* Günün Yazısı :

Çocugun ağzında bir sakız, gökyüzünde bir zeplin, ıssız adada sevişen bir çift,CERN'de asrın deneyi, hepsinde ortak bir korku var. Nedir?

3 yorum:

Bana aşkı yaz diyorlar, defter kalem parası vermiyorlar, tesis yok onu bilmiyorlar.

2 yorum:

Niye bahar ayları gelince, damarda durduğu gibi durmuyor kan?

3 yorum:

daha dün mahallenin kızlarına yan bakıyolar diye posta koyan abiyi bugün sübyancılıktan almışlar

Hiç yorum yok:

her saatler geri yada ileri alındığında söylenen mızmız insanlar olur hani, onlardan biri de benim

2 yorum:

Umumi helâda ah, oh sesleri

6 yorum:


Efendim yazar dediğin iyi bir gözlemcidir, öyle olmalıdır. Her bulunduğun ortamı gözleyebileceksin. kaşla göz arasında kim nerede ne yapıyor bileceksin. görülemeyeni görüp, herkesin baktığında anlam veremediği şeylerden sen başka anlamlar çıkaracaksın.

İşte, siz öyle adına "hela" deyip geçmeyin. Neler okuyup, anlayabilirsiniz orada hayata ve insanlara dair şaşarsınız. Bu yüzden nasıl edebiyatçı, mizahçı olmak için özel arabanla değil arada belediye otobüsüyle de seyahat etmen gerekiyorsa, mümkün mertebe ben gibi  "hijyen takıntın da olsa" umumi helalarda defi hacet edeceksiniz efendim.

Biliyorsunuz bendeniz geçenlerde bir "hela" maceramı yazmıştım. Hani kapıyı tıklatınca içerden baltalı bir sarhoşun çıkıp, benim onun pisliğini temizlemek zorunda kaldığım gece. Gerçi artık geceleri daha temkinliyim ancak gündüzleri yine gözlemlerimiz sürüyor.

Azıcık mahallenizdeki umumi wc i gözlemlediğinizde, tinercilerinizi, altına kaçıranları, bugün kim ishal, kim kabız olmuş öğrenmeniz mümkün. Aynı şekilde "helâ yazılarından" kimin kız arkadaşından ayrılıp, kızın telini helayâ yazacak kadar şerefsiz olabildiğini de görebilirsiniz. Mahallenizdeki herkes maço takılsa da ne hikmetse "helâ yazılarında" erkeklerin kendi çalıp kendi oynayan xXx içeriklerde neden "yok mu beni öpecek?" türü şeyler yazdıklarını anlamaya çalışırsınız.

Yine siz helâ deyip geçmeyin, askerde beyaz saray derler ona. Abd başkanlarının mekanı sayarlar. Pırıl pırıl tutmaya çalışırlar. Şahsen benim beyaz saray anılarım da çoktur. Helâ askerde denetime en sık uğrayan yerlerden biridir ve tertemiz olması beklenir. Helâ bekçisi de bol bol fırça yer bu yüzden. O da çareyi helayı temiz tutmak için, belirli zamanlarda açıp, genelde  kapalı tutmakta bulur.

Ancak benim gibi bahtsız bedevi iseniz, kapanış saatine denk gelir ve çareyi yemekhane duvarına işemekte bulur, üstüne de disipline verilirsiniz. Artık canınıza tak ettiği için isyan edersiniz. En doğal ihtiyacınız bile denetleme var diye kısıtlanabiliyor, nasıl nereye yapıyorsan yap, deniyorsa, altınıza yapamazsınız ya. Bulduğunuz ilk yere işersiniz. Kralı gelse de size bişi diyemez.

Yine böyle günlerden bir gün; daha kapısından içeri girmediğim WC'nin pisliğini temizlemek bana düşmüştü. Görevli üst devre asker, sular akmadığı halde "sil ulan pisliğini elinle" demişti. Izbandut gibi biri olduğundan ve bendeniz de tırsak mizaçlı olduğum  ve sık sık sopa yediğim için tırsmıştım. Allah'tan cebimde peçete vardı da kutsal vatan görevimizin o kısmını da ifa etmiştik alnımızın (peçetemizin) akıyla. İşte o günlerden kalmış olsa gerek ben "başkalarının pisliğini temizlemeyi" hiç sevmem.

Nitekim, kendim de kolluk görevindeyken, tuvalet görevlisinin şikayeti üzerine şu veciz, fasih ve baliğ konuşmayı yapmıştım, 200 kişiye birden içtima sahasında. "değerli arkadaşlar, ulan! kıçının ayarını bilmeyip deliği tutturamayan ve sifonu çekmeyenler varmış aranızda, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp, gelsinler bilmeyenlere bedava ayar yapıvercem, sifonunuzu da çekivereyim daha ne istiyorsunuz?" Bu konuşmamdan sonra bir hayli azalma olmuştu dışına taşırma etkinliklerinde.

Ne demiştik, helâ deyip geçmiyoruz. Kendisinin "WC, ayakyolu, kenef, zıçılak, tuvalet, Zıfır,zıfır (00) " gibi adları  vardır. Hakkında yazılar yazılmış, karikatürler çizilmiştir. En meşhurlarından ve benim en güldüğüm bir tanesi "kapı tıklatılınca içeridekinin GEL diye seslendiği" karikatürdür mesela.

Erkek helalarında bolca porno içerik, kadın tuvaletlerinde de bol bol "ped" bulunduğu söylenir ama o konuda pek bilgim yok. Kadın tuvaletleri konusunda sevgili Efsa'nın bir kaç blog yazısı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.

Öte yandan helâdan gelen seslere ve kokulara takılanlar da vardır. Bazen "bu ses bu adamdan mı çıktı?" "yada bu boku bu çelimsiz adam mı zıçtı?"dediğiniz olur. Nitekim sevgilisini, yüzünden, gözünden, kukusundan değil gazının kokusundan seçenler de vardır. Bu bir tercih meselesi; herkes bekaret hastası değil, kimisi de başka şeylere takılır, normaldir. (siz siz olun aman sevgilinizle ilk buluşmanızdan önce kuru fasülye yemeyin)

Beni en mütehassıs eden (etkileyen) umumi helâlardaki iniltilerdir. Efendim, yurdum abazanlarının suya sabuna dokunmak için başka yol bulamayıp kendini helâya attığında çıkardığı mastürbasyon efektlerinden bahsetmiyorum ama ona benzer seslerle özellikle yaşlı insanların "ah, off, ohh" dedikten sonra biraz da burunlarının sümüklerini çekip, donlarını yolda toplayarak (uzun süre sonra) içeriden çıktıklarında yüzlerindeki mutluluk görülmeye değer. İşte bu sesler insana çok şeyler anlatır hayata dair.

Demek ki neymiş kıssadan hissemiz; mastürbasyon sonrası orgazmdan daha çok mutluluk veren tek şey;
"yaş ilerleyince azmış bir basurunuz varken, bir de kabız olmuşsanız, canınız yana yana bağırıp, üstüne defi haceti başarmanın mutluluğu" imiş...

Hayat ilerliyor, zaman acımasız, bu güzel günleri birgün hepimiz arayacağız . Bugün gezip, tozup eğlenerek geçirdiğimiz ve bize mutluluk veren "sevişmek, yemek, içmek" fillerinin yerini "dona düşmeyen son damla" ve "rahat rahat işeyip, zıçmak, zıçabilmek alacak"

Acı gerçek bu. O yüzden yaşadığınız zamanın kıymetini bilin. Hepinize prostatsız, sistitsiz ve kabızsız günler dilerim.

Hamiş: Söylediklerim size şaka gibi mi geliyor. Evde yaşlı birileri varsa bakın bakalım "bekunis" diye bir ilaç var mı ecza dolaplarında.
Not 2
: İbram abiniz helâ bekçisi değildir.


Efendim yazar dediğin iyi bir gözlemcidir, öyle olmalıdır. Her bulunduğun ortamı gözleyebileceksin. kaşla göz arasında kim nerede ne yapıyor bileceksin. görülemeyeni görüp, herkesin baktığında anlam veremediği şeylerden sen başka anlamlar çıkaracaksın.

İşte, siz öyle adına "hela" deyip geçmeyin. Neler okuyup, anlayabilirsiniz orada hayata ve insanlara dair şaşarsınız. Bu yüzden nasıl edebiyatçı, mizahçı olmak için özel arabanla değil arada belediye otobüsüyle de seyahat etmen gerekiyorsa, mümkün mertebe ben gibi  "hijyen takıntın da olsa" umumi helalarda defi hacet edeceksiniz efendim.

Biliyorsunuz bendeniz geçenlerde bir "hela" maceramı yazmıştım. Hani kapıyı tıklatınca içerden baltalı bir sarhoşun çıkıp, benim onun pisliğini temizlemek zorunda kaldığım gece. Gerçi artık geceleri daha temkinliyim ancak gündüzleri yine gözlemlerimiz sürüyor.

Azıcık mahallenizdeki umumi wc i gözlemlediğinizde, tinercilerinizi, altına kaçıranları, bugün kim ishal, kim kabız olmuş öğrenmeniz mümkün. Aynı şekilde "helâ yazılarından" kimin kız arkadaşından ayrılıp, kızın telini helayâ yazacak kadar şerefsiz olabildiğini de görebilirsiniz. Mahallenizdeki herkes maço takılsa da ne hikmetse "helâ yazılarında" erkeklerin kendi çalıp kendi oynayan xXx içeriklerde neden "yok mu beni öpecek?" türü şeyler yazdıklarını anlamaya çalışırsınız.

Yine siz helâ deyip geçmeyin, askerde beyaz saray derler ona. Abd başkanlarının mekanı sayarlar. Pırıl pırıl tutmaya çalışırlar. Şahsen benim beyaz saray anılarım da çoktur. Helâ askerde denetime en sık uğrayan yerlerden biridir ve tertemiz olması beklenir. Helâ bekçisi de bol bol fırça yer bu yüzden. O da çareyi helayı temiz tutmak için, belirli zamanlarda açıp, genelde  kapalı tutmakta bulur.

Ancak benim gibi bahtsız bedevi iseniz, kapanış saatine denk gelir ve çareyi yemekhane duvarına işemekte bulur, üstüne de disipline verilirsiniz. Artık canınıza tak ettiği için isyan edersiniz. En doğal ihtiyacınız bile denetleme var diye kısıtlanabiliyor, nasıl nereye yapıyorsan yap, deniyorsa, altınıza yapamazsınız ya. Bulduğunuz ilk yere işersiniz. Kralı gelse de size bişi diyemez.

Yine böyle günlerden bir gün; daha kapısından içeri girmediğim WC'nin pisliğini temizlemek bana düşmüştü. Görevli üst devre asker, sular akmadığı halde "sil ulan pisliğini elinle" demişti. Izbandut gibi biri olduğundan ve bendeniz de tırsak mizaçlı olduğum  ve sık sık sopa yediğim için tırsmıştım. Allah'tan cebimde peçete vardı da kutsal vatan görevimizin o kısmını da ifa etmiştik alnımızın (peçetemizin) akıyla. İşte o günlerden kalmış olsa gerek ben "başkalarının pisliğini temizlemeyi" hiç sevmem.

Nitekim, kendim de kolluk görevindeyken, tuvalet görevlisinin şikayeti üzerine şu veciz, fasih ve baliğ konuşmayı yapmıştım, 200 kişiye birden içtima sahasında. "değerli arkadaşlar, ulan! kıçının ayarını bilmeyip deliği tutturamayan ve sifonu çekmeyenler varmış aranızda, bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp, gelsinler bilmeyenlere bedava ayar yapıvercem, sifonunuzu da çekivereyim daha ne istiyorsunuz?" Bu konuşmamdan sonra bir hayli azalma olmuştu dışına taşırma etkinliklerinde.

Ne demiştik, helâ deyip geçmiyoruz. Kendisinin "WC, ayakyolu, kenef, zıçılak, tuvalet, Zıfır,zıfır (00) " gibi adları  vardır. Hakkında yazılar yazılmış, karikatürler çizilmiştir. En meşhurlarından ve benim en güldüğüm bir tanesi "kapı tıklatılınca içeridekinin GEL diye seslendiği" karikatürdür mesela.

Erkek helalarında bolca porno içerik, kadın tuvaletlerinde de bol bol "ped" bulunduğu söylenir ama o konuda pek bilgim yok. Kadın tuvaletleri konusunda sevgili Efsa'nın bir kaç blog yazısı vardı. Okumanızı tavsiye ederim.

Öte yandan helâdan gelen seslere ve kokulara takılanlar da vardır. Bazen "bu ses bu adamdan mı çıktı?" "yada bu boku bu çelimsiz adam mı zıçtı?"dediğiniz olur. Nitekim sevgilisini, yüzünden, gözünden, kukusundan değil gazının kokusundan seçenler de vardır. Bu bir tercih meselesi; herkes bekaret hastası değil, kimisi de başka şeylere takılır, normaldir. (siz siz olun aman sevgilinizle ilk buluşmanızdan önce kuru fasülye yemeyin)

Beni en mütehassıs eden (etkileyen) umumi helâlardaki iniltilerdir. Efendim, yurdum abazanlarının suya sabuna dokunmak için başka yol bulamayıp kendini helâya attığında çıkardığı mastürbasyon efektlerinden bahsetmiyorum ama ona benzer seslerle özellikle yaşlı insanların "ah, off, ohh" dedikten sonra biraz da burunlarının sümüklerini çekip, donlarını yolda toplayarak (uzun süre sonra) içeriden çıktıklarında yüzlerindeki mutluluk görülmeye değer. İşte bu sesler insana çok şeyler anlatır hayata dair.

Demek ki neymiş kıssadan hissemiz; mastürbasyon sonrası orgazmdan daha çok mutluluk veren tek şey;
"yaş ilerleyince azmış bir basurunuz varken, bir de kabız olmuşsanız, canınız yana yana bağırıp, üstüne defi haceti başarmanın mutluluğu" imiş...

Hayat ilerliyor, zaman acımasız, bu güzel günleri birgün hepimiz arayacağız . Bugün gezip, tozup eğlenerek geçirdiğimiz ve bize mutluluk veren "sevişmek, yemek, içmek" fillerinin yerini "dona düşmeyen son damla" ve "rahat rahat işeyip, zıçmak, zıçabilmek alacak"

Acı gerçek bu. O yüzden yaşadığınız zamanın kıymetini bilin. Hepinize prostatsız, sistitsiz ve kabızsız günler dilerim.

Hamiş: Söylediklerim size şaka gibi mi geliyor. Evde yaşlı birileri varsa bakın bakalım "bekunis" diye bir ilaç var mı ecza dolaplarında.
Not 2
: İbram abiniz helâ bekçisi değildir.

Ödünç veriliyor bize mutluluklar, kıymetini bilmediğimizde, Tanrı, alıp onu başkalarına veriyor

Hiç yorum yok:

sözlerle aram iyi değil, bana anlamsız cümleler kurun yada bırakın enstromantal dinleyeyim

Hiç yorum yok:

sen bir limansan, gelen de olur giden de, yüreğine demir de atsa, gözün kalmasın hiçbir teknede

Hiç yorum yok:

sıradan vatandaş olmanın en güzel tarafı seçme hakkı. oysa başbakan bile olsan seçilmek zorundasın

2 yorum:

Zeki Müren'de bize verecek mi?

8 yorum:

"Bakın göreceksiniz İbrahim bey, bunların hepsi bana verecek"
Geçmiş yıllar, sosyal demokrat avukat bir ağabeyimizle seçim çalışmaları yürütüyoruz. Daha doğrusu ayıp olmasın diye yanında takılıyoruz. Kendisi vaktiyle memlekette avukatlık yapmış, hatırını kıramadığımız bir ağabeyimiz. Artık kimin gazına gelmişse memlekete belediye başkanı olarak hizmet vermesi gerektiğine hükmetmiş.

Bir iki söyledik ama laf anlamadı. İnsanlar öyle oluyor zaten kaptırınca görmüyorlar başlarına geleceği. Abimiz de kendince belediye başkanı seçileceğinden emin. Diyor ki ben yıllarca avukatlık yaptım, köylüsü kentlisi hepsi beni tanır. Bakın İbrahim bey ben yolda yürürken hepsine selam veriyorum ve hepsi de selamımı alıp, hatırımı  soruyor. Mutlaka bunlar bize  verecek.

Hı hı demekten başka çare yoktu. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazımdı kırmadık ama seçmen öyle yapmadı. Hezimetle bitirdik seçimleri. Hak ile yeksan olduk. Aldık dersimizi oturduk. Demek ki her selam alıp veren, oy vermiyormuş. Oy vermek, selam vermeye benzemiyormuş. Ama denmiyor işte "Abi bu gidişle Zeki Müren'de bize verecek galiba" diye.

Bunları neden yazdım. Şundan efendim. Resimde gördüğünüz teyzeler bugün konuğumdu. Açık kapıdan içeri girdiler pat diye, buyur demeden oturdular. Ben yokmuşum gibi koltuklarına kurulup sohbet etmeye başladılar. Arada varlığımı hatırlayıp bana da laf attıkları oldu. Bu doğallıklarına hayran olduğum için de ilişmedim.

Bir tanesi ilaç prospektüsünü okuttu hatta. Az hastaymış, antibiyotik vermişler. Sonra kendi aralarında konuştular. Gelinlerden şikayetçiydi ikisi de. Köy minibüsü bizim cadde üzerinden geçecekmiş ve dışarıda beklemektense oturalım içeri demişler. Hani bana da söyleseydiler de haberim olsaydı ama dinleyince öğrendim.

Sohbete düşkün bir yanları var. Ben se işim gereği pek ilgilenmem konuklarla, hele davetsiz misafirlere çene partneri olma huyum yoktur. Ancak yüzüm hep yumuşaktır. (bu yüzden donumun ıslaklığı geçmez) diye de bir söz vardır o hesap. Bazen insanlar gelir böyle. Olmadık işler yaptırmak isterler, olmadık şeyler sorarlar. Kimisi bankada dolduracağı formu doldurtmak ister. Kimisi zeytin sorar, elektronik mağazasına. Ama alışığız. Hatta geçenlerde bir amcayı bakkala yönlendirdim diye kızdı bana. Ne arasın lan bakkalda diyerek:) Demek ki dükkanda temel gıda da bulundurmak lazım.

Teyzemlerin gelinleri hayırsızmış. Hela temizlemiyorlarmış. Çocuğun altını bile arada sen al diyorlarmış. İyimiyim, iyiyim diyor teyze. Ama gelinler ölmesini bekliyorlarmış. Sonra köydeki durumlar, ufak çaplı dedikodular. Pek erkek de kalmamış köyde. Sohbet edecek insan da. Birisi diyor ki alalım bir tane şunlardan "bilgisayar" sohbet ederiz işte. Diğeri ne anlarız ondan, ne var ufacık şeyin içinde diye soruyor. Oooo diyor teyzem iki tık tık yapınca neler oluyomuş neler....

Gülümsüyorum. Bi kaç kelime de ben söylüyorum davetsiz misafirlerime. Onlar durumlarından hiç şikayetçi değiller. Susadım diyor biri, su ikram ediyorum. Acıktım derlerse yemek de söyleyeceğim. İnsanların kendi işyerimde ben yokmuşum gibi davranmalarına bazen kızsam da, böyle şirin ihtiyarlar hoşuma gidiyor. Az sohbeti ilerletiyoruz.... Bundan sonrasını size yazamam gelinlere falan söylersiniz. Olmaz devlet sırrı...

Onlar gidince düşünüyorum. Bu kadar sessiz olmama rağmen insanlar hep böyle yapıyor. Sohbetimi seviyorlar. Onları dinlediğim için en azından, saygıda kusur etmediğim için. Ya da belki güzel şeyler söylüyorum, yüzüm sirke satmıyor. Hoş sohbetim tüm sessizliğime rağmen kimbilir. Bu yüzden zaman zaman "seni görüp, konuşmayı özledim" diyen ama hiç yakın dostum olmayan insanları ağırlıyorum.

Nette de böyle oldu bugüne kadar . Sohbetin huzur veriyor, mutlu ediyor diyen arkadaşlarla tanıştım. Varlığımdan memnun olduklarını söylediler hep. Hatır için söylemişlerdir belki ama ben onlara sormadım ki böyle birşey. Dahası agresif bir adamımdır duruma göre. Tatsız tuzsuz hallerim vardır ama genel bir memnuniyet havası seziyorum. Söyledikleriniz beni mutlu ediyor, şımartıyor. Sağolun var olun.

Ve şimdi kendi kendime soruyorum. İleride mahalli seçimler de var. Belki bloggerde falan da muhtarlık söz konusu olabilir. Ya da gerçek hayatta. Ne dersiniz, hoş sohbetinize, tatlı dilinize aldanıp avukat amcamızın da dediği gibi "Ben herkese selam veriyorum, herkes de bana selam veriyor. Demek ki bir seçim sözkonusu olsa bunların hepsi bana verecek diyebilir miyim.?

Öhöm, ehem. Saygıdeğer seçmenlerim, aziz istanbullular, blogger kardeşlerim, canlarım? Ablanız kurban olsun size (yok bu başka replikti) Garip gureba, fakir fukera, sosyetemizin değerli kişileri, erkekleri, dişileri. Muhabbetine turp sıktıklarım, sesimi beğenenler, tipime hayran olanlar, adsız yorumcularım, mercimek fırıncılarım. Ne dersiniz? İbram'a verir misiniz? Oyunuzu...

---------------------------------------------------------------------------------------------

Hamiş: resim,teyzelere olan saygı ve özenimizden özellikle deforme edilmiştir.

"Bakın göreceksiniz İbrahim bey, bunların hepsi bana verecek"
Geçmiş yıllar, sosyal demokrat avukat bir ağabeyimizle seçim çalışmaları yürütüyoruz. Daha doğrusu ayıp olmasın diye yanında takılıyoruz. Kendisi vaktiyle memlekette avukatlık yapmış, hatırını kıramadığımız bir ağabeyimiz. Artık kimin gazına gelmişse memlekete belediye başkanı olarak hizmet vermesi gerektiğine hükmetmiş.

Bir iki söyledik ama laf anlamadı. İnsanlar öyle oluyor zaten kaptırınca görmüyorlar başlarına geleceği. Abimiz de kendince belediye başkanı seçileceğinden emin. Diyor ki ben yıllarca avukatlık yaptım, köylüsü kentlisi hepsi beni tanır. Bakın İbrahim bey ben yolda yürürken hepsine selam veriyorum ve hepsi de selamımı alıp, hatırımı  soruyor. Mutlaka bunlar bize  verecek.

Hı hı demekten başka çare yoktu. Uçan kuşun kanadını kırmamak lazımdı kırmadık ama seçmen öyle yapmadı. Hezimetle bitirdik seçimleri. Hak ile yeksan olduk. Aldık dersimizi oturduk. Demek ki her selam alıp veren, oy vermiyormuş. Oy vermek, selam vermeye benzemiyormuş. Ama denmiyor işte "Abi bu gidişle Zeki Müren'de bize verecek galiba" diye.

Bunları neden yazdım. Şundan efendim. Resimde gördüğünüz teyzeler bugün konuğumdu. Açık kapıdan içeri girdiler pat diye, buyur demeden oturdular. Ben yokmuşum gibi koltuklarına kurulup sohbet etmeye başladılar. Arada varlığımı hatırlayıp bana da laf attıkları oldu. Bu doğallıklarına hayran olduğum için de ilişmedim.

Bir tanesi ilaç prospektüsünü okuttu hatta. Az hastaymış, antibiyotik vermişler. Sonra kendi aralarında konuştular. Gelinlerden şikayetçiydi ikisi de. Köy minibüsü bizim cadde üzerinden geçecekmiş ve dışarıda beklemektense oturalım içeri demişler. Hani bana da söyleseydiler de haberim olsaydı ama dinleyince öğrendim.

Sohbete düşkün bir yanları var. Ben se işim gereği pek ilgilenmem konuklarla, hele davetsiz misafirlere çene partneri olma huyum yoktur. Ancak yüzüm hep yumuşaktır. (bu yüzden donumun ıslaklığı geçmez) diye de bir söz vardır o hesap. Bazen insanlar gelir böyle. Olmadık işler yaptırmak isterler, olmadık şeyler sorarlar. Kimisi bankada dolduracağı formu doldurtmak ister. Kimisi zeytin sorar, elektronik mağazasına. Ama alışığız. Hatta geçenlerde bir amcayı bakkala yönlendirdim diye kızdı bana. Ne arasın lan bakkalda diyerek:) Demek ki dükkanda temel gıda da bulundurmak lazım.

Teyzemlerin gelinleri hayırsızmış. Hela temizlemiyorlarmış. Çocuğun altını bile arada sen al diyorlarmış. İyimiyim, iyiyim diyor teyze. Ama gelinler ölmesini bekliyorlarmış. Sonra köydeki durumlar, ufak çaplı dedikodular. Pek erkek de kalmamış köyde. Sohbet edecek insan da. Birisi diyor ki alalım bir tane şunlardan "bilgisayar" sohbet ederiz işte. Diğeri ne anlarız ondan, ne var ufacık şeyin içinde diye soruyor. Oooo diyor teyzem iki tık tık yapınca neler oluyomuş neler....

Gülümsüyorum. Bi kaç kelime de ben söylüyorum davetsiz misafirlerime. Onlar durumlarından hiç şikayetçi değiller. Susadım diyor biri, su ikram ediyorum. Acıktım derlerse yemek de söyleyeceğim. İnsanların kendi işyerimde ben yokmuşum gibi davranmalarına bazen kızsam da, böyle şirin ihtiyarlar hoşuma gidiyor. Az sohbeti ilerletiyoruz.... Bundan sonrasını size yazamam gelinlere falan söylersiniz. Olmaz devlet sırrı...

Onlar gidince düşünüyorum. Bu kadar sessiz olmama rağmen insanlar hep böyle yapıyor. Sohbetimi seviyorlar. Onları dinlediğim için en azından, saygıda kusur etmediğim için. Ya da belki güzel şeyler söylüyorum, yüzüm sirke satmıyor. Hoş sohbetim tüm sessizliğime rağmen kimbilir. Bu yüzden zaman zaman "seni görüp, konuşmayı özledim" diyen ama hiç yakın dostum olmayan insanları ağırlıyorum.

Nette de böyle oldu bugüne kadar . Sohbetin huzur veriyor, mutlu ediyor diyen arkadaşlarla tanıştım. Varlığımdan memnun olduklarını söylediler hep. Hatır için söylemişlerdir belki ama ben onlara sormadım ki böyle birşey. Dahası agresif bir adamımdır duruma göre. Tatsız tuzsuz hallerim vardır ama genel bir memnuniyet havası seziyorum. Söyledikleriniz beni mutlu ediyor, şımartıyor. Sağolun var olun.

Ve şimdi kendi kendime soruyorum. İleride mahalli seçimler de var. Belki bloggerde falan da muhtarlık söz konusu olabilir. Ya da gerçek hayatta. Ne dersiniz, hoş sohbetinize, tatlı dilinize aldanıp avukat amcamızın da dediği gibi "Ben herkese selam veriyorum, herkes de bana selam veriyor. Demek ki bir seçim sözkonusu olsa bunların hepsi bana verecek diyebilir miyim.?

Öhöm, ehem. Saygıdeğer seçmenlerim, aziz istanbullular, blogger kardeşlerim, canlarım? Ablanız kurban olsun size (yok bu başka replikti) Garip gureba, fakir fukera, sosyetemizin değerli kişileri, erkekleri, dişileri. Muhabbetine turp sıktıklarım, sesimi beğenenler, tipime hayran olanlar, adsız yorumcularım, mercimek fırıncılarım. Ne dersiniz? İbram'a verir misiniz? Oyunuzu...

---------------------------------------------------------------------------------------------

Hamiş: resim,teyzelere olan saygı ve özenimizden özellikle deforme edilmiştir.

bu bahar, bu melankoli, nedir yarabbi bu ruh hali, şeytan diyo as bütün işleri

4 yorum:

Bir kazadır oldu işte hakim bey. inanın ben bahara değil bahar bana çarptı.

Hiç yorum yok:

Yüzyılın buluşu: Aşkınız ölmesin

9 yorum:

Ve nihayet...
Cep telefonu ve internetten sonraki en büyük buluş gerçekleşti. Üstelik bu seferki ruhlarımızı doyuracak, gönlümüzü hoş edecek bir buluş. İnsan vücudunda mutsuzluk hormonu olarak adlandırılan ve melankoliye de yol açan hormonu baskılayan bir ilaç üretildi.

Bilindiği gibi daha önce insan vücüdundaki genlerin ve hormonların cinsel yaşam ve aktiviteler üzerindeki etkisi bilimsel olarak ispatlanmıştı. Şimdi ise bu ilaç sayesinde aşkınızın sonsuza kadar sürmesi olası. Üretilen ilaç İngilterede ayrılmak üzere olan 132 çift üzerinde denendi. Deneklerden 86 çift ayrılmaktan vazgeçip, yeniden mutlu ilişkilerine dönerken, sadece iki çift ilişkilerini bitirdi. Geri kalanlar ise ilişkilerini yeniden gözden geçirmek istediklerini ifade ettiler.

Böylece bir zamanlar fenomen haline gelen "mutlu aşk yoktur" söylemi de tıpkı "aşkın ömrü 3-5 yıldır" söylemi gibi tarihe karışacak gibi gözüküyor. İlacın ülkemize ancak önümüzdeki aylarca gelebileceğini söyleyen yetkililer, şu an gerekli izin için bakanlığa başvurduklarını ve önümüzdeki yıldan itibaren ülkemizde de aşk acısı çekenlerin ve ilişkisi bitenlerin oranında ciddi azalmalar yaşanacağını belirttiler.

Tabi bu ilaç üretildiği için siz de çok sevindiniz değil mi? Artık ayrılıklar yok, aşk acıları yok, ihanet, terkedilmek yok. Bloglara yazacak konu bile bulamayacağız mutluluktan. Günümüzü gün edeceğiz sevdiğimizle. Yaşasın ne mutlu bize di mi?

Yok, yok, bu ilaç satmaz.
Emin olun satmaz. Kadın erkek demeden hepimiz, yana yakıla aşk acısından çektiklerimizi yazsak da, istemeyiz değil mi tükenmeyen aşkları. Azıcık hüzün olmadan, ayrılıp yeniden kavuşmadan ya da bazılarımız yeni sulara yelken açmadan duramaz değil mi?

Ne diyor du şair, ne kadar sürüyordu modern zamanlarda aşk acısı?


Ve nihayet...
Cep telefonu ve internetten sonraki en büyük buluş gerçekleşti. Üstelik bu seferki ruhlarımızı doyuracak, gönlümüzü hoş edecek bir buluş. İnsan vücudunda mutsuzluk hormonu olarak adlandırılan ve melankoliye de yol açan hormonu baskılayan bir ilaç üretildi.

Bilindiği gibi daha önce insan vücüdundaki genlerin ve hormonların cinsel yaşam ve aktiviteler üzerindeki etkisi bilimsel olarak ispatlanmıştı. Şimdi ise bu ilaç sayesinde aşkınızın sonsuza kadar sürmesi olası. Üretilen ilaç İngilterede ayrılmak üzere olan 132 çift üzerinde denendi. Deneklerden 86 çift ayrılmaktan vazgeçip, yeniden mutlu ilişkilerine dönerken, sadece iki çift ilişkilerini bitirdi. Geri kalanlar ise ilişkilerini yeniden gözden geçirmek istediklerini ifade ettiler.

Böylece bir zamanlar fenomen haline gelen "mutlu aşk yoktur" söylemi de tıpkı "aşkın ömrü 3-5 yıldır" söylemi gibi tarihe karışacak gibi gözüküyor. İlacın ülkemize ancak önümüzdeki aylarca gelebileceğini söyleyen yetkililer, şu an gerekli izin için bakanlığa başvurduklarını ve önümüzdeki yıldan itibaren ülkemizde de aşk acısı çekenlerin ve ilişkisi bitenlerin oranında ciddi azalmalar yaşanacağını belirttiler.

Tabi bu ilaç üretildiği için siz de çok sevindiniz değil mi? Artık ayrılıklar yok, aşk acıları yok, ihanet, terkedilmek yok. Bloglara yazacak konu bile bulamayacağız mutluluktan. Günümüzü gün edeceğiz sevdiğimizle. Yaşasın ne mutlu bize di mi?

