde ama bir Yaşar KEMAL daha çıkmıyor.

İnternet edebiyatı aldı başını gidiyor. Her gün yüzlerce blog açılıyordu. Şimdi olay tweetlere düştü. Çok sınırlı kelimelerle konuşuyoruz. Bazılarımız HİT-MAN oldu, zart zurt deseler okumadan elimiz BEĞEN tuşuna gidiyor. Kakara kikiri yuvarlanıp gidiyoruz.

Sanal âlemden edebiyat dünyasına bir Pucca, bir Sami, bir HBB kazandırabildiğimizle seviniyoruz. Gerisi gelecek mi sanmıyorum. Zaten blog yazarları yazmayı bu denli azaltmışken, kim kimi okuyacak merak ediyorum. Pek Çok’uz ama HİÇ yokuz aynı zamanda.

Eczanelerde bin bir çeşit ilaç. Her birinin adı değişik etken maddeleri neredeyse benzer. Değişik ad ve fiyatlarla değişik renkli ambalajlarda satılıyor. Ama hiçbirisi ASPİRİN’İN yerini tutmuyor.

Al takke ver külah. Bütün hastalıkların adı değişti. Stres, reflü daha neler icat edilmedi ki. Dertlerimize çareyi psikologlarda arıyoruz. Oysa kalabalıklar içindeki YALNIZLIĞIN REÇETESİNİ yazacak doktor mezun olmadı henüz fakültesinden.

Örgütlü toplum ayağına örgütler sardı etrafımızı. Üniversiteliler gruplaşıyor. Dindarlar cemaatleşiyor. Irkçı söylemler hala prim yapıyor. Kürtçe sorunu çözdük derken, arkadaşlar bayrak istiyor, özerklik istiyor, olmadı Kürtçe şarkı söylemedi diye adam vuruyor.

Öte yanda 13 tane yurttaşın cesedi çıkıyor toprak altından kimsenin GIK’I çıkmıyor. Parti liderlerinin, cemaat önderlerinin seks kasetleri site kapattırıyor. Özgürlükler diz boyu, ÇAMUR gırtlağa kadar.

At izi, it izine karışmış. Kimin eli kimin cebinde belli değil, insanlar ilişkilerinde duyarsız. Aşklar kısa süreli bir kaç kelimenin ezbere söylenmesinden, çiçeklilerde üç kuruşluk gülle bilmem kaç liralık orkide ile kız tavlamaktan ibaret. Kızlar için de durum farklı değil, anlık ilişkiler, bir zamanlar dalga geçtiğimiz DÜZEYLİ BİRLİKTELİKLERİ mumla aratır duruma gelmiş.

Yakında bütün çocuklar, baba bir kardeş olacak kadar bir karmaşa içinde ilişkilerimiz...

Herkes yazar, herkes şair, herkes ünlü bir aktris, gitarı kapan youtube de müzisyen, OKAN’A BEYAZ’A izleyici olan konuk olmuş triplerinde. Hepimizin elinde tweet atabileceğimiz telefonlar.

Nerde çokluk? Hemen hemen her yerde ve o her yerde hiçbir şeyin kalitesi yok gibi bir şey. Nostalji özlemi mi bilmem yaşadığım duygu. İnsan öğütülüyor her yerde. En başta biz kendimiz ömrümüzü PC başında tüketiyoruz.

Tamam, eskiden her şey daha iyiydi geyiği yapmıyorum ama ne oluyor bize böyle beee???

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım