* Günün Yazısı :

Tipsiz olduğum kadar, küstahım da.




İtiraf ediyorum evet.
Bazen katlanılması zor bir tipimdir. Kahrım çekilmez olabilir. Öküzlüğüm tutabilir.

Gerçi eğitilebilir ve evcilleştirilebilir bir Yengeç olduğum söylenir ama bu sabır ve yürek işidir bilek işi değil.
O yüzden çelimsizliğime rağmen benimle bilek güreşine tutuşanlar hiçbir zaman zafer sarhoşluğunun sevincini yaşayamazlar. Çünkü bileğimi bükmelerine gerek yoktur. Bırakırımi koyveririm zaten gitsin. Kazanma hevesleri kursaklarında kalır...

Tipsiz olduğumu söylememe zaten gerek yok. Her ne kadar Notredamın kamburu gibi olmasam da sıradan bir insanoğluyum işte. Gerçi memleketimden bir Hülya Avşar'la ülkemizin ilk erkek güzeli de çıkmıştır ama ben o standartlara uyamadım hiç. Yani fiziğim iyiydi ama lisedeki fizik dersini kasdediyorum. Etimi budumu değil.

Bir de ne hikmetse kendinin farkında olan insanları ne kadar seversem, kendinin farkındalığını abartanlarla yıldızım bir o kadar barışmaz. Bu tabi benim beceriksizliğim. Yoksa romantikliğim de tadındadır. Öküzlüğüm de. Ancak siz hangisine rastgelmişseniz o biraz sizin bahtsızlığınızla ya da tam aksi beklentilerinizle ilgilidir. Yani beklediğiniz gibi biri çıkmam genelde. Kelek sandığınızda kavun, kavun sandığınızda kelek çıkabilirim...

Her neyse. Bir anı ile bitireyim bu postu. Maksadım da oydu zaten.

Klasiktir belki. Ben de ilkokulda bir kıza aşıktım. Etrafında erkek sinek uçurtmazdım ama o ortaokulda benden önce büyüdü, abla oldu ve üst sınıflardaki abilerle çıkmaya başladı. Böylece bendeniz  de terkedildim:) İçime kapandım ve ne kadar romantik olursam olayım bir daha eskisi gibi öyle kızlarla konuşmayı bir türlü beceremedim, utandım sıkıldım vs.. O gün bu gün aynı haldeyim.

işte o dönemlerde bir çorap reklamı çıktı televizyonlara. Türkiye'nin ilk ince naylon çorabı sanırım Jill diye bir marka. Ajda Pekkan'ı oynattılar reklamda. Bando mızıka ve göklerde uçuşan konfetiler eşliğinde sokakta çorap markası devlet töreniyle geliyor ve Ajda hanım en son karede gözüküyordu. Sunucu Ajda hanıma çok güzel olduğunu söylüyor, kamera bacaklarındaki çorapları gösteriyordu. Ajda hanım da kırıtıp "teveccühünüz" diyordu.

Bu replik, bir tuttu pir tuttu.  Kızlar arasında çok yayıldı. Herkes kırıtmakta ve en ufak iltifatta bütün kızlar "Ay çok merci, teveccühünüz" ayaklarına yatmaktaydı. İşte
ne olduysa, nasıl olduysa o gün uzun süredir ilgi duyduğum ama bir türlü açılamadığım bir kız arkadaşıma ( sanırım saçlarını yaptırmıştı). Ben de iltifat ettim.

-Bugün çok güzelsiniz hanımefendi diyerek, yarı esprili bir şekilde. O da gayet hoş bir şekilde kırıtarak;
-Ay! teveccühünüz! diyince benim içimdeki  Cem Yılmaz birden dışarı fırladı. Kıza tutup bir kaç güzel kelime daha söylemek yerine;
-"Yok canım, ne teveccühü o zat-ı alinizin hüsn-ü kuruntusu efendim" deyiverdim.

Kız şok olmuş gibi birden mosmor oldu ve "salak" diyerek kafasını çevirip gitti. İki ay kadar da yüzüme bile bakmadı, konuşmadı benimle. İşte o gün bugündür  beceremiyorum iltifat etmeyi ben insanlara. Ya da bakıyorum en olmadık zamanda öküzlüğüm galebe çalıyor ve "tabi canım ister lokum derken yok yemicem tokum" diyorum.

Ne yapayım bu da benim kusurum.
Tipsiz olduğum kadar, küstahım da. Hatta ne küstahı düpedüz boğa:)
Haa! siz  beyaz Türkler ona, Öküz de diyorsunuz.  Bu da benim çok da umurumdaydı afedersiniz.
Bu yazıyı paylaş: :

5 Yorum var:

  1. ahahah enfesti doğrusu yazı,süper:))

    YanıtlaSil
  2. işte bu yazılarını seviyorum... :)

    YanıtlaSil
  3. @bad-ı esrar: o sizin süperliğiniz:)

    YanıtlaSil
  4. @Yılmaz Barış: teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. Bu yazı her ne kadar 2 yorumda tutulp kalmış olsa da ara sıra açıp bu yazıyı okuyorum...

    YanıtlaSil

Buraya yorum yazabilirsiniz. Niye yazmıyorsunuz?

Üşenmedim, başka şeyler de yazdım