Yok, yok, bu ilaç satmaz.
Emin olun satmaz. Kadın erkek demeden hepimiz, yana yakıla aşk acısından çektiklerimizi yazsak da, istemeyiz değil mi tükenmeyen aşkları. Azıcık hüzün olmadan, ayrılıp yeniden kavuşmadan ya da bazılarımız yeni sulara yelken açmadan duramaz değil mi?

Ne diyor du şair, ne kadar sürüyordu modern zamanlarda aşk acısı?

Harbi, harbi sinir harbi yaşıyorum yine. Frene basmam lazım bugünlerde.

2 yorum:

Ağlayanlar parmak kaldırsın

13 yorum:

küçüktüm. ninem öldü, ben ağladım.

çocuktum. evcil hayvanlarımızı belediye zehirledi, ben ağladım.

ilkokul çağları, hülya koçyiğitli zamanlar, türk filmlerinde ben ağladım.

gençtim. ruslar afganistanı işgal etti ben ağladım.

askerdim, eşek yüküyle sopa yedim ağlamadım, eski bir botu sen mi çaldın dediler, ben ağladım.

aşık oldum. sevdim, sevildim ama kader değişmedi yine ağladım.

hayat büktü belimi, bir çok sıkıntı çektim. anam ağladı, ben de ağladım.

sonra zaman hızlandı benim için, akrabalarım, dayım, halam, teyzem öldü, ben ağladım.

turgut özal, kemal sunal cem karaca, barış manço, ırakta, filistinde, somali de çocuklar öldü ben ağladım.

şehit cenazelerinde, komşular, tanıdıklar birer birer gittiğinde ve en son babamı kaybettiğimde ben ağladım.

hatta belki işi o kadar abarttım ki, erkekliğe sığmaz deseler de michael jackson öldü, ben yine ağladım.

bugün benden 10 yaş küçük bir komşumu kaybettim, eşi, çocukları ağlıyordu pencerede, ben de ağladım.

yarın, ya da yarından da yakın  belki siz, belki ben de öleceğiz,
Ağlayanlar parmak kaldırsın.



küçüktüm. ninem öldü, ben ağladım.

çocuktum. evcil hayvanlarımızı belediye zehirledi, ben ağladım.

ilkokul çağları, hülya koçyiğitli zamanlar, türk filmlerinde ben ağladım.

gençtim. ruslar afganistanı işgal etti ben ağladım.

askerdim, eşek yüküyle sopa yedim ağlamadım, eski bir botu sen mi çaldın dediler, ben ağladım.

aşık oldum. sevdim, sevildim ama kader değişmedi yine ağladım.

hayat büktü belimi, bir çok sıkıntı çektim. anam ağladı, ben de ağladım.

sonra zaman hızlandı benim için, akrabalarım, dayım, halam, teyzem öldü, ben ağladım.

turgut özal, kemal sunal cem karaca, barış manço, ırakta, filistinde, somali de çocuklar öldü ben ağladım.

şehit cenazelerinde, komşular, tanıdıklar birer birer gittiğinde ve en son babamı kaybettiğimde ben ağladım.

hatta belki işi o kadar abarttım ki, erkekliğe sığmaz deseler de michael jackson öldü, ben yine ağladım.

bugün benden 10 yaş küçük bir komşumu kaybettim, eşi, çocukları ağlıyordu pencerede, ben de ağladım.

yarın, ya da yarından da yakın  belki siz, belki ben de öleceğiz,
Ağlayanlar parmak kaldırsın.


Kralın anısına yorumsuz...

2 yorum:
Arkadaşları kutluyorum....



YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEYEMEYENLER OPEN DNS İLE SORUNU ÇÖZEBİLİRSİNİZ.

OLMAZSA BURDAN BUYRUN.

VEYA BURAYA TIKLAYIN YETER

İnanmazsınız, çünkü mantığınız baştan yanlıştır

6 yorum:

Delikanlının biri geldi işyerine, soruyor panik halde.

-Abi sevgilimin bana söylemediği bir msn adresi daha varmış. Şifresini kırabilir miyiz?

Bu tür teklifleri en baştan reddederim ancak delikanlı ile konuşacak vaktim de vardı az sohbet ettik.
O hala sevdiği kızın msn listine, maillerine takılıp kalmıştı. Onu o derin kuyudan çıkarmak istedim.

-Bak delikanlı dedim.
Sen kimle, neyi paylaşmış olursan ol, karşındaki insan bazen yalnız kalmak ister. Bazen sana olan sevgisini de öfkesini de dökebileceği bir mecra arar. Nasıl herşeyinizin herkesce bilimmesi yanlışsa sizin için çok özel olmuş insanlarca bilinmesi de yanlıştır. Çünkü bunu istihbarat örgütleri bile başaramamıştır. İnsanın mailinin içindekilere ulaşman mümkündür ama kalbinin içine ulaşman zordur. Beyninin kıvrımlarında dolaşanı bilemezsin. Sen onun kalbinin sahibi olmaya bak, kalıbının değil...dedim.

İnsanız hepimiz. Gün olur yalnız kalmak, birşeyler karalamak isteriz. Gün olur sessiz bir köşeye çekilip  kafamızı dinleriz. Kimi zaman da nefes almak. Şu dünyada birbirinin bütün maillerini, msn adreslerini tam olarak bilen kaç kişi var sizce. Sevgilimle biz biliyoruz mu dediniz? Emin misiniz? Bir köşede unutulmuş bile olsa blinmeyen bir mailiniz yok mu? Eski bir msn adresiniz. Noldu icqlar, diğer online iletişim platformları.

Facebook'unuz ne alemde, kaç facebook hesabınız var? 1 tane mi. Kaç gtalkınız, kaç msn'iniz, kaç yahoo'nuz? Kaç blogunuz, kaç forumda kullanıcı hesabınız?

Kimi insanlar bazen dürüstlük adına, bazen de birşeyler ispatlamak adına bak işte mailim, seninkine de ben bakayım derdine düşüyor. Oysa temelde yanlış bir durum bu. Sanal alemde bir mail açmak, kaç dakika sürüyor ki? Hala bu tip takıntıların peşinden koşmanın insanın bizzat kendi ruhunu nasıl yaraladığını bilmeyen mi kaldı bu dünyada?.

Sevginin yolu güvenden geçse de, insanın içini yiyip bitiren kontrol hastalığına kapılmaktan uzak durmak lazım. Çünkü dozu aşmış herşey gibi, kontrol hastalığı da bünyeyi tüketir.

Sizi seven birisi sizinle olmak istiyordur ki sizinledir. Yok sizden saklanıp, gizlenip başka yerlerde bulunma ihtiyacı hissetmişse bu da onun bileceği bir şey ama sizin bu problemde payınıza düşen, kendinize çeki düzen vermek ve neden buna ihtiyaç duymuş olabilir diye kafa yormaktır. Durumdan çıkarabileceğiniz tek vazife kendinize soracağınız ben nerede hata yaptım türü sorular olabilir.

Boğdum mu acaba sevdiğimi, bunalttım mı, bıktırdım mı. Olmadık şeylerin peşine mi düştüm. Nerdesin, napıyosun, telefonun niye kapalı, niye meşguldü? Msn'mi kim engellemiş, msn de kim gizli, kim çevrimiçi? Şu an ne yapıyor, sokaktan geçen birine mi göz kırptı? İçinizi bunlar gibi bir sürü sanal ve gerçek şüphe kemirir durur? Yaptığı yorumlardan, onun yazdıklarına yapılan yorumlardan, üstüne başına giydiğinden, lafın geldiği ve gittiği yerden memnun olmazsınız. Sonra da bu delikanlı gibi msn kırma derdine düşersiniz, sevdiğinizin msn adreslerinin, telefonlarının, maillerinin peşindeyken asıl merak etmeniz gerekeni, o'nu ihmal edersiniz.

Sonra peşine düştüğünüz soruların cevaplarını farkında olmazdan bizzat kendiniz verirsiniz.
Delikanlının anlamsız sinir ve merakını biraz sakinleştirerek giderdikten sonra ona 'kusura bakmazsan sana bir soru soracağım' dedim. 'Sor abi!' deyince de sordum.

-Senin var mı başka msn adresin? Kızın bilmediği.
-Var tabi abi dedi. Olmasa neden onun msn'ini merak edeyim? deyip çıktı gitti dükkandan.

Giderken kafasındaki soruların hala yerli yerinde durduğunu görmek beni üzdü. O ise dükkandan çıktıktan sonra, 50metre ötede bir başka meslekdaşımın dükkanına girdi. Oysa peşine düşüp aradığı cevap kendi cümlelerinde gizliydi.

Var tabi...



Delikanlının biri geldi işyerine, soruyor panik halde.

-Abi sevgilimin bana söylemediği bir msn adresi daha varmış. Şifresini kırabilir miyiz?

Bu tür teklifleri en baştan reddederim ancak delikanlı ile konuşacak vaktim de vardı az sohbet ettik.
O hala sevdiği kızın msn listine, maillerine takılıp kalmıştı. Onu o derin kuyudan çıkarmak istedim.

-Bak delikanlı dedim.
Sen kimle, neyi paylaşmış olursan ol, karşındaki insan bazen yalnız kalmak ister. Bazen sana olan sevgisini de öfkesini de dökebileceği bir mecra arar. Nasıl herşeyinizin herkesce bilimmesi yanlışsa sizin için çok özel olmuş insanlarca bilinmesi de yanlıştır. Çünkü bunu istihbarat örgütleri bile başaramamıştır. İnsanın mailinin içindekilere ulaşman mümkündür ama kalbinin içine ulaşman zordur. Beyninin kıvrımlarında dolaşanı bilemezsin. Sen onun kalbinin sahibi olmaya bak, kalıbının değil...dedim.

İnsanız hepimiz. Gün olur yalnız kalmak, birşeyler karalamak isteriz. Gün olur sessiz bir köşeye çekilip  kafamızı dinleriz. Kimi zaman da nefes almak. Şu dünyada birbirinin bütün maillerini, msn adreslerini tam olarak bilen kaç kişi var sizce. Sevgilimle biz biliyoruz mu dediniz? Emin misiniz? Bir köşede unutulmuş bile olsa blinmeyen bir mailiniz yok mu? Eski bir msn adresiniz. Noldu icqlar, diğer online iletişim platformları.

Facebook'unuz ne alemde, kaç facebook hesabınız var? 1 tane mi. Kaç gtalkınız, kaç msn'iniz, kaç yahoo'nuz? Kaç blogunuz, kaç forumda kullanıcı hesabınız?

Kimi insanlar bazen dürüstlük adına, bazen de birşeyler ispatlamak adına bak işte mailim, seninkine de ben bakayım derdine düşüyor. Oysa temelde yanlış bir durum bu. Sanal alemde bir mail açmak, kaç dakika sürüyor ki? Hala bu tip takıntıların peşinden koşmanın insanın bizzat kendi ruhunu nasıl yaraladığını bilmeyen mi kaldı bu dünyada?.

Sevginin yolu güvenden geçse de, insanın içini yiyip bitiren kontrol hastalığına kapılmaktan uzak durmak lazım. Çünkü dozu aşmış herşey gibi, kontrol hastalığı da bünyeyi tüketir.

Sizi seven birisi sizinle olmak istiyordur ki sizinledir. Yok sizden saklanıp, gizlenip başka yerlerde bulunma ihtiyacı hissetmişse bu da onun bileceği bir şey ama sizin bu problemde payınıza düşen, kendinize çeki düzen vermek ve neden buna ihtiyaç duymuş olabilir diye kafa yormaktır. Durumdan çıkarabileceğiniz tek vazife kendinize soracağınız ben nerede hata yaptım türü sorular olabilir.

Boğdum mu acaba sevdiğimi, bunalttım mı, bıktırdım mı. Olmadık şeylerin peşine mi düştüm. Nerdesin, napıyosun, telefonun niye kapalı, niye meşguldü? Msn'mi kim engellemiş, msn de kim gizli, kim çevrimiçi? Şu an ne yapıyor, sokaktan geçen birine mi göz kırptı? İçinizi bunlar gibi bir sürü sanal ve gerçek şüphe kemirir durur? Yaptığı yorumlardan, onun yazdıklarına yapılan yorumlardan, üstüne başına giydiğinden, lafın geldiği ve gittiği yerden memnun olmazsınız. Sonra da bu delikanlı gibi msn kırma derdine düşersiniz, sevdiğinizin msn adreslerinin, telefonlarının, maillerinin peşindeyken asıl merak etmeniz gerekeni, o'nu ihmal edersiniz.

Sonra peşine düştüğünüz soruların cevaplarını farkında olmazdan bizzat kendiniz verirsiniz.
Delikanlının anlamsız sinir ve merakını biraz sakinleştirerek giderdikten sonra ona 'kusura bakmazsan sana bir soru soracağım' dedim. 'Sor abi!' deyince de sordum.

-Senin var mı başka msn adresin? Kızın bilmediği.
-Var tabi abi dedi. Olmasa neden onun msn'ini merak edeyim? deyip çıktı gitti dükkandan.

Giderken kafasındaki soruların hala yerli yerinde durduğunu görmek beni üzdü. O ise dükkandan çıktıktan sonra, 50metre ötede bir başka meslekdaşımın dükkanına girdi. Oysa peşine düşüp aradığı cevap kendi cümlelerinde gizliydi.

Var tabi...


382 mailden 380 tanesi spam çıktı. yuh! ben bu maili kapatayım en iyisi

2 yorum:

Neden uyuz uyuz başladığımız her iş sürünürken, o iş çabuk bitiyor? bitmese ya!..

2 yorum:

Güzel ve çok daha güzel

12 yorum:

BU GERÇEKTEN GÜZEL






BENCE BU ÇOK DAHA GÜZEL

Burcum, neydi senin burcun?

6 yorum:

İnsan ilişkilerinde statü delisi insanlar vardır. Oturacakları, kalkacakları, konuşup arkadaş hatta sevgili olacakları insanları statülerine göre seçerler. Haliyle bu insanların en azından egolarının yüksek dahası kendilerini beğenmiş tipler olduğunu söylemekte bir sakınca yok.

Sözüm tabi ki insani ve ilkesel bir takım değerleri olanlar ve bu kriterleri ön kabul sayanlara değil. Ben tamamen saçma sapan, statü veya anlamsız kriterler icad edenlere diyorum diyeceğimi.

Eskiden internet ortamında (Age / Sex / Localation) takıntısı olanlar vardı. Ya da koloni kültürü üyesi insanlar. Şiir sevmeyenlerle konuşmam yada şiir sevenlerle konuşmam. Şucularla, konuşmam, bucularla oturup kalkmam türü yaklaşımlar komik geliyor bana.

Bunların gerçek hayatta da her türlüsü bulunuyor. Daha arkadaş ortamına girerken bile , üstünüze başınıza bakılıp, kenar mahalle çocuğu muamelesi görmeniz mümkün. Ancak sanal alemde en azından insanların zihinlerinin önyargılardan kurtulmuş olmasını ümid ediyorsunuz ama heyhat. Nafile..

Hele işi abartıp karşı cinste işi sakallı mısın, bıyıklımısın, gözünün üstünde kaşın varmı? karnıbahar sever misin, ayakların kokar mı ya götürenler çıktı mı gülermisin, ağlar mısın durumları oluyor. Yani ne yapıcaksın iki kelime konuşuyorsun, ya da bir ortama girdin diye "karı, koca" muhabbeti nedir yani. Selam verdin ya da selam aldın diye dünür mü geldik evinize?

Hani ruh ikizi, ruh öküzü kavramları ne kadar komikse, sizi en iyi anladığını düşündüğünüz insan bir müddet sonra öküzün önde gideni olabiliyorsa, ya da sizin gözünüzü bürümüş perde 3 gün 3 ay ya da 3 yıl içinde nihayet
açılınca "amma da safmışım, nelere inanmışım, kendimi kandırmışım" diyorsanız, tıpkı ona benzer şekilde, herhangi bir iletişimde ön kabul ve yargılar da anlamsız geliyor bana...

-İbrahim bey yazılarınızı çok beğeniyorum.
Acaba tanışabilir miyiz. Ama önce size bir sorum olacaktı?

-Tanışmamıza gerek var mı?
Profilimde yazıyor zaten ne malın gözü olduğum. Ama buyrun merak ettim ben, soruyu alayım.

-Çok şakacısınız. Şey burcunuz neydi acaba?
-Yengeç efendim. Şu evcil olan su grubu hayvanlardanım.

-Ah olmadı tüh rüh.. Anlaşamayız ki biz sizle?  Burçlarımız uymaz bir kere.
-Hayrola neyde anlaşamıyoruz bacım. Fiyatta mı?

-Ay! terbiyesizleşmeyin lütfen.
-Belki yükselenimiz uyabilir. Yükselen burcunuz neydi?

-Yükselen şu anda sadece asabım efendim.
Haydi selametle, selametle...

Karşınızdaki insan, kültür düzeyiniz, hayata bakışınız vs. konularda bu kadar seçici olsa anlarsınız tamam. Gerçi okuduğunuz kitaplarda da anlaşamanız mümkün. Bugünlerde profiline herkes "Elif Şafak'ın aşkını okudum" yazıyordur eminim. Eh! kültürlü görünmek lazım, pek kitap okumuyorum deseniz "sanki memleketin %90 ı kitap okuyormuş gibi" siz ölüzden sayarlar.. Gez dolaş alemi şimdi, herkes Şems herkes Mevlana'dır. Romeo Jüliet olmamız ise bir dahaki çok satan kitaba kaldı malesef.

Daha bismillah deyip selam veren bir insan tuttuğunuz futbol takımı, yükselen burcunuz, saçınız, başınız, giydiğiniz, çıkardığınız, yediğiniz, içtiğiniz ya da içmediğinizle bu kadar ilgili olunca haliyle şaşırıyorsunuz. Sana ne diyesiniz geliyor. Hele bir de arkasından şu cümle gelince temelli dumur oluyorsunuz:

-İbrahim sahi sen neden evlenmiyorsun?
-Bir kez yetmedi bir  daha mı evleneyim? Sen söyle kiminle evleneyim mesala burcu?
-...................

-Burcuuuuuuu!.. dur gitme. Beni terk etmeee.
Durrr Burcuuuuu. Senin burcun neydi be Burcu?


İnsan ilişkilerinde statü delisi insanlar vardır. Oturacakları, kalkacakları, konuşup arkadaş hatta sevgili olacakları insanları statülerine göre seçerler. Haliyle bu insanların en azından egolarının yüksek dahası kendilerini beğenmiş tipler olduğunu söylemekte bir sakınca yok.

Sözüm tabi ki insani ve ilkesel bir takım değerleri olanlar ve bu kriterleri ön kabul sayanlara değil. Ben tamamen saçma sapan, statü veya anlamsız kriterler icad edenlere diyorum diyeceğimi.

Eskiden internet ortamında (Age / Sex / Localation) takıntısı olanlar vardı. Ya da koloni kültürü üyesi insanlar. Şiir sevmeyenlerle konuşmam yada şiir sevenlerle konuşmam. Şucularla, konuşmam, bucularla oturup kalkmam türü yaklaşımlar komik geliyor bana.

Bunların gerçek hayatta da her türlüsü bulunuyor. Daha arkadaş ortamına girerken bile , üstünüze başınıza bakılıp, kenar mahalle çocuğu muamelesi görmeniz mümkün. Ancak sanal alemde en azından insanların zihinlerinin önyargılardan kurtulmuş olmasını ümid ediyorsunuz ama heyhat. Nafile..

Hele işi abartıp karşı cinste işi sakallı mısın, bıyıklımısın, gözünün üstünde kaşın varmı? karnıbahar sever misin, ayakların kokar mı ya götürenler çıktı mı gülermisin, ağlar mısın durumları oluyor. Yani ne yapıcaksın iki kelime konuşuyorsun, ya da bir ortama girdin diye "karı, koca" muhabbeti nedir yani. Selam verdin ya da selam aldın diye dünür mü geldik evinize?

Hani ruh ikizi, ruh öküzü kavramları ne kadar komikse, sizi en iyi anladığını düşündüğünüz insan bir müddet sonra öküzün önde gideni olabiliyorsa, ya da sizin gözünüzü bürümüş perde 3 gün 3 ay ya da 3 yıl içinde nihayet
açılınca "amma da safmışım, nelere inanmışım, kendimi kandırmışım" diyorsanız, tıpkı ona benzer şekilde, herhangi bir iletişimde ön kabul ve yargılar da anlamsız geliyor bana...

-İbrahim bey yazılarınızı çok beğeniyorum.
Acaba tanışabilir miyiz. Ama önce size bir sorum olacaktı?

-Tanışmamıza gerek var mı?
Profilimde yazıyor zaten ne malın gözü olduğum. Ama buyrun merak ettim ben, soruyu alayım.

-Çok şakacısınız. Şey burcunuz neydi acaba?
-Yengeç efendim. Şu evcil olan su grubu hayvanlardanım.

-Ah olmadı tüh rüh.. Anlaşamayız ki biz sizle?  Burçlarımız uymaz bir kere.
-Hayrola neyde anlaşamıyoruz bacım. Fiyatta mı?

-Ay! terbiyesizleşmeyin lütfen.
-Belki yükselenimiz uyabilir. Yükselen burcunuz neydi?

-Yükselen şu anda sadece asabım efendim.
Haydi selametle, selametle...

Karşınızdaki insan, kültür düzeyiniz, hayata bakışınız vs. konularda bu kadar seçici olsa anlarsınız tamam. Gerçi okuduğunuz kitaplarda da anlaşamanız mümkün. Bugünlerde profiline herkes "Elif Şafak'ın aşkını okudum" yazıyordur eminim. Eh! kültürlü görünmek lazım, pek kitap okumuyorum deseniz "sanki memleketin %90 ı kitap okuyormuş gibi" siz ölüzden sayarlar.. Gez dolaş alemi şimdi, herkes Şems herkes Mevlana'dır. Romeo Jüliet olmamız ise bir dahaki çok satan kitaba kaldı malesef.

Daha bismillah deyip selam veren bir insan tuttuğunuz futbol takımı, yükselen burcunuz, saçınız, başınız, giydiğiniz, çıkardığınız, yediğiniz, içtiğiniz ya da içmediğinizle bu kadar ilgili olunca haliyle şaşırıyorsunuz. Sana ne diyesiniz geliyor. Hele bir de arkasından şu cümle gelince temelli dumur oluyorsunuz:

-İbrahim sahi sen neden evlenmiyorsun?
-Bir kez yetmedi bir  daha mı evleneyim? Sen söyle kiminle evleneyim mesala burcu?
-...................

-Burcuuuuuuu!.. dur gitme. Beni terk etmeee.
Durrr Burcuuuuu. Senin burcun neydi be Burcu?

diş tedavisi uzadıkça morfine alıştık, gidip bir kaç diş daha çektiresim var. bağımlılık ne zormuş.

Hiç yorum yok:

dur bakalım, az kaldı, sabır, geçecek, Allah kerim, tükenmemeliyim.

Hiç yorum yok:

İnsanın başarısı ile başağrısı ters orantılı. bunu keşfedeceğime başım ağrımasa daha iyiydi.

Hiç yorum yok:



Hayatta en çok sevdiğim şey; arada sevecek başka şeyler de bulabilmek. İşte onlardan biri eti browni intense

Hiç yorum yok:

Sevgi pıtırcığı oldu İbram

9 yorum:


Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları durumları var. Mart kapıdan baktırdı. Cemileler düştü, insanların ruhlarına da romantizm, melankoli her bir halt düştü a.q. Saman nezlesinden, bahar alerjisinden, kan kaynamasına kadar bir çok ruh hali tavan insancıklar, geziyor ortalıkta bu aralar dikkatli olmak lazım.

İbram' abinizde mevsime uyarak Coka Cola reklamı tadında bu postu yazdı.
Okuyun bakalım:

Ağrıdığında dişimize kalkmadığında kuşumuza nereye sıkışırsa sıkışsın başımıza.
Kıçımızdaki çıbana, basurumuzdaki püsküle, bilmem neremizdeki fistüle.
BAKAN ,kadın erkek ayırmadan, güzel çirkin kayırmadan her yerimizi dinleyip,
gerektiğinde elleyip bizi iyileştirmek için çaba sarfeden tüm beyaz önlüklüler...

ateşimizi ölçen, altımızı alan, üstümüzü değiştiren tüm hastabakıcılar..
anamız gibi çorba pişiren, içine pilav düşüren, tüm ahçı ustalar, gurmemgiller.
zeytin yağı üreticileri, zeytinyağı gibi üste çıkan ömür törpüleri, sinir insanlar.

yamuk iken neşemizi yerine getiren komedyenler,paraleller, dik açılar, meridyenler
ellerine fırsat geçinde memleketi de bizi de düzelten değerli politikacı abiler, ablalar.
kurtlar, kuşlar böcekler, adi herifler, itler, puştlar, o..pular, pezevenkler.
hırsızlar arsızlar, ursuzlar memleketimin saygıdeyer veya şeyim değmez kalitelde insanları.

hamamda kese yapan tellaklar, mektup getirip götüren özel ulaklar, tele kulaklar, bitler pireler yavşaklar. topa tekme vuranlar, güzide duranlar, cem uzanlar, hayallerimizi bozanlar.
katır inatlılar, orkid kanatlılar. güzel kızlar, zarif hanımefendiler, öpülesi dudaklar, sığınılası kucaklar. Ahenkle danseden saçlar, sağa sola kıvrılan kıçlar, ortaya düşmüş andıçlar.

değerli meslek erbabları, terzi olup urbamızı dikenler, kutup ayısı olup çölde bahtsız devemizi.... nler. güzel ve mutena insanları yurdumun. değerli varlıklarımız, canımıza can, içimize heyecan katanlar. bizi cehennemle korkutup kendileri düşlerinde cennette hurilerle fink atan  sözde din bezirganları. ileri aydın geçinip yobazlığın kralını yapan ülkemin geri kalmış, nesli tükenmek üzere dinazorları.

3kağıtçılar, beş kağıtçılar, otçular b.kçular, popçular, alemin kralları, küstüm babaları, çakma ilahları. sözü zehir olanlar, dili çatal, niyeti bozuk, krom kaplama, öküz zihniyetli geri kafalı, şeyimin külahları. futbol fanatikleri, hır çıkarıcılar, gürleyenler ama yağmayanlar, sözde dürüst gözüküp fırsat bulunca hasanın böreğini yağmalayanlar.

sabahları sıcak ekmek pişiren fırın erbabı, simitçi kahveci, gazozcu, ayakkabı boyacısı dürüst insanlar. emekçi kardeşlerim, sırtımdan vuran kalleşlerim, güzel kızlar cici beyfendiler, artistler, mankenler. baylar, gaylar travestiler, kafama estiler, çok s..kmdeydiler, umarızlar ,duyarsızlar. öküzün önde gidenleri. armut piş ağzıma düşçüler. hayalperestler, yutperestler, putperestler, yüzü sirke kendi bal satanlar. her sakallıyı dedesi, her etekliyi ellenesi sananlar. doğruyu unutup her duyduğa lafa dokuz yalan katanlar.

mahallemizin şirin bakkalı ramazan amca, her sabah dükkanını özenle açan, her akşam a.q diye kapatan küçük esnaflar. işsizler güçsüzler, parasızlıktan homurdayanlar, parayı koyacak yer bulamayıp, hummerdayanlar. minokosçular, maldivciler memleketi bırakıp nolcak bu BAE'nin hali diye arabın şeyine yağ sürenler. elalemin derdi bizi mi gerdiciler, tinerciler, ballyciler, çerçiciler, çöpçüler, hüpçüler, lüpçüler, tüpçüler.

doğal gazcı olup herkese gaz verenler, dedikoducu olup arkadan laf sokanlar, yüzüme hettullah gülenler. kuyumu kazanlar, azdıkça azanlar, çenesi düşük lafazanlar, sinirimi bozanlar, recepler, şabanlar, ramazanlar. tepesi atıklar, soframa katıklar, tilki kuyruklular, yabancı uyruklular, kaçak güreşenler, adi yaratıklar. oyunbazlar, düzenbazlar, laf anlamazlar, terörden medet umanlar, huzurumuzu kaçıran hokkabazlar. sözde aydın özde geri kafalı yobazlar.

Bi postluk hepinizi bağrıma bastım. 
Bahar geliyor üleyn. Sevgi pıtırcığı oldum sevgilimin hatırına.
Sizi seviyorum üleynnn. İki dakka rahat durun. Siz de beni sevin be...

---------------------------------------

Hamiş: Çekinmeyin. siz de ekleyin aklınıza gelen birilerini....



Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları durumları var. Mart kapıdan baktırdı. Cemileler düştü, insanların ruhlarına da romantizm, melankoli her bir halt düştü a.q. Saman nezlesinden, bahar alerjisinden, kan kaynamasına kadar bir çok ruh hali tavan insancıklar, geziyor ortalıkta bu aralar dikkatli olmak lazım.

İbram' abinizde mevsime uyarak Coka Cola reklamı tadında bu postu yazdı.
Okuyun bakalım:

Ağrıdığında dişimize kalkmadığında kuşumuza nereye sıkışırsa sıkışsın başımıza.
Kıçımızdaki çıbana, basurumuzdaki püsküle, bilmem neremizdeki fistüle.
BAKAN ,kadın erkek ayırmadan, güzel çirkin kayırmadan her yerimizi dinleyip,
gerektiğinde elleyip bizi iyileştirmek için çaba sarfeden tüm beyaz önlüklüler...

ateşimizi ölçen, altımızı alan, üstümüzü değiştiren tüm hastabakıcılar..
anamız gibi çorba pişiren, içine pilav düşüren, tüm ahçı ustalar, gurmemgiller.
zeytin yağı üreticileri, zeytinyağı gibi üste çıkan ömür törpüleri, sinir insanlar.

yamuk iken neşemizi yerine getiren komedyenler,paraleller, dik açılar, meridyenler
ellerine fırsat geçinde memleketi de bizi de düzelten değerli politikacı abiler, ablalar.
kurtlar, kuşlar böcekler, adi herifler, itler, puştlar, o..pular, pezevenkler.
hırsızlar arsızlar, ursuzlar memleketimin saygıdeyer veya şeyim değmez kalitelde insanları.

hamamda kese yapan tellaklar, mektup getirip götüren özel ulaklar, tele kulaklar, bitler pireler yavşaklar. topa tekme vuranlar, güzide duranlar, cem uzanlar, hayallerimizi bozanlar.
katır inatlılar, orkid kanatlılar. güzel kızlar, zarif hanımefendiler, öpülesi dudaklar, sığınılası kucaklar. Ahenkle danseden saçlar, sağa sola kıvrılan kıçlar, ortaya düşmüş andıçlar.

değerli meslek erbabları, terzi olup urbamızı dikenler, kutup ayısı olup çölde bahtsız devemizi.... nler. güzel ve mutena insanları yurdumun. değerli varlıklarımız, canımıza can, içimize heyecan katanlar. bizi cehennemle korkutup kendileri düşlerinde cennette hurilerle fink atan  sözde din bezirganları. ileri aydın geçinip yobazlığın kralını yapan ülkemin geri kalmış, nesli tükenmek üzere dinazorları.

3kağıtçılar, beş kağıtçılar, otçular b.kçular, popçular, alemin kralları, küstüm babaları, çakma ilahları. sözü zehir olanlar, dili çatal, niyeti bozuk, krom kaplama, öküz zihniyetli geri kafalı, şeyimin külahları. futbol fanatikleri, hır çıkarıcılar, gürleyenler ama yağmayanlar, sözde dürüst gözüküp fırsat bulunca hasanın böreğini yağmalayanlar.

sabahları sıcak ekmek pişiren fırın erbabı, simitçi kahveci, gazozcu, ayakkabı boyacısı dürüst insanlar. emekçi kardeşlerim, sırtımdan vuran kalleşlerim, güzel kızlar cici beyfendiler, artistler, mankenler. baylar, gaylar travestiler, kafama estiler, çok s..kmdeydiler, umarızlar ,duyarsızlar. öküzün önde gidenleri. armut piş ağzıma düşçüler. hayalperestler, yutperestler, putperestler, yüzü sirke kendi bal satanlar. her sakallıyı dedesi, her etekliyi ellenesi sananlar. doğruyu unutup her duyduğa lafa dokuz yalan katanlar.

mahallemizin şirin bakkalı ramazan amca, her sabah dükkanını özenle açan, her akşam a.q diye kapatan küçük esnaflar. işsizler güçsüzler, parasızlıktan homurdayanlar, parayı koyacak yer bulamayıp, hummerdayanlar. minokosçular, maldivciler memleketi bırakıp nolcak bu BAE'nin hali diye arabın şeyine yağ sürenler. elalemin derdi bizi mi gerdiciler, tinerciler, ballyciler, çerçiciler, çöpçüler, hüpçüler, lüpçüler, tüpçüler.

doğal gazcı olup herkese gaz verenler, dedikoducu olup arkadan laf sokanlar, yüzüme hettullah gülenler. kuyumu kazanlar, azdıkça azanlar, çenesi düşük lafazanlar, sinirimi bozanlar, recepler, şabanlar, ramazanlar. tepesi atıklar, soframa katıklar, tilki kuyruklular, yabancı uyruklular, kaçak güreşenler, adi yaratıklar. oyunbazlar, düzenbazlar, laf anlamazlar, terörden medet umanlar, huzurumuzu kaçıran hokkabazlar. sözde aydın özde geri kafalı yobazlar.

Bi postluk hepinizi bağrıma bastım. 
Bahar geliyor üleyn. Sevgi pıtırcığı oldum sevgilimin hatırına.
Sizi seviyorum üleynnn. İki dakka rahat durun. Siz de beni sevin be...

---------------------------------------

Hamiş: Çekinmeyin. siz de ekleyin aklınıza gelen birilerini....

Yağmur yağıyor, seller akıyor, Arap kızı camdan bakıyor, bana bakıyor, iyi ki bakıyor, ne iyi yapıyor.

Hiç yorum yok:

Uzaktan yakın akraba olmak

8 yorum:


Bir başka şehirde bir kafede oturmuştum. karşı masaya bir çift gelip oturdu.
tahminen karı kocaydılar.
gayrı ihtiyarı onları izledim bir süre.
bir tatil günü beraber masadaydılar ama bir arada değildiler.
adam gazetesini açıp okumaya başladı gayet sıkıntılı, kadın cep telefonu ile oyalandı.

sonra başka birileri geldi yanlarına. birden canlandılar. konuşmaları değişti vs
akılları başka yerde bedenleri başka dedim içimden. yanyanaydılar ama birbirilerinde değillerdi.

etkileyici bir gözlemdi benim açımdan. resmen iki cansız resim gibiydiler
kalabalıklar içinde yalnız kalmak denir ya hani "birlikte ama ayrı, iki yabancı" öyle işte.
resme başkaları dokundu ve ancak o zaman sahte de olsa bir  hayat buldular..

üstelik asıl bekledikleri de değildi ihtimal o gelenler
bu da çok zor bir durum. birbirinin yanında olmak ama aklında olmamak

ne kadar üzücü ve düşündürücü bir durum insanlar için
en az öteki (aklında ama yanında olamamak) kadar, belki de daha kötü.


Bir başka şehirde bir kafede oturmuştum. karşı masaya bir çift gelip oturdu.
tahminen karı kocaydılar.
gayrı ihtiyarı onları izledim bir süre.
bir tatil günü beraber masadaydılar ama bir arada değildiler.
adam gazetesini açıp okumaya başladı gayet sıkıntılı, kadın cep telefonu ile oyalandı.

sonra başka birileri geldi yanlarına. birden canlandılar. konuşmaları değişti vs
akılları başka yerde bedenleri başka dedim içimden. yanyanaydılar ama birbirilerinde değillerdi.

etkileyici bir gözlemdi benim açımdan. resmen iki cansız resim gibiydiler
kalabalıklar içinde yalnız kalmak denir ya hani "birlikte ama ayrı, iki yabancı" öyle işte.
resme başkaları dokundu ve ancak o zaman sahte de olsa bir  hayat buldular..

üstelik asıl bekledikleri de değildi ihtimal o gelenler
bu da çok zor bir durum. birbirinin yanında olmak ama aklında olmamak

ne kadar üzücü ve düşündürücü bir durum insanlar için
en az öteki (aklında ama yanında olamamak) kadar, belki de daha kötü.

Benim senden neyim eksik İsmail?

10 yorum:

eksik yok da fazlalar var yani.
ne gibi? örneğin göbeğim senden balkonlu. nah böyle kirli sakallarım da var?

üstelik o klipteki gibi manita düşürecemi de bilsem

feysbuuuukkkkk a da girmem. çünkü feyssssbuuuk kullanım özürlüyüm..
senin de kullanabildiğini sanmıyorum ayrıca.



kro'luksa kralını bilirim:). kitabını yazabilirim
e ne oluyo birader o klipler , mlipler. 
çoluk çocuk, çombalak seni dinliyor len?

ferdi abiyi, orhan babayı da solladın. nedir yavrum senin olayın?

benim senden neyim eksik İsmail?



eksik yok da fazlalar var yani.
ne gibi? örneğin göbeğim senden balkonlu. nah böyle kirli sakallarım da var?

üstelik o klipteki gibi manita düşürecemi de bilsem

feysbuuuukkkkk a da girmem. çünkü feyssssbuuuk kullanım özürlüyüm..
senin de kullanabildiğini sanmıyorum ayrıca.



kro'luksa kralını bilirim:). kitabını yazabilirim
e ne oluyo birader o klipler , mlipler. 
çoluk çocuk, çombalak seni dinliyor len?

ferdi abiyi, orhan babayı da solladın. nedir yavrum senin olayın?

benim senden neyim eksik İsmail?


sen şeftaliyi seviyorsun diye ben de sevmek zorunda değilim ki, belki alerjim var ne biliyon

Hiç yorum yok:

Leyla'dan geçme vaktidir.

4 yorum:

Her gördüğün Leyla'ya Mecnun olmaya gelmez bu alemde. Evet itiraf ediyorum; dünya kadınlar günü dolayısıyla sizlere bir önceki postta mektubunu yayınladığım Leyla hanım da empatik bir İbrahim Ortaç karakteridir.

Leyla Metin bir kadınları anlama çabasıdır. Gaydırı kuppak bir çalışma değildir. Yazarın abazanlığından ürettiği "ah bir kadın olsam" hayali olmadığı gibi hayranlarından korunmak için kendine sanal bir aşık (reklam aşkı) yaratma çabası da değildir.

Leyla hanıma sanal alemde övücü mailler, arkadaşlık teklifleri vs gelse de kendileri hiçbir allahın erkek kuluna ilgi duymaz frijittir.Öyle gtalk, msn, chat muhabbetleri yoktur.

Özetle yazarın ibneliğe çalışan tek tarafı aklıdır. Nitekim bu yüzden Leyla hanım çok meşhur bir blogger' da değildir. (Bu şansını bir kaç köşe yazarlığı teklifini kabul etmeyerek geri tepmiştir:)

Zaten okuyanlar bilir İbram abiniz daha önce de "dikkat ayşe teyzeniz olabilirim" diyerek okuyucularını uyarmıştır.

Dileğim insanların bir çok konuda olduğu gibi kadın, erkek diye kamplaşmadan önce,  öteki olmadan hayatın anlamsız olduğunun bilincinde olmaları ve "empati" algılarını yükseltip karşı cinsi (ruhen) anlamaya çalışmalarıdır.

Hamiş: Sanal alemdeki ünlü bloggerlerimizden biri de başka bir İbrahim abi karakteri olabilir. Uyarmadı demeyin;)


Buyrun Leyla Metin hanımın profili

Birkaç da blog yazısı :

Her gördüğün Leyla'ya Mecnun olmaya gelmez bu alemde. Evet itiraf ediyorum; dünya kadınlar günü dolayısıyla sizlere bir önceki postta mektubunu yayınladığım Leyla hanım da empatik bir İbrahim Ortaç karakteridir.

Leyla Metin bir kadınları anlama çabasıdır. Gaydırı kuppak bir çalışma değildir. Yazarın abazanlığından ürettiği "ah bir kadın olsam" hayali olmadığı gibi hayranlarından korunmak için kendine sanal bir aşık (reklam aşkı) yaratma çabası da değildir.

Leyla hanıma sanal alemde övücü mailler, arkadaşlık teklifleri vs gelse de kendileri hiçbir allahın erkek kuluna ilgi duymaz frijittir.Öyle gtalk, msn, chat muhabbetleri yoktur.

Özetle yazarın ibneliğe çalışan tek tarafı aklıdır. Nitekim bu yüzden Leyla hanım çok meşhur bir blogger' da değildir. (Bu şansını bir kaç köşe yazarlığı teklifini kabul etmeyerek geri tepmiştir:)

Zaten okuyanlar bilir İbram abiniz daha önce de "dikkat ayşe teyzeniz olabilirim" diyerek okuyucularını uyarmıştır.

Dileğim insanların bir çok konuda olduğu gibi kadın, erkek diye kamplaşmadan önce,  öteki olmadan hayatın anlamsız olduğunun bilincinde olmaları ve "empati" algılarını yükseltip karşı cinsi (ruhen) anlamaya çalışmalarıdır.

Hamiş: Sanal alemdeki ünlü bloggerlerimizden biri de başka bir İbrahim abi karakteri olabilir. Uyarmadı demeyin;)


Buyrun Leyla Metin hanımın profili

Birkaç da blog yazısı :

kadınların 2 günü 1 olmaz ki nasıl hepsi denk geliyo 8 mart'a anlamış değilim

Hiç yorum yok:

kadınlar gününü kutlamaya bugünden başladım, 3 gün 3 gece hepinizi beklerim.

Hiç yorum yok:

Tudor'sta ingiltere kralını izliyorum da uçana kaçana çakmış adam, neden kraliçeliğe geçmişler belli

Hiç yorum yok:
fragmanlar ne demek istediğimi anlat mıyor mu?

lokum diyorsun lokum anlıyorum ama kokum demiştim diyorsun. neden anlaşamıyoruz bu ara biz?

Hiç yorum yok:

Bi zahmet bakar mısınız?

4 yorum:

Gerekmedikçe pek tv programı, dizi vs. tavsiye ettiğim yoktur.

Bilenler bilir. Nadiren sevdiğim filmleri, bazen de programları paylaşırım. İşte bu gıcık adam da onlardan biri. Trt'de "bi zahmet bakarmısınız" adlı şaka programını yapan sanatçı (valla adını da bilmiyom ama çok yetenekli) yarı şaka, yarı parodileri ile gözümü doldurdu.

Bi zahmet siz de bakar mısınız?






Gerekmedikçe pek tv programı, dizi vs. tavsiye ettiğim yoktur.

Bilenler bilir. Nadiren sevdiğim filmleri, bazen de programları paylaşırım. İşte bu gıcık adam da onlardan biri. Trt'de "bi zahmet bakarmısınız" adlı şaka programını yapan sanatçı (valla adını da bilmiyom ama çok yetenekli) yarı şaka, yarı parodileri ile gözümü doldurdu.

Bi zahmet siz de bakar mısınız?





Kilo vermem lazım, kilo vermem lazım. Almadan vermeyi öğrenmem lazım

3 yorum:

Cennet annelerin ayakları altındadır deyince neden eşlerimizin de bir anne olduğunu unuturuz?

Hiç yorum yok:

ne çok şey hatırlıyorum geçmişe dair: çoktan tarihi eser olmuşum ama benim bundan haberim yok

2 yorum:

bazı dostlar, pınar sosis gibidir. onlarla herşey güzeldir. bıcı, bıcıdırlar, çook şekerdirler, candırlar.

3 yorum:
ne demek istediğimi anlamak için izlemeniz yeterli

İşleri yapmalıyım, ihmal ettim, unuttum. Dur bi facebooka gireyim daha sonra yaparım

Hiç yorum yok:

cinsel eğitimle ilgili yazım rağbeti görmedi. iki cinsel günlük yazsam daha çok ilgi görürdü. üzüldüm

Hiç yorum yok:

Twitteri sevemedim çakmasını yaptım. Siz de birşeyler yazın muhabbet olsun.

2 yorum:

Az kalsın boka basıyorduk

6 yorum:

Gecenin hayrından gündüzün şerri iyidir derler. Bunu bir kere daha görüp anladım ve doğruladım. İbram abiniz neredeyse dün gece imamın kayığına binip bok yoluna gidiyordu tahtalı köye.

Efendim bok yolu dedikse hakikatten öyle. Gece biraz geç vakte kadar çalıştım. Çarşıda kimse kalmamış ya da ben farketmemişim. Kapımı kilitledim, kepenkleri kapatıp, kat kaloriferine bakmadan önce defi hacet ihtiyacımı gidereyim istedim.

Bizim çarşının tuvaletleri de pek ilginç, umumi kısmı kapatırlar ama gece nöbetçi wc bırakırlar bir tanesini. Neyse efendim ne boktan bir konu anlatıyorum. Geldim tuvaletin kapısına, içeride bir su sesi ancak ışık kapalı. Hayrolsun dedim tıklattıp, içerden daha bir tak, tak sesi geldi. Anladım ki dolu.

Bekledim de bekledim. Basiretim bağlandı resmen. Ben bi hayli bekledikten sonra kapı açıldı. İçeriden tipi kayık (Allah'tan benden iri cüsseli olmayan) elinde cigara ve sarhoş adımları ile yürüyen bir tip çıktı. Şöyle bir pis pis yüzüme baktı. İlk defa kapıyı ikinci kez tıklatmadığım için şükrettim.

Neden mi? Adamın öbür elinde kolum kadar bir balta. Hem sallandı, hem beni süzdü. İçinden de mırıldanıyor. Ben baltayı görünce sarhoşun mektubu gece yarısı okunmaz diyerek kendimi wc ye attım. Kapıyı çekerken adam sendelediği için kızdı ve baltayı bi kaç kez demir kepenklere vurdu hiddetle. Aslında çelimsiz sayılmam başedebilirim de hiç baltaya karşı kung-fuculuk oynamadım ki nerden bileyim.

Adam küfrederek merdivenleri çıkıyor ben ise el yordamı ile sigara dumanına boğulmuş wc'de ışık arıyorum. Açtım ışığı, açmaz olaydım mı desem. Manzara bakılır gibi değil. Amcam deliği bir türlü tutturamamış o karanlıkta. Kafası zaten kıyak.

Eee dedim kendime. Oğlum İbram nefsini terbiye etme zamanın geldi. Madem baltalı boksör merdivenleri terketmeden ortamdan ayrılamıyorsun. Bari aç musluğu, dök suyu "nasıl bulmak istiyosan öyle bırak" -çünkü nasıl bulduğumun pek bi önemi yoktu.

İçeriyi miss gibi değil ama tahammül edilebilir boyuta getirirken kapı yine tıkladı. Açmadım. az oyalandım. Baktım benden sonraki gece kuşu da tanıdık bir arkadaş. O da baltalı biri çıktı burdan gördün mü dedi. Gördüm gördüm, üstüne de bokunu temizledim dedim. Durumu izah ettim. (içerisi her ne kadar tahammül edilebilir olsa da hakkımda kötü düşünmesini istemem:) hani kıçının ayarı yokmuş İbram abinin diye)

Ne yazık ki hayat böyle işte. Kimilerimiz sıçar, kimilerimiz içer, bazen de başkalarının bokunu temizlemek bize düşer.


Gecenin hayrından gündüzün şerri iyidir derler. Bunu bir kere daha görüp anladım ve doğruladım. İbram abiniz neredeyse dün gece imamın kayığına binip bok yoluna gidiyordu tahtalı köye.

Efendim bok yolu dedikse hakikatten öyle. Gece biraz geç vakte kadar çalıştım. Çarşıda kimse kalmamış ya da ben farketmemişim. Kapımı kilitledim, kepenkleri kapatıp, kat kaloriferine bakmadan önce defi hacet ihtiyacımı gidereyim istedim.

Bizim çarşının tuvaletleri de pek ilginç, umumi kısmı kapatırlar ama gece nöbetçi wc bırakırlar bir tanesini. Neyse efendim ne boktan bir konu anlatıyorum. Geldim tuvaletin kapısına, içeride bir su sesi ancak ışık kapalı. Hayrolsun dedim tıklattıp, içerden daha bir tak, tak sesi geldi. Anladım ki dolu.

Bekledim de bekledim. Basiretim bağlandı resmen. Ben bi hayli bekledikten sonra kapı açıldı. İçeriden tipi kayık (Allah'tan benden iri cüsseli olmayan) elinde cigara ve sarhoş adımları ile yürüyen bir tip çıktı. Şöyle bir pis pis yüzüme baktı. İlk defa kapıyı ikinci kez tıklatmadığım için şükrettim.

Neden mi? Adamın öbür elinde kolum kadar bir balta. Hem sallandı, hem beni süzdü. İçinden de mırıldanıyor. Ben baltayı görünce sarhoşun mektubu gece yarısı okunmaz diyerek kendimi wc ye attım. Kapıyı çekerken adam sendelediği için kızdı ve baltayı bi kaç kez demir kepenklere vurdu hiddetle. Aslında çelimsiz sayılmam başedebilirim de hiç baltaya karşı kung-fuculuk oynamadım ki nerden bileyim.

Adam küfrederek merdivenleri çıkıyor ben ise el yordamı ile sigara dumanına boğulmuş wc'de ışık arıyorum. Açtım ışığı, açmaz olaydım mı desem. Manzara bakılır gibi değil. Amcam deliği bir türlü tutturamamış o karanlıkta. Kafası zaten kıyak.

Eee dedim kendime. Oğlum İbram nefsini terbiye etme zamanın geldi. Madem baltalı boksör merdivenleri terketmeden ortamdan ayrılamıyorsun. Bari aç musluğu, dök suyu "nasıl bulmak istiyosan öyle bırak" -çünkü nasıl bulduğumun pek bi önemi yoktu.

İçeriyi miss gibi değil ama tahammül edilebilir boyuta getirirken kapı yine tıkladı. Açmadım. az oyalandım. Baktım benden sonraki gece kuşu da tanıdık bir arkadaş. O da baltalı biri çıktı burdan gördün mü dedi. Gördüm gördüm, üstüne de bokunu temizledim dedim. Durumu izah ettim. (içerisi her ne kadar tahammül edilebilir olsa da hakkımda kötü düşünmesini istemem:) hani kıçının ayarı yokmuş İbram abinin diye)

Ne yazık ki hayat böyle işte. Kimilerimiz sıçar, kimilerimiz içer, bazen de başkalarının bokunu temizlemek bize düşer.

Bütün kızlar bana hasta

6 yorum:

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Bıktım böyle herkesin ilgisini üstümde hissetmekten nedir bu yahu? Durduk yerde triplere girecem neredeyse. Okuyanım yazanım da pek yok ama neden bütün kızlar bana hasta anlamış değilim. Yani nasıl bir karizma var bende, o kadar olur yani. Doğuştan olsa gerek, kahretsin, çoook çekiciyim çok.

Geçenlerde Selin mesaj atmış. "İbram gel allasen seni mynet eksenim de bekliyom. 18+ camımı da .... da açıcam diye. İlahi Selin, körolma emi. Ne muzur şeysin sen öyle. Eksenim felam. Geliyom bi dur, kaybolma. Sana güfteler yazıcam, besteler yapıcam durrrr...

Her gün bir iki mail. Dila senle görüşmek istiyor. Petek diyor ki. "Canım İbram Fcdf seni özledim" bu adımın sonuna ekledikleri absürtlükleri anlayamıyorum ama herhalde güzel bişiler diyorlar. Fcdfgost ne ola ki di mi?

İşin kötüsü bende unutkanlık da başladı bu kızlarla ne zaman tanıştım. Ne zaman arkadaş olduk onu bile bilmiyorum ama kızlar beni görür görmez browserimin sağ köşesinde oturum açıyorlar hemen. Demek ki beni bekliyorlar gece gündüz. Aşkımdan yanıp tutuşuyorlar. "Banu 28/F oturum açtı" sizinle görüşmek istiyor. Aç kuzum aç. Görüşelim güzelleşelim bakalım.

Hele "Aşkım ibram nie aramadın, hani buluşcaktık nie gelmedin?" diye mail atmıyorlar  mı ölüyom, bitiyom. Ne salağım ya kızlara randevu vermişim ama unutmuşum. Nerde bekliyordu acaba msn de mi, Taksim de mi? Ee bu kadar çok kız hayranın olursa kafanın karışması normal oğlum İbram.

Bir de yazık bu kızların hepsinin ya beni görmeye gelecek paraları ya da kontörleri olmuyor aramak için. Hatta yurtdışından helgalar, olgalar da aynı durumda. Oysa aşkımdan geberiyorlar. Ah ah! şeytan diyor ki gönder 3000 kontör 5000 sms git kızı iste Mama'sından.

Bazen de crack serial falan  sitelerde birşeyler ararken oturumdan fazlasını açıp, en yakın vilayetlerden bana deli gibi hasta ve elinde pasta, krem şanti ile bekleyen kızlar yok mu?  Oy, oy oy sabahlar olmasın. Ne diyeyim ünlü olmak, aranan adam olmak çok zor çok... 

Gerçi merak da ediyorum. Neden bu kızlar hep internet aracılığıyla ilanı aşk ediyorlar bana? Eskiden de 900 lü telefonlar aracılığı ile sarkarlardı ablaları. Bir de bunların bankalardan arayıp "Ah İbram bey hem size verelim, hem üste para verelim" diyenleri yok mu içim gidiyor içim...

Hamiş: Merak ettiğim bir şey de bu anında karı kız gösteren browserlerin cinsiyet tesbit edip bayanlara gayan gösterenleri yok mu? Hep mi kızlar bize hasta ya. Nedir hanımlar bu sizdeki azgınlık anlamış değilim yani? cık cık cık.

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